Seyir defteri,1981 kapanış

1978 yılından beri bu kadar hareketli bir yaz geçirmemiştim, o zamanlar yurtdışında düzenlenen halk oyunları festivallerine gidiş hazırlıkları, yaşanan heyecan ve oralara gidiş gelişlerle birlikte Ağustos sonunu bulurduk. Bu sene de günler resmen aynı kıvamda geçiyor, yurt dışına herhangi bir festivale gitmedim ama İstanbul’da ve Antalya’da geçen günler ve orada yaşadıklarım beni çok mutlu etti.

Birkaç gün içinde tatil rehavetinden kurtulup buradaki gerçek yaşama geri döndüm ve ilk fırsatta Adnan’la haberleşip fakültenin yolunu tuttum. Onunla taksiden indiği köşedeki büfenin önünde buluştuk, beni biraz güneşte yanmış gördü.  Bir yanı merkez binanın yüksek duvarları olan sokakta sohbet ederek yürüyüp binaların arasından okula doğru döndük.

Antalya’nın aşırı sıcağından sonra Beyazıt’ta bulunan fakülte bana sanki oldukça serin geldi, öğlenden sonraları güneşi almayan okul ve kütüphane sanki klimayla soğutuluyormuş gibiydi. Alt ve üst kattaki koridorlarda bulunan panolarda asılı olan sınav sonuçlarına tekrar göz gezdirdik, günlerimizin geçtiği kantin kapalıydı. Yeni sınav günlerini not aldıktan sonra okuldan çıkıp kütüphanenin yolunu tuttuk.

Kütüphane memureleri Mükerrem Hanım ile Gönül Hanım yine orada işlerinin başındaydılar. Bomboş olan yüksek tavanlı serin kütüphanede bizleri yeniden görmekten mutlu oldular, sanki ablalarımız gibiler. Sohbetle birlikte orada pişirdikleri çayları içerken onlara yanımda getirdiğim Antalya tatil fotoğraflarını çıkarıp gösterdim, orada yaşadığım bazı ilginç olayları anlattım. Laf lafı açıyor ama gelmişken sınav harçlarını da yatırmak gerekiyor. Mükerrem Hanım daktilosunun başına yine tez yazma işlerine dönerken, bizler de onlara şimdilik veda ettik.

Üniversite girişinde bulunan postanede sınav harçlarını yatırdıktan sonra geniş merdivenleri indik ve gidip Çınaraltı çay bahçesinde kendimize oturacak bir yer bulduk. Yavaş tempoda yürürken yorulup acıkmışız, gelirken simitçiden aldığımız çıtır simitlerin yanına tavşan kanı çaylar da geldiğinde çınar ağaçlarının altında hafif esintiyle birlikte keyfimiz de yerindeydi. Burada Adnan’la konuşup sohbet ederken zaman nasıl geçiyor farkına bile varmıyorum.

Görsel: youtube

Akşamüstü oturduğumuz yerden ayaklanıp önce Sahaflara girdik ve tezgâhlara dizilmiş olan kitaplara göz attık. İstediğimiz birkaç kitabı satın aldıktan sonra vedalaştık, Adnan babasının Aksaray’da çalıştığı yere uğrayacak. Ben de önce kenardaki tuvaleti ziyaret ettim sonra da kalabalıkla birlikte üç beş merdiveni inip Sahaflar Çarşısından çıktım ve karşımdaki Kapalıçarşı içine daldım. İçerisi yine etrafı merakla gezen ve alışveriş yapan turistlerle dolu!

Görsel: Neredekal

Çarşının içinde tamirat var, her tarafta sıralar halinde yüksek tahtadan iskeleler kurulmuş. Tavanlarda boya ve restorasyon işlemleri yapılmaya başlanmış, Ana sokakta kalabalığa karıştım ve iki taraflı kuyumcu dükkânlarının parlak ışıkları arasında etrafa bakınarak Nur’u Osmaniye’nin yolunu tuttum, caminin bahçesinden geçip oradan Cağaloğlu üzerinden yokuş aşağı yürüyerek Sirkeci’ye vapura ineceğim.

Görsel: İbrahim Doğan-Pinterest

Sonraki günlerim Beyazıt, Bostancı, Feneryolu, Salacak arasında geçmeye başladı, aybaşından itibaren başlayacak olan sınavlara büyük bir moralle hazırlandım. Akşamları Salacak sahilinde vapur iskelesinin hemen yanında bulunan küçük çay bahçesinde Attila ve onun arkadaşlarıyla birlikte oturup sohbet ettik. Önümüzden ışıklar içinde geçen şehir hatları gemilerini, Sarayburnu’nu, Kız Kulesini seyrettik, iyot kokan denizin kokusunu içimize çektik.

Görsel: Nadir Göktürk

24 Ağustos 1981 günü İngiltere’de yayınlanan EuroMoney dergisi başbakan yardımcısı Turgut Özal’ı ‘yılın ekonomi bakanı ‘seçti. Onlara göre ülke ekonomisinde muazzam bir ilerleme var ama bizler gibi sıradan fanilerin yaşam kalitesinde ve gelirlerinde büyük bir sıçrama görülmedi. Uluslararası büyük yatırımcılar ile onların gözbebeği siyasetçilerle kategorilerimizin farklı olduğu kesin. Dünyayı yönlendiren büyük insanlar bir politikacıyı önceden yüceltmeye başladıklarında, toplum üzerinde gizli bir algı yaratmayı hedefledikleri açıkça ortaya çıkıyor. Onların öne çıkarmak için çalıştıkları bu kişi için belirli bir planları olduğunu durumu doğru analiz eden insanlar kolayca anlıyorlar. Yapılacak ilk seçimlerde onun ve partisinin asker kökenli siyasetçilere karşı başarılı olacağı çok belli.

Görsel: Kitantik

Eylül başından itibaren fakültede sınavlar yeniden başladı, kendi çalışma tempomda bir değişiklik olmadı. Girdiğim matematik ağırlıklı derslerin imtihanlarında hesap makinesi kullanmak yasak. Her öğrenci gibi benim de iyi konsantre olmam gerekiyor ama en büyük hatam dikkatsizliğim, bunun farkındayım. Bir ân olsun dikkatim dağıldığında hemen bir hata yapıyorum. Ondan sonra da soruyu doğru algılayıp hatayı bulma ve toparlama imkânım hiç olmuyor, zaman azaldıkça da panikleyip tamamen kilitleniyorum. Bildiklerimi unutuyor ve sonunda tamamen devreden çıkıyorum.

Bu fakülteyi kazanmak için gösterdiğim olağanüstü çabayı ve disiplinli çalışmayı nedense unuttum, öyle eğlence peşinde de koşmuyorum ama galiba işin biraz kolayına kaçmaya başladım. Okul dışında çalıştığım ve uğraştığım işler için gösterdiğim gayreti okul ve dersler için göstermiyorum. Eninde sonunda nasıl olsa yaparım düşüncesi belli ki beni bir parça rehavete sürüklüyor. Kendime güveniyorum, yapacağımı da biliyorum ama neden azıyla yetiniyorum, işte bunu hiç anlamıyorum. Sanki sıradan olmayı, kendimi cezalandırmayı seviyor gibiyim.

Bütün bunların neticesinde açıklanan sınavlar sonuçlarına göre üç dersten daha başarılı oldum, Şubat dönemi sınavlarına Finans ve Üretim Yönetimi derslerim kaldı. Yani dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum, sanki yeterince başarılı olmak istemiyorum. İlkokul öğretmenim Sabahat Hanım bu gayretsiz halimi görseydi eminim kulaklarımı çekip beni uyarırdı. “Sen küçücük halinle on beş günde bir senelik bilgiyi öğrenmiş bir talebesin, silkelenip kendine gel,” derdi.

Görsel: Gaste24

24 Eylül 1981 günü Türkiye’nin Paris Başkonsolosluğu ile Kültür Ataşeliğinin bulunduğu binayı işgal eden 4 Ermeni terörist, 56 Türk görevli ve vatandaşı rehin aldı. Teröristler güvenlik görevlisi Cemal Özen’i öldürüp, Başkonsolos Kaya İnal’ı yaraladılar. Olayı yine Ermeni terör örgütü Asala üstlendi. Birinci dünya savaşı yıllarından beri devam eden bu kanlı çekişme, tarihçiler yerine siyasetçiler tarafından ele alınıp kaşındığı sürece böyle devam edecek gibi görünüyor.

Büyük devletler, devlet arşivlerinde bulunan tarihi belgeleri gün ışığına çıkarmak bir yana, gerçeklerin üzerini de açıp ortaya çıkarmak istemiyorlar. Böyle bir şey olduğunda devletlerin ve siyasetçilerin seçmenlere karşı ellerindeki en önemli seçim kartları ellerinden alınmış olacak. Onlar için önemli olan kullanabilecekleri bir şeylerin her zaman ellerinin altında olması, bunun gerçekleri ne kadar yansıttığının da pek önemi yok.

Kamuoyunu söylemlerle ve medya ile yönlendirmek, kara propaganda ve algı yönetimi büyük devletlerin sıkça kullandığı en önemli silahların başında geliyor. Bir yalanı defalarca tekrar ederek insanları yanıltmak, savaş sırasında Almanların kullandığı güçlü bir yöntemdi. 1945 yılında Berlin Ruslar tarafından işgal edilirken, Alman halkı yalan tekrarları ile hâlâ savaşı kazandıklarını zannediyorlardı. Bu yöntem diğer büyük devletler tarafından da benimsenmiş görünüyor.

Bizim yıllarca çektiğimiz ve unutmaya çalıştığımız silahlı çatışmaların olduğu o korku dolu günler maalesef yurtdışında birden ön plana çıktı. 6 Ekim 1981 günü Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat, Mısır ordusunun 1973 yılında İsrail ile olan savaşta Süveyş Kanalı’nı geçmesinin 8. Yıldönümü törenleri esnasında Müslüman Kardeşler örgütü tarafından gerçekleştirilen suikastta öldürüldü.

Görsel: Gzt

Enver Sedat 1973 yılında yapılan Arap İsrail savaşı sonrasında 1977 yılı sonunda Kudüs’ü ziyaret etmiş ve İsrail’le iyi ilişkiler geliştirmiş. 17 Eylül 1978 tarihinde İsrail’le masaya oturarak Camp David Sözleşmesini imzalamıştı. Bu anlaşma ile İsrail tarafından 1967 yılında altı gün savaşında ele geçirilen Sina Yarımadası Mısır’a geri verilmişti. Barış çabalarından dolayı İsrail Başbakanı Menahem Begin ve Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat 1978 yılı Nobel barış Ödülünü almışlardı.

Görsel: Haber-sol

16 Ekim günü Isparta yarı açık cezaevinden izinli olarak çıkan Türk sinemasının çirkin kralı sanatçı Yılmaz Güney’in yurtdışına kaçtığı anlaşılmış. Sanatçı Yılmaz Güney,1971 yılında İsrail konsolosu Efraim Elrom’un öldürülmesinden sorumlu olan Türkiye Halk Kurtuluş Partisi üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse mahkûm edilmiş. 1974 yılında ‘Arkadaş’ filmini çekmiş, aynı yıl ‘Endişe’ filmini çekerken Yumurtalık İlçesinde yargıç Sefa Mutlu’yu öldürüp tutuklanmış ve 19 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Görsel: habertürk

Arkadaş filminde Yılmaz Güney, Melike Demirağ, Civan Canova, Semra Özdamar ve Kerim Afşar önemli rolleri paylaşmışlardı. Melike Demirağ’ın söylediği, bestecileri Mehmet Attila Özdemiroğlu ve Mehmet Şanar Yurdatapan olan Arkadaş şarkısı söz ve müziğiyle hafızalarımızda yerini almıştı.

Bir kıvılcım düşer önce, büyür yavaş yavaş
Bir bakarsın volkan olmuş, yanmışsın arkadaş
Dolduramaz boşluğunu ne ana ne gardaş
Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş

25 Ekim tarihinde de Roma Büyükelçiliği ikinci kâtibi olan Gökberk Ergenekon Ermeni teröristlerin silahlı saldırısından yaralı olarak kurtuldu. Yine aynı fikirdeyim, bu olayları teşvik ve himaye eden devletler ve içten hesaplı karanlık siyasetçiler en büyük suçlular.

Görsel: Gökçe Koleksiyon

2 Kasım 1981 günü beş gün sürecek olan Türkiye İzmir ikinci İktisat Kongresi toplandı, aynı gün İstanbul Üniversitesi de yeni eğitim dönemine başladı. Artık fakültede son senemiz olduğunun farkındaydım,

Günler mevsimler derken

Gözlerimizi açıp baktığımızda

Görüyoruz ki seneler geçmiş

Yaşayan insan için hayat göz açıp kapayıncaya kadar çabucak geçermiş, koşturmaktan bu güne kadar gerçekten hiçbir şey anlamadım.

Okula gittiğimde kantinde Amerikan Kolejinden tanıdığım kişilerden biri olan Ranan ile karşılaştım, bu sene bizim okulu kazanmış. Sevip saydığım insanlar ile yeniden karşılaşmak çok hoşuma gidiyor, onunla sohbet edip konuştuk, kolejden tanıdığım mezunlardan Şifa ve Esin’den haberler aldım. Ranan için de burada elimden gelen herhangi bir şey varsa not olsun kitap olsun yapacağımı söyledim. Konu bu sene kolejde eğitmenliğe gelince geçen hafta derslere tek başıma başladığımı söyledim, bu sene Sibel’in kol başkanı olduğunu anlattım.

Son sınıfta bir bölüm seçmek zorundayız, sorumlu olduğum dokuz ders var, bunun yedi tanesi ortak diğer ikisi ise seçtiğim bölümden olacak. Mevcut beş bölüm içinden benim için uygun olanını seçmem hiç zor olmadı. Yeterli konsantrasyonu göstermediğim için matematik ağırlıklı derslerin ağırlıkta olduğu Finans ve Üretim Yönetimi bölümlerini baştan hemen eledim. Hoşlanmadığım için Muhasebe bölümünden, öğretim görevlileriyle iletişim kuramadığım için Pazarlama bölümünden vazgeçtim.

Geriye sadece Personel Yönetimi kalmıştı, ben de doğal olarak onu seçtim. Bu yaz yaşadıklarım, aldığım nitelikli eğitim ân itibariyle reklamcılık ve turizm alanlarının aklımda ön plâna geçmesine neden oldu. Bu bölümde sorumlu olduğumuz iki dersten birini İktisat Fakültesinin Endüstri İlişkileri bölümünden Prof.Dr. Metin Kutal’dan alacağız, diğerini ise bizim fakülteden Prof.Dr.Selçuk Yalçın’dan.

4 Kasım günü Milli Güvenlik Konseyi, Yüksek Öğretim kanununu onayladı, bu kanunla YÖK’ün kurulmasının önü açıldı, iki gün sonra da YÖK yasası yürürlüğe girdi. Bu kanunla birlikte üniversitelerin özerkliği resmen ortadan kaldırılıyordu. Yukarıdan birilerinin onayı olmadan üniversite de karar almak, seçimler yapmak bundan sonra pek bir anlam ifade etmeyecek gibi görünüyor. Allahtan bu sene okulda son senem, benden sonra ne yaparlarsa yapsınlar.

Derslere birkaç kişi gidince Prof. Dr.Metin Kutal Bey’in ve Prof.Dr. Selçuk Yalçın Bey’in odasında çay içerek eğitim görmeye başladık. Bu durum bizlerde değerliymişiz hissi yaratırken, dersleri sevip bundan büyük bir keyif almaya başladık. Bölümü seçen sekiz kişiden biri olan Murat Birkan yani namı diğer Tako ile bu sene tanıştım. Tako ile bu güne kadar karşılaşmamış olmamız büyük bir talihsizlik, onunla bu kadar iyi anlaşabileceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. -Onun da rüyası turizm alanında çalışmak ve Amerika’da yaşayan ağabeyinin yanına gidip orada hayatına devam etmek.

Görsel: İşletme Fakültesi 82 yıllığı

Fakülte eğitimine bir süre ara verip yeniden okula dönen, Tekirdağ Malkara’lı olan Hasan, Şule, İranlı Musa, Adnan, Remzi ile iyi anlaşıyor ve kantinde aynı masada uzun saatler boyunca muhabbet ediyoruz. Hasan’ın derslerdeki olağanüstü gayretleri ve sürekli bizlere gaz vermesiyle birlikte mezuniyet sonrası yüksek lisans eğitimi yapmayı diğerleri gibi ben de düşünmeye başladım.

Böyle hayal kurmak güzel de, diğer yanda da yazılı gerçek fakülte kuralları var. Benim için ortada ufacık bir sorun var, yüksek lisans eğitimine başvurabilmek için fakülte bitirme not ortalamasının en az altı olması gerekiyormuş. Bu benim için çok zor, sınav geçmişime bakınca ortaya çıkan tablo korkunç ötesi. Üstelik yüksek lisans eğitimine kayıt olup imtihanına girebilmem için Eylül ayına kadar fakülteden mezun olmam gerekiyormuş. Ben üç senedir Mayıs sonunda ki tek ders sınavına kadar giden biriyim, bu sene bunun tersinin olacağını düşünmek gerçekten de komik. Yani işim zordan da öte, dört sınav döneminde verdiğim dersleri iki sınav döneminde halletmeme gerekiyor, yani resmen mucizelere ihtiyacım var.

Yine de bir ümit dersleri azimle sıkı bir şekilde takip etmeye başladım, erken başlayan dersler için sabah güne erkenden Kadıköy vapur iskelesinde başlıyorum, Üsküdar Amerikan Akademisinden tanıdığım hem de mahalle arkadaşım Esma, onun tıptan arkadaşları ile geçen sene olduğu gibi yine vapurun en üst açık kısmında bacanın kenarında buluşuyoruz. Onlar sabah sigaralarını içerken ben de sohbetlerine eşlik ediyorum ve neşeyle Eminönü’ne gidiyoruz.

O sıralarda fakültede yabancı dil eğitimiyle ilgili olarak ortaya çıkan ani gelişmeler oldukça ilginçti. 1978 yılında fakülteye girerken Üniversite giriş sınavında yabancı dil puanları belirli bir seviyenin altında olan öğrenciler, fakülte derslerine ek olarak yabancı dil eğitimi alacaklardı. Üniversite giriş sınavında aldığımız puan belirli seviyenin üzerinde ise eğitime katılmaktan muaf olacaktık.

Bizim arkadaşlar değil ama benim yabancı dil puanım istenen seviyenin üzerinde olduğu için eğitimden muaf kabul edildim. Ortaokul son sınıfta özel ders aldığım English High School’da öğrenci olan mini etekli o kız bana İngiliz dilini gerçekten sevdirdi. Lise birinci sınıfta ingilizce dersi öğretmenim olan, mevcut ders kitaplarına ek olarak Living English Structure kitabını okutan idealist İmer Evren’i de her zaman minnetle hatırlıyorum. Kadıköy Yabancı Diller Yüksekokulunda iki yıl aldığım yoğun İngilizce eğitimi de kendime yetmeme vesile oldu.

Aslında fakülteye adım attığım ilk andan beri kütüphaneden sürekli olarak çeşitli dallarda İngilizce işletme kitapları alıyorum, onları gözden geçiriyor, gerekli gördüğüm yerlerden kendime notlar çıkarıyorum. Bu şekilde işletme dalında kullanılan literatüre ve terimlere uyum sağlamaya çalışıyorum. Yine de biraz ilerimizde bulunan Üniversitenin Mediko Sosyal Merkezindeki bir sınıfta başlayan derslere bizimkilerle birlikte hem bilgilerimi tazelemek hem de gırgır olsun diye gitmeye karar verdim.

İlk sınıftan beri Eminönü’nden yürüyerek geldiğim için Esnaf hastanesinin önünden geçerim onun yan tarafında bulunan Üniversitenin Mediko Sosyal Merkezini yakından görür, sanki öyle bir yer yokmuş gibi davranıp hızlı adımlarla okula giderim. Şimdi de daha önce diş çektirme maceram olan o çekik gözlü diş hekimi hanımla yeniden karşılaşacakmışım, beni kolumdan sanki tutup dişçi koltuğuna sürükleyecekmiş gibi korkuyorum.

Yine de binanın kapısından içeriye korkarak adımımı attım. Merdivenlerden sağıma soluma bakmadan süratle çıktım, kendimi üst kattaki sınıfa heyecanla attım. Ders henüz başlamamıştı, bizim arkadaşlar yemek rehavetiyle iskemlelere oturmuş uyuklama modundaydılar. O sırada sınıfa gelen İngilizce ders sorumlusu Baydar Bey’e gidip kendimi tanıttım, kendisi babacan tavırlı kalender biri.

Bakıyorum da son birkaç aydır kendimi yöneticilere tanıtıp, eğitimlere kabul edilmek için çabalıyorum. Reklamcılıktan sonra şimdi de İngilizce eğitimi, bu işe alıştım galiba. Neyse eğitmen Baydar Bey, fakültede öyle pek karşılaşılmayan benim gibi gönüllü öğrenciye hayır demedi. Derslere katılmama izin verince ben de bizim arkadaşlarla birlikte o gün İngilizce derslerine başladım.

Halk oyunları eğitmenliğine yine devam ediyorum, haftanın belirli günlerinde Üsküdar Bağlarbaşı’nda bulunan Amerikan Kız Akademisine gidiyorum. Bu sene Halk oyunları kol başkanı olan Sibel ile Özlem ve Emel, halk oyunları gösterisi dışında sahnede Anadolu’da kız istemeyi konu alan bir oyun sergilemek istediklerini belirttiklerinde şaşırdım. Oldukça güzel bir fikir, hoşuma da gitti ve kendi adıma da elimden geleni yapabileceğimi belirttim.

Oyunun senaryosunu görmek istediğimde ellerinde yazılı bir şeyin olmadığını söylediler. Yani bir oyun sahnede doğaçlama oynanamaz ki sahnede oynayacak bir kişi bile olsa ortada bir metin olmak zorunda. Kendi adıma şimdiye kadar böyle bir çalışmanın içinde olmadım, bir oyun okumadım ve görmedim. Şu ân yapılacak en iyi şey kütüphaneleri karıştırıp yazılı bir senaryo veya oyun bulmak. Kızlarla birlikte iki hafta araştırma yapacağız, bir senaryo bulursak oturup bunun üzerinde konuşacağız. 

İlk fırsatta Eczacılık Fakültesinin köşesinde bulunan Üniversitenin genel kütüphanesine gittim. Kapsamlı bir araştırma yaptım ama işimize yarayacak bir çalışmaya rastlamadım. Sahaflarda ve Cağaloğlu’nda bulunan kitapevlerinde eski veya yeni kitaplar bakındım ama istediğim gibi bir şey bulamadım. Halk eğitim merkezlerinde bulunan kütüphaneleri de araştırdım ama ortada bir çalışma yok. Görünen o ki böyle bir oyunu sahneye koyma şansı öyle pek kolay değil.

Kolejde halk oyunu çalışması sonrasında ayaküstü bir toplantı yaptık, kızların da bulduğu bir çalışma yok. Bu projeden vazgeçmenin en doğru seçim olduğunu söyledim ama onlar bu konuda çok kararlılar. “Siz yıllardır halk oyunları ile uğraşıyorsunuz, çevrenizde muhakkak böyle bir şeyle karşılaşmışsınızdır,” diyerek konuyu bana getirdiler. Bu oyunu benim yazmamı istediler, Sibel ile Özlem ve Emel de bana yazım işinde yardımcı olacaklarını belirttiler, kol sorumlusu olan Miss Lynder da onları destekledi.

Düşünüyorum da lisede Edebiyat öğretmeni Tennur Hanımın kompozisyon derslerinde verdiği ödevler dışında iki satır bile yazmışlığım yok. Çevremde bulunan birçok insana göre gerçekten çok okurum, elimden kitap düşmez ama bunlar edebi eserler değil genel olarak kütüphaneden aldığım işletme ile ilgili kitaplardır. Bu kitaplarda da kişisel diyaloglar yok.

Konu dışarıdan bakıldığında basit gibi gözükse de yazarlık o kadar kolay bir şey mi? Öyle bir şey olsaydı zaten herkes yazar olurdu. Doğal olarak bu işi yapmamak için kırk dereden su getirdim ama karşımdaki kızlar oldukça kararlı ve benim bu işi kolayca yapacağıma inanıyorlar. Ömrüm boyunca herhangi bir kız isteme anını yaşamadım, ailemle birlikte bir kere çok küçükken Tekirdağ’da bir köye gitmiştim. Onda da bizimkiler kızı isterken biz dışarıda koşturup oynamıştık.

Nasıl razı oldum hâlâ anlamış değilim ama oyunun senaryosunu yazmayı ve üstelik sahnede onlarla birlikte oyunda oynamayı kabul ettim. Bu işin şakası yok, öyle el sıkışılıp kabul edilmiş bir projeden ben yapamıyorum, vazgeçtim deme şansım da olamaz. Benim ki nasıl bir güvense resmen boyumdan büyük işlere kalkıştım. Bakalım, Allah sonumu hayretsin.

24 Kasım 1981 tarihinde bu günün Öğretmenler günü olarak kutlanmasına karar verilmiş. 4 Kasım günü YÖK kanunun çıkarılmasından sonra bu gerçekten çok manidar bir karar oldu. Siyasetçilerin eğitimi bu kadar aşındırmalarından sonra böyle eğiticilerin ve öğretmenleri n hatırlanmasını sağlayacak göstermelik kararlar alınması oldukça ilginç.

Görsel: Eskimeyen kitaplar

Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e göre, en önemli, en esaslı nokta eğitim meselesiydi. “Eğitim bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüce bir toplum halinde yaşatır, ya da bir milleti esarete ve sefalete terk eder,” diye düşünüyordu. Bu sözleri gerçekten inandığı için söylüyordu ve gereğini yapıyordu.

Ulusal bağımsızlık Savaşının en bunalımlı zamanında, ordumuzun Sakarya’ya kadar çekilmesine yol açan Kütahya-Eskişehir yöresindeki Yunan saldırısının tehlikeli şekilde geliştiği günlerde, 16 Temmuz 1921’de, Ankara’da “Maarif Kongresi” (Millî Eğitim Kongresi) toplanmıştır. Mustafa Kemal Atatürk cephedeki şartların ağırlığına rağmen bu Kongrenin ertelenmesine razı olmamış, hatta kongrenin açış konuşmasını kendisi yapmıştır.

Bu açış konuşmasında, devam eden savaşa ve bütün maddî  imkânların düşmanı vatanımızdan kovmak için kullanılması zorunluluğuna rağmen millî ve çağdaş bir eğitimin temellerinin atılmasını, yapılacak işlerin sağlam bir programa bağlanmasını istemiştir.

Bu kongrede Mustafa Kemal Atatürk, acı bir gerçeğe parmak basar. “Yüzyıllarca süren derin idarî ihmallerin devlet bünyesinde açtığı yaraları iyileştirme yolunda harcanacak çabaların en büyüğünü, hiç şüphesiz, ilim ve irfan (bilgi ve kültür) yolunda kullanmalıyız,” der. “Şimdiye kadar izlenen öğretim ve eğitim yöntemlerinin, milletimizin gerileme tarihinde, en önemli etken olduğu kanısındayım.”

Görsel: Cumhuriyet gazetesi

Mustafa Kemal Atatürk, eski devrin hurafelerinden, boş inançlarından, Doğudan ve Batıdan gelebilecek zararlı etkilerden uzak, millî karakterimize ve tarihimize uygun bir kültüre muhtaç olduğumuzu vurgular. Gelecekteki kurtuluşumuzun büyük önderleri olarak selâmladığı öğretmenlere duyduğu derin saygıyı dile getirir. “Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordunuzun zaferi için yalnız zemin hazırladı. Gerçek zaferi siz kazanacak, siz sürdüreceksiniz ve mutlaka başarıya ulaşacaksınız,” der.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 16 Temmuz 1921 tarihinde savaş günlerinde Maarif kongresine katılarak ülkenin gelişmesinin ve kalkınmanın temel taşları olarak gördüğü öğretmenlere gösterdiği önem ve saygıyı 60 yıl sonra yılda bir güne indirgemek üzerinde düşünülecek önemli bir konudur.

Çarşamba günü Kolejde çalışma sonrasında diğer binadaki bir sınıfta Miss Lynder, Sibel, Özlem ve Emel’le birlikte oturup projenin ana hatlarını konuştuk ve senaryonun bitirilmesi ile provalar ve sahneye konulması konusunda bir takvim belirledik. Kızlar çok hevesli ve iyi niyetliler ama bu yeterli olmuyor, bu yazım işi sanki benim üzerime kalacak gibi görünüyor. Of ki ne of!

Görsel :Twitter Depo Photos

Eski Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Bülent Ecevit, iki ay önce mahkeme tarafından uluslararası bir ajansa demeç verdiği gerekçesiyle dört ay hapse cezasına çarptırılmıştı. 3 Aralık 1981 tarihinde Bülent Ecevit bu dört aylık hapis cezasını çekmek üzere Ankara Merkez kapalı cezaevine konuldu. Bülent Ecevit’in yaptığı konuşmayı gazetede okudum, “Dışarıda bir mahpus gibi yaşamaktansa, özgür bir insan olarak bir süre hapiste kalmayı tercih ederim. Özgürlük aslında insanın kafasının içindedir. Ben kafamın içindeki özgürlüğü içeri götürüyorum,” demiş. Sözlerine ben de katılıyorum, özgürlük bana göre de insanın içindedir.

Okulda derslere düzenli olarak gidiyorum, yüksek Lisans eğitimi için bir şansım varsa bunu kaçırmak istemiyorum. Oyun yazma konusunda da daha bir adım ileriye gidemedim. Yazılı bir şeylere ulaşamayınca ben de çevremde bulunan büyüklere kız isteme konusunu anlattırmaya başladım. Sadece bizimkiler değil çevremdeki herkese bu konuyu soruyorum, yabancı bir yere gidildiğinde kendi davranışlarını, ortam içinde yaşananları ayrıntılı olarak öğrenmeye çalışıyorum. Kız isteme sırasında karşılaştıkları ilginç olayları ortaya çıkarmaya gayret ediyorum. Köy düğünlerinde bulunanları dinliyorum, aklıma kendimce gizli notlar alıyorum.

Annem vakti zamanında Almanya’da çalışan erkek kardeşi için çeşitli defalar kız görmeye ve istemeye gittiğini anlattı. Kardeşinin izinli geldiği bir sefer Tekirdağ’da bir köyün ileri gelenin kızını görmeye gitmişler ki bunu ben de hatırlıyorum. Ben köyün içinde hayvanların peşinde deli gibi koşturup oynarken, onlar şık kıyafetleriyle içeride aile büyükleriyle birlikte oturuyorlardı. Serinlemeleri için önlerine büyük bir tepsi ile dilimlenmiş kavun karpuz kesilip getirilmiş. Bizimkiler çatal ve tabak beklerken evin hanımı onları kibarca uyarmış. “Hadi yiyin, yemezseniz bunları hayvanlara vereceğiz.” Bu sözlerle birlikte bizimkiler o anda kendilerince notu vermişler, çok geçmeden de müsaade isteyip kalkmışlar.

Yani bunlar komik, yaşanmış olaylar ama bunları yazacağım çalışmaya hiçbir şekilde ekleyemem. Zaten bu senaryoda kız büyükler tarafından istenecek ve sohbet ile de verilecek, ardından da oyunlar oynanacak ve eğlence olacak. Söylemesi çok kolay da hadi yaz bakalım.

5 Aralık günü Türkiye milli basketbol takımı Bulgaristan’ın Sofya kentinde Yunanistan’ı 93-80 yenerek tarihinde ilk kez Balkan şampiyonu oldu. Şampiyonada; Efe Aydan, Melih Erçin, Necati Güler (Eczacıbaşı), Erman Kunter (Beşiktaş), Serdar Koçyiğit (Efes Pilsen), Mehmet Döğüşken, Serdar Ersözlü (Muhafızgücü), Şadi Olcay, Celal Arısan (Karşıyaka), Remzi Dilli (Galatasaray), Behçet Üner (Şekerspor)’den oluşan kadroyla kupa kazanıldı.

Görsel: Twitter

Mayıs ayında hatırlıyorum İstanbul Spor Sergi sarayında yapılan basketbol Challenge turunu seyretme şansı bulmuştum. Çalıştırdığımız Bostancı ilkokulunda tanıştığımız Aslan Tunçata abi TRT televizyonunda ışık şefi olarak çalışıyordu. Onun vasıtasıyla stüdyoda yapılan müzik programları çekimlerine de gidip Nilüfer ile Seyyal Taner’i de seyretmiştik, şimdi de turnuvaya gidip girmiştik. Aslan abi Mete ile bizi kameralara yakın bir yere yerleştirilmişti,

Türkiye’nin maçı başladığında spor salonunda herkes çılgın gibi bağırıyordu, benimse maç kültürüm sıfır. Ağzımı açıp da bir kere bile tezahürat yapmamışımdır ama sağımda solumda oturanlar avazları çıktığı kadar bağırıp şarkı söylüyorlar. Önce şaşkınlıkla onları izledim, bizim Mete de bağırıyor. Nasıl olduysa ben de havaya girip şöyle bir bağırdım, sonra sanki herkes beni izliyormuş gibi utanıp gizlice çevreme baktım. Kimsenin beni gördüğü yok biliyorum ama ben bağıramıyorum. Maç sonuna kadar etrafı sessizce izledim, yani elimden gelen sadece buydu. Bu maç sanki gittiğim ilk ve son maç olacak gibi görünüyor, belli ki karakterlerimiz farklı, birbirimize pek uyum sağlayamıyoruz.

6 Aralık günü de kılık kıyafet yönetmeliği Resmi Gazetede yayınlandı. Devlet kadrolarında, Milli Eğitim Bakanlığı ile diğer bakanlıklara bağlı okullarda sakal ve başörtüsü yasaklandı. Şimdilik bizlerle ilgili bir karar olmasa da kurulan YÖK ile üniversitelerin de liselere döndürüleceği kesin. Bakalım olacakları kendi gözlerimizle yaşayıp göreceğiz.

İngilizce dersleri öğleden sonra yapılıyor, ben de bizimkilerle gidip geliyorum, dersler inanılmaz neşeli geçiyor. Baydar Bey bizlerle şakalaşmaya bayılıyor o gün tahtaya vs yazdı ve ne anlama geldiğini bilen var mı diye sordu. Bizler Türkçe de vs harflerini vesaireye karşılık gelecek şekilde kullanırız ama bunun farklı olduğu ortada. Sorduğunda ekstra vesaire gibi komik karşılıklar alınca tahtaya yazdığı vs’nin bir yanına boksör olan Clay’in adını diğer yanına da Foreman yazınca bizler de jeton düştü. Bu vs yani versus karşı anlamındaymış, yani Clay Foreman’a karşı. Baydar Bey bana sonra çok takıldı ama bunu gerçekten bilmiyordum, belli ki öğrenmenin yaşı yok. 

Ülkemiz içinde kişisel özgürlükler hızla tırpanlanırken, 13 Aralık 1981 günü Polonya’da General Vohciech Witold Jarujelski, ülkede sıkıyönetim ilan etti. Askeri yönetim fabrikalar arası grev komitesini yani Dayanışma sendikasını yasakladı. Aralarında Leh Valesa ile önde gelen sendika liderlerinin de bulunduğu 14 bin sendikalı işçiyi tutukladı.

Görsel: Evrensel

14 Aralık günü de İsrail, tek taraflı olarak Suriye kontrolündeki Golan tepelerini ilhak etti.  2 Dünya savaşı sonrasında Suriye’ye katılan bölge, 1967 yılındaki altı gün savaşları sırasında İsrail tarafından işgal edilmişti. 17 Aralık günü ise Polonya’da polis, gösteri yapan işçilerin üzerine ateş açtı, 7 işçi hayatını kaybetti.

Görsel: Nadir kitap

Sahneye konulacak oyunda nihayet bir şeyler karalamaya başladım ama çok komikler. Yazmanın kolay olmadığının farkındaydım ama bu kadarını da beklemiyordum. Yani o kaç ciltlik romanları yazanlar bu kadar olayı, karakterleri nasıl düşünüp de bir araya getiriyorlar aklım almıyor. İnsan oturup kendi anılarını bile yazmaya kalksa bu bile çok zor. Şuraya gittim veya oradaydım yanımda şu vardı, gezdik eğlendik, düştük kalktık ile mesele bitmiyor ki. 

22 Aralık günü Prof İhsan Doğramacı YÖK Başkanlığına getirildi. Yayınlanan haberlere göre üniversite rektörlerinin hızlı bir şekilde değiştirilmesi gündemdeymiş. Dakika bir gol bir, bakalım üniversitelerin başına daha ne çoraplar örülecek? Bu günleri mumla arayacak gibi görünüyoruz,

Dünyada savaş ve şiddet devam ederken, 24 Aralık tarihinde İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi Savcısı, 82 DİSK yöneticisi sendikacı hakkında idam cezası istedi. Bundan bir gün sonra da Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi, Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma derneği olan TÖB DER kapattı. Savcılık TÖB DER’in Marksist Leninist bir düzeni amaçladığını iddia etti.

Görsel: Twitter

Şu senaryo çalışması resmen uykularımı kaçırıyor, kolejde çalışma sonrası Sibel ve diğerleriyle birlikte toplantı yaptık. Onlarda da yazılmış bir paragraf bile yok, her şeyi benden bekliyorlar ama ben de henüz bir şeyler yok. Onlara yaptığım araştırmaları, çevremde sorup öğrendiğim kız isteme hikâyelerini anlattım. Aklımdaki planı ve yazmak istediklerimi paylaştım, sanki bu iş olacak gibi görünüyor. Öncelikle diyalogları derleyip toplamam ve onları doğru bir sırayla yazmam gerekiyor. 

 27 Aralık günü, Hacettepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç.Dr. Bedrettin Cömert’in katil sanığı Rıfat Yıldırım Almanya’nın Berlin şehrinde yakalandı. Bana göre onu iade etmeyecekler, hele bu askeri yönetim ve sıkıyönetim mahkemeleri varken bu çok zor.  Nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama yeni Anayasayı hazırlama çalışmaları belirli bir takvime göre ilerliyormuş, 1982 yılı sonbaharında halk oylaması yapılacağı söyleniliyormuş.  

28 Aralık 1981 günü ABD’li ilk tüp bebek Elizabeth Jordan Carr, Norfolk Virginia’da dünyaya gelmiş. Yazılanlara göre, tüp bebek kavramı yani in vitro fertilizasyon kadın yumurtasının sperm tarafından vücut dışında döllenmesi süreciymiş. İleriki yıllarda kısırlık tedavisinde kullanılacak en önemli yöntemlerden biri olarak öne çıkacakmış. İnsanlar nelerle uğraşıyor bizim ülkemizde de geriye nasıl gideriz telaşı, biz pek adam olamayız gibi görünüyor.

Farkındayım zorlu bir yıl beni bekliyor, dönüm noktasındayım. Okulum bitecek ve belki de iş hayatında yeni ufuklara yelken açacağım. Rota nedir işte onu hiç bilmiyorum ama umarım en az hatayla doğru yolda ilerlerim. Umarım herkes için mutlu ve güzel bir sene geçer, iyi seneler.

3 comments

  1. Merhaba Gürcan Bey; Ben de yazımın başından ayrılamadığım için geç yazdım. *Bildiklerimi unutuyor ve sonunda tamamen devreden çıkıyorum * Demişsiniz ben bunu sınav başlamadan önce kapıda arkadaşların- şunu bilen var mı? ay -bu çıkar mı? laflarını duyduğumda yaşardım. ☺️ Evet yaa İngilizceden geçemeyen diploma alamıyordu. Benim muaf oluşum İngilizceminde maf olmasına sebeptir. 😏 Hayret yakın dönem gençleri olunca benzer şeyleri yaşamak kaçınılmaz oluyor sanırım. Ben esas Anadolu’da kız isteme konulu oyunun senaryosunu merak ettim. Kesin başarmışsınızdır. Masal güzel öykülerle devam ediyor. Keyifle okudum. Selam ve sevgilerle…

    Liked by 1 kişi

    • İyi akşamlar Alev Hanım, güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Yeni çalışmanızı bekliyorum, akıldayken araya bir şey sokmadan hemen yazmak gerekiyor. Oyunun senaryosunu gerçekten yazdım ve sahnede damat rolünü de oynadım. Heyecanlı ve eğlenceli bir deneyimdi. Tekrar yapar mıyım diye düşünüyorum da evet düşünmeden yaparım. Selam ve sevgilerimle…

      Liked by 1 kişi

      • İyi akşamlar Gürcan Bey; Pazar günü okursunuz az önce bitirdim. Önce küçük oğlum editörüm ☺️gözden geçirsin. Oyunu yazdığınıza şüphem yoktu zaten. 👍 Zevkle de oynamışsınız. Bunlar güzel ve gurur verici uğraşlar. Selam ve sevgiler bizden…

        Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s