Yapıyor gibi olmak

Ne yapıyorsak yapalım önemli olan doğallık, gerisi resmen teferruat. Hayatın ritmine uyum sağlamak, yaşanan olayların içinde tamamlayıcı olmak en güzel şey ama kaçımız bunu kendi başımıza başarabiliyoruz?

Uyanıp güne başladığımızda başımızı kaldırıp etrafımıza bakmıyoruz, her şey en son nerede bıraktıysak oradadır diye düşünüyoruz ama acaba öyle mi?

Yaşayan bir dünyada aklımızda neleri sabitliyoruz farkında mıyız?

Yaşanmışlıklar, bunların sonucunda ortaya çıkan karakter ve tecrübe dediğimiz birçok şey, aslında bizim sırtımıza gizlice yerleşmiş kambura benzeyen bir yük mü?

Onların boyunduruğu altında acaba yeni bir günün farkına varıyor muyuz?

Doğrularımız, eğrilerimiz var ama onlarla uyumlu olmak için belki de günü ıskalıyoruz. Ben onu yaparım, bunu yapmam, şimdiye kadar yapmadığım bir şeyi neden yapayım diye düşünürken o an geçip gidiyor. Akıl vermeyi seviyoruz ama tersi olduğunda suratımızı asıp hemen ortaya dikenlerimizi çıkarıyoruz. Öğrenmek bir anlık bir şey olsaydı ilginç olabilirdi ama bizler yaşamın içindeyiz, o bize her an bir şeyler gösteriyor. Bunu anlayıp kabulleniyor muyuz yoksa inatla ret mi ediyoruz işte her şey doğrularımız ve eğrilerimize gelip dayanıyor.

Israrcı olmak, kendi bildiğini hayatın olmazsa olmazı gibi karşımızdakine dayatmak nasıl oluyorsa her birimizin karakterinin parçası olmuş. Sürekli değişen bir ortam içinde aslında farkında bile olmadan komik bir duruma düşüyoruz ama yine de kuyruğumuzu dik tutmaya gayret ediyoruz. Zaman durağan bir şey olsaydı, herkes her zaman haklı olurdu ama kazın ayağı hiç de öyle değil.

Yalnız olmaktan, tek başına kalmaktan ödümüz kopuyor, bir grup veya aile içinde olmak için olmadık ödünleri veriyoruz. Gizliden hazır cevap olmak istiyoruz ama sahip olduklarımızı yitirmekten korkarak geri adımlar atıyoruz. İnsanları kızdırmaktan, dışarı itilmekten çekinerek o an söylenmesi gerekenleri aklımızın ucuna bile getirmiyoruz.

Zaman geçince kendi içimizde hesaplaşma başlıyor ama karşınızda bulunan kişi sizin hassasiyetinizi ve saygınızı zerre kadar umursamayıp sizi çoktan dışlamış oluyor. O zaman ben neden gerektiği gibi tepki gösterip cevabını vermedim diye hayıflanıyorsunuz ama iş işten çoktan geçmiş oluyor. İşte gözümüzü kapayıp, kulağımızı tıkadığımız, karşımızdakini iyi dinleyip davranışlarını doğru algılamadığımız için üzülüyoruz.

Yaşanan bütün olaylara otomatik pilota bağlanmış gibi hiç düşünmeden tepkiler verdiğimizi fark ediyorum. Bazen karakterimizin arkasına sığınıyoruz, çoğunlukla da tecrübe ve doğrularımızın. Sonradan düşündüğümüzde ise niye, neden soruları beynimizi kemirmeye başlıyor, o zaman haklılık veya haksız olma düşüncesi ön plana çıkıyor.

İşte yalnız olmaktan ne kadar korksak da hep yalnız olan, kendi başlarına hareket etmeyi seven farklı insanların bu korkusuzluğunun peşine takılmaya gayret ediyoruz. Böyle bir çelişkiyi ise kendimize anlatmaya hiç çalışmıyoruz. O an öyle yapmam gerekiyordu, ben de yaptım kulağa güzel bir cevap gibi gelse de aslında oldukça tehlikeli. Ben onun yaptığını yapmaz, kendimi böyle ucuza satmazdım, benzeri eleştirileri de karşılamaya hazır olmak gerekiyor.

Biz kim oluyoruz da her önümüze geleni kendi değerlerimiz içinde yargılayıp onların hakkında bir hüküm vermeye çalışıyoruz?

Oluşturduğumuz değerlerin Allah kelamı olduğunu mu düşünüyoruz?

Böyle bir dünya yok ama varmış gibi davranmaya devam ediyoruz. Alınganlık, hassasiyet, duygusallık gibi nedenlerin arkasına sığınmak ise bizi koruyor zannediyoruz. Her insanın yaparım diyerek yola çıkması o işi başaracağını göstermez. Ölçü başarmak mı yoksa insanların ruhuna dokunmak mı diye düşünürsek seçim kişilere göre değişir.

Konu nereden başladı, nerede bağlanacak diye bir kaygım yok, bu gün içimden öyle geldi. Sevgi ve saygılarımla,

3 comments

    • Merhaba Alev Hanım, sizlerden haber aldığıma sevindim. Umarım her şey yolundadır, abinizin sağlığında da olumlu gelişmeler olmuştur. Bu gün bazı çalışmalarımı okuduğunuzu görüyorum, çok teşekkür ederim. Her gün bir şeyleri derleyip topluyorum ama tarihi olaylarla yaşanmışlıkları bir araya getirme projesi beni çok yoruyor. bu nedenle yeni yazılar yayınlayamıyorum. Bu arada güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim. Geçen gün 31 yıl sonra karımla Şarköy’den kalkıp günü birlik Edirne’ye gittik. O gezinin notları üzerinde çalışıyorum. Sanki hiç oradan ayrılmamışım gibi her yeri elimle koymuş gibi buldum. Matmazel Klara’nın evini gördüm, orada resim çektirdim. Günün nasıl geçtiğini anlamadık, çok keyifliydi. Bunları bu gün yarın yayınlayacağım. Selam ve sevgilerimle.

      Liked by 1 kişi

      • Sizlere ömür ağabeyimi kaybettik. Dün gece rüyasını gördüm rahmetli babam da vardı sen bekle biz bir ev bakalım diye gittiler ben de merakla neden beni istemediler diye peşlerine düştüm ama yetişemedim. Tarif ettikleri evin kapısı aralık ama asma kilit takılıydı. 🤷‍♀️ öğlene doğru yeğenim hala üzgünüm diye aradı. Yarın İzmir’de defin işleriyle uğraşacağız.
        Neyse Edirne gezinize sevindim. Matmazel Klaranın evini ve gezi yazınızı merakla bekliyor olacağım.Elif hanıma ve size teşekkür ederim sizler sağolun. Selam ve sevgilerimle.

        Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s