Eski Hayatlar

Şu öldürücü Corona virüsü günlerinde evlerde oturup kendimizi ve ailemizi tehlikeden korumaya çalışırken bile ilginç ve güzel hikâyeler yaşanabiliyor. Ben kendi adıma çok mutluyum, karşıma çıkan bu güzel sürprizleri seviyorum. Lafı dolaştırmadan hemen anlatmaya başlıyorum.

Geçen hafta blog hesabıma daha önceden tanımadığım bir okuyucudan Nisan 2018 tarihinde yayınladığım ‘Büyükdere’ isimli şiir çalışmama bir yorumun geldiğini gördüm.

“Yazıda hatırlanan sucu Durmuş’un torunuyum.”

O an sanki hiç yoksa 55 yıl geriden gelen bir sesi işitir gibi oldum, anılar ortada uçuşmaya başladı. Bu öyle her gün karşılaşılan bir olay değil, çok küçük yaşlardan hafızamda yer etmiş bir kişiliğin sanki bana kendince mesaj göndermesi. Göz hafızama göre yazıp anlattığım Sucu Durmuş Amca sanki birden vücut bulup gözlerimin önünde canlanıverdi.

Tereddüt bile etmeden yoruma cevap yazdım.

“Ne kadar güzel bir tesadüf olmuş! Dedenizi 60’lı yılların ortalarında tanıdım, annemlerin evi Büyükdere Dereiçi’ndeydi, bizler de yazları tatile gelirdik. Durmuş Amca eşeğinin iki yanına koyduğu büyük tenekeden yapılmış kaplarla evlere içme suyu getirirdi. O kapların ağızlarını kapayan kapakları açma sesi ile büyük güğümlere boşaltma sesi şimdi bile hâlâ kulaklarımdadır. Kendisini saygı ve sevgiyle hatırlıyor ve anıyorum. Sizinle tanıştığıma da sevindim.”

Karşıdan mesaj gelmekte gecikmedi.

‘Gürcan bey, bende çok memnun oldum özellikle dedemi hatırlayan birine denk gelmek çok duygulandırdı.’ 

Bütün bu güzel gelişmelerden sonra merakla önceden yayınladığım yazıyı açıp tekrar okudum. Yazıda hatırladığım enstantaneler açık ve netti, yaşadığım ve hafızama keyifle kaydettiğim görsel karelerdi. Ancak benim hatırladıklarımı teyit edecek ortada elle tutulur bir siyah beyaz fotoğraf bile yoktu. Fotoğraf makineleri o yıllarda daha henüz evlere girmemişti, fotoğraf çektirmek için fotoğrafçı eve çağrılırdı.

Bizimkilerin Büyükdere’deki evine gitmek için Çayırbaşı’nı sonra ilkokulu geçip ardından Tahlisiye’de ilk sokaktan sapılıp yukarıya doğru evler arasından dar bir yola girilirdi. Yol evlerden sonra genişler ardından da sanki bir ada ile ikiye ayrılırdı, iki yol da çok geçmeden birleşirdi. O adanın içinde evler ve yüksek ağaçlar vardı. Migros’un kamyon marketi de işte o geniş yerde belli günlerde gelip park ederdi. Daha önce bir yerlerde anlattığımı biliyorum ama yine de tekrar etmeden duramayacağım, o kamyonların içinde bilinen eski bakkal kokusu olurdu. Birbirine karışmış kokular içinde insana her şey başka görünürdü.

Yolun sonuna gelmeden sağa doğru zemini taşlardan oluşturulmuş bir dik toprak bayırla karşılaşılırdı. En fazla iki yüz metrelik yukarıya doğru yürümeye başlandığında ilk olarak solda ahşaptan büyük bir konak karşımıza çıkardı, burada Rum bir aile otururdu, onların yanında da bizimkilerin bahçesi ve evi vardı. O konakta yapılan eğlenceler, neşeli sesler ve çalınan müzik bizleri rahatsız etmez bilakis yaşadığımızı hissettirirdi.

Bu bayırın tam sonunda kayaların üzerine yapılmış Leman Hanımların evi bulunurdu. İşte orada yol iki yöne ayrılırdı, bir yol tepeye doğru evlerin arasından giderken diğeri de bizim eve doğru dönerdi.  Bizim tarafa dönen yoldan bir kolda hemen tekrar yukarıya doğru giderdi.

Tahta çıtalar birbirine çapraz çakılarak yapılmış olan bahçe çitlerinin içinden küçük bir odunluk ile yüksek dut ağaçlarının göründüğü bizim bahçeye bir kapı ile girilirdi. Hemen kapının yanında büyük ve kalın dut ağacı ve onun altında da masa ve sandalyelerin konulduğu betondan bir alan bulunurdu. 

Bizimkilerin evi iki katlı kirli beyaz boyalı küçük bir şeydi, yanında da bitişik tahtadan bir ev daha vardı. Kapı önündeki bir araba geçecek kadar dar olan yol sanki büyük bir kaya parçası parçalanarak açılmış gibiydi. Evin kapısının karşısında komşunun yüksekte kalan bahçesi ile yanında sanki duvar gibi kocaman kayalar bulunurdu, çok nadir geçen arabalar ise köşeden çok zor dönerdi.

Cevizli Bahçe Sokak’ta dokuz numaralı bu eve dar üç dört merdiven çıkılarak girilirdi. Evin gri yeşil renkli kapısında bir ip bulunurdu, onu çekince kapının dili açılırdı. İçeriye adım atılınca ayakkabıların, tel dolabın, büyük su küpünün ve kışında günlük odun kömürün konulduğu karanlık küçük bir hol ile karşılaşılırdı. Sol tarafta aile hayatının geçtiği salon, onun karşısında sırasıyla tuvalet ve dar mutfak ve en sonda da ikinci bir oda vardı. Bahçeden girilen alt kat ile üst katın arasında içten merdiven yoktu.

Bu eve ilk olarak 1964 yılında Iğdır’dan geldiğimizi hatırlıyorum. Yabani tabiatımla daha etrafa adapte olamadığım için annemin eteğinin dibinden ayrılmayan ben sonra bahçedeki dut ağaçlarının tepesinden ve boş tepelerden aşağıya inip eve bir türlü girememiştim. Dördü beyaz biri de kırmızı dut en önemli oyun alanımdı.

Etraftaki çoğunluğu gecekondu olan evler eğimli arazide yapıldığı için birbirine öyle pek yakın değildi, böğürtlenler ise her tarafı kaplamıştı. Kısa pantolonla bacaklarımız sürekli çizik içindeydi ama böğürtlenleri yemeye de doyum olmuyordu.

En üst kısmında sadece büyük bir köşkün bulunduğu yeşillik olan tepeye çıkmak ise her gün sıkılmadan yaptığım işlerden biriydi. Orada çimenlerin üzerine bile otursanız boğazın girişinden Kireçburnu’na kadar olan her yer ayaklarınızın altında görünürdü. Annem eğer bahçede dut ağacının tepesinde yoksam muhakkak kaçıp tepeye çıktığımı bilirdi.

‘Zerzevatçı geldi, zerzevatçı,’ sözleriyle dışarıya çıkan annemle birlikte ben de merakla giderdim. Uzun bir at arabası olan zerzevatçı tam yolun geniş olan kısmında dururdu. Bu arabaları daha önce köyde de görmüştüm, ön ve arka tekerlekleri arasında uzun bir yuvarlak sırık konulurdu. Annem arabada ki sebze meyve küfelerinden istediklerini seçince, zerzevatçı bunları terazinin bir tarafına koyardı, diğer tarafına da gram ve kiloları. Teraziyi kaldırdığında eksikse tamamlar, fazlaysa da alırdı ama her zaman kilolar hep yukarda olurdu. Fazlasıyla vermek onların en güzel alışkanlıklarıydı.

Bazen eşeklerin iki tarafına küfelerini yüklemiş başka zerzevatçılar da gelirdi ama eve düzenli olarak gelen tek kişi sucumuz Durmuş Amcaydı. İlk gördüğümde şaşırmıştım, daha önce eve su getirildiğini pek bilmiyordum. Edirne’de de içtiğimiz suyun nereden, nasıl geldiğini pek bilmezdik.

O gün kapı tıklatıldığında annem gidip açmıştı, ben de eteğinin dibinde. Kapıda kısa boyluca, kalın kaşlı, burnunun tam altında küçük bıyığı olan, başında kasketiyle bir adam vardı.

Annem onu görünce gülümsedi.

“Gel Durmuş,” diyerek ona yol açtı.

Böyle söylenince o da merdivenden geri döndü, merakla dışarıya baktığımda oradaki eşeği ve iki yanına konulmuş büyük tenekeleri gördüm. Bunlar benim bildiğim peynir ve yağ tenekelerinden daha büyüktü ve üzerine suyun akıtılacağı yuvarlak bir şey konulmuştu.

Durmuş Amca, kapının yanındaki küpün yanına eşekten indirdiği iki tane tenekeyi taşıyarak getirdi. Tenekenin kapağını yukarıya doğru çektiğinde boğuk bir ses çıktı. Sonra tenekeyi kaldırıp küpün içine boşaltmaya başladı. Tüm bu sesler benim nedense çok hoşuma gitti ve hemen hafızama yazdım. Sucu Durmuş Amca artık benim unutacağım bir kişi değildi.

O suyun biteceği günü gide gele artık iyi öğrenmişti, kendiliğinden kapıyı çalar ve suyunu boşaltıp fazla konuşmadan alacağını alıp giderdi. Acil bir şey olursa da geçerken ona seslenilir, bir dahaki gelişinde su getirmesi istenirdi. Müşterilerine göre hareket ediyor olmalıydı ki onun fazla suyu genellikle olmazdı, eşeğin taşıyacağı kadar teneke damacanası olurdu.

Büyükdere ile ilgili hatırladıklarım belki çok fazla değil, bazılarını da başka yazılarda anlattım. Sucu Durmuş Amca ile ilgili bu ilginç bağlantı beni gerçekten çok sevindirdi. Onun eski resimlerinden birini de görmek isterdim ama benimle iletişim kuran torunu olan hanıma söylemeye ve istemeye utandım.

Gelen son mesajdan sonra internette gelen yeni bir mesaj uyarısını gördüm. Sucu Durmuş Amcanın torunundan geliyordu, açtığımda siyah beyaz bir fotoğraf ile karşılaştım. Fotoğraftaki kişi benim hafızamda yer etmiş olandı, eşeğiyle birlikte karşımdaydı. Çok sevindim, anılarımda yer alan bu kişi ile tekrar karşılaşmak beni heyecanlandırdı.

Görsel:Nur Kuş Topal

Hayatımda bazı karakterleri nedense unutmam, bunlar bir şekilde hafızamda yer etmişlerdir. Sucu Durmuş Amca da bunlardan birisidir. Onu hiç tanımam, ailesini, hayatını, karakterini bilmem ama hafızam ona içinde bir yer açıp kaydetmiştir. Ben kendi adıma o insanların davranış ve hareketleriyle beni bir şekilde etkilediklerini düşünüyorum. Onları ve hafızamda yerini koruyanları hatırlamaktan her zaman mutlu oluyorum.

Sağlıcakla evde kalın.

14 comments

    • Farkında olmadan insanların hayatlarına dokunmak beni çok mutlu ediyor. Hikâyede anlattığım Sucu Durmuş Amcanın beş kızı varmış, ikisi bana heyecanla yazdılar, ‘Sanki aileden birisinden dedemi dinledik,’ demelerine ne cevap vereceğimi bilemedim. Bunlar çok güzel şeyler! Selam ve saygılarımla.

      Liked by 2 people

  1. Ne mutlu Durmuş Amcaya! Siz de torunu hanımefendi de sucu amcamıza elinden geldiğince değer göstermeyi görev bilmişsiniz. Umarım hepimiz sizler gibi güzel insanlarla karşılaşırız. Harikasınız Gürcan Bey ve Nur Hanım!

    Liked by 2 people

    • Tekrar yorumlarınızı okumak ne kadar güzel! Olaylar, konular, güzel insanlar çok şükür beni bu corona günlerinde bile yalnız bırakmıyor. Kendi adıma hafızamda herhangi bir zamanda ve şekilde iz bırakan insanları elimden geldiğince hatırlamaya çalışıyorum. Bütün yaptığım aslında bu, hiç tanımadığım ailelere misafir olup onlara büyüklerini hatırladığım kadarıyla anlatıyorum. Bu arada Durmuş amcanın beş kızı varmış ve ikisi de benimle sanki ailelerinden biriymişim gibi yazılar yazıp ilgilendi. Selam ve sevgilerimle sağlıklı ve güzel günlere,

      Liked by 2 people

      • Daha fazla zaman ayırmaya çalışıyorum bloglara, çok sevdiğim için ama başaramadım bir türlü Gürcan Bey. Çok özlüyorum sizleri okumayı, yazmayı, paylaşmayı. Harika işler yapıyorsunuz. Selamlar, sevgiler… Kendinize iyi bakın. En yakın zamanda tekrar yazışmak üzere. Durmuş Amcanın güzel kızlarına da selamlarım olsun bu vesileyle. Çok güzel…

        Liked by 2 people

  2. Ne güzel bir karşılaşma olmuş. Sucu Durmuş Amca’yı daha önce okumuştum. Torunuyla iletişime geçmeniz çok hoş! Kaleminize sağlık, keyifle yazılarınızı okuyorum. İyi akşamlar…

    Liked by 1 kişi

    • Sevil Hanım, güzel sözleriniz ve yorumunuz için çok teşekkür ederim. Sucu Durmuş Amcanın hikâyesini tekrar okudum, hikâyeler içinde gerçekleri barındırdığında çok keyifli yazılıyor hem de okunuyor. Bu arada sizlerin Karya gezi notlarınızı ve koylarla anlattığınız çalışmalarınızı zevkle okuyorum. Emeğinize sağlık. Sevgi ve saygılarımla.

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s