Yayınlandığını gördüğüm ilk yazı

Artık yeni yıl dilekleri konusunu geride bıraktığımıza göre yazılara dönebiliriz. Yazdığım ve 38 yıl önce yıllıkta yayınlandığını gördüğüm ilk çalışmamı 2020 yılının ilk yazısı olarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Çalışmanın yazım hikâyesini daha önce anlattığım için onu geçip doğrudan yazıya giriyorum.    Adı geçen hikâye: Zaman nasıl da geçmiş 

İlginçtir ki bu çalışmadan sonra 25 yıl yayınlanan bilimsel makaleler hariç bir tek satır bile yazmadım. Bakalım okulun kantini hakkında yazdığım bu yazı ilginizi çekecek mi?

Görsel: İstanbul Üniversitesi, İşletme Fakültesi 82 yıllığı

Bu bizim kantinimiz

‘Kelimeler yapraklara benzer, onların bol olduğu yerde altlarında mana meyveleri nadirdir,’ derler. Az ama öz, hakkını vererek konuşalım ve saatlerimizin çoğunu kapsayan kantinimizden söz edelim. Bir fakülteye yetmeyecek kadar küçük, yetersiz küçük bir yer ama bizim yerimiz. Sevecenlikle barındığımız, bazen küfrettiğimiz, bazen şükrettiğimiz, saray mı kulübe mi karar veremediğimiz bir yer.

Birleşmiş Milletler salonuna hoş geldiniz. Enstitülüler, Master öğrencileri, Lisans öğrencileri, öğretim görevlileriyle biz hep buradayız. Ve okul hayatımızın bilmem kaç saati burada geçiyor ya farkında bile değiliz. Şakırtılar, gürültüler, kahkahalar bir anda dolduruyor etrafı, garanti ders arası. Beş on dakika ders arasında sıcak bir çay içmeye çalışanlar. Tatlı ya da değil bir şeylerden bahsedenler, sigarasını yakanlar, söndürenler. Yani dinamizm, coşku, heyecan dolu anlar. Derken bir zil sesi! Azalan gürültüler, uzaklaşan sesler.

Sigara dumanı dağılıyor yavaştan, derse girmeyenler masalara dağılmışlar, sessizlik başlamış yavaştan. Bazı masalarda not çekenler, bazılarında çiftler kafa kafaya vermişler, gözlerinin içi gülüyor. Çaylar yudumlanmaya başlamış, hareket yok. Birden bir kahkaha durgunluğu yırtıyor, kafalar çevriliyor. Ani bir flaş göz kamaştırıyor. Tazeleniyor çaylar yine, sohbet iyice koyulaşıyor.

Derken bir gürültü yaklaşıyor, Enstitü dağılmış, tartışma odasında sonuca varamayanlar burada tartışıyorlar. Hararetle, gürültülü. İnsanın bazen çıldırası geliyor. “Gidin, bizi sokmadığınız odalarınızda tartışın,” diyesi gelse de bir ses sanki boğazımıza lafları tıkıyor. “Sus, ayıptır. Hepiniz öğrencisiniz,” diyor.

IMG_20190406_09415420191210_170608

Öğle paydosu. Tıklım tıklım dolu burası! Tostlar yeniyor, süt, ayran, çay içiliyor. Öğleden sonra hesaplar yapılıyor. “King mi oynamaya gidelim? Falan sinemada iyi film var,” derken bağlanıyor mesele.

Ve böylesine bir devridaim gidiyor. Kıymetini anlamıyoruz belki. Kalorifer borusundan damlayan suya sinirleniyoruz. Farkında olmadan birbirimizi çekiştiriyoruz. Ama burası bizim. Bizim kantinimiz. Nice dostluklar, arkadaşlıklar, değerli ilişkiler burada pekişiyor. Seviyoruz yani.

Günler ayları kovalıyor, okul kapanıyor. O cıvıltılar azalmaya başlıyor. Derin bir sessizliğe gömülüyor. Umutsuz değil, biliyor yine dolup taşacak burası. Yeni yüzler gelecek, yeni umutlarla, içleri sevgi dolu. Ve onlar da benimseyecekler, her şeye rağmen sevecekler. Bu bizim kantinimiz diyecekler.

GÜRCAN

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s