Tanıdığımız bakkal amcalar yok artık

mahalle-bakkali

Hatırlıyorum da eskiden oturduğumuz yerlerde her zaman bir mahalle bakkalı olurdu. Bizler o küçük yaşımızda annemizin bir kâğıda yazıp verdiği listeyi alıp doğruca bakkala giderdik. Elimizdeki kâğıdı ve eğer verilmişse parayı bakkal amcaya uzatır beklerdik. Para verilmemişse yine de kâğıtta yazılan şeyleri alacağımızı gayet iyi bilirdik. Bakkal Amcanın kesekâğıtlarına tartıp koyduğu şeyleri de elimizdeki fileye koyarken, o da ya paranın üstünü hesaplayıp verir ya da sarı yapraklı defterini açıp verdiklerini oraya yazardı. İşimiz bitince elimizde file ile güle oynaya evin yolunu tutardık.

Her şey çok basit ve kolaydı, ortada tereddüde düşülecek herhangi bir karışıklık yoktu. o zamanlar insanlar yapabilecekleri şeyi konuşur, boşa söz vermezdi. Söz ağızdan çıktığı zaman sanki bir kanun gibiydi, muhakkak yerine getirilirdi. Büyüklerimiz de bizlere doğru olmayı, kimsenin hakkını yememeyi ve boş konuşmamayı öğretmişlerdi. Güven en çok önem verilen konuların başında geliyordu, yalan söylemenin ne kadar kötü olduğu bizlere özellikle anlatılıyordu. Başkalarının malına el uzatmamanın, dürüst olmanın ve kendi hakkımıza razı olmanın önemi her dakika hatırlatılıyordu.

İnsan ve hayvan sevgisinin yanı sıra çevreye ve doğaya karşı saygılı olmamız konusunda sürekli uyarılıyorduk. Günah kavramının karşılığı başkalarına zarar vermemek ve insanca yaşamak ile ilişkilendirilmişti. Böyle bir ortamda büyüyen bizlerin hayatı oldukça basitti.

Esas karışıklık ve yabancılaşma artan nüfusla, büyümeyle ve gelişen teknolojiyle birlikte ortaya çıktı. Küçük tek katlı evlerden çok katlı apartmanlara geçmemiz ve aynı çatının altında yaşayan insanların birbirlerinden uzaklaşması, samimiyetin ve dostluğun ortadan kaybolması yaşadığımız bir gerçek. Aynı kapıdan girip çıkan insanların birbirini selamlamaması, hatır sormaması eskiden olsa çok ayıplanırdı ama şimdi çok normal karşılanıyor.

Eskiden bir mahallede yaşayan kişiler şimdi neredeyse aynı binanın içine sığmış durumdalar. Birbirini tanımayan insanların olduğu yerde, sınırlı sermayesiyle onlara güvenip veresiye verecek bakkalların olmasını düşünmek de saflıktan başka bir şey olmazdı.

Bakkalları marketler mi yok etti yoksa kalabalıklaşan ve güvenilirliklerini kaybeden insanlar mı diye düşünüyorum da bence ikincisi daha doğru. Kamu vicdanı ortadan yok olmaya başlayınca, çok duyarsız bir toplum ortaya çıktı. Cahilce davranışların kabul gördüğü, yapanın yanına kâr kaldığı ve cezalandırmanın yeterli olmadığı bir sistem oluştu. Arada kalan dürüst, iyi niyetli ve adil insanların ise aptal olarak nitelendiği bir ortamda, güvene dayalı yaşayan küçük işletmelerin de yok olması kaçınılmazdı.

İhtiyaçlar paralelinde bakkalların yerini doğal olarak büyük marketler aldı, o sokak arası alışveriş noktaları zamanla ortadan yok oldu. Eskilerin o daracık hoş kokulu küçük bakkal dükkânlarından sonra şimdi gördüğümüz büyük marketler, sanki çayırlara kurulan ve hâlâ hatırladığım o eski panayırlar gibi. Aslında yüksek tavanlarıyla, baştanbaşa aydınlık ve gürültülü haliyle biraz da fabrika gibiler. Üzerlerine binlerce farklı malların konulduğu, uzun ve yüksek raflar ile birbirlerinden ayrılmış, sayamayacağım kadar çok farklı bölümler. Aralarda geniş ara yollar ile insanlara rahatlık hissi veren, sürekli havalandırılan serin bir ortam.

Şimdi küçük bir çocuk olsaydım, böylesine güzel bir oyun bahçesinde kendimi kaybeder, hiç düşünmeden aralarda koştururdum. Orada bulabildiğim yaşıtlarımla, hiç düşünmeden akşama kadar saklambaç ve ebelemece oynayabilirdim. Cam gibi parlayan cilalanmış zeminlerde, ayaklarımın üzerinde bir uçtan diğer uca, keyifle çığlıklar atarak kayabilirdim. Başka bir yüzyıldan gelmiş biri gibi, şaşkın gözlerle raflara vitrinlere bakardım.

Eminim yine de hiç arsızlık etmeden, annemin aldıkları ile yetinirdim. Babamdan aldığımız askeri terbiye ile iyi bildiğimiz cebimizdeki para, orada bizi durdururdu herhalde. Rahmetli annemle, çocukluğumda Edirne’de pazara giderken, kız kardeşimin eski bebek arabasını da yanımıza alırdık. Aldığımız öteberiyi içine koyduğumuz o arabayı, tüm o pazar yolculuğunda ben kullanırdım. O araba ile oyalanırken de, hiç mızmızlık etmezdim.

Ah biraz geç kaldılar. Şimdiki şu market arabaları benim çocukluğumda olacaktı ki, onları bu büyük lâbirentlerin içerisinde, hiç bıkmadan günlerce ama günlerce sürerdim.

Düşünüyorum da çocukluğumda hatırladığım bakkallarda, var olan ürünlerden ancak bir, bilemedin iki üç çeşit olurdu. Süt bakkallarda satılmazdı, sütçüler onları kapılara getirip satarlardı. Peynirse bir beyaz, bir kaşar, belki de tulum peyniri vardı. Sütlerin yağları, son damlasına kadar ayrılmadığı için peynirlerde öyle az yağlı, yarım yağlı ve çok yağlı ayırımı da yoktu. Ayrıca inek, koyun, keçi peyniri ayrımlarını da bizler pek bilmezdik.

Bakkal amca hangi teneke peyniri aldıysa, bitirene kadar onu satardı. Tenekeden aldığı bir kalıp peyniri, yağlı kâğıdın içerisine koyduktan sonra, onu terazinin bir kefesine koyardı. Diğer kefeye de gramları koyup, peyniri tartardı. Peynirin fazla olan kısmını bıçakla kesip alır ve tenekeye geri koyardı. Peyniri de yağlı kâğıttan sonra bir gazete parçasına sarıp, bize öyle verirdi. Öyle ince naylonlar, plastik kaplar daha ortaya çıkmamışlardı.

Pirinç büyük bir çuvalın içerisinde satılırdı ve sadece bir çeşit pilavlık pirinç bulunurdu. Şimdiki gibi, ne Gönen baldo, ne Trakya Baldo, ne Osmancık ne de kokulu Yasmin pirinci satılırdı. Yani her şeyden sadece bir çeşit vardı. Pirinç kese kâğıdına, küçük teneke kürekle, çuvaldan alınıp doldurulurdu. Sonra da terazide tartılır ve gramını buluncaya kadar, o küçük kürek yardımıyla eksiltilir veya fazlalaştırılırdı.

Un ise ne tam buğday, ne kepek ne de böreklik diye ayrılırdı. Un kısacası undu ve o da aynı şekilde satılırdı.

Şimdi var olan büyük marketlerde, her bir üründen, onlarca marka var. Ürünler naylon ve plastik paketler içerisinde, göz alabildiğine uzun raflarda, kategorilerine göre düzenlenip dikkatlice istiflenmişler. Etiketler, etiketler yüzlerce etiketler!

Artık hiç kimse artık kese kâğıdına pirinç doldurmuyor. Bakkal dükkânlarına girdiğimde duyduğum, biri birine karışmış kokular maalesef şimdi yok. Gazoz kasalarının arasından da dikkatle geçilmiyor. Şekerleri bakkal amca bir kavanozun içinden, uzanıp eliyle aldıktan sonra size vermiyor. Satılan tek bir Zambo çiklet bile yok. Alınanları artık bakkal amcalar kulağının üzerine iliştirdiği sabit kalemle, kalemin ucunu tükürükleyerek o kirlenmiş sarı veresiye defterlerine de yazmıyor.

Yan yana yerleştirilmiş onlarca kasa da, alınan ürünlerin etiketleri optik okuyucuyla sadece okutuluyor. Barkodu denilen bir şey icat edilmiş, her şey kolay.

Rahmetli annem olsaydı, kasadan geçerken,

“Bunları da deftere yazın Remzi Efendi,” diyemeyecekti.

Aileler cebinin deliğini iyi bilirken, ortaya çıkarılan plastik banka kredi kartları herkesi şaşırttı. Dikkat edilmeden ve gerekliliği hiç düşünülmeden, sanki hiç ödenmeyecekmiş gibi sürekli alışveriş yapanlar da var. Bunun yanı sıra cebinde beş kuruş nakit parası olmayan, geçim sıkıntısı çeken kişiler de. Bu insanlar kimseye borç için ağız burun bükmeden, kendi yağlarında kavrulmaya çalışıyorlar, ama bu maalesef dipsiz bir sarmal. Asgari ödeme tutarları ödenerek zaman kazanmaya çalışmak ise sadece mevcut borcun katlanarak artmasına neden oluyor, yapılacak pek bir şey de yok.

Günümüzde insanca yaşamaya çalışmak bir yana sadece günlük ihtiyaçları karşılamaya çalışmak bile zaman içerisinde gittikçe zorlaşıyor. Umutsuzluk ve belirsizlik içinde çarklar nereye kadar dönecek hiç kimse bilmiyor. Benim tanıdığım bakkal amcalar artık yok, sözün değerinin olmadığı bir ortamda, bu kadar yalan dolan içerisinde de yaşamalarına imkân yoktu.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s