Zaman nasıl da geçmiş

Antalya kamping tatili dönüşünde Eylül imtihanlarına büyük bir moralle hazırlandım ve üç dersten daha başarılı oldum, Şubata Finans ve Üretim Yönetimi derslerim kaldı. Matematik ağırlıklı derslerde en büyük hatam dikkatsizliğim, bunun farkındayım. Bir an olsun dikkatim dağıldığında hemen bir hata yapıyorum. Ondan sonra da konuyu algılayıp toparlama imkânım hiç olmuyor, zaman ilerledikçe de panikleyip tamamen kilitleniyorum. Bildiklerimi unutuyor ve sonunda tamamen devreden çıkıyorum.

Kasımın başında üniversite açıldığında artık fakültede son senemiz olduğunun farkındayım, zaman nasıl da akıp geçmiş. Yaşayan için her şey göz açıp kapayıncaya kadar geçermiş, ben de koşturmaktan hiçbir şey anlamadım. Bu dönem bir bölüm seçmek zorundayız. Sorumlu olduğum dokuz ders var, bunun yedi tanesi ortak diğer ikisi ise seçtiğim bölümden olacak.

Mevcut beş bölüm içinden benim için uygun olanını seçmem hiç zor olmadı. Matematik belası yüzünden Finans ve Üretim Yönetimi bölümlerini hemen eledim. Hoşlanmadığım için Muhasebe bölümünden, öğretim görevlileriyle iletişim kuramadığım için Pazarlama bölümünden vazgeçtim. Geriye sadece Personel Yönetimi kalmıştı, ben de doğal olarak onu seçtim. Bu yaz yaşadıklarım zaten reklamcılık ve turizm alanlarının aklımda ön plâna geçmesine neden oldu.

Bölümde sorumlu olduğumuz bir dersi girişi okulun binasının diğer kısmında yer alan,  iktisat fakültesinin çalışma ekonomisi bölümünde Prof.Dr. Metin Kutal’dan alacağız, diğerini de bizim fakülteden Prof.Dr.Selçuk Yalçın’dan. Derslere birkaç kişi gidince Prof. Dr.Metin Beyin ve Prof.Dr. Selçuk Beyin odasında çay içerek eğitim görmeye başladık. Bu durum bizlerde büyük bir gurur yarattı, bundan büyük bir keyif almaya başladık.

Bölümü seçen sekiz kişiden biri olan Murat Birkan yani Tako ile bu sene tanıştım. Tako ile bu güne kadar karşılaşmamış olmamız büyük bir talihsizlik, onunla bu kadar iyi anlaşabileceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Onun da rüyası turizm alanında çalışmak ve Amerika’ya ağabeyinin yanına gidip orada yaşamaktı.

O sıralarda yabancı dil eğitimiyle ilgili olarak ortaya çıkan ani gelişmeler oldukça ilginçti. Üniversite giriş sınavında yabancı dil puanları belirli bir seviyenin altında olanlar, fakülte derslerine ek olarak yabancı dil eğitimi alacaklardı. Üniversite giriş sınavında aldığımız puan belirli seviyenin üzerinde ise eğitime katılmaktan muaf olacaktık. Benim yabancı dil puanım istenen seviyenin üzerinde olduğu için eğitimden muaf kabul edildim. Vakti zamanında ders aldığım o kız bana dili gerçekten sevdirdi, onu her zaman minnetle hatırlıyorum.

Aslında fakülteye adım attığımdan beri kütüphaneden sürekli olarak İngilizce kitaplar alıyordum, onları gözden geçiriyor, gerekli gördüğüm yerlerden notlar alıyordum. Bu şekilde işletme konusunda kullanılan dile ve deyimlere uyum sağlamaya başlamıştım. Yine de biraz ilerimizde bulunan Üniversitenin Mediko Sosyal merkezindeki bir sınıfta başlayan derslere bizimkilerle birlikte bilgilerimi tazelemek için gittim.

Burası aslında benim için korku sahnesi gibi, ilk sınıfta dişim ağrıyınca korkarak Mediko Sosyale gelmiş ve dişimi göstermiştim. Ağrıyan azı dişimi Uzak doğululara benzeyen çekik gözlü bir hanım dişçi epeyi uğraşarak çekmişti. Ağzıma büyük bir pamuk tıkıp tamam diyerek göndermişti. Kanamam ertesi gün de devam edince tekrar aynı doktora gitmiştim, o da bana kanı kesici bir iğne vurup tekrar göndermişti.

Dişin çekilmesinin üstünden üç gün geçmesine rağmen kanamam hâlâ devam ediyordu. Taksim İlkyardım Hastanesinde görevli bir dişçi tanıdık bulununca hemen apar topar ona gittim Ağzıma şöyle bakınca ilk söylediği şey,

”Ağzın resmen savaş alanına dönmüş, bunu sana kim yaptı?” diye sordu.

Ben de ona üniversitede gittiğim diş doktorunu ve onun yaptıklarını anlattım.

“Doktorun sana vurduğu o iğne genellikle aylık kanaması fazla olan kadınlara vurulur,” diye açıklamada bulunup aslında yapılması gerekenleri anlatıp hemen harekete geçti. Ağzımı vakit geçirmeden uyuşturdu ve diş etime dikiş attı, ardından da iğneler vurdu. Antibiyotik hap verip bir hafta kullandıktan sonra dikişlere aldırmaya gitmemi söyledi.

O günden beri Mediko Sosyali uzaktan görür, öyle bir yer yokmuş gibi davranıp geçerdim. Sanki o diş doktoruyla tekrar karşılaşacakmışım gibi şimdi kapısından içeriye korkarak adım attım. Kendimi üst kattaki sınıfa heyecanla atıp İngilizce ders sorumlusu Baydar Bey ile görüştüm. Öyle pek karşılaşılmayan gönüllü öğrenciye hayır demedi, derse katılmama izin verince ben de her fırsatta oraya gittim. Baydar Bey’in neşeli ve babacan tavırlarıyla dersler hep keyifli geçti hem öğrendik hem de çok eğlendik.

Okula ara verip yine dönen Malkaralı Hasan’ın sürekli gaz vermesiyle okul sonrası yüksek lisans eğitimini düşünmeye başladım. Ancak ortada ufak bir sorun var, yüksek lisansa başvurabilmek için fakülte bitirme ortalamasının en az altı olması gerekiyormuş. Bu benim için çok zor, okul ve ders geçmişime bakınca ortaya çıkan tablo korkunç. Üstelik yüksek lisans eğitimine kayıt olup imtihanına girebilmem için Eylül ayına kadar fakülteden mezun olmam gerekiyormuş. Ben üç senedir Mayıstaki tek ders sınavına kadar giden biriyim, bu sene bunun tersinin olacağını düşünmek gerçekten de komik. Yani işim zordan da öte, resmen mucizelere ihtiyacım var.

O arada aileye yük olmadan masraflarımı karşılamak için okullarda halk oyunları eğitmenliğine devam ediyorum, haftanın belirli günlerinde Amerikan Kız Kolejine gidiyorum. Bu sene halk oyunları eğitimi dışında öğrencilerin sahneye koyacakları, Anadolu’da kız isteme konulu bir piyesi yazmayı ve üstelik sahnede onlarla birlikte oynamayı kabul ettim.

Kol başkanı Sibel ile Özlem ve Emel bana yazım işinde yardımcı olacaklar ama ben bu işe nasıl razı oldum anlamış değilim. Ortada daha önce yazdığım herhangi bir hikâye bile yokken ben boyumdan büyük işlere kalkışıyorum. Konu dışarıdan bakıldığında basit gibi gözükse de yazarlık o kadar kolay bir şey mi?

Ders notu ortalamalarım ise hiç pek parlak değil ama herkes birden vites yükseltince ben de onlara uymak zorunda kaldım. Fakültede derslere düzenli girmeye, kalan zamanımızda kantin, kütüphane ve Çınaraltı üçgeninde hareket etmeye başladık. Okula yeni başlayan heyecanlı genç öğrencilerin arasında bizler artık kaşarlanmış tipler gibi duruyoruz ama olsun.

Erken başlayan dersler için sabah güne erkenden Kadıköy vapur iskelesinde başlıyorum, Üsküdar Amerikan Kolejinden tanıdığım hem de mahalle arkadaşım Esma, onun tıptan arkadaşları ile geçen sene olduğu gibi yine vapurun en üst açık kısmında bacanın kenarında buluşuyoruz. Onlar sigaralarını içerken ben de sohbetlerine eşlik ediyorum ve neşeyle Eminönü’ne gidiyoruz.

Kışın yağmurlu ve karlı soğuk günlerde okuldan kaçıp, doğrudan Kapalıçarşı içerisinde bulunan Şark kahvesine gitmeye bayılıyorum. Bambaşka bir havası vardır. Nargile, çay, kahve,  elma çayı ile kaynatılmış ıhlamur kokuları, etraftaki deri ve kumaş kokularıyla karıştığında, inanılmaz bir koku ortaya çıkar. Egzotik kelimesinin karşılığı, işte bence budur.

İktisadi Ticari İlimler Akademisinde okuyan, folklordan tanıdığım arkadaşlar akademinin 99 kuruluş yılı kutlamalarının Harbiye Şehir Tiyatrosunda yapılacağını ve orada bir gösteri yapılacağını belirttiler. Artvin ekibi için yardımcı olmamı istediklerinde onları geri çevirmedim. Haftada bir gün öğleden sonra yaptıkları çalışmalara eğitmen olarak katılmaya başladım.

Şubat imtihanlarında maalesef finans dersinden yine tek derse kaldım, Haziran imtihanlarında işim çok zor, galiba bizim fakültede yüksek lisans yapmak hayal olacak. O arada Ankara’dan bizim Suat aradı, yazın Antalya Kemer’de kaldığımız Kızıltepe Kampingde tanışmıştık. Bu yaz kampingde onunla birlikte çalışmamı isteyince çok sevindim, hiç düşünmeden kabul ettim. Bakalım Haziran imtihanlarının tarihleri oraya gitmeme müsaade edecek mi?

Amerikan kız kolejinde eğitmenlik çalışmalarım yoğun bir şekilde devam ediyor. Nasıl olduysa yazımına soyunduğumuz piyeste, senaryoya son noktayı koyup işi sonuçlandırdık. Oyun içinde oynanacak oyunları ve türküleri belirledik. Sonunda okul yönetimince onaylanan piyesin provalarına başladık. Şimdiye kadar bir paragraf bile yazmamış biri olarak ortaya çıkanlara bir türlü inanmıyorum. Sibel ve diğer öğrencilerle birlikte yarattığımız tiplemeler ve yazdığımız diyaloglar hiç de kötü gözükmüyor.

Bu son senemizde fakültede hiç olmazsa bir çay yapıp eğlence düzenleyelim sözleriyle aramızda bu işe kafa yormaya başladık. Okuldaki geniş çevrem dolayısıyla organizatör olma işi nedense bana kaldı. Çay yapılacak yerleri araştırdım, Elmadağ’da bulunan Hydromel gibi meşhur diskoteklerle gidip görüştüm ama istedikleri garanti ve peşinat bana geri adım attırdı.

O arada aklıma Union Françoise geldi, kısa bir süre önce yakın bir arkadaşım Orhan’ın düğünü, Tepebaşı’nda Pera Palasın karşısında yer alan bu tarihi yerde yapılmıştı. Binanın yüksek tavanlı geniş balo salonu çok hoşuma gitmişti. Bina İstanbul’da Pera Palas, Güzel Sanatlar Akademisi, Heybeliada Rum Yetimhanesi, Arkeoloji Müzesi gibi tanınan birçok önemli binayı yapan meşhur mimar Aleksander Vallaury tarafından inşa edilmişti.

Ben de ilk fırsatta Tepebaşı’na Union Françoise binasına gidip bu işle ilgilenen kişilerle yüz yüze görüştüm. İçkileri benim temin etmem şartıyla uygun bir fiyat verildi, üstelik salonda canlı müzik yapan bir orkestra da olunca orası bana daha makul geldi. Arkadaşların da onayıyla oraya gidip çay tarihi ve kontratı resmileştirdim.

Amerikan Kız Kolejinde halk oyunları gösterileri herhangi bir problem olmadan tamamlandı, ben yine sahnede ekiplere bazen davul çalarak bazen de Silifke türküleri söyleyerek eşlik ettim. Kısa bir süre sonra okulun talebiyle Endonezya elçiliğinin düzenlediği kültür ve yemek tanıtım günlerinde Hilton otelinde bir gösteri yaptık.

7

Esas merakla beklediğim, senaryosunu öğrencilerle yazdığımız piyes de nihayet sahneye konuldu. Ben o sahnede damat rolünde yer aldım ama bu iş gerçekten çok zormuş. Oyun sonunda oldukça büyük alkış aldık ve okul yönetimince takdir edildik. Okul Müdiresi Esin Hanımla ve oyunda rol alan öğrencilerle ve öğretmenlerle birlikte resimler çektirdik.

g7uaklb

Fakülte yönetiminden izin alarak bastırıp sattığımız davetiyeler ile birlikte belirlenen günde Union Françoise binasında fakülte öğrenci çayı düzenlendi. Dört yıldır hiç tanışmadığım kişiler bu çayla hiç ilgilenmediler ve gelmediler. Onların düzenlediği mezuniyet yemeğine de bizler gitmedik. Çay, öyle dört dörtlük geçmedi ama hepimiz çok eğlendik. Eğlencede o kadar fazla içki tüketildi ki yapmayı düşündüğümüz kâr neredeyse hiç olmadı ama kimseye de borçlu kalmadık.

Akademide ki halk oyunları çalışmaları çok iyi gidiyor, ekip gerçekten çok iyi bir seviyeye geldi. Gösteriye bir hafta kala ekip başında olan arkadaş maalesef kolunu kırdı. Bu şekilde gösteriye çıkamayacağı için oklar hemen benim üzerime çevrildi. Yapılacak başka bir şey olmadığı için gösteride ekip başı olarak ben ve kız kardeşim Semra yer aldık.

Harbiye Şehir Tiyatrosunun o geniş ve güzel sahnesinde ekip, gerçekten inanılmaz bir gösteri sundu. Halk oyunlarında hiç olmaz ve o güne kadar böyle bir olayla karşılaşmadım ama bis yapıp ikinci defa sahneye davet edildik. Yukarıdaki birinin hediyesi olmalı ki alkışlarla birlikte tekrar solo oyun oynamaktan zevk aldık. Bu gösteri benim son sahne gösterim oldu ve bir daha halk oyunları ile hiç ilgilenmedim. On yıl bırakmak için güzel bir zamandı, zaten içimde oynama hevesim de bitmişti.

20191210_170526.jpg

Çıkarılacak olan okul yıllığı komitesi bizim dışımızda oluşturuldu, talep edildiğinde arkadaşlarımız hakkında onları okul hayatları içinde karakterize eden yazılar yazdık. Benden müdavimi olarak kantin ve okul için bir yazı yazmam istenince şaşırdım. Amerikan Kız Kolejinde başarıyla ortaya çıkardığımız okul piyesinden sonra yazma konusunda çekincelerim iyice azaldı.

Her sene tiyatro günlerinde Münir Özkul’un yaptığı o meşhur konuşma benim ilham kaynağım oldu.  Kendimce kantin hakkında bir sayfalık çalışma hazırlayıp komitedeki arkadaşlara verdim. Yazı beğenilip kabul görünce İşletme 1982 yıllığında da yer aldı. Bu yazı benim ilk basılmış çalışmam oldu.

Mayısta tek ders sınavını verip dördüncü sınıf imtihanlarına girmeye hak kazandım. O arada arayan Suat, yazın Turban Kızıltepe Kamping de çalışmak istiyorsam Haziranın on beşinde orada olmam gerektiğini söyledi. Benim imtihanlarım ise ay boyunca devam ediyor, nasıl bırakır da giderim. Bu teklifi mecburen geri çevirmek zorunda kaldım, bu benim çok istediğim bir şeydi ama arada sıkışıp kalmıştım.

Hasan’ın zorlamasıyla hep birlikte kütüphanede kamp kurup çalışmaya başlayınca, meyvelerini de hemen almaya başladık. Benim yüksek lisansa eğitimine başvurabilmem için imtihanlardan yüksek not almam şart, bu nedenle var gücümle çalışıyorum. Üç yıldır elli bile alamadığım imtihanlardan yetmiş seksenler almaya başladım. Prof Dr. Metin Kutal’ın dersinden seksen beş alınca, gidip ondan beni bırakmasını rica ettim ama bu olacak iş değildi. Okul biterken ben nihayet açılmaya başlamıştım ama yine Kantitatif Analizler dersinden Eylüle tek derse kaldım.

Yok, bu matematik ağırlıklı dersler benim ömrümü tüketecek. Bu arada okulu bitiremediğim için Pars/McCann reklam şirketini de iş için arayamadım, ben ne zaman akıllanıp her şeyi zamanında yapacağım? Yani, bu güne kadar derslere devam edip bir parça gayret edip çalışsam ne olacaktı?

Neyime güveniyorsam çalışmalarıma yurtdışında bulunan üniversitelerde devam etmeyi çok arzu ediyordum, bu amaçla Amerika, Kanada ve Avustralya’da bulunan birçok üniversiteye başvuruda bulundum. Yaz boyunca yoğun bir mektup trafiği ile uğraştım, bıkmadan usanmadan uğraştım ama burs alabilmem için not düzeyim yeterli değildi. Onların istediği senelik okul ücretlerini boş verin başvuru ücretlerini bile karşılamam çok zordu.

Ben de olmayacak hayallerimi bir kenara bırakıp kaldığım ders imtihanına büyük bir ciddiyetle hazırlandım, oldukça kolay sorularla karşılaşınca gözlerimize inanamadık. Uzun bir süre bu soruların altında gizli bir şey var mı diye tereddütte kaldık ama gerçekten sorular beklediğimiz kadar zor hazırlanmamıştı. Mesele çok basitti, Doç.Dr. Osman Halaç hocamız mezun olurken bizlere giderayak bir iyilik yapmıştı.  İmtihan sonuçlarını bir iki gün içinde öğrendim, mezun olmuştum ama not ortalamam altmışı bulmuyordu.

O arada Pars/McCann şirketinden Ali Pasiner Beye ulaştım, o benim eğitime kabul edilmeme yardımcı olan ortaklardan biriydi. En kısa sürede ziyaretime gitmemi istedi ama ben sekreterleri aşıp bir türlü ona ulaşamadım. Aklım yüksek lisans konusunda fazlaca kalmış olmalı ki konunun üzerine fazla gitmedim ve işin peşini bıraktım.

Kendime nasıl bir yol çizeyim diye düşünürken olmadık bir mucize gerçekleşti. Yüksek lisans eğitiminin artık ilgili fakültelerde değil Sosyal Bilimler Enstitüsü altında yapılacağını öğrendik, bu sene not ortalaması da göz önüne alınmayacakmış. Enstitünün müdürlüğüne de bizim İşletme fakültesinden Doç.Dr. Fuat Çelebioğlu getirilmiş.

Ben kararlıyım, İktisat fakültesi bünyesinde yeni açılan turizm bölümüne başvuracağım, bizim Tako Murat da benimle birlikte o bölümü istiyor. İlk başvurunun yapılacağı zaman mezuniyet evraklarımızla birlikte Merkez binada yüksek tavanlı, iki tarafta geniş merdivenleri olan ana girişte hazırlanan camlı bir yerin önünde toplandık. Tako ile ikimiz bizim diğer arkadaşlardan ayrı İktisat Fakültesinin kuyruğuna girdik. Orada sıramızı beklerken bizimkilerin tacizleri ve beni kendi kuyruklarına çekme çabaları hiç bitmedi. Ben de sözde çok kararlıymışım ki Taco’yu orada tek başına bıraktım, İşletme Fakültesi bölümlerinin kuyruğuna girdim. Hiç aklımda yokken Organizasyon ve İşletme Politikaları bölümüne başvurdum.

Bölümlerce yapılan bilim imtihanını da kazanıp enstitüye kaydımı yaptırınca endişelerim sona erdi ve rahatladım. O arada yakın arkadaşım Mete, Kemer Kızıltepe Kampinge gitmeyi teklif edince hiç düşünmeden bizim Suat’ı aradım. 29 Ekim tarihinde kampingin kapalı olduğunu düşünüyordum ama açıkmış ve kendisi de şansımıza daha oradaymış.

Birkaç gün sonra o güzel sahildeydim, huzurluydum, kendimce işlerimi yoluna koymuştum, aklımdaki belirsizlikler sona ermişti. Bir hafta bitiminde kampingde ki arkadaşlarla vedalaşıp Mete ile yolumuzu Kaş’a çevirdik, 1982 Anayasa oylaması yapıldığı 7 Kasım 1982 günü bizler oradaydık. Oradan Ölüdeniz’e geçtik ve Fethiye’den İstanbul’a döndük.

Hikâyenin devam bölümü: Kaş ve reggae ile tanışmak

2 comments

  1. […] Artık yeni yıl dilekleri konusunu geride bıraktığımıza göre yazılara dönebiliriz. Yazdığım ve 38 yıl önce yıllıkta yayınlandığını gördüğüm ilk çalışmamı 2020 yılının ilk yazısı olarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Çalışmanın yazım hikâyesini daha önce anlattığım için onu geçip doğrudan yazıya giriyorum.    Adı geçen hikâye: Zaman nasıl da geçmiş  […]

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s