Dilenci kadın

Haberler de her gün duygu sömürüsü ticareti yapan insanların, yani dilencilerin haberleriyle karşılaşıyoruz. Gün geçmiyor ki üzerinde yüklü miktarda parayla bir dilenci yakalanmasın. Bu kişilerin sürekli artması ister istemez ilgimi çekiyor. Bir yerde sabit işini yapanların yanı sıra kışın soğuğunda yalın ayak ortada yürüyenler var. Son moda da yanınıza gelip bir şey sorabilir miyim diye ilginizi çekip sizden yardım isteyenler.

Kimse ihtiyacı olmasa, mecbur kalmasa yüzünü kızartıp kimseden para istemez diye düşünülebilir ama bu iş de sanki yalan söylemek gibi bir şey. Bir kere yalan söylediğinizde bunun arkası kolaylıkla geliyor, dilenmekte bu duruma çok benziyor. Duyguları sömürerek kolay para kazanmak güzel bir iş!

Kariyer yapma şansınız yok belki ama iş size bol para imkânı sunuyor. Evleri, dükkânları, bankalarda yüklü miktarda paraları olan dilenme mesleğini sürdüren insanlar hepimizin karşısına çıkmıştır. Ben de bu konuya farklı bir yönden yaklaşıp bir hikâye yazdım. Bakalım zaman içinde böyle şeylerle karşılaşacak mıyız?

 

Dilenci Kadın

Ben o eski tramvayların çalıştığı zamanları yaşım itibarıyla yaşayamadım. Onların sahanlıklarında ki demirlere asılıp bir yerlere gidemedim. Hatırlıyorum da çocukluğumda Büyükdere’den bacasından kara dumanların çıktığı vapura biner, bütün boğazı baştan sona geçip doğruca Eminönü’ne gelirdik. Mahmutpaşa’ya çıkmadan önce Yeni caminin önünde güvercinlerin arasında koştururduk.

Eminönü-Meydanı-İstanbul

Üniversite yıllarında da Eminönü çok fazla değişmemişti. Beyazıt’a gitmek için her gün vapurdan iner ve Mısır Çarşısının içinden geçerek Süleymaniye’ye doğru yürürdüm. Geniş yollar, birbiri ardına giden arabalar henüz yoktu. Eminönü Meydanı daha sıcaktı, samimi havası ile çok farklıydı.

 

Şimdi kalabalık olan Kadıköy vapurundan inince, insanın gerçekten kafası karışıyor. Önce nereden karşıya geçeceğinizi düşünerek, geniş yollara bakınıyorsunuz. O alt geçidi bulmak bir dert, karşınıza çıkan o mezbeleliği görmezden gelmeye çalışmak ayrı dert. Merdivenleri yukarıya doğru çıkınca, Allahtan Yeni Cami yine orada karşınızda!

O gün vapurdan çıktıktan sonra bu her şeyi atlatıp, neredeyse artık insanlarla akraba olmuş, şişman güvercinlerin arasından yürüyerek Mısır Çarşısı’na doğru yöneldim. Cami merdivenlerinde oturan pespaye kılıklı bir dilenci kadın, ezberlediği repliğini ben yanından geçerken, en acınası duruşunu takınarak ve ağlamaklı sesiyle söylemeye başladı

“Allah rızası için ne olur bir sadaka!”

Bu işin bir meslek olduğunu biliyorum, insanların duyguları üzerine oynanan bu oyundan da gerçekten de çok sıkılıyorum. Yine de kibar bir şekilde dilenci kadına karşılık verdim.

“Yanımda hiç nakit para yok, kusura bakmayın. Kısmetse başka zaman!”

Dilenci kadın oturduğu yerde, geniş entarisinin eteğinin kenarından, bir POS cihazını çıkarıp bana gösterdi.

“Kredi kartı da olur, artık onu da kabul ediyorum.”

Şaşkınlıkla ne düşüneceğimi bilemeden öylece kala kaldım. Artık iş nerelere gelmiş, gözlerime inanamıyorum ancak bu girişimcilik de süper. Bu dilenci kadını, bir şekilde mükâfatlandırmak da istiyorum. Merakla sordum.

“İki liralık sadaka olur mu?”

“Hayır, maalesef olmuyor. Ben bu makineyle en az beş lira çekebiliyorum.”

“Buna siz mi yoksa banka mı karar veriyor?”

“Bu parayı bankadan ancak 45 gün sonra alıyorum, üstelik bankaya da komisyon ödüyorum.”

Bu sözlerle iyice aptallaştım.

Memleketimin insanı ve bankaları sınır tanımaz hale gelmiş.

Cebimden cüzdanımı çıkardım, içinden kredi kartımı alıp ona uzattım.

“Peki, beş lira olsun.”

Dilenci kadın kartı cihaza soktu, rakamı tuşlarla yazdıktan sonra cihazı bana doğru uzattı.

“Sizden şifre rica edeceğim.”

Şifremi girerken, şaşkınlıktan öleceğim

Kartımı fişimle beraber uzatınca, merakla inceledim. Beş lira harcama yapmış görünüyorum, fişin en üstünde firma ismi olarak Şükran ticaret, sonunda da Allah razı olsun yazısı var.

Ona hayırlı işler dileyip, neşeli bir tavırla yanından ayrıldım. Pazarda satıcıların kredi kartı ile satış yaptıklarını görmüştüm, ama bu dilenci kadın kafamı iyice karıştırdı. Acaba bankanın bu POS cihazı, dilenci kadına nasıl intikal etmiş olabilir ki?

~/~

EFG BANK hem kaynak yapısını güçlendirmek hem de müşteri bazında tabana yayılmak için banka içinde çalışan personelini, innovasyon yani yenilik konusunda bir yüreklendirme projesi başlatmıştı. Çalışanların yapılan işleri kolaylaştırıcı, bankaya gelir sağlayabilecek ve uygulanabilir olacak önerileri; bu proje kapsamında değerlenecek, öneri sahipleri de banka tarafından ödüllendirilecekti.

Mehmet, bankanın Eminönü Yenicami şubesinde müşteri ilişkileri yönetmeni olarak çalışıyordu. Her çalışan gibi şubelerine gönderilen hedefleri tutturmak için koşturup dururdu. “Oturdukları yerden yazıp çiziyorlar, hedefleri belirlerken ne bizimle konuşuyorlar nede müşteri potansiyelimizi göz önüne alıyorlar,” diye kendi aralarında konuşsalar da yine de var güçleriyle koştururlardı. Rekabet tüm sektörde çok çetindi.

 

Ne zaman banka dışına bir şekilde çıksa, önünü sürekli dilenciler keserdi. Bunların günlük kazançlarının, çok da hafife alınmayacak kadar olduğu da, gazeteler tarafından hep yazılır çizilirdi. Aklına bu dilenciler ve onların nakit akışlarını bankaya yönlendirmek geldi. Onlarda aslında serbest çalışan birer girişimciydi.

Bunu yönetime nasıl anlatabilirdi?

Hatta onların iyi yerde dilenenlerine, POS cihazı bile verilebilirdi.

Bu kendisince tam bir innovasyondu, ama üst yönetime nasıl anlatılacaktı?

 

Öncelikle bu fikrin çalışıp çalışmadığını, belirli bir süre takip etmesi gerekiyordu. Dilencinin günlük işlem hacmi ve şubenin bu işten kazancı da hesaplanmalıydı. Ortada ticari bir firma olması gerekiyordu, sonra yeniliğe açık dilencilerle konuşup, fikrini onlara da kabul ettirmesi gerekiyordu. Bu işin fayda sağlayacağına, dilencilerin de ikna olması şarttı.

 

Hem genel müdürlüğü hem de üstlerini, böyle bir projede ikna etmek imkânsızdı. Yine de projesi kabul görülebilir düşüncesiyle, neler yapması gerektiğini kendince ortaya koydu.

Öncelikle, ticari bir hesap ve vergi dairesi kayıtları gerekliydi.

POS teklif etmeden önce, bir süre birkaç dilenci ile konuşup, onların günlük hâsılatlarını bankaya yatırmalarını sağlamalıydı.

Dilenciler iş kıyafetleriyle bankaya giremeyecekleri için, onlar için gidip para alma ve hesaplarına yatırma işini o halletmeliydi.

 

Öğlen tatilinde Yenicami merdivenlerinde oturan bir dilenci kadını uzaktan gözüne kestirdi. Konuşacaklarını kafasında birkaç gün enine boyuna düşündükten sonra, bu konuyu konuşmak üzere onun yanına gidip kendisini tanıttı.

“Hayırlı işler! Ben şu köşede gördüğünüz bankada çalışıyorum.”

Dilenci kadın sanki bana ne der gibi şöyle bir yüzüne baktı. Ardından umursamaz bir tavırla işine devam etti.

“Allah rızası için bir sadaka!”

“Bakın ben sizinle ciddi bir iş konuşmak istiyorum.”

Böyle üsteleyince kadın yan gözle onu şöyle bir süzdü.

İkna olmuş olmalı ki ciddi bir sesle ona cevap verdi.

“Saat altı buçukta gelin, şimdi işime mani olmayın.”

Bu sözlerden sonra başını başka yöne çevirdi.

Kadının tavrı oldukça net, iş saatinde imajını bozmuyor.

 

Mehmet, o gün altı buçukta iş çıkışı onun bulunduğu yere gitti. Dilenci kadın yerinde yoktu, etrafına bakarken onun kendisini yanılttığını düşündü.

Tam gidecekken, arkasından birinin seslendiğini duydu

“Hey, bakar mısınız?”

Başını çevirip baktığında, iyi giyimli bir kadını görünce sordu.

“Bana mı seslenmiştiniz?”

Kendinden emin bir şekilde cevap verdi.

“Evet, siz benimle iş konuşmak isteyen bankacı değil misiniz?”

 

Şaşkınlıkla karşısında bulunan kadına baktı. O hırpani dilenci gitmiş, yerine başka bir şehirli kadın gelmişti.

“Konuşun, hadi sizi dinliyorum.”

O da lâfı dolandırmadan hemen konuya girip sordu.

“Günlük hâsılatınızı, bizim bankanın şubesine yatırmayı düşünür müsünüz?”

“Neden, ne avantajım olacak?“

“Şubemiz yakın, paranızı sürekli takip edip yatırıma yönlendirebilirsiniz.”

“Benim zaten banka hesabım var, yatırıma gelince onu da yeterince yapıyorum. Bana söylemek istediğin başka bir şey var mıydı?”

Ne diyebilirdi ki, bu tür bir karşılaşmaya göre hazırlanmamıştı. Şaşkınlıkla ağzını açıp başka bir şey söyleyemeyince, iyi giyimli kadın da hoşça kalın deyip yanından ayrıldı.

Bunca yıldır tecrübesi vardı, ağzı iyi laf yapardı, ama şaşkınlıkla böyle hiç çuvallamamıştı. Projesi daha en başından sona ermişti.

 

Geçen zaman içerisinde bu dilenci kadınla oldukça fazla karşılaştı. Kadın onu tanımıyormuş gibi yapıp, her zaman sadaka istedi. O da inadına, dilenci kadına bir kuruş bile vermedi. Uzun kış geçince, yeşillenen ağaçlarla çiçek pazarı kuş cıvıltılarıyla doldu.

Mehmet, öğlenleri eğer bankada işi olmazsa hava almak için yemek sonrası etrafta dolaşmaya çıkıyordu. Kapalı yerde çalışınca bu değişiklik ve temiz hava ona doping etkisi yapıyordu.

Bir öğlen yemeğini yedikten sonra hava almak için dışarıya çıktığında, yolda tekrar o dilenci kadın ile karşılaştı. Onu tanımıyormuş gibi yapıp öylece yanından geçecekken, dilenci kadının sesini duydu.

“Akşamüstü sizinle konuşmak istiyorum.”

Yanlış mı duydum diye düşünerek durup sordu.

“Anlayamadım, bana bir şey mi söylemiştiniz?”

Dilenci kadın sözlerine devam etti

“Sizinle aylar önce konuşmuştuk, bankada çalıştığınızı söylemiştiniz. Saat altı buçukta sizi burada bekleyeceğim.”

Hiç bilmiyormuş gibi ciddi bir ifadeyle sordu.

“Benimle hangi konuda konuşmak istemiştiniz?”

“Sizin o gün benimle konuşmak istediğiniz konu hakkında.”

Mehmet, olur der gibi başını sallayarak sakin bir şekilde yoluna devam etti. Demek ki dilenci kadın sonunda onun dediklerine gelmişti.

Bu sefer faka basmamak için, karşılaşabileceği talepleri kafasında iyice tarttı. Bu taleplere karşı önerebileceği çözümleri iyice düşündü.

Akşam iş çıkışı da doğruca kadının bulunduğu yere gitti. Nerede olduğunu görmeye çalışırken, onu kenarda beklerken gördü. Karşısında yine şık giyinmiş, bakımlı bir İstanbul hanımefendisi vardı.

Kadın için hayat sanki bir oyundu, gün içinde iki ayrı tabloyu yaşatıyordu. İki ayrı kişiliğe bürünüp, etrafında bulunanlara farklı bir görüntü yansıtıyordu.

 

Karşılıklı tekrar tanışıp el sıkıştıktan sonra Mehmet, doğrudan konuya girdi.

“Şükran Hanım, buyurun sizi dinliyorum.”

Karşısındaki kadın lafı fazla dolandırmadan cevap verdi.

“Bana kredi kartı ile ödeme yapmak isteyenler için POS cihazı verebilir misin?”

Böyle bir taleple karşılaşabileceğini nedense hiç düşünememişti. ‘Yok, artık daha neler! Benim bu kadının düşünce ve hareket hızına yetişmeme imkân ve ihtimal yok,’ diye içinden geçirirken, sakin görünmeye çalışıp sordu

“Sizin bir satış şirketiniz mi var? POS cihazını onun için mi istiyorsunuz?”

“Hayır, burada kendim kullanmak için istiyorum. Burada müşterilerime verdiğim hizmeti, genişletmeyi amaçlıyorum.”

‘Ben öleyim daha iyi!’ diye içinden düşünürken şaşkındı. Karşısında bulunan kadının hayalleri ve vizyonu onu kat be kat aşmıştı

 

Kadın karşısındaki genç adamın şaşkınlığının farkındaydı, hiç beklemeden talebinin nedenini açıklamaya başladı

“Burada bazı zengin kişilere fal da bakıyorum, doğal olarak da nakit vermek yerine kredi kartı kullanmak istiyorlar.”

Mesele şimdi daha netleşince konunun olabilirliğini kafasında tartmaya çalıştı.

“Banka olarak POS cihazı vermek için, benden ne istiyorsunuz?”

Kadın açık ve seçik şartları soruyordu.

 

Mehmet, vakit geçirmeden anlatmaya başladı.

“Size banka olarak POS cihazı verebilmemiz için, sizin bir ticari bağınızın olması lazım.”

Ne kadar saçma bir soru olsa da yine de merakla sordu.

“Sahi bir vergi dairesine kayıtlı mısınız?”

“Tabii kayıtlıyım, Şehremeni’de bir çeyiz eşyaları satan pazarlama şirketim var, bu işinizi görür mü?”

“Gayet güzel olur. Bankada hesabımızı yapayım, sizinle yarın yine bu saatlerde burada konuşalım olur mu?”

Bu sözlerden sonra el sıkışıp ayrıldılar.

 

Mehmet’in ertesi sabah ilk işi, derinlemesine bir hesap yapmak oldu. POS cihazı verebilmek için banka tarafından istenen, bir işlem hacmi var mıydı onu öğrendi. Bu işin yaratabileceği riskleri düşündü, her şey oldukça makul görünüyordu.

Akşamüstü, konuştukları gibi tekrar bir araya geldiler.

Mehmet, hemen konuya girdi.

“Şube olarak size bir POS cihazı verilmesine sıcak bakıyoruz. Ancak bankamızın da sizden bazı talepleri var.”

Şık kadın kaşlarını kaldırıp ciddi bir ifadeyle sordu.

“Neymiş onlar?”

Mehmet de bunu üzerine açıklamaya başladı.

“Pazartesi ve Cuma yani haftada iki gün, günlük hâsılatınızı şubemize yatıracaksınız. Bu hâsılat, en az bir hafta vadesiz mevduatta kalacak. Bu miktar ortalama olarak, aylık yirmi bin liranın altına da düşmeyecek.”

“Tamam, bu olabilir.”

“Ayrıca ilk üç aydan sonra sizden otuz beş bin lira da vadeli mevduat ortalaması istiyoruz. Bankada tutacağınız bu para da, doksan bir günlük vadenin altında da olmayacak.”

Kadın alaycı bir sesle sordu.

“Rahmetli annemin nikâhını da ister misiniz?”

“Rica ederim, ben size yardımcı olmaya çalışıyorum,” diyerek alttan almaya çalıştı.

 

Çantasından kendi hesap makinesini çıkaran kadın söylenenleri hesaplamaya başladı

“Yirmi bin lira yıllık % 11’den aylık olarak ortalama net %0,75 getirse, demek ki aylık olarak 150 lira parayı da size hediye olarak vereceğim. Oh ne âlâ ne memleket!”

Mehmet, umursamaz bir tavırla cevap verdi.

“Bakın bize siz geldiniz, siz bilirsiniz.”

“Tamam, tamam! Hemen zeytinyağı gibi üste çıkmayın. Belki bir orta yol buluruz.”

Karşısındaki şık kadın kendince birkaç hesap daha yaptı

“Bakın, Pazartesi ve Cuma günü para getirip şubenize yatırırım, bu para vadesiz mevduat olarak ortalama on bin liranın altına düşmez. Vadeli mevduat olarak da yirmi beş bin lira ortalama kaynağı 90 gün vadeli hesapta tutarım. Ayrıca sizinle çalışmaktan memnun kalırsam, bu miktar zaman içinde de artabilir.”

Kadının yaptığı hesaplar Mehmet’i resmen altüst etti. Meğer yanılıp, onu ne kadar çok hafife almıştı.

 

Mehmet, Dilenci Şükran Hanımın şartlarını hiç düşünmeden kabul etti. Kendisine en kısa zamanda şubelerinde, yeni müşteri şirket olarak bir ticari hesap açıldı. Ayrıca bir de şahsi olarak yeni hesap açıldı. POS cihazı talebi için en kısa zamanda onay geldi ve cihaz hemen ilgili şirkete teslim edildi.

Şubeye yeni kazandırılan bu müşteri, geçen birkaç ay içerisinde bankanın en verimli çalışılan müşterisi olarak göze çarpmaya başladı. Şubenin vadesiz mevduat ortalaması yükselmiş, bu durum şubenin toplam maliyetini birkaç puan olumlu etkilemişti. Şubede kârlılık da artmıştı.

Mehmet, bu durumu şube yönetimine bir türlü söyleyemedi. Bu işin sonunun nereye varacağını hep merakla bekledi. Tek endişesi, müşterisinin bankadan birilerine kartla sadaka teklifinde bulunmasıydı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s