Biz nereye savrulmuşuz böyle?

Karım anneannesinin evinden atılmaktan kurtardığı ciltlenmiş Ses mecmualarını getirdiğinde ben de merakla elime aldım. Bunlar 1961 ve 1963 yılının haftalık Ses dergileri ve ben de o zamanlar daha dört yaşındaydım. Sanki çocukluk yıllarımdan haberler alacakmışım gibi büyük bir ciddiyetle incelemeye başladım.

IMG_20190425_022735

Komik bir şeylerle karşılaşacağımı düşünürken daha ilk sayfadan kültür şokuna uğradım. Ses dergisi, Şevket Rado yönetiminde haftalık basılan sinema ve tiyatro mecmuası. Türk ve dünya sinemasındaki gelişmeler haftalık bilgilerle aktarılıyor. Tiyatrolardaki oyunlardan bahsediyor. Bizler eskiden İstanbul’da gittiğimiz tiyatroları sayardık, Şehir tiyatrolarını bilirdik. Yani 1970 ve 80’li yıllardan bahsediyorum. Elimdeki dergi ise Aralık 1961 tarihinde ki tiyatroları anlatıyor.

İstanbul’daki sahneleri görünce gözlerime inanamadım, Azak Tiyatrosu, Bulvar Tiyatrosu, Gong Tiyatrosu, İstanbul Tiyatrosu, Kent Oyuncuları, Küçük sahne, Opera Tiyatrosu, Oraloğlu tiyatrosu, Ses Opereti, Site Tiyatrosu, M.T.T. Birlik Tiyatrosu, Şehir Tiyatroları ise Fatih, Kadıköy, Opera(Şan), Üsküdar sahneleri ile Yeni Tiyatro ve Çocuk Tiyatrosu.

Üşenmeyip o yıllarda İstanbul nüfusunu da internette arayıp buldum, 1960 sayımına göre 1 milyon 882 bin, 2018 sonuçlarına göre 15 milyon 64 bin. O zamanlar ne kadar ve nerede tiyatroların olduğu çok net biliniyormuş, adresleri ve telefonları haftalık dergide yer alıyormuş. Şimdi ise İstanbul’da ne kadar tiyatro olduğunu sadece Ali Poyrazoğlu ile İtfaiye Müdürlüğü biliyormuş. Şehir tiyatrolarının başına vakti zamanında neden bir itfaiyecinin yönetici olarak atandığını da böylece çözmüş oldum.

Ankara’da ise Devlet Tiyatrolarının, Büyük Tiyatro, Küçük Tiyatro, Oda Tiyatrosu, Yeni Sahne, Üçüncü Tiyatroları var. Özel Tiyatrolarda ise Meydan Sahnesi, Naşit Tiyatrosu, Güneş Çocuk Tiyatrosu gözüme çarptı.

En çok hayret ettiğim ise 1962 yılında İngiltere’de müstehcen ilan edilip basımları yasaklanan Lady Chatterley kitabı ile ilgili okuduklarımdı. Bu kitap John Hart tarafından oyun haline getiriliyor, iki sanatçı o güne kadar görülmemiş bir çıplaklıkla sahneye çıkıyorlar. Oyun İngiltere dışında ilk defa Türkiye’de Oraloğlu Tiyatrosunda sahneye konuyor. Haberin resimlerini çekip sizlerle paylaşıyorum, 2019 yılının Türkiye’sinde böyle bir oyun sahnelenebilir miydi acaba?

IMG_20190425_022550

Daha bu hafta Bursa’da yani 2019 yılında Nü heykelleri adaba aykırı diye sergilerinden kaldırtanların haberlerini okumuştum. Tam 57 yıl önce sanatın olduğu nokta ile şimdi gelinen nokta çok üzücü. Biz nerelere savrulmuşuz böyle?

O günün göz önünde olan meşhur sinema sanatçıları ile yapılan röportajlar, onlarla ilgili bilinmeyenler, günlük yaşamları içinde çekilen normal resimler çok hoşuma gitti. Dünya sinemasındaki gelişmeler, sanatçıların hayatları, projeleri, filmleri filmler hakkındaki seviyeli kritikler ilginçti.

Müzik sayfalarında ise Türk solistlerin yanı sıra orkestralar tanıtılırken, onların projeleri yansıtılmaya çalışılıyordu. Sanremo müzik festivali özellikle takip ediliyordu, radyo dinlediğimiz yıllarda naklen yayınlanan Sanremo müzik yarışmasını ben de her sene dört gözle beklerdim. Arabeskin ve fantezi müziğin adının bile geçmediği yılları hatırlamaktan büyük bir keyif aldım.

Şimdi bakıyorum da kültürel seviyeyi yok edip insanca yaşamayı, özgürlüğü, hoş görüyü, entellektüel sanatı nasıl ortadan kaldırmışız?

Bu sorunun cevabını bulmakta zorlanıyorum, bir millet bu kadar mı geriye gider aklım almıyor. Dergide sanatçıların ev adresleri ve telefonlarının da yayınlandığını görünce iyice şaşırdım. İnternet adresimizi bile verirken kırk defa düşündüğümüz bir zamanda, bu ne cesaret böyle?

Bu günün gerçekleriyle o yıllardaki kültürel seviyelere ulaşma şansımız var mı acaba?

6 comments

  1. hem de ne savrulmuşuz …. resmen ağzım açık kaldı okuduklarıma. şimdiki okumak için günde kaç sayfaya bakıyorum doğru düzgün bir şeyler bulmak için . eşinize ne kadar teşekkür etsem az iyi ki rastlamış ve atılmaktan kurtarmış kendim bulmuş gibi sevindim

    Liked by 2 people

  2. İşin daha da vahim tarafı; kültürel-sanatsal boyutta yani kaliteli olanlarına sansürün kralı uygulanıyor da Internette-televizyonda seviyesiz açıklık ve de vahşet sınır tanımıyor. Küçücük çocuklar ellerindeki telefonlarla ya da evlerindeki televizyonlarla, olmaması gereken her şeye rahatça erişebilirken düzeyli bir biçimde sanata yedirilmiş doğal çıplaklığa uzandıklarında ellerine vuruluyor.

    Bizde de vardı Ses mecmuaları. Annem kaç sene gözü gibi bakmış korumuş da babam hastanede annem de onun başında yatarken yok edilmişler. Çok üzülmüştü. Ama diğer yandan yine sizinle bir başka yazınız üzerinden yaptığımız yorumlaşmaya geliyor bu konu da. Dursalar mı iyi -ki böyle bakınca ne hoş oluyor- durmasalar mı iyi -ki geride kalanlara sıkıntı yaratmasın? Buraları aşmak için epey zorlanıyorum.

    Liked by 1 kişi

    • Bütün tespitlerinize katılıyorum. Bu arada akşam bize gelen arkadaşlara yemek sonrası konu nasıl açıldıysa bu Ses dergilerini gösterdim. O günlerin sanatsal olaylarına ve resimlere şaşkınlıkla baktılar. Bir şeyden emindik, şimdi kültür olarak o günlerin çok uzağındayız. Bu arada sadece iki cilt Ses mecmuası var, dahası yok. Onların yanında üç dört tanede sakladığım Hayat mecmuası var, karımın anneannesi saklamış. 1960 ihtilalinde o günleri ve idamları anlatıyor. Onlara dokunmaya daha sıra gelmedi, hassas konular. 🙂

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s