Korunun balık merakı

Yıl zannediyorum 1972, o zamanlar mahallede sandal ve balık merakı had safhada.

127543-58607cf0ce1d3Görsel:Bursa hakimiyet

Balıkçılık mahallenin hiç bitmeyen tutkusu! Bir ara el yapımı zıpkınlarla balık peşinde koşma çok revaçtaydı, daha sonra sandal sahibi olmalar başlayınca iş olta balıkçılığına döndü. Bizim iddialı balıkçıları öyle istavritmiş mezgitmiş gibi minik balıkların kesmesine de imkân yok. Onlar hep uçtaki şeylerin peşindeler, daha aşağısı kesinlikle olamaz. Bu yazın özel merakı da yavru köpekbalıkları yakalamak.

Kelle Bülent, Ertuğrul ve Baykuş Bülent, kendi sandalları ile sabahları erkenden yola çıkıp Bostancı açıklarında bulunan küçük çakar fenerine gidiyorlarmış. Orada iğne kısmını eski gitar telleriyle takviye ettikleri oltalarla, önceden tuttukları istavritleri yem olarak kullanarak yavru köpekbalıklarından yakalıyorlarmış. Biz de bu yavru köpekbalıkları mahallede gururla gösterdiklerinde yakından gördük.

Derileri zımpara gibi olan bu balıkları, yenecek hale getirmek söylendiğine göre pek kolay değilmiş. Kelle Bülent, kendi yakalayıp derisini kerpetenle çekerek soyduğu küçük köpekbalıklarından birini bana verdi. Temizlenmiş bu ilginç hediyeyi hiç düşünmeden kabul ettim. Yağsız bir balık olduğu için onu yağda kızartmanın daha iyi bir seçim olacağını da özellikle belirtti.

Eve şimdiye kadar hiç girmemiş olan bu balığa kimse elini sürmediği gibi, onu dilimlemek ve yağda kızartma işi mecburen bana düştü. Üstüne üstlük Kelle Bülent’in verdiği her şeyi alıp eve getirdiğim için ayrıca annemden okkalı bir azar da işittim. Haksız da değil akvaryum işinden senelerdir çok çekiyor.

Büyük bir merakla tuzlayıp una buladığım balık dilimlerini yağda kızarttım. Masaya yemek için getirdiğimde bizimkiler merakla ucundan aldılar, ama balığın tadını beğenen çıkmadı. Bana göre ön yargılıydılar, böyle canavar bir balık yenilir mi diye tereddütte kaldılar. Benim için hava hoş, valla ben onlarınkini de severek yedim, yani sonuçta balık balıktır. Denizden çıkan, zehirli olmayan her şeyi düşünmeden yerim. Bu midye de olur, denizkestanesi de balık da, hiç fark etmez.

Midyeleri çiğ yemeyi ise adaya gittiğimiz zaman mahalledekilerden öğrenmiştim. Kabuklarını açıp içine bir parça limon sıkıldığında bana da çok lezzetli gelmişti. Bunun dışında yakılan bir ateş üzerine etrafta bulunan bir teneke kutusu kapağı yerleştirilirdi. Denizdeki kayalardan çoraplarla toplanan iri midyeler de tenekenin üstüne konulurdu. Onlar ateşle birlikte sularını çıkarır ve kabuklarını da açarlardı. Midye içindeki su ile piştiğinde çok lezzetli olurdu. Denizkestanesi de çiğ kırılıp yendiğinde baharatlı bir tat dilinize gelirdi. Diyorum ya deniz işi ayrı bir olay!

Davet ettiklerinde bir sabah erkenden ben de onlara katıldım, Ertuğrulların motorlu sandalıyla Fenerbahçe’den karanlıkta yola çıktık. Bostancı çakar fenerinin yakınında durduk, çapariyle tuttuğumuz istavritlerle oltaları hazırlayıp denize saldık. Oltaya bir köpekbalığı vurmasını heyecanla beklememize rağmen şansımıza o gün balıklar ortada görünmedi.

Denizin üzerinde öyle boş bir şekilde oturup balığın gelmesini bekleyince, insanın iştahı da açılıyor. Balık tutmaktan umudu kesince teknenin motoru çalıştırıldı. Saat yedi buçuğa gelirken, Bostancı’da köprünün yanına motorla yanaşıp, karaya çıktık. Orada bulunan ekmek fırınından birkaç tane sıcak ekmek ile açık bulduğumuz bir bakkaldan da yumuşak taze peynir aldık. Deniz havası insanın iştahını öyle bir açıyor ki! O sıcak ekmekleri koparıp arasına beyaz peynirleri koyunca nasıl bitirdik, hiç anlatamam.

Karnımız doyunca tekneyle çakar fenerin oraya geriye dönüp oltaları tekrar denize saldık ama saat dokuz olduğunda henüz bir kıpırtı bile yoktu. İster istemez toparlanıp Fenerbahçe’ye doğru yola çıkıldı.

Daha sonraki günlerde biz Orso Cem’le Dalyan’da kayık kiralayıp balığa çıktık. Hatta bir akşamüstü Onsekizmart önlerinde köpek balıklarından büyük bir kırlangıç balığı yakaladık. Bostancı önlerindeki çakar fenerine köpekbalığı tutmak için ise bir daha hiç gitmedik. Diğerleri ise yine gidip oralarda şanslarını denediler ama o yaz istavrit ve izmarit dışında başka balıklar yakalayamadılar. Bence yazın balıkların en büyüğünü Cem’le ben yakaladık.

Koru Dünyası

Balık tutmayı özledim

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s