Tarçın-4

Yazması kolay olmayan, yazarken elimin üzüntüyle geriye gittiği hikayenin dördüncü bölümü ile karşınızdayım. önce konuya adapte olabilmeniz için hikayenin İlk üç bölüm bağlantılarını vereceğim. Arzu ederseniz bunlardan başlayabilirsiniz, ben tavsiye ediyorum çünkü uzun aralar sonrası yazıyorum. Başlangıç bölümleri şu şekildedir:

Tarçın

Tarçın – 2

Tarçın – 3

Ekrandaki görüntüleri dikkatle seyreden birçok kişi nefes bile almadan gelişmeleri izliyordu. Adamın öğretmeye çalıştığı her şey gecikmeden projenin beynine sinyal olarak gönderilmişti. İnsanlar arasında yaşama uygun hareket yeteneğinin hızlı bir şekilde kazanılması önemliydi. Alışılmış köpek davranışlarına paralel olarak verilen tepkiler hemen not ediliyordu.

                                                                        ~/~

Karım sakinleşip kendisine geldiğinde doğal olarak sorgu suale başladı. Bu durumun tam olarak açıklaması neydi, nasıl olmuştu? Ona ne söyleyebilirim ki işte her şey ortada, eve geldim ve bütün bunlarla karşılaştım. Ben evde yokken olmuş olanları sadece tahmin edebilirim ama o da yaşananları kesinlikle açıklamaz.

İkimiz de ister istemez endişe duyuyoruz, karşımızda duran canlının nasıl bir şey olduğunu bilmiyoruz. Onun bir köpekten insan formuna dönüşmesini anlayamıyoruz, üstelik bu canlı kendisini sürekli olarak geliştiriyor. Boyu, vücudu, görünüşü hâlâ ergenleşiyor. Tek aksayan şey bilgileri ve davranışları, acaba onlar da zaman içinde bir şekilde başkalarınca düzeltilecek mi? Belki de bizler yaşamayı en başından ona öğretip toplum hayatına adapte olmasını sağlayacağız. Aslında en önemli mesele ise temel davranışları, hareketleri bile bilmeyen, kendisini köpek zanneden birini nasıl eğiteceğimiz.

Biz kendi aramızda bu belirsizliği konuşup çözmeye çalışırken içerde küçük odada uyuyan Tarçının geldiğini gördük. Bir şey söylememize fırsat vermeden uzanıp tezgâhın üzerindeki ona su içirmeye çalıştığım bardağı aldı. Bardağı ona gösterdiğim gibi dudaklarına götürüp içmeye başladı. İkimiz de şaşkınlık içinde birbirimize baktık, daha birkaç saat önce ona bardağı tutmayı ve suyu içmeyi göstermeye çalışmış ama fena çuvallamıştım.

Tarçın, bardaktaki suyu bitirince gülümseyerek yanımıza geldi, son bir saat içinde sanki daha büyümüş, bakışları farklılaşmış. Bunların dışında en önemlisi de öğrenme seviyesinin hızla yükselmiş olması. Karım endişeyle yüzüme baktı,

“Uyurken sanki uzaktan oğlana müdahale edilmiş, baksana zekâsı açılmış, hızla gelişip büyümüş”

Dönüp yanımda ayakta duran Tarçın’a baktım.

“Kesin öyle gözüküyor ama bunu nasıl yaptıklarını anlamıyorum.”

“Hiç bilmediğimiz gelişmiş teknolojilerle olabilir.”

Bir an düşüncelere daldım, yani biz nasıl bir şeyle karşı karşıyayız? Hayatlarımız tehlikede mi?

“Bu durum beni çok endişelendiriyor, ona nasıl davranacağımı bile kestiremiyorum.”

“Çözeceğiz, onu sokağa atmayacağımıza göre.”

“Yoo, kesinlikle öyle bir seçeneğimiz yok ama tedirginliğimizin de sona ermesi gerek.”

“Önce şu tuvalet işini halletsek iyi olacak.”

Bu sözlerle harekete geçtim.

“Ben yine gidip bir daha anlatmaya çalışayım, belki artık söylediklerimi anlar.

“İnşallah, yani şu iş diğerlerinin önüne geçti.”

İçeriye yürürken Tarçın da kuyruğum gibi ardımdan geldi.

Tuvaletten içeriye girince şok oldum, Tarçın tuvaletini yapmış hem de klozetin içine. Üstelik ona gösterdiğim gibi oturarak, etrafa hiç sıçratıp kirletmeden öyle yapmış. İçeriye seslendim.

“Canım, gelip burasını görmen lâzım.”

Karım banyoya gelince ona olanları gösterdim, şaşkınlıkla ne diyeceğini bilemedi.

“Tarçın’a birkaç defa gösterdim ama hiç ilgilenmedi. Demek ki ya çok dikkatli ya da bizi bir yerden izliyorlar ve gösterdiklerimi onun beynine işliyorlar.”

“Korkutma beni, yoktur öyle bir şey!”

“Valla ben de bilemedim. Oğlan ya çok akıllı ya da bir şeyler beynine yükleniyor.”

Rezervuarı çekip var olan keskin kokuyu yok ettikten sonra Tarçın’a dönüp anlatmaya başladım.

“Tuvalet işin bitince böyle suyu akıtacaksın.”

Ardından lavaboda elime sabunu alıp yıkamaya başladım. Sabunu yanımda duran Tarçın’ın avucuna koydum. Elimi durularken göz ucuyla ona baktım, ona gösterdiğim şekilde elini yıkadı, benim yaptığım gibi uzattığım havluya elini kuruladı.

Yaşananları izleyen karımla göz göze geldik, Tarçın’ın öğrenme sürati süper, sanki zihni ve öğrenme kanalları ardına kadar açılmış gibi. Şu an görünen en büyük problem ona hitap edip, gösterip öğretebilmekti ama bu konu çok hızlı bir şekilde çözüldü. Görünen o ki Tarçın, köpek modundan insanlığa hızlı bir geçiş yaptı.

Salonda berjerlere oturunca Tarçın da yanıma gelip dışarıya bakmaya başladı. Gördüğü her şeye dikkatli bir şekilde bakıyor. Gözüyle hareketleri takip ediyor, bizler ise onu şaşkınlıkla izliyoruz. O sırada evin kadrolu Kumrularından biri gelip panjurlara kondu. Tarçın ilgiyle onu izliyor, bir ara bana bakıp bakışlarıyla kuşu işaret etti. Henüz onun konuşup konuşmadığını bilmiyoruz ama isteklerini bir şekilde bizlere anlatmaya başladı.

Sözlerimi anlayıp anlamayacağını bilmiyorum ama yine de açıklamada bulundum.

“Bu kuşlara Kumru deniyor.”

Beni dikkatle dinlerken dudaklarının usulca oynadığını fark ettim, dudak hareketlerimi taklit ediyor.

Hiç düşünmeden karıma döndüm,

“Gördün mü? Sanki söylediklerimi tekrar etmeye çalışıyor.”

“Evet, gördüm. Bakalım ne zaman ses çıkarıp konuşmaya başlayacak?”

Tarçın o arada eliyle pencereyi işaret etti, anladığım kadarıyla kumruyu yakından görmek istiyor. Kuşu korkutmamaya çalışarak uzanıp usulca pencereyi açtım, kuş tünediği yerde yem vereceğimi düşünerek kıpırdamadan öylece bekliyor. O arada Tarçının elini dışarıya doğru uzattığını gördüm, dudaklarından duyamadığım bir şeyler fısıldarken kumru da korkmadan gelip onun parmağına kondu.

Karımla gözlerimiz fal taşı gibi açılmış bir şekilde şaşkınlıkla birbirimize baktık, o hiç vakit kaybetmeden telefonunun kamerasını açıp yaşananları oturduğu yerden usulca kaydetmeye başladı. Tarçın uzattığı elini içeriye doğru çekti, diğer elinin çok yavaş bir şekilde uzandığını gördük. İşaret parmağı ile kuşun kanatlarını ve sırtını incitmekten korkar gibi usulca sevmeye başladı. O elindeki kuşa sanki yüreğini sunuyor, ondan bir kötülük gelmeyeceğini anlatmaya çalışıyor.

Böyle bir şeyle hayatımız boyunca hiç karşılaşmadık, büyülenmiş gibi onu ve elindeki kuşu izliyoruz. Bana bir karış bile yaklaşmayan o kuş sanki sahibiymiş gibi huzurlu bir şekilde Tarçın’ın elinde öylece duruyor, Tarçının dudakları ona bir şeyler anlatıyormuş gibi belli belirsiz oynarken,  bir yandan da nazik bir şekilde onu seviyor. Çok kısa bir süre sonra da elini yine yavaşça dışarıya uzattı ve kuşu daha önce durduğu yere bıraktı.

Karıma çekebildin mi diye sorduğumda evet der gibi usulca gözlerini kırptı. Açık olan camın kenarına bir avuç buğday koyup kumruyu ürkütmeden onu usulca kapattım. Kuş bir hamlede cam kenarına gelip verdiğim yemleri gagalayıp yemeye başladı, Tarçın da sessizce onu izlemeye devam etti. İkisi arasında nasıl bir bağ kuruldu bilmiyorum ama açıklamaya da aklım yetmiyor.

O arada karım yanıma gelip telefonuna çekip kaydettiklerini göstermeye başladı, oynayan görüntüleri Tarçın da yüzünde mutlu bir ifadeyle bizimle birlikte izlemeye başladı. Oldukça naif bir görünüşü var, sanki kuşa sevgisini gösterir gibi yumuşacık davranıyor. Karımla ikimizin hem fikir olduğu tek konu, Tarçın’ın bu dünya ile uzaktan yakından bir ilişiğinin olmaması.

Karım görüntüler sona erince endişeli bir şekilde yüzüme baktı,

“Canım, gördüklerim beni çok korkuttu, bu oğlanla nasıl iletişim kuracağız onu bile bilemiyorum.”

Galiba önce onu kabullenmemiz gerekiyor ama o kadar şaşkını ki ne yapacağımızı bile kestirmekte zorlanıyoruz. Karşımızdaki canlı artık bizim şımarık, iyi huylu, sevimli köpeğimiz değil ama nedir ne değildir onu da tam olarak bilmiyoruz. İçimden geçen bu düşünceleri karıma da anlattım.

“Sen ne diyorsun? Nasıl bir yol izleyelim?”

Biraz düşündükten sonra bana cevap verdi,

“Tarçın’ı sokağa atamam, bir başkasına da veremem ama bir yandan da ondan ürküyorum.”

“Haklısın ben de oldukça tedirginim, bir çıkış yolu da bulmakta zorlanıyorum.”

“Karşımızda genç bir adam görünümünde bir canlı var ama ne konuşabiliyor ne de isteklerini bize anlatabiliyor. Hangi projenin bir parçası, arkasında kimler var onu bile bilmiyoruz.”

“Doğru söylüyorsun, bu belli ki ileri seviyede bir proje. Benim merak ettiğim şey, biz bu projenin hangi kısmını oluşturuyoruz?”

“Tarçın için ebeveyn rolünde mi olacağız yoksa bizlere başka bir misyon mu yüklendi?”

Karım, kafası karışık bir ifadeyle kalkıp bana baktı,

“Bir sigara içeceğim, o arada yemekleri de ısıtalım, oğlan acıkmış olabilir.”

“O yemek yemeyi sevmez ki, tek sevdiği abur cubur şeyler.” Biz birlikte mutfağa doğru giderken Tarçın diğer koltuğa gidip bizim yaptığımız gibi oturdu. Görüp işittiklerini inanılmaz bir şekilde taklit edip hızla uyguluyor. Hiç kimse onun birkaç saatlik bir insan olduğunu tahmin bile edemez.

2 comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s