Sigara tabakası -II-

Fotoğraf0772

Kocam bir şeyler yazabilmek için, bir kaç gün daha debelendi. Ben komşulara kahvelere gidiyorum, o arkada gölgede kambur bir şekilde oturmuş, elindeki eski deftere bir şeyler çiziktirip duruyor. Aman oyalansın da benim istediğim başka bir şey yok.

Balkonlarında oturmuş kahve ve sigara içerken bu durum bizim Ener Ağabey’in dikkatini çekti. Dayanamayıp sordu.

“Kocan orada dilekçe mi yazıyor?”

Gülümseyerek cevap verdim,

“Yok, boş durmamak için oturmuş kendince hikâye yazıyor,”

Sigarasının dumanını üflerken, hafiften alaycı bir şekilde gülümsedi.

“Yapabiliyorsa ne kadar güzel!”

Belli ki bu durum ona çok anlamsız geldi, ben yine de bu durumdan memnunum.

Kocam ertesi gün eski defteri ile yine karşımda duruyordu, çekinerek sordu.

“Yazacağım şeyleri şimdilik bitirdim. Sana neskafe yapayım, dışarıda güneşlenirken onlara göz atar mısın?”

Bakar mısınız kocamın resmen zihni açıldı, içinde gizlediği cevheri ortalara dökmek için sanki fırsat kolluyormuş. Valla aferin bana, nokta atışı bu olsa gerek.

O arada akrabamız gibi olan Belma Abla da güneşlenmek için bize geldi. Biz aramızda hal hatır sorarken, kocam araya girip sordu.

“Belma ablam, sen de neskafe içer misin?”

“Bu sabah daha kahve içmedim, sen yaptıktan sonra içerim,“ diye cevap verdi

Kocam mutfağa gidip hemen kahveleri hazırladı, Belma Abla ile ikimiz de kahvemizi alıp öndeki şezlonglara kurulduk.

Sigaramı yakarken sordum

“Kocam bir hikâye yazmış, okusam dinler misin?”

Gülerek cevap verdi.

“Olur, güneşlenirken yapacak başka işimiz var mı?“

Ben de eski defteri elime alıp, en baştan okumaya başladım. İlk bölümü bildiğiniz için kaldığı yerden hikâyeye devam edeyim.

Hikâye şöyle devam ediyor,

Ne kadar bir komik durum, kafamdan yazdığım hikâye akşam rüyalarıma giriyor. Aslında bana da eğlence çıktı, artık hayatımdan neleri çıkarmak istediğime oturur karar veririm.

Her şey sanki bir şaka gibi!

Rüyalarımda bile her şey ters! Adam gibi bir cin çıkıp da üç dileğimi sorsa olmaz mıydı?

Öyle bir şey olsa eminim o zaman dünyanın dönüşü değişir, yaşam ters düz olurdu.

Ey insanoğlu yatıp kalkıp bana bolca dua edin. Rüyamda karşıma cin yerine bir Diyojen kılıklı bir berduş çıktı, ya tersi olsaydı?

Akşamüstü balkonda otururken ister istemez hayatımda ters giden şeyleri düşündüm. Berduş tekrar rüyalarıma girerse, hiç olmazsa hazırlıklı olmak istedim. Eğer kalkıp da bana bir şey sorarsa, hiç düşünmeden hemen cevaplarımı sıralarım, onun da böylece aklı şaşar. Ancak ne tarafından tutsam da hayatım elimde kalıyor. İşim gücüm doğal olarak param yok, olacağı da meçhul. Zaten uğraştığım bir şeyler olsaydı, bu tür saçmalıkları düşünecek zamanımda olmazdı. İşsiz güçsüz çavuşların hikâyesi benimkisi!

Şaka bir yana işsizlikten, parasızlıktan ve başkalarına bağımlılıktan kurtulmak isterdim. Bunları hayatımdan sonsuza kadar çıkarmak beni hakikaten çok mutlu ederdi.

Picture 020

Birkaç gün sonra bu olayı ve saçmalığı tamamen unutmuştum. Sabah kahvaltı sonrası kumsalda Tarçın’la oynarken, denize attığım o tabaka tekrar karşıma çıktı. Karımın denize düşen evlilik yüzüğünü senelerdir beklerim gelmez, pis bir tabaka ise gözüme girip duruyor.

Yemin ederim ben ona elimi bile sürmeyecektim ama Tarçın o pis şeyi ağzına alıp oynamaya başlayınca, mecburen onun peşinden koşmaya başladım.  Berduşu- hayali şimdi de Tarçın’ı ele geçirdi, ille de bana yakın olmak istiyor gibi.

O pis tabakayı Tarçın’ın ağzından zorla aldım, bir de keserse durum pek tatlı olmaz. Veterinere git, tedavi yaptır, paraları dökül, of ya of!

Elimdeki bu pis şeyi ne yapayım, tekrar denize mi atayım bilemedim.

O arada Tarçın evin arka tarafına doğru gidince, oyun faslının da sona erdiğini anladım. Denizde oyun sonrası Tarçını muhakkak tatlı su ile yıkamak gerekiyor.  O tuvaletini yapmak için, sitenin dış duvarının oraya koşarak giderken, ben de bir buzdolabı poşeti alıp arkasından koşturdum. O arada elimdeki pis tabakayı da güllerin dibine bir yere bıraktım. Tarçın efendi incilerini dökünce, yine koşarak denize gitti. Ben de arkadan temizleme servisi olarak görevimi yaptım.

Bir yarım saat daha denizde oynadıktan sonra, beyefendiyi yıkama faslı geldi. Hortumla onu yıkayınca, iki basamak atlayıp balkona çıktı ve silkelendi. Büyük havlusuna yere serdiğimde, üzerine yatıp dönerek kendini kurulamaya çalıştı. Komik köpek!

Havluyla onu iyice kuruladığımda, sıçana benzeyen hali de yok oldu. Tüyleri kabarıp parladı. Ondan sonra fırçayla tüylerini tarayınca, yakışıklı bir köpek oluverdi.

Sinekliği açıp onu tekrar çamurlanmaması için içeriye sokunca, doğruca kanepeye koşturdu. Daha önceden yaydığım bir başka havlunun üzerine keyifle atladı. Orada beni beklerken, ben de dışarıyı yıkayıp temizledim.  O arada gözüme güllerin dibine bıraktığım tabaka ilişti. Atmaya kıyamayınca bir beze sarıp kuytu bir yere kaldırdım. Anneanne görse, eminim onu hemen kaldırır atar.

İçeriye girdiğimde, Tarçın çoktan uyumaya başlamıştı. Acaba aynı durumun tersi olsa, o da beni yıkayıp, kurular ve tarar mıydı?

Kendimce bir inanışım vardır, bazı insanlar dünyaya başkalarına hizmet etmek için gelmişlerdir. Ben de kesinlikle o grubun içine giriyorum, baksanıza köpeğime bile hizmette kusur etmiyorum.

#

Tabaka ile bu kadar çok haşır neşir olunca, doğal olarak hazret de tekrar rüyama girdi. Ömrüm boyunca ilk defa böyle garip bir durum ile karşı karşıya kalıyorum ve oldukça şaşkınım.

Yüzüme sanki beni çözmeye çalışıyormuş gibi dikkatle bakıp sordu.

“Bana söyleyeceklerini kafanda tarttın mı?”

Ben çoktan hazırım, kendimden emin bir şekilde gülümseyip cevap verdim.

“Evet, bir karara vardım.”

“Hadi bekliyorum söyle!”

Bu sözlerle de aklımdakileri ona hemen söyledim.

“Tamam, bana ilettiğin dileklerini olmuş bil,” diyerek cevap verdikten sonra sözlerine devam etti. “Şimdi benimde senden bir isteğim var.”

Nükteli bir sesle cevap verdim.

“Bedelsiz bir şey yok anlaşılan!“

“Korkma bu öyle yapamayacağın büyük bir şey değil, sadece etrafıma daha çok yardım edebilmem için gerekli.”

“Peki, sizi dinliyorum.”

“Bu tabakayı en kısa zamanda tekrar denize geri bırakmalısın. Yalnız bu deniz hem derin hem akıntılı hem de başka bir deniz olmalı.”

Bu isteği kahve falı olayına benziyor. Hani fal bakıldıktan sonra

“Hadi gidip hemen yıka ki falın çıksın,” derler ya, berduşun sözleri de buna benziyor. Ancak bu dediklerini gerçekleştirebilmem şimdilik zor!

Sözlerin değerini yitirdiği bir yerde, rüyanın içerisinde yaşarken ister istemez hemen aklıma geldi.  Hiç düşünmeden karşımdakine soruverdim

“Dileklerim gerçekleşmeden mi sizi denize geri atacağım?“

Çok ciddi bir ifadeyle cevap verdi.

“Öyle! Bana istesen de istemesen de güvenmek zorundasın.”

Babana bile güvenme sözünün geçerli olduğu bir ülkede yaşarken, aldığım cevabı doğrusu garipsedim ama aslında yerden göğe kadar da haklı. Ben de oturmuş onunla neyin pazarlığını yapıyorum ki?

Hayalimde yaşattığım bir berduşa güvensem ne olacak, güvenmesem ne olacak?

Bütün kibarlığımla sordum.

“Sizi hemen başka bir denize geri bırakmam zor. Bir kaç gün sonra İstanbul’a evimize döneceğiz, sizi boğazın akıntılı sularına bırakmak istiyorum. Dayanabilir misiniz?“ Yüzünde anlamsız bir ifadeyle cevap verdi.

“Ben beklerim, ama kutunun üzerinde hep birlikte yaşadığım yaşam arkadaşlarım yosunlara,  kabuklulara da bir şey olsun istemem.“

“Merak etmeyin, gereken tedbiri alacağım,“ diyerek onun içini rahatlatmaya çalıştım.

“O zaman tabi sorun değil, dostlarımda biraz dişlerini sıkarlar,” diyerek sözlerini bitirdi.

O tabakayı sardığım bezden çıkarıp, su dolu bir kutuya koymam gerektiğini düşünürken, karşımdaki kişi tekrar konuşmaya başladı.

“Sizi uyarmam lazım, sakın ha bizi denize ulaştırmayı unutmayın!” diyerek tembihte bulunup devam etti. “Denizin dışında çok uzun süre kalırsa, rivayete göre tabaka iri bir çakıl taşına dönebilirmiş“

Şaka yapar gibi cevap verdim.

“Merak etmeyin, şansımı sokağa atmayı istemem.“

Sabah uyandığımda, uykumda gördüğüm rüya net olarak aklımdaydı. Tarçınla sabah gezmesinden dönünce, o hemen yukarıya çıkıp yatağına yattı. Ben de kimse uyanmadan mutfakta alt dolabın içini açıp, anneanneden gizli sakladığım plastik kiloluk dondurma kaplarından birini aldım. Kapağını da unutmadım.  Anneanne hep iyi şeyleri alıp evinde kullanmayı seviyor, böyle uyduruk plastik kapları da işleri bittikten sonra evde pek tutmuyor.

Deniz kenarına gidip, plastik kutuyu suyla yarı yarıya doldurdum. Tabakayı sakladığım yerden alıp, sardığım bezden çıkardım. Tabakayı suyun içine bırakıp, plastik kutunun kapağını da sıkıca kapattım. Elimdeki plastik kutuyu üst katta, ön taraftaki odada bulunan büyük yatağın altında başucuna, kenar tahtalarının elimi çizmemesine dikkat ederek, görülmeyecek şekilde koydum. Kutu anneannenin gözünden kesinlikle uzak olmalı!

Bu saçmalığı neden yaptım bilemiyorum, belki de hiç gerçekleşmeyecek bir hayalin peşinden koşmak istedim.

#

Hikâyenin yazılmış olan kısmı, bu şekilde sona eriyordu. Aslında ilk defa yazan biri için, çok kötü de değil. Belma Abla da aynı fikirde.

Dayımla eşi Şarköy’e gelecekler, bizler de bu nedenle İstanbul’a dönmek üzere hazırlandık. Buradaki ev küçük olduğu için bu şekilde bir ayarlama yapmaya çalışıyoruz. Arabayı kocam evin önüne getirdiği anda, Tarçın her zaman ki gibi hemen arabaya bindi. Ona hazırladığımız arka koltukta, o sıcakta bizleri beklemeye başladı. Arabadan dışarıya adım bile atmıyor, garibim onu bırakıp gideriz diye mi korkuyor acaba?

Eşyaları arabaya yerleştirip hazır olunca, dolaşıp komşularla ve anneanne ile vedalaşıp ayrıldık. Bu sene bizim için artık sezonu kapanmış gibi düşünebiliriz.

İşe gidip gelmeye başlayınca günler de hızlı bir şekilde geçmeye başladı, kocamın hikâyenin sonunu yazıp yazmadığını da bilemiyorum. Herhalde sıkılmış olmalı!

Ona her fırsatta yaz diyorum ama bunun kolay olmadığının da farkındayım. İki kelimeyi yan yana getirip yazmak bile bazen insanı yorabiliyor.

#

Evdeyken çalan telefonun ekranında Şarköy yazısını görünce, hiç düşünmeden hemen açtım. Anneannenin telaşlı sesini duydum

“Bizim Hidayet, temizlik yaparken ön odadaki büyük yatağın başucunun altında bir plastik kutu bulmuş. Su ile doluymuş, içinde de büyük bir yassı çakıl taşı duruyormuş.”

Bu sözlerle oraya koyduğum plastik kutu aklıma geldi. Ben onu tamamen unutmuşum.

“Ben büyüden çok korkarım, acaba birileri bir şey yapmış olmasın,“ diyerek endişeli bir sesle tekrar sordu. “Senin bu kutudan haberin var mı?”

“Evet, haberim var. Taşı temizlemek için onu ben koydum.” diye cevap verdim. ”Özür dilerim, gelirken onu atmayı unutmuşum.”

“Peki, onu ne yapalım?” diye sorunca da atmalarını söyledim.

#

Sakin bir şekilde işte otururken cep telefonum çaldı, ekranına baktığımda kocamın aradığını gördüm.

“Anneanne Şarköy’den telefonla aradı.” diyerek anlatmaya başladı. “Üst katta yatağın altında bir kutu bulmuş, içinde su ve suyun içinde de bir büyük yassı çakıl taşı varmış.”

Bu sözleri duyunca gayri ihtiyari ağzımdan,

“Hadi len!“ sözü çıktı.

Bu kocamın hikâyesinde anlattığı olay!

Sonra konuşmanın gerisini anlatıp kapattı, onun anlattıklarına bir türlü inanamadım.

Kocamla konuştuktan sonra cep telefonumdan, Şarköy’ü anneannemi aradım. Duyduklarım hakikaten doğruydu.

“Siz merak etmeyin, o kocamın yazdığı bir senaryo, taşı oraya da o koymuş,” dedim.

“Biliyorum bana da kendisinin koyduğunu söyledi. Peki, o kutuyu ne yapayım?”

“Kutunun içindekileri denize dökün, böylesi daha iyi!”

Niye öyle yaptırdım tam olarak da bilemiyorum.

Yaşananlar doğru mu, yoksa bir hikâye mi?

Gerçekten kocam sahilde bir tabaka buldu mu?

O tabaka unutulunca, berduşun söylediği gibi bir çakıl taşına mı dönüştü?

Tüm bu yaşananlardan sonra acaba hangisi doğru?

Aslında tüm doğrular kafamın içinde artık iyice karıştı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s