Masal gibi-Urfa 5

30Ağustos 1961 Zafer bayramı günü caddede yapılan töreni annemin yanında izledik, babamı daha önce böyle askeri kıyafetleriyle yürürken hiç görmemiştim. Büyüyünce ne olacağım konusu kafamı karıştırıyor, kulak çekmeyi seven bir asker mi, itfaiyeci mi yoksa Binnaz Teyzenin oğlu Suavi gibi bakkal mı olacağıma bir türlü karar veremiyorum. Akşam da Orduevinde düzenlenen baloda bizler de anne babamızın yanında masada oturuyorduk, galiba dansı ve eğlenceyi seviyorum.

15 Eylül günü Yassıada Yüksek Adalet Divanı kararları açıklanmış. Aralarında eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes’in de bulunduğu sanıklara 15 idam, 31 ömür boyu hapis, 408 kişiye çeşitli hapis cezaları verilmiş, 133 kişi de yargılandıkları davalardan beraat etmiş.

Görsel: Nadir kitap

16 Eylül günü Adnan Menderes Yassıada’da intihar girişiminde bulunurken, Yüksek Adalet Divanı tarafından idama mahkûm edilen Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan haklarındaki karar İmralı Adası’nda yerine getirilmiş. Ertesi gün de Adnan Menderes aynı adada idam edilmiş.

Görsel: Flickr
Görsel: Nadir Kitap

Gazetede yayınlanmış olan resimde üstten çadır gibi bağlanmış üç tane kalın sopanın ortasında iple sarkıtılmış havada asılı duran bir adamı gördüm. Üzerine beyaz bir elbise giydirmişler ama onun oyun oynamadığı kesin. Kulağım çekilmesin diye babam yerine anneme sorup meseleyi öğrendim, idam öyle oynanacak bir oyun değil, aksine büyük bir cezaymış.

Annemin söylediğine göre babamlar askeri birliklerinde sürekli alarm halinde oldukları için eve sık gelemiyormuş. Belki öyle değildir ama ben şu alarm dedikleri şeyin asker babaların eve geliş izninin kaldırılması olarak düşünüyorum. O arada Postacı Amca İstanbul’dan anneme bir mektup getirdi, kardeşi çok yakında Almanya’ya çalışmak için gidecekmiş. Ben İstanbul’un bile nerede olduğunu henüz bilmiyorum, acaba Almanya dedikleri yer Urfa’nın ne tarafındadır?

Görsel: Savunma tr

Eylül günü Ankara’da Etimesgut havaalanı yakınlarında THY Tay uçağı düşmüş, 28 kişi hayatını kaybetmiş. 26 Eylül günü de Cemal Gürsel Türkiye’nin yeni Cumhurbaşkanı seçilmiş. 24 Eylül günü de Suriye’de askeri darbe olmuş, yeni hükümet Mısır’la Suriye’nin birlikte oluşturduğu Birleşik Arap Cumhuriyetinden ayrıldığını açıklamış. Türkiye kurulan bu yeni devleti hemen kabullenip tanımış.

Gorsel: uzumbaba

Bu sene Ekim ayı başında abim Urfa’da ilkokula başladı, siyah önlüğü ve beyaz yakası ile o artık bir öğrenci. O okuldan gelinceye kadar ben evde annemin yanında veya görebileceği uzaklıkta olmak şartıyla bahçedeyim. Evdeki anayasaya göre yolun karşısına geçmek, taş duvarların üzerinde oynamak yasak. Tek başımayken sarı leblebi, beyaz nohut ve fıstık gibi şeyleri de yiyemiyorum.

Abim dersleri bitip akşamüstü okuldan gelince de evin etrafında koşmaca oynuyoruz ama çok fazla değil. O artık büyüdü, okulda verilen ödevlerini yapmak için hemen masanın başına geçip oturuyor. Onun defterine çizdiği çizgileri ben de çizerim, ne var yani.

Annemin dediğine göre dört yaşımı bitirmişim, artık büyüyormuşum. İçimden, ‘daha beline kadar bile gelemiyorum, bu nasıl bir büyüme böyle?’ diye düşünürken o da aklındaki bir başka konuyu açtı.

“Dikkatimi çekiyor, yemek yerken ağzına çok büyük lokmalar atıyorsun, boğulacaksın,” dedikten sonra merakla sordu. “Oğlum, yemeği önünden alan yok ki neden ağzını öyle tıka basa yemekle dolduruyorsun?”

Ben sanki suçluymuşum gibi dudaklarımı şişirmiş önüme bakarken o da uyarısına devam etti.

“Üstelik bir de parmaklarınla sığmayanları ağzına ittirerek sokuşturmaya çalışıyorsun,” deyip uzanıp çenemden başımı kaldırdı. “Ayıp, bunu farkında olmadan başkalarının yanında da yapacaksın, sana hiç yemek vermediğimizi zannedecekler.”

Son zamanlarda dışarıda gördüğüm, birlikte oynadığım çocuklar yanlarında getirdikleri peynir ekmekleri böyle hızlı ve büyük parçalar kopararak yiyorlardı. Ben de sadece onlar gibi yapmaya çalışıyordum, bunda kötü olan ne olabilirdi ki?

Ben de annemin yanında onun dediği gibi yaparım, dışarıda da kendi istediğimi. Babamla geçenlerde konuştuğum lakap konusu aklıma geldi, benimki de acaba inatçılığımdan dolayı katır olabilir mi?

29 Ekim Cumhuriyet bayramında Urfa Orduevinde düzenlenen baloya ailece biz de ailece katıldık. Babamın mesai arkadaşları Cavit Yurttaş eşi Zehra Teyze ve delikanlı oğulları Ergin ve Engin abilerle aynı masadaydık. Biz çocuklar oturduğumuz yerde önümüze konan yemeklerimizi yedik. Masada ağzımı annemin söylediği gibi çok büyük lokmalarla doldurmadım ve parmağımı da onları itmek için hiç kullanmadım.

Görsel: Seç haber

Orkestranın çaldığı gürültülü müzikler eşliğinde büyüklerin yaptığı danslar ve salondaki eğlence bize çok ilginç geliyor. Bizler diğer çocuklarla masa aralarında düşen balonların peşinde koşturup oyunlar oynarken yoruluyor, çoğunlukla iskemlemizde otururken öylece uyuya kalıyoruz. Ailemiz bizi böyle önemli günlerde balolara götürmekte hiçbir sakınca görmüyorlar.

20 Kasım günü Türkiye’de ilk koalisyon hükümeti Başbakan İsmet İnönü tarafından Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisine mensup bakanlarla kurulmuş. Bir hafta sonra İstanbul polisi bacağında Moskova yazılı kâğıt bulunan kargayı nezarete götürmüş. Anlaşılan kuşların bacaklarına olur olmaz yazıları yazmamaları gerek, ben olsam çizgiler çizerdim. O kuş çizgi çizmeyi bilmiyor muymuş?

21 Aralık 1961 günü Londra’dan Tel Aviv’e giden İngiliz Hava yolları uçağı Esenboğa Havaalanından ayrıldıktan bir dakika sonra düşüp parçalanmış. 26 kişi ölmüş, 8 kişi de yaralanmış. Bizimkiler Ankara civarında uçakları etkileyen bir şeylerin olduğunu düşünüyorlar, bu sene düşen ikinci uçakmış. Belki orada uçaklara geçerken gizlice çelme takan birileri vardır, bence gözlerini açıp etrafa biraz baksınlar.

Görsel: savunma tr

4 Şubat 1962 günü Amerika Birleşik devletleri Başkanı John F.Kennedy,  Vietnam’a daha çok asker göndereceklerini açıklamış. Oyun oynamak için belli ki Amerika yetmemiş, anneleri onlara evinizin etrafında oynayın, uzaklaşmayın dememiş mi? Galiba sonunda popolarına terliği yiyip kös kös evin yolunu tutacaklar.

Görsel: Uzumbaba

Harp Okulu Komutanı Talat Aydemir ve silah arkadaşları 22 Şubat 1962 sabahı birliklerini harekete geçirmişler. Ayaklanma bir gün bir gece sürmüş ve isyancı subaylar 23 Şubat sabahı Genel Kurmaya teslim olmuşlar. Babam bu olaylar sırasında yine alarm durumunda olduğu için abim ders yaparken kulağını kurtarmış oldu.

Bir akşam babam evde anneme Türkiye Büyük Millet Meclisinde 4 Mart günü CHP İzmir Milletvekili Osman Nuri Adal’ın Turancı yazar Nihal Adsız’ın 1945 yılında Almanya’da yaşayan karısına yazdığı mektupları okumasından bahsediyordu. Nihal Adsız mektuplarında, Mustafa Kemal Atatürk’ü ahlaksızlıkla, İsmet İnönü’yü korkaklıkla suçladığı ortaya çıkmış. Ülkeyi yeniden kurmak için canla başla savaşan ve çalışan bu kahramanlara böyle saldırılmasına babam da çok kızıyordu. Konu açılmışken Atatürk ve İnönü ile ilgili bildiklerini de abimle bana anlayacağımız bir şekilde anlattı.

28 Mart günü, üçüncü yaş günümde yani 27 Ekim 1960 günü Birlik Komitesi tarafından görevden alınmış olan 147’ler olarak anılan öğretim üyelerinin görevlerine geri dönmelerini sağlayan kanun Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş. Madem geri döneceklerdi neden onları görevlerinden aldıklarını anlamıyorum. Siyaset dedikleri neyse bilmiyorum ama garip işliyor, üstelik benim aklım da bunlara bir türlü ermiyor.

Bu sene abim ilkokul birinci sınıf öğrencisi olarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle yapılacak olan resmigeçide katılacak. Annem velisi olarak okuluna gidip tören yürüyüşü için nasıl bir kıyafet istendiğini öğrendi. Öğrencilerin üzerinde siyah kısa pantolon, beyaz kısa kollu gömlek ve siyah papyon, ayakta beyaz çorap ve lastik ayakkabı. Bacakların arasında tahta atlar, ellerde çıtaların ucunda dönen renkli rüzgârgülleri olacakmış.

Annem, abimin ölçülerini aldıktan sonra bir şey söylemeden benimkini de aldı. İlk fırsatta kumaşçıdan gereken kumaşları alıp pantolonları dikiş makinesinde tıkır tıkır dikmeye başladı. Bende dikiş dikerken canı sıkılmasın diye ona dışarda oynadığım çocuklardan öğrendiğim türküleri, nereden bulduğumu hatırlamadığım bir sopayı çalgı gibi kullanarak söylüyordum. Bu türküleri bizimkiler bana eğlenmek için her fırsatta söyletip duruyorlardı, hatta babam bana uyduruk bir saz bile yapmıştı.

Ben kendimce böyle müzikler yaparken Ses dergisinin 14 Nisan 1962 tarihli 21 numaralı sayısında çıkan habere göre, İstanbul’da ki sayısız müzik topluluklarına tamamen amatörlerden kurulu bir yenisi katılmış. Barış Manço ve arkadaşları Twist grubunun yaş ortalaması 18-19 ve öğrencilerden kurulu. Topluluk çeşitli okullarda, radyoda ve bazı yarışmalarda twist müziği çalıyorlar. Topluluk geçen sene katıldıkları Amatör Caz orkestraları yarışmasında birinciliği kazanmışlar.

Babamın anlattığına göre 20 Nisan günü ünlü dolandırıcı Sülün Osman cezaevinde ‘Alın teri ile yaşamak,’ isimli bir konferans vermiş. Bizimkiler bu habere nedense çok güldü, onlara göre huylu huyundan vazgeçmezmiş, mahkûmlar muhakkak ondan dolandırıcılıkla bir şeyler öğrenmek için oraya gitmişlerdir diye düşünüyorlardı.

Görsel: Solhaber

23 Nisan günü ailecek bayram yürüyüşünün yapılacağı caddeye gittik, bebek bile annemin kucağında oradaydı. Abimler daha yürüyüş yapmadan önce ben de onların arasında yer aldım, babam oradaki fotoğrafçıya bizlerin resimlerini çektirtti. Daha sonra onlar halkın içinden okullarıyla birlikte geçerken bende tahta atımın üzerinde onları dikkatle izledim. Tahta atım ve elimde rüzgârgülümle birlikte oradan bizim eve kadar hiç yorulmadan koşabilirim.

25 Nisan 1962 günü Anayasa Mahkemesi kurulmuş, bizim evde annemin yapma dediklerini gizlice yaptığımızda o bizi acaba oraya mı gönderecek?

Görsel: Twitter

31 Mayıs günü Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann, İsrail’de asılarak idam edilmiş. Babamın anlattığına göre uzun yıllar önce büyük bir savaş yaşanmış ve bu adam bazı insanlara çok kötülükler yapmış. Bu nedenle cezasını bu şekilde çekmiş. Ben kendi adıma evdeki Anayasa Mahkemesine gitmeyi tercih ederim, en kötü ihtimalle popoma terliği yerim.

5 comments

  1. Tarihi iyi hatırlıyorum, aile içi yaşamda aynı biz. Anne terliği süperdi. Şimdiki çocuklara vurana ben de karşı çıkıyorum. Ama o zaman bize normal gelirdi. İn ordan şimdi düşersin-babana akşam gelince anlatırsın lafları. Harika. Çok da keyifli okuyorum. Emeğinize sağlık.

    Liked by 1 kişi

    • Evet, asker ailelerinin yaşamları işte! Anne terliği benim hafızamda ayrı bir yere sahiptir. Edirne’de hatırlıyorum neden oldu bilmiyorum ama ben bir yaramazlık yapıp kaçmaya başladım. Rahmetli annem de yetişemeyeceğini anlayınca terliği arkamdan fırlattı. Terlik yanımdan geçince ben durup ona ‘vıjjt magiruz geçti,’ deyince çok gülmüştü. O zamanlar radyoda öyle bir otobüs reklamı vardı. Yorumunuz için tekrar teşekkür ederim. Selam ve sevgilerimle,

      Liked by 2 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s