Rita

Hatırlıyorum da Edirne’ de Kaleiçi’nde o zamanlar yaşlı bir Yahudi hanımın evinde kiracıydık. Bu girişi yüksek iki katlı ahşap konak bana nedense çok büyük gelirdi. İki kanatlı büyük bir tahta bir kapıdan içeriye girildiğinde, geniş bir taş avlu ile çok büyük olmayan bir de bahçe karşınıza çıkardı. Sundurmalı konağın kapısına, iki yandan dönerek yukarıya uzanan mermer merdivenler ile çıkılırdı.

Taşlarla döşenmiş avlunun devamında tek katlı bir yapı vardı, orası da evimizin mutfağıydı. Avlunun köşesinde bir de kuyu vardı. İpler ve ona bağlı metal bir kova da kapalı tahta kapağın üzerinde dururdu. Avlunun dışında, büyük bir asma ile meyve ağaçlarının olduğu küçük bir kısım da bahçenin içinde yer alırdı. Günümün okul dışında büyük bölümünün geçtiği, bu yana doğru büyümüş olan kalın ve yaşlı asma, benim en gözde oyun alanımdı.

Hayatını askerlik, kahvehane ve ev üçgeninde geçiren babam nasıl olduysa, bir sürpriz yapıp eve yavru bir av köpeği getirmişti. Üzerinde büyük siyah lekeleri olan bu minik beyaz köpek yavrusuna, hiç düşünmeden Rita adı verilmişti. Nedenini bilmiyorum ama galiba köpekleri çok seven annem bu ismin konulmasını istemişti.

Konağın ikinci klarası Hudut gazetesiRita

Annem İstanbul Büyükdere’de yaşarken Cingöz adındaki köpeklerini sırası geldiğinde hep anlatırdı. Bizler o köpeği görmeden bile hayalimizde yaratmış ve onu çok sevmiştik. Yani bu köpeğe neden Cingöz adının verilmediğini anlamakta zorlanıyordum.

Ben kendimi bildim bileli re harflerini düzgün söyleyemem, ismimi bile bir seferde doğru anlayan bir kişi ile karşılaşmamıştım. İşte bu Rita ismi benim için tam bir kâbus olmuştu. O zamanlar şehir adlarını kullanarak kodlamayı da bilmediğimden, bizim köpeğin adını başkalarına söyleyene kadar göbeğim çatlardı. Üstüne üstlük bir de benimle dalga geçilmesine katlanmak zorunda kalırdım.

Bu sevimli küçük köpeğin bakımıyla ve yemeğiyle annem ilgilenirken, sevme ve onunla oynama işlerinden de biz çocuklar sorumluyduk. Bu yavru köpek sanki bizim yeni kardeşimiz gibi olmuştu. Ona isminin Rita olduğunu ve bizlerden biri olduğunu öğretmeye çalışırken, nedense istediklerimizi de yapmasını isterdik.

Otur Rita, gel Rita, koş Rita, yakala…

Evin içerisine girmesi yasak olduğu için onun uyumadığı zamanlarda da, bahçede onunla beraber oradan oraya koşturup dururduk.

Rita’nın en çok sevdiği yer kuyunun yanıydı, orası serin miydi neydi hiç bilemiyorum.

Uzun kulaklı bu sevimli yavruyla, ev sahibimiz Matmazel Klara’nın yıldızı nedense hiç barışmadı. Belli ki bu huysuz ve yaşlı Yahudi Hanım Klara, evinde bir köpeğin olmasını arzu etmiyordu. Bizler çocuk olarak tabii ki hiçbir şeyin farkında değiliz ama bir sabah kalkıp bahçeye çıktığımızda, Rita’nın ince kulağının ucunun kopmak üzere olduğunu gördük. Ağlayarak hemen annemi çağırdık. Rita’nın kulağını oksijenli su ile temizleyen annem, daha sonra tentürdiyot da sürdü.

Doğal olarak hayvanın kulağının nasıl bu hale geldiğini de hemen çözdü. Kulakta yuvarlak bir iz vardı, yani Rita kulağını bir yere çarpmamıştı. Ev sahibimiz Rita kuyunun yanında uyurken, kulağının üzerine dolu su kovasını koymuş. Metal kova da kulağını koparırcasına kesmişti.

Çok üzülmemize rağmen Rita’nın burada kalmasının onun yararına olmayacağını, annem anlayabileceğimiz bir dille bizlere anlattı.

“Çocuklar, Matmazel Klara bu köpeği evinde istemiyor. Rita’nın burada kalması onun daha çok yaralanmasına yol açacak,” diyerek usulca sordu. “Onun acı çekmesini ister misiniz?”

“Hayır, istemeyiz,” diye hemen karşı çıktık.

“O zaman en iyisi, Rita’nın zarar görmeyeceği ve mutlu olacağı bir yerde yaşaması.”

Bu sözlerin ne anlama geldiğini küçücük aklımızla anlayabiliyorduk. Gözlerimizden yaşlar sessizce süzülmeye başlamıştı.

Yüzümüze üzüntülü bir şekilde bakıp yumuşak bir sesle sözlerini sürdürdü.

“Babanız onu yarın sabah askeri birliğe götürecek,” deyip ekledi. “Orada hem daha iyi bakılır hem de özgürce koşturur ve büyür”

“Onu bir daha hiç göremeyecek miyiz?”

“Evet, her gün göremeyeceksiniz ama babanızla birlikte onun birliğine gittiğinizde onunla oynarsınız.”

Ertesi sabah babam işe giderken, Rita’da onunla beraber gitti. Rita için bütün gün nerede, nasıl yaşayacağı ile ilgili olarak küçücük aklımla asmanın üzerinde oturup akıl yorup düşündüm. Akşam kahveden geç gelen babamla aklımdaki konuyu konuşamadım. Sabah işe gitmeden önce bize Rita’yı ne yaptığını anlattı, dediğine göre onu cephaneliğin orada asker ağabeyler beslemeye başlamışlar.

Okullar tatile girdiğinde babamla beraber, bir gün ben de onun birliğine gittim ve Rita’yı uzaktan gördüm. Kocaman iri bir köpek olmuştu, babam gel gidip görelim dese de, onun yanına yaklaşmaya pek cesaret edemedim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s