ATM’ler ve ben

Bu teknoloji harikalarıyla tanıştıktan sonra hayatımızın kolaylaştığını hiçbirimiz inkâr edemeyiz. Hesabımıza para yatırıp çekebiliyoruz, kredi kartı işlemlerini ve havale gönderme yapabiliyoruz, hatta döviz bile bozdurabiliyoruz. Ancak yaşamın her anında karşılaşabileceğimiz olumsuzluklar burada da karşımıza çıkıyor. Hırsızların ve sahtekârların oyunlarından Allah hepimizi korusun ama maalesef hepimiz korumasız durumdayız. Üstüne üstlük insanın başına onun ömründen ömür götürecek talihsizlikler de gelebiliyor.

Ekonomide bugünGörsel: Ekonomide bugün

Son yıllarda banka şubeleri kredi kartı ödemeleri ile zaman kaybetmek istemiyorlar ve müşterileri ATM’lere yönlendiriyorlar. Sadece bu işlem için uzun sıralar beklemek açıkçası benim de pek işime gelmiyor. Kredi kart harcaması aylık hesap bildirimim geldiğinde önce görünen harcamaları kendi hesaplarımla karşılaştırıyorum, anlayacağınız gibi yaptığım her harcamanın kredi kartı fişini kaydedip o ayki zarfın içine biriktiriyorum. Eğer hesaplarda mutabık kalıyorsam ödemem gereken sürenin içinde gidip borcum için ödeme yapıyorum.

Benim tarzım biraz değişik, önce ATM’den o bankadaki hesabıma banka kartımla para yatırıyorum, sonra kredi kartımı kullanıp oradan ödeme yapıyorum. Size çok saçma gelebilir ama ben hep böyle yapıyorum. Birkaç sene önce yine kredi kartı ödemesi yapmak için başka bankadaki hesabımdan para çektim, sonra ilgili bankanın şubesinin yan tarafında bulunan ATM’lerinden boş olan birisine gittim.

Banka kartımı kullanıp para yatırma işlemlerini yapmaya başladım, ATM’den verilen talimatlara göre elimdeki 900 TL’yi açılan para yatırma yerine sokunca, içeriden bir şey onu çekip aldı. ATM paraları içeride sayma makinesi ile kontrol edip saymaya başladı, birkaç saniye sonra paraların beş tanesini geri verdi. Çok ilginçtir her bankanın ATM’si paraları kendine göre kontrol ediyor. Biraz önce başka bir bankadan çekip getirdiğim paraları kendine uygun olarak görmüyor.

Bir kere dayanamayıp şubenin içine girip işlem yaparken, ATM’yi gişe görevlisine şikâyet etmiştim,

“Bu makinelere para beğendiremiyorum,” dediğimde bana hak vermişti.

“O bir şey mi kendi verdiği parayı bile beğenmediği oluyor,” demişti.

Yani böyle şeylere alışkın olduğum için paraları düzeltip ters çevirdim, ilave para ekleme tuşunu kullanıp onları tekrar açılan yere koydum. Makine elimden kapıp aldığı paraları tekrar saymaya başladı, takırtısı bittiğinde yine üç tane yüz lirayı geri verdi. Makine resmen benimle inatlaşıyor ama bende de sarı inadı vardır.

Hatırlıyorum da yıllar önce akşam iş dönüşü Mecidiyeköy’de 124 Bostancı otobüs kuyruğuna girdim bekliyorum, benim gibi bekleyen hiç yoksa yüz kişi var. Doğal olarak birinci otobüse binemedim ama ikincisinde oturacak kadar öndeyim. Otobüs gelip yolcu almaya başladığında, kuyrukta binenlerle birlikte ilerlemeye başladım.

Tam otobüs kapısında önüme tahminen 60 yaşlarında kır saçlı bir adam hamle yaptı, doğrucu Davut olduğum için hemen önünü kestim.

“Siz burada değildiniz, insanların hakkını alıyorsunuz.”

Pişkinlikle bana cevap verdi,

“Hayır, buradaydım sen görmemişsin, gözünü açıp biraz etrafına bak.”

Adam resmen zeytinyağı gibi su yüzüne çıkmaya çalışıyor ama benim inatçılığımı bilmiyor.

“Bakın burada değildiniz, araya karışmaya çalışıyorsunuz ama olsun ihtiyarsınız buyurun binin.”

Otobüs şoförü ilgiyle bizi izliyor, arkadan da homurdanmalar başladı, İnsanlar bir an önce evlerine gidip dinlenmek istiyorlar. Otobüs sırasına kaynak yapan adam da tükürdüğünü yalamak istemiyor.

“Çevrenize bakmaktan sağınızı solunuzu görmekten acizsin, inanmazsan diğerlerine sor.”

“Neden sorayım, ben sizin burada olmadığınızdan eminim ama tekrar söylüyorum ihtiyarsınız size hürmet ediyorum binebilirsiniz.”

Bu sözlerimle adam oradan çıkıp söylenerek kuyruğun arkasına doğru yürümeye başladı, ihtiyar olmayı belli ki kendisine yediremedi.

Yıllar geçse de inatçılık olduğu yerde kalıyor, ben de geçmişin anılarından kurtulup o kızgınlıkla paraları tekrar kendimce düzelttim ve işlemi tekrar edip makineye verdim. Makine bir iki çalıştı ve arkadan hata sinyali verdikten sonra ekran birden karardı.

Panik halindeyim yaptığım işlemler bitmedi, param ortada henüz hesabıma geçmedi ve elimde herhangi bir belge de yok. Bu paradan vaz geçme lüksüm hiç yok. ATM’yi öylece bırakıp bankaya giremediğim için oradakilere seslenip içeriden bir görevliyi yardım için göndermelerini istedim.

Biraz sonra güvenlik görevlisi kapıdan bana seslendi,

“444…..numaralı telefonu arayıp bildirimde bulunun.”

Telaşla sordum,

“Ya makine çalışıp paraları geri verirse?”

“Vermez, zaten arızaya geçmiş.”

Ya ben endişe ve kaybetme korkusuyla arıza sinyali vermiyor muyum?

Onun için hava hoş, telefon et meseleyi anlat gitsin. Nasıl telefon edeceğim onu biliyor mu acaba?

Tuşlu telefonum operatör tarafından iptal edilince karımın yeni tip telefonuna kaldım. Onun konuşma yaparken klavyesine çok zor ulaşıyorum, işte şimdi hapı yuttum, Açıp kapamak neyse de bankaları arama işi çok alengirli. Telefonu zaten otomatik bir şey açıyor, o andan itibaren sürekli şu numarayı girin, şöyleyse şu numarayı değilse şunu tuşlayın sözlerinden sonra üzerine bir de kart numarası ve TC numarası derken ben o arada telefonu var gücümle yere vurma sınırına gelip dayanıyorum.

Şubeden içeriye girip yardım istediğimde müşteri temsilcilerinden müsait olan biri bana acımış olmalı ki yanına çağırıp oturttu. Telefonumu gerekli yeri araması için ona verdim, numarayı tuşlayıp işleme devam etmek istedi ama klavyeyi bir türlü açamadı. Bu namussuzu ben bilmez miyim, insan ayırt etmeden herkese her zaman zorluk çıkartır.

Görevli benim telefondan konuşma umudunu kesince bankanın telefonundan ilgili yeri aradı ve beni görüştürdü. Telefondaki kişiye onun bana verdiği ATM numarasını ve yaptığım işlemi belirttim.

“Şikâyetinizi hemen işleme koyuyorum, en kısa zamanda size ulaşacağız,” sözleriyle konuyu bitirdi.

Müşteri temsilcisi, ona teşekkür edip yanından ayrılırken merak etmemi söyledi, ama içim içimi yiyor. Burada dokuz yüz Lira paradan söz ediyoruz, yerine koymak kolay değil. Kös kös evin yolunu tuttum, evin içine sığamıyorum ama gidip işi çözeceğim bir yer de yok, sadece haber beklemek zorundayım.

Akşamüstü beş gibi telefonum çaldı, bankadan aranıyorum. Telefondaki görevli kişi yaptığım başvurunun incelendiğini belirtti. ATM’de arıza nedeniyle yatırma işlemi eksik kalan dokuz yüz Liranın hesabıma en kısa süre içinde geçileceğini, işlem gerçekleştirildiğinde mesajla bildirileceğini söyleyince dünyalar benim oldu. Nasıl teşekkür edeceğimi bilemedim, gerçekten bir süre sonra o kişinin dediği gibi paranın hesabıma geçildiği bildirildi.

Bu korkudan sonra para yatırma işlemlerini muhakkak şube içinde yer alan ATM’lerden yapmaya başladım. Ayrıca ATM ile inatlaşmaktan vaz geçtim. Para yatırırken onun beğendiği kısmı onayladım, beğenmediklerini yanımda varsa başkalarıyla değiştirdim, yoksa da daha sonra başka para getirdim. Karşımdaki insan değil ki laf anlatayım, makine işte.

Aramızdaki ilişki belirli bir seviyede devam ederken, kendisiyle geçen hafta yine tepiştik. Acil bir ihtiyaç için 100 Dolar bozdurmak gerekti. Küçük bankaların verdikleri döviz alım fiyatları döviz büfelerinden daha ehven oluyor. Bu nedenle önce döviz büfeleri ile bankaların ilan ettikleri fiyatları inceledim. Bankanın fiyatı en uygun olandı, ben de şubeden içeriye girip işlem numarası alacakken güvenlik görevlisi ile konuştum. Artık gişede 300 dolardan aşağısını bozmuyorlarmış, 100 Doları ATM’ler de kolayca bozabilirmişim.

Şube içindeki ATM’yi gösterdiğimde orada bu işlemin yapılmadığını belirtti. Basiretim bağlanmış olacak ki dışarıya çıktım, yardım istediğim güvenlik görevlisi gelip dışarıda ATM başında bana ne yapmam gerektiğini gösterdi. Telefonuma gelecek işlem numarasıyla döviz bozdurma işi yapılacakmış. O arada telefonumu evde unuttuğumu hatırlayınca işlemi yarım bıraktım.

Hafta başında ilk iş sabah o küçük bankaya gitmek oldu. Geçen gün nasıl işlem yapabileceğimi öğrendiğim için ATM önünde sıramı beklemeye başladım. O arada ilk defa döviz işlemi yapacağım için tedirginim. ‘Şimdi makineye paranı koyuyormuşsun ama karşılığını alamıyormuşsun,” düşüncesi aklımdan gelip geçiyor ama inat işte yapacağım.

Önümdeki müşterinin işlemi bitince ben de ekrandaki exchange tuşuna basarak öğrendiğim gibi işlem yapmaya başladım. Telefonuma mesajla gelen işlem numarasını girdikten sonra işlemi sürdürdüm. Karşıma çıkan döviz fiyatını da onayladım ve açılan yere kendi ellerimle 100 Dolarımı koydum. ATM parayı kontrol ve sayma işlemini yaptı, ben hâlâ TL olarak paramı vermesini bekliyorum.

O arada makineden bir fiş çıktı. Yaptığım işlemin değeri yazılmış, altında da bir açıklama notu var.

ATM’den exchange başarısız geri ödeme. Ödenemeyen tutar…

O anda başımdan aşağıya bir kova kaynar su döküldü. ATM’nin başından ayrılmadan yanındaki camı tıklatıp içerden beni buraya yönlendiren güvenlik görevlisini çağırdım. Gelince fişi gösterip durumu anlattım. İşlemin bittiğini anlayınca beni gişeye yönlendirdi.

Aldığım numaranın ışığı yanınca da kimliğimle birlikte fişi gişe görevlisine uzattım.

“100 Dolar bozdurmak için ATM’yi kullandım ama bana TL karşılığı yerine fiş verdi.”

Görevli bir şey söylemeden fişi alıp gişeden çıktı, yan masada oturan bir beyle konuştu. Onun talimatıyla da gidip ATM’yi açtı, bana da oturmamı söyledi, belli ki işlem uzun sürecek.

Gişe görevlisi ATM içinden kasaları çıkarıp gişeye getirdi ve sırayla açıp içindeki paraları saydı. Benim 100 Dolar oradaydı, gördüm ama alma şansım yok. Sayma işlemi bitince yan tarafındaki üstüne bilgi verdi. O kişi de masasından kalkıp benim yanıma geldi.

“Bu olay ilk defa başımıza geliyor ama düzelteceğiz.”

Elimde fişim olduğu için içim rahat sordum.

“Şimdi paramı alabilir miyim?”

“Hayır, şimdi değil,” diyerek açıklamaya başladı. “ATM muhasebesi çok farklı bunu genel müdürlükle konuşup düzeltmemiz gerekiyor. O nedenle siz saat ikide bir uğrayın.”

“Tamam, ben de o arada pazara uğrarım,” deyince fiş ile nüfus cüzdanımı uzattı.

Bankadan çıkıp önce yakındaki tuvalete uğradım, soğuk hava ve heyecan böbrekleri gereğinden fazla çalıştırıyor. Pazarda aklımı veremediğim için sadece bakınıp zaman geçirdim. O arada arayan karıma durumu anlattım, doğal olarak hem şaşırdı hem de endişelendi.

“Böyle şeyler de gelip hep seni buluyor. Beni habersiz bırakma,  merak ederim.”

Maalesef haklı ama benim yapacağım bir şey yok.

Şubeden içeriye girip doğruca benimle konuşan adamın masasına yöneldim ve gelişmeleri sordum.

“Genel müdürlükle konuştum, sizler için dosya oluşturduk.”

“Benim gibi başkaları da mı var?”

“Evet, iki üç kişi var.”

“Peki, işlem tamam mı? Paramı alabilecek miyim?”

“Henüz değil, işlemi düzeltmek için uğraşıyorlar,” diyerek problemi açıklamaya başladı. “ATM işlemi yaparken parametreleri değişmiş ve işlemi yapamamış.”

“ATM’nin hatasını bulduk desenize, bize bir de ödül vermeniz gerek.”

Bu şakama pek itibar etmedi.

“Düzeltme işlemi bitince ilk iş fişinizi kestireceğim, şimdi telefonunuzu alayım.”

“Bu gün biterse sevinirim çünkü o parayı kullanacağım.”

“Elimizden geleni yapıyoruz ama çözüm yarın sabaha da sarkabilir.”

Anlaşılan bu işi mesai sonrası çözecekler ama ben umutla yine sordum.

“Mesai bitmeden ararsınız değil mi?”

“İnşallah, siz bizden haber bekleyin.”

Bankadan çıkıp evin yolunu tuttum, şu an benim yapabileceğim bir şey yok. Durumu yolda karıma da anlattım. Evde biraz dinlendim ama aklım bankada, bir türlü de aramıyorlar. Saat dörde gelirken telefon gelmemesine rağmen dayanamayıp tekrar dışarıya çıktım. Bankaya ulaştığımda saat dördü biraz geçiyordu, doğruca benimle ilgilenen kişinin masasına gittim.

Beni tekrar karşısında görünce üzüldü,

“Siz böyle gidip geldikçe üzülüyorum, keşke aramamı bekleseydiniz.”

“İçim rahat etmedi, yoğunluktan arama fırsatınız olmamıştır diye düşünüp geldim.”

O arada beni oturttu, çay ikram edip tekrar gelişmeleri samimiyetle anlattı.

“Sizlerin işlemi manuel düzeltecekler, siz iki dakika oturun ben tekrar arayayım,” diyerek yanımdan ayrılıp bir üst kata çıktı.

Birkaç dakika sonra gelip karşıma oturduğunda durumu anlattı.

“Konuyu daha çözememişler, iş yarın sabaha kaldı,” derken üzgündü.

Benim sakin davranmam, bağırıp çağırmamam ve çözümü beklemem onların bekledikleri davranış tarzı olmadığı kesin. Ben herhangi bir kayıp yaşamayacağıma eminim, elimde belgem var ama insanız sonuçta, endişelenmek yapımızda var. Şuan yapacak bir şey olmadığı için görevliye veda edip çıktım.

Gece on iki gibi yattım ama saat dört gibi ayaktaydım, karım da daha uyumamıştı. Endişeyle uykumun kaçtığını o da iyi biliyor. Beş buçuk gibi tekrar yattım, her sabah yedi buçukta çalan saati beklemeden uyandım. Saat dokuz buçukta bankadan aranmayı beklemeden yola çıktım. Bankanın kapısından içeriye girdiğimde bildiğim kişiye doğru yürüdüm.

Elinde telefonla bana baktı,

“Şimdi sizi arıyordum.”

Gülümsedim ve içim rahatladı.

“İşlerim oldu galiba?”

“Evet, fişinizi kestirdim, ödemeyi hemen yapalım .”

Masasından kalkıp benimle birlikte gişeye geldi. Bana uzatılan fişe istedikleri ibareyi yazdım ve imzaladım. Daha sonra da ödememi yaptılar.

Teşekkür edip ellerini sıktım,

“Çayınızı içmeye de geleceğim.”

“Çok seviniriz, her zaman bekliyoruz,” sözleriyle oradan ayrıldım.

ATM’ler ile eninde sonunda uzlaşıyoruz, birbirimizi kabullendiğimiz belli ancak çok zorda kalmazsam bir daha döviz işlemleri yapmam diyorum.

3 comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s