Kuşaklar, nesiller

İki genç Türk girişimcinin kurduğu şirketin 1,8 Milyar Dolar gibi bir değere uluslararası bir şirkete satılması beni gerçekten gururlandırdı. Şaşırdım mı? Kesinlikle hayır. Ben de bu ülke gençlerinin dünyadan habersiz olduğunu, yaşamdan uzak, boş işlerle zamanlarını geçirdiklerini söyleyen insanlara hak veriyordum. Ancak son yıllarda ülkesini ve doğayı seven, akıllı, adil, yardımsever, cesur, girişken gençleri gördüm. Aslında onların ne kadar donanımlı olduklarını fark ettim, hicivle çok şeyi yerle bir ettiklerini fark ettim. Onların bu zor günlerde ihtiyaçları olan şey sadece eşit fırsat ve iş imkânları!

Sevgili Şükrü, BB kuşağından olan bizler yokluklar içinde büyüdük, tamir etmeyi, yeniden kullanmayı, alternatif çözümler bulmayı öğrendik. Yamalı çoraplar, altı delinmiş ayakkabılar, eskimiş elbiseler giydik ama hiç utanmadık, halimize şükrettik. Sandviç kuşağı insanları olarak ebeveynlerimizle aynı evi evleninceye kadar paylaşmak zorunda kalan bir nesiliz. Onlar zamanında bizlere gereken yardımları yaptılar, yaşlanınca da bizler onlara.

Bizim nesil, yoklukları, kanaat etmeyi çok iyi bilir, radyo çağının insanlarıyız. Televizyon ile ancak yetmişli yılların başında tanışmışızdır. Çalkantılı devirler, ekonomik bunalımlar, demokrasi sancılarının içinde yaşayıp büyümüşüzdür. Bunlara rağmen hayatımızdan memnun olmayı biliriz, olumsuzlukları bir şekilde bertaraf etmeye çalışırız.

Yeni nesil ile aramızda doğal olarak büyük bir fark var, onların içinde bulundukları ortamı, sahip oldukları teknolojik olanakları görüp eskiyle kıyaslamak çok komik olur. En basiti eğitim konusunda çok şanslı görünmelerine rağmen maalesef değiller. Kendi adıma o zamanlar Türkiye’de bulunan bütün üniversiteleri bilirdim, çünkü ne vakıf üniversiteleri vardı ne de özel üniversiteler. Devletin üniversiteleri ise herkes tarafından bilinirdi, öğrenciler ücretsiz eğitim görürlerdi. Şimdi ise eşit eğitim imkânları maalesef yok gibi görünüyor.

Konu eğitim konusuna gelmişken bizim fakültede sürdürülen eğitim, İşletme iktisadi enstitüsüne göre hepimizin bildiği gibi oldukça basitti. Söylediğinde haklısın Şükrü, dersler bir bütünün parçaları olmalarına rağmen bütündeki yeri tam olarak aydınlatılmıyordu. Gelecekte yolun nereye ulaşacağını göremediğimiz için sıkılıyorduk. Öğretim görevlileri temel atmak için uğraşıyorlardı, kulaklarımızın dolmasına çabalıyorlardı ama eminim yapıda duvar örmeye daha hızlı geçilmesi bizim ilgimizi arttıracaktı.

Basit tekrarlar bizlerin motivasyonunu düşürüyor ve derslere olan ilgimizin azalmasına yol açıyordu. Öğrencilerin derse aktif olarak katılımı sıfırdı, onlar akıllarını hangi yönde kullanacaklarını bilmedikleri için yaratıcı olamıyorlardı. Araştırma yapmaya yönlendirilmedikleri gibi kesinlikle özendirilmiyordu. Kendi başına bir şeyleri bulup öğrenmemiş, ön hazırlık yapmamış öğrencinin ders anlatılırken katkısı da olmuyordu. Maalesef yurtdışındaki katılımcı eğitim sistemi burada oldukça farklı işliyordu. Öğrenci birliklerinin imtihanlar dönemleri öncesi dağıttığı geçmiş dönem soruları da sanki ders kitaplarımız yerine geçiyordu.

Bu kadar fazla eleştiriyi sadece daha iyi nasıl olurdu sorusuna cevap ararken ulaştım ama okulumuzun bir numaralı işletme eğitimi veren okul olduğunu da kabul ediyorum. Uluslararası standartlarda kabul gören bir fakülteyi kötülemek aklımdan bile geçmiyor ama öğrenciler daha yaratıcı, araştırmacı ve aktif olmaları yönünde teşvik edilebilirlerdi. Şiddetli öğrenci olayları belki de programları hazırlarken geri adım atmalarına yol açmıştır, hiddeti üzerlerine çekmek istememiş olabilirler.

O günlerden bu günlere ileri teknoloji, globalleşen dünya ticareti ile iş tanımları ve işler de değişti. Hiç akıl edemeyeceğimiz işler ön plana çıktı, yoğurtçular, sütçüler gibi birçok meslek tarih oldu. Kız babalarına artık söz düşüyor mu bilmiyorum ama yeni mesleklere de alışacaklar, burada üç kuşak ilerisinden bahsediyoruz.

İnternet ve cep telefonu ile ülkeye geldiği günlerde tanıştım desem yalan olmaz. Biz telgraf ve kablo ile çalışan telefon çağından geldiğimiz için internetin ve görüntü aktarımının nasıl çalıştığını hâlâ anlamış değilim. İnternet araştırma yapmada ve bilgilere ulaşmada şu an en önemli yardımcım ama ona sen nerelisin arkadaş demeye korkuyorum. İleri teknoloji ürünü oyunlar, programlar, kod yazmak gibi şeyler Fortran IV kullanan bizler için biraz fazla geliyor ama idare ediyoruz.

Bizim ülke insanın değişik bir tabiatı var, yanlış izlenimlere sahipler. Öğrenmenin okul bittiği anda sona erdiğini düşünüyorlar, bir meslek sahibi olan kişinin her şeyi sular seller gibi bilmesi gerektiğini zannediyorlar. Teknolojinin ışık hızıyla ilerlediği günlerde standartlar, teknikler değişiyor, her gün yeni bir şey keşfediliyor. Hiç bilinmeyen hastalıklar, problemler bir anda ortaya çıkabiliyor. Son Covit 19 olayı bunun en yakın örneği.

Sadece tıp dalında değil her konuda araştırıp öyle harekete geçmek gerekiyor. İnsanların işleriyle ilgili yenilikleri zaman ayırıp takip etmeleri gerekiyor, bu yapılmazsa rekabet gücünüzü kaybetmek bir yana faydalı da olamıyorsunuz.  Sorulara ve problemlere standart düşünce tarzıyla cevap veremez çözüm üretemezsiniz, bu artık olmaz. İnsanlarımız da bunu kabullenmek zorunda, reçete yazmadan önce kitap karıştıran doktorları takdir etmeli ve şükran duymalı.

Tepe yöneticisi bir büyüğüm bana hani okulda hiç sevmediğimiz zar zor geçtiğimiz matematiğin öneminden bahsetmişti. ‘Dört işlem biliyorsan Türkiye’de kolaylıkla yönetici olabilirsin,’ demişti. Bizim Yüksel Ülken hocanın dediği gibi dil de gerekiyor ama ülkede işletmeler ne kadar kurumsallaşmış olsalar da iş yine de yöneticilerde bitiyor. Bildiklerini paylaşmamak, gücünü devam ettirmek isteği hep karşılaştığımız şeylerdi. Yöneticiler kendi kadrosunu kollayıp işini yürütmeye çalışıyor, biraz öne çıkanları da hızla potada eritiyordu.

Kendi adıma gücümü kaybetme korkusu yaşamadan çalıştım, takım oyununu önemsedim, oyuncuları serbest bırakıp kendilerini geliştirmelerini destekledim. Kurum içi ve dışı eğitimleri her zaman önemsedim, kendim giderken yanımda çalışanların da bundan faydalanmalarını sağladım ve zorladım.

Geçen yıl ilginç bir olay oldu, arada bir haberleştiğim yardımcılarımdan biri Kıbrıs’ta bankalardan birinde üst yönetici olarak çalışıyor. O aradı hal hatır sonrası esas bana bir konuda teşekkür etmek için aradığını söyledi.

Stephen R. Covey, ‘İlke merkezli liderlik,’ konusunda bir uzmandır, 1998 yılında konferans vermek için İstanbul’a geldi ve ben de yardımcılarımdan birini alarak buraya gittim. Bu kişinin yönetim tekniklerini önemsedim ve uygulamaya da çalıştım.

Beni telefonla arayan yönetici arkadaş 2019 yılında bu ilke merkezli yönetim tekniği ile karşılaşınca çok şaşırmış, bir yandan da 20 yıl ileride olduğu için sevinmiş. Bana her şeyi önceden görüp onu eğitime götürdüğüm için teşekkür etti. İnsanların hayatlarına olumlu dokunmak beni gururlandırıyor.

Sevgili Şükrü, dünya literatürünü takip etmek zorunda olduğumuz kesin, okumak, araştırmak bu işin parçası. Bizim ülke insanları mantıklarına uymayan bir şeyleri reddetseler de olağanüstü başarılar karşısında şaşırıp kalıyorlar. Tabii çok önde olmak da iyi bir şey değil, insanlar sizden korkup işlerine dâhil etmek istemiyorlar.

Biz toplum olarak yüksek sesle sert konuşan, otoriter insanlara saygı duyarız. Bu içimizdeki güvensizlik hep bir adım geride durmamıza yol açar ama güven otoritenin kanatları altında değil kendi içimizde elde edilir. Bilgi arttıkça, doğru işler yapıldıkça her şey aydınlanır, yalan dolan ortadan kalkar. Konfor alanımızı genişlettikçe dünyanın ne kadar güzel olduğunu anlarız ama iş korkularımızı yenmekte.

İşte böyle sevgili Şükrü, eksikler varsa kısmetse bir başka sefere. Sevgi ve saygılarımla,

2 comments

  1. Merhaba Gürcan,

    Şükrü’ye yazmışsım ama bende okudum.. 🙂 İktisat Hocamızın adı YÜKSEL..

    Eline sağlık..selam ve sevgiler

    Liked by 1 kişi

    • Aa Yüksel Ülken yazmamış mıyım? Yazıyı sadece ona yazmadım, onun adını yazmam bir espri. Bu arada drgurcansen benim Facebook adresim iletişim kurulursa yazıları hemen okuyabilirsin. Selam ve sevgilerimle.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s