Hayat devam ediyor

Aktif iş hayatım oldukça geride kaldı, artık emekli biriyim. Ancak alıştığım yoğun çalışma temposu henüz ruhumda son bulmadı. Kendimi eskisi gibi zannediyorum ama durum pek de öyle değil. Göbeğim ve sabahları kalkarken ağrıyan bir belim var. Güne Japonlar gibi iki bardak ılık su içerek başlıyorum ve onlar gibi en az kırk beş dakika bir şey yemiyorum. Kahvaltımı genellikle karım uyurken mutfak tezgâhında ayakta yapıyorum, sonra elimde sütlü neskafe ile bilgisayarın başına oturuyorum.

Bir zamanlar hatırlıyorum da iş bulma umudum vardı, birçok yere başvuruda bulunuyor ve bekliyordum. Kapanan kapıları açmak için sihirli bir anahtarım yoktu ve çaresizlikle ne yapacağımı kestiremiyordum. Her şey fazlasıyla vardı ama bu durum ekonomik kriz sırasında bana olumsuz yansıyordu. İşte bu yaşananlar hayatın ta kendisiydi, çarklar benim yönümün tam tersine işliyordu

Düzenli gelen hayır cevapları, işsiz ve parasız geçen günler ruh sağlığımı da etkilemeye başlamıştı. İş tecrübesi olan, orta kademe yöneticilik yapmış ve iyi eğitimli birinin evde oturması bir insanın karşılaşabileceği en kötü durum. Allahtan bir köpeğimiz vardı da onunla uğraşırken bir parça sakinleşiyordum ama onun epilepsi hastalığı da ayrı bir olaydı.

Büyük bir depresyona girmek üzereyken, karım zamanımı geçirmek için hikâyeler yazmamı önerdi. Düşünce olarak çok güzel bir şeydi ama bu benim yapmaya cesaret edebileceğimden çok fazlaydı. Bu iş bildiğim ve hâkim olduğum konularda daha önce yaptığım gibi makaleler yazmaya benzemiyordu.

Düşünüyorum da geçmişte edebiyatla uğraşmayı aklımın ucundan bile geçirmemiştim. Baştan olmaz deyip kesip atmak olmayacağı için arayıp bulduğum eski bir defteri ve kalemi önüme koydum. Günlerce onlar bana ben de onlara baktım, tek satır bile yazamadan boş sayfaları açıp kapamak günlük işim oldu. Kendimi ve duygularımı yazı ile ifade etmek ne kadar zor bir şeymiş!

Yaşanılanları, hayalleri, düşünce ve duyguları yazmak, ortaya hiç yoktan bir eser çıkarmak bu kadar kolay bir şey olsaydı, yazar sayısı eminim milyonlarca olurdu. İnsanlar bu alanda yıllarca eğitim alıyor, bir eser ortaya çıkarabilmek için binlerce deneme yapıyorlar. Ben de sıfırdan başlayıp hop diye işi bir hamlede çözeceğim, buna herkes gibi kargalar bile bir taraflarıyla gülerler.

Şimdi geriye bakıyorum da ne kadar çaresiz görünüyormuşum. Hani o kaybedecek bir şeyleri olmayanların cahil cesaretiyle gecekondu yapmalarına kızardım ya, işte ben de onlar gibi hareket etmişim. Aslında bende tam olarak sıfırdaydım, yani kaybedecek hiçbir şeyim yoktu. Hiç bilmediğim ve eğitim almadığım bir alanda nasıl olduysa yazmaya başlamışım. İyi mi yaptım diye hiç düşünmüyorum, çünkü yazma amacım bir şeyler uğraşıp kendimle kavga etmeyi ve acımayı bırakmaktı. Peki, bu oldu mu? Kesinlikle evet.

Doğal olarak günlerce sadece anlamsızca düşünüp yazmaya çalıştım, yazdıklarımı defalarca yırtıp tekrar yeniden başladım. İlerlememde en önemli katkıyı öncelikle karım sağladı ama köpeğim Tarçın’ın davranışlarını sıkı takip etmem de yararlı oldu. Bizimkisi de suya ve denize diğer av köpekleri gibi bayılıyor. Kumları karıştırıp gizlice bir şeyleri bulup yemesi, benim ona engel olmaya çalışmam ilk hikâyemi yazmama esin kaynağı oldu. Nasıl olduysa bir anda önümdeki deftere bir şeyler karalamaya başladım. Kelimeler cümlelere, paragraflara ve sayfalara dönüştüğünde hissettiğim gurur ve sevinç tarif edilecek gibi değildi. Aslında bir yandan da büyük bir endişe taşıyordum, yazdıklarım okunacak bir tarzda mıydı?

Onları okuyanlar nasıl bir eleştiri getireceklerdi?

Karıma yazdıklarımı çekinerek verdiğimde, düşüncelerini merakla bekledim. Dediğine göre, ilk defa hikâye yazan birine göre fena değilmişim. Hadi devam deyince, o hızla yol almaya başladım, doğal olarak edebi bir kaygım yoktu. Sohbet havasında çala kalem yazıyordum ama farkında olmadan bir tarz da geliştirmiştim. Her olayı dört bir yandan göstermeyi çok ama çok sevdim ve ilk hikâyem de böylece ortaya çıktı. Yıl 2007, aylardan Temmuz’du.

Aradan yıllar gelip geçti, ben bıkmadan sıkılmadan yazıyorum. Ortaya çıkan çalışmalar ise hatırı sayılır bir sayıya ulaştı, aklımda bu iş nereye kadar gidecek diye bir soru yok. Aklımın ve sağlığımın el verdiği sürece hep yazacağım, çalışmalarımın kabul görmesini artık beklemiyorum. Yazmak benim için en büyük terapi, bu güzel şeyden de vazgeçmeyi hiç ama hiç düşünmüyorum.

Bundan sonra çalışmalarımı bu blog içerisinde yayınlayacağım, yazarken içimden geçen hisleri ve düşünceleri de özellikle aktaracağım. Her çalışmanın arkasında bir yaşanmışlık vardır, bunu öğrenerek yazıyı okumak da okuyucuların keyif almalarını sağlayacak diye hissediyorum.

İşte bunların hepsi de benim dünya işlerim!

 

 

Reklamlar

10 comments

    • İzer Teyzem,
      Yazılarıma gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ederim. Yazılarımı blog takipçisi olarak sürekli izleyebilirsiniz, bu konuda Elif galiba size bir açıklama gönderdi. Eğer bir sonuç alamazsanız ben size internet adresinizden yardımcı olmaya çalışırım.
      Selam ve sevgilerimle.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s