Yurt dışına adım atmak

1975 yılı Temmuz ayı başında dernekte yurt dışı seyahati söylentileri de ayyuka çıktı. Bu gelişmeleri bizler de heyecanla mahalledekilerle paylaştık ama zaman ilerledikçe hepimiz sadece alay konusu olduk. Gezi ha bu hafta belli olacak, ha öteki hafta derken adımız resmen yalancı çobana çıktı.

Ağustos ayı geldiğinde, Yugoslavya Makedonya’dan yöresel bir grubun derneğin misafiri olarak İstanbul’a geleceğini öğrendik. Daha sonra da derneğin bu grubun misafiri olarak Üsküp’e gidip, orada gösteriler yapacağını duyduk. Söylendiğine göre gösterilerin sonrasında iki gün de İtalya’nın Trieste şehrine alışveriş için gidilecekmiş.

Bizler de geziye gitmek isteyenlerin listesine gecikmeden adımızı yazdırdık. Hatta bizim mahalleden Erkut da halk oyunlarına başlayıp, bu geziye gitmek için başvurdu. Üsküp çalışmaları bütün hızıyla sürerken, oraya gidecek olan kadro da belirlendi. Bu kadroya göre de ekipler oluşturuldu, ben de birkaç ekipte yer alıyorum.

~/~

Yugoslavya’dan İstanbul’a derneğin organizasyonuyla gelen halk oyunları grubu ile sadece dernek başkanı ve bu iş için görev verilen kişiler ilgilendiler. Özel bir otobüsle gelen bu kalabalık grup için Kadıköy’de Rıhtım da bulunan bir otelde yer ayırtılmış. Bizler de otele gidip grubu ziyaret ettik ve bizleri fazla umursamasalar da çoğu yaşça bizlerden çok büyük olan dansçılarla tanıştık.

Anadolu tarafında yapılan gösterilerin bitiminden sonra, ertesi gün akşamüstü grubun otobüsüyle birlikte Yugoslavya’dan gelen göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı Alibeyköy’e doğru yola çıkıldı. Bizler de görevli olarak onlara eşlik ettik. Oraya varıldığında, grup doğruca daha önceden anlaşılan bir lokantaya götürüldü. Onların masalara yerleştirilmesi ve yemek servislerinin verilmesi tamamlanınca, bizler de lokantadan sessizce ayrıldık.

Hepimizin karnı zil çalıyor ve dernek yemek için bizlere lokantada rezervasyon yaptırmamış. Mecburen yakındaki bir bakkala gidip, aramızda denkleştirdiğimiz paralarla ekmek, beyaz peynir gibi bir şeyler aldık. Lokantada yemek yiyen Yugoslav misafirlerin oturdukları yerden bizi göremeyecekleri bir sokak arasına girip, gözümüze çarpan bir inşaatın önüne oturduk. Düz bir taşın üzerine serdiğimiz gazete kâğıdının üzerine, biraz önce bakkaldan satın aldıklarımızı açıp koyduk. Taze somunlardan koparıp, onları neşeyle yemeye başladık.

Çok geçmeden çevremizde oradaki mahallenin çocukları peydahlandı. Merakla bizlere bakıp, neden orada ki inşaatta yemek yediğimizi birbirlerine soruyorlar. Türk olup olmadığımızı daha tam olarak anlayamadılar, aralarında bunlar galiba yabancı turist diye konuşanları da duyuyoruz.

Nihat, etraftan çocuklarında duyulabileceği bir tonda,

“Hey Corc, eat meat,” gibi saçma sapan bir şeyler söyledi.

Buna benzer saçmalıkları gırgır olsun diye bizler de aramızda ciddi bir şekilde konuşmaya başladık. Çocuklar bunun üzerine bizlerin yabancı olduğumuza inanıp daha çok ilgilendiler.

Bizim konuştuğumuz saçmalıklar gibi, hello hello diyerek yanımıza daha çok yaklaştılar. Bu ilgiden sıkılan Orhan, ayağa kalkıp çocuklara s harfi ile başlayan usturuplu bir küfür patlatınca, çocuklar bir anda çil yavrusu gibi dağıldılar. Onların arkasından nasıl kahkahalarla gülüyoruz, yani kelimelerle anlatılacak gibi değil. O arada uzaktan atılan birkaç taş etrafımıza düşünce, bir an durup dikkatle etrafa baktık. Atılan taşlar kesilince, bu sefer daha kuvvetli gülmeye başladık. Cepte az para olunca, böyle eğlenceli olaylara maruz kalmak maalesef kaçınılmaz oluyor.

Yugoslav grubu gösterilerini bitirip Türkiye’den ayrıldıktan sonra Üsküp’e yapılacak seyahat hazırlıklarına hız verildi. Ülkeden geçişte adam başına otuz Alman Markı ayakbastı parası alan Bulgaristan’dan geçmek yerine, Yugoslavya’ya gidişte Yunanistan üzerinden gidilmesine karar verildi. Yapılan Kıbrıs barış harekâtının üzerinden sadece bir sene geçmiş olması, bizim dernek yöneticilerini hiçbir şekilde tedirgin etmedi.

~/~

Babam, o güne kadar hiç yapmadığı bir şeyi yapıp, seyahat için bana çıkarıp beş yüz lira verdi. Bu benim ömrüm boyunca bir arada gördüğüm en büyük para. O parayla seyahate gitmeden önce muhakkak döviz almak gerekiyor. Bizim Türk Liramız malum sınırlarımızın dışında, alışveriş sırasında hiç kabul görmüyor. Bir Alman Markı o zamanlar üç lira kırk kuruşmuş. Tahtakale’de döviz alınan yerleri iyi bilenler oraya kendileri için döviz almaya gittiklerinde, verdiğim beş yüz lirayla bana da yüz kırk Alman Markı kadar para alabilmişler.

Bu arada en önemli konulardan birisi seyahat boyunca yollarda ne yiyeceğimiz konusuydu. Bu mesele derneğin firmalardan eşantiyon pişmiş hazır konserveler almasıyla çözümlendi. Seçeneklerimiz üç tane, yaprak ve lahana sarma ile barbunya pilaki. Ücretsiz olarak alınan bu konserveler bana resmen kurtarıcı gibi geldi. Annemin hazırladığı yolluk börek ve kurabiyeler eminim sıcak olan otobüste, iki günden fazla dayanamazdı. Cebimdeki yüz kırk Mark parayı da yemek için harcayamazdım.

Seyahat tecrübesi olan Orhan ile Nihat’ın yaptıkları uyarılarla yanımıza beş altı tane limon almayı unutmadık. Bu limonlar açılan konservelerin üzerine sıkıldığında, midenin gaz yapmasını kesinlikle önlüyormuş. Bu gaz konusu otobüs içinde uzun bir süre hareket etmeden seyahat eden kişiler için gerçekten çok önemli,

Seyahat için belirlenen 27 Ağustos Salı günü geldiğinde, valizlerimizi ve yolluklarımızı yanımıza alıp, büyük bir heyecan ve gururla mahalleden ayrıldık. Durağa gelen ilk İETT otobüsüne binip, Göztepe’de bulunan dernek merkezine gittik. Oraya seyahat ve yakınlarını uğurlamak için gelen diğer herkes gibi, bizler de gelecek olan otobüsü heyecanla beklemeye başladık. Ortada göze çarpan herhangi bir otobüs yok.

Birkaç saatlik beklemeden sonra dernek başkanı bir açıklama yaparak seyahatin ertesi gün aynı saate ertelendiğini söyledi. Belirttiğine göre, bizi götürecek olan otobüs yurtdışından gelecekmiş ve arızalanıp gecikmiş. İlk gösterimiz 29 Ağustos Perşembe gecesi olacağı için, zamanında orada olabilirmişiz.

Tabii kuyruklarımızı bacaklarımızın arasına kıstırıp, hayal kırıklığıyla mahalleye geri döndük. Bizleri karşılarında görünce, mahalledekiler o kadar çok güldüler ki anlatamam. Resmen koca mahallenin maskarası olduk. Evdekiler de beni tekrar karşılarında görünce çok şaşırdılar ama yapılabilecek bir şey de yok. Bu devirde yurt dışına gitmek o kadar kolay mı?

Ertesi gün eşyalarımı, annemin yeniden yaptığı yollukları aldım ve evdekilerle vedalaştım. Mahalledekilere hiç görünmeden tekrar dernek merkezine gittim. Orada park etmiş eski bir otobüsü görünce, doğrusunu söylemek gerekirse çok şaşırdım.

Çocukluğumdan beri taşıtların bazıları ilgimi çok çekmiştir. Kara trenler, şehir hatları vapurları ve otobüsler favorilerim arasındadır. Şehir hatları vapurlarını, onların tiplerini ve isimlerini neredeyse ezbere bilirdim. Uzaktan bile görsem o tip gemiler hemen gözümün önünde listelenirdi, sadece hangisi olduğunu merak ederdim.

Otobüs konusu da öyleydi, ben bir yere giderken önce otobüsün çevresinde dolanıp onu incelerdim. Sapık değildim ama motor sesinden o otobüsün tipini hemen anlardım, kaporta değişikliklerini ise kesinlikle yemezdim. Şimdi karşımda ise oldukça eski bir şey var. Şehirler arası yollarda bile böyle eski bir Magiruz otobüsler artık sefer yapmıyor.

Bu durum gerçekten hiç hoşuma gitmedi hatta içimden oldukça endişelendim. Ancak biraz düşününce kendime de kızdım, ‘Oğlum eski otobüsü satın alacak değilsin, ne diye durup dururken işkilleniyorsun?’

İşin doğrusu aslında tam olarak bu ama benim ilk yurt dışına çıkışım ve gidemeyeceğim diye de oldukça endişeliyim.

Daha sonra bizimkilerle bir araya geldiğimizde, eşyalarımızı yanımıza alıp onları otobüsün orta kısmında bulunan arka arkaya üç sıra koltuğun üzerlerine koyduk. Yapılan uyarılarla birlikte biz de otobüsten gösterilerde giyeceğimiz sahne kıyafetlerinin ve yolda yiyeceğimiz konservelerin bagaja yüklenmesine yardım etmek için indik.

 

Bavullarımızı bagaja vermek için tekrar içeriye girdiğimizde, bizim bavullarımızın ve eşyalarımızın koyduğumuz koltuklardan alınıp, en arkada bulunan beşli koltuğa konulduğunu gördük. Bizim önceden kendimize ayırdığımız koltuklar, aniden başkalarına tahsis edilmişti. Grup olarak hemen bir karara varıp, eşyalarımızı aldık ve otobüsten aşağıya indik.

“Bize istediğimiz koltuklar verilmediği sürece biz sizinle hiçbir yere gelmiyoruz,” diyerek resti çekip, dernek başkanına başkaldırdık.

Halimiz dışarıdan bakıldığında gerçekten çok komik, ancak bizler de isteğimizde kesin kararlıyız. Toplu pasaport çıkarıldığı için, bizi almadan gidemeyeceklerinin farkındayız. En önemlisi bütün ekiplerde hepimizin büyük bir ağırlığı var. Bizler olmadan o kadar fazla ekibi çıkarmalarına imkân ve ihtimal de yok.

Dernek başkanı da kendisine karşı çıkılmasına sinirlendi.

“Gelmezseniz gelmeyin,” diyerek kızgınlıkla söylenerek oradan uzaklaştı.

Araya dernek yönetiminden Muammer Ağabey girip, ortalığı yumuşatmaya çalıştı. Bizim yerlerimizi kimlere verdiklerini dili döndüğünce açıklamaya çalıştı. Dediğine göre çalışma yaptığımız ilkokulun müdürü ve onun ailesi de bu seyahate geliyormuş. Bizim daha önceden otobüste ayırdığımız yerleri de onlara vermişler.

En sonunda bizim istediğimiz yerin birkaç koltuk gerisinde, seyahat boyunca oturacağımız yerlerimiz ayarlandı. Bavullarımızı bagaja verdikten sonra, bizler de yiyeceklerimizi ve yolda giyecek olduğumuz eşyalarımızı yanımıza alıp otobüse girip yerleştik. Otobüsün içi hıncahınç dolu! Kişisel eşyaların yanı sıra önde ve arkada ki kapı çıkışlarına, su ihtiyaçlarını gidermek için birer tane musluklu su bidonu da koyulup bağlandı.

Uğurlamaya gelenlerle vedalaşıp hareket ettikten sonra Boğaziçi köprüsünü geçip önce Aksaray’a Vatan Caddesine geldik, otobüs firmasının bulunduğu yerde bir süre bekledik. Avrupa’ya sürekli olarak Bulgaristan üzerinden gidip gelen otobüs şoförlerinin, Yunanistan geçiş vizelerinin olmadığı o sırada ortaya çıktı. Çaresiz otobüs yine yola koyuldu, söylenenlere göre İpsala sınır kapısında bir şekilde bizim şoförlere vize alınmaya çalışılacakmış.

Otobüs yola koyulunca, arkadaki beşli koltuğun önündeki boşluğa davul yan çevrilip koyuldu. Üzerine de bir gazete kâğıdı serilince, en güzelinden bir masa hazırlanmış oldu. Evlerden getirilen yiyecekler ve içecekler de ortaya çıktı, plastik bardaklarını ve yiyeceklerini kapıp gelenler rakılarını da açtılar.

Otobüste bütün üst camlar ve tavan havalandırması açık olmasına rağmen arkada içilen sigaralardan göz gözü görmüyor. Sigara içmeyen ben bile şimdiden yarım paket tüketmiş gibiyim. Sohbet ilerleyip keyifler de yerine gelip iyice cilalanınca, akordeon ve klarnet de çalınmaya başlandı. Dumanlı kafalarla söylenen türküler, şarkılar ve içilen rakılarla orada hareketli bir fasıl oluşuverdi.

Akşam oldu hüzünlendim ben yine

Gel mehtabım, gel sevgilim gel yine

Birkaç saattir yaşanılan onca tedirginlikten sonra ruhlarımız sanki yeniden huzuru bulmuştu. İpsala sınır kapısına ulaştığımızda saat gece yarısı herhalde üç gibiydi. Gümrük sahasında sükûnet hâkim, gümrükçüler bile yatıp uyumuşlar. Ceplerinde bol parası olanlar, gümrüksüz satış mağazalarını açtırıp yol için sigara, içki ve çikolata almaya çalıştılar. Bizim gibi cebinde sayılı para olanlar etrafa bakındı, bir kısmımız da tuvalet ihtiyaçlarının peşinde koşturdu.

Gümrükte pasaport ve çıkış işlemlerimiz tamamlandığında grup oyalanmadan yola koyuldu. Uzun köprüyü ve üzerinde nöbet tutan askerleri büyük bir heyecanla seyrederken, o arada Yunanistan’a giriş yaptık. Otobüs karşı taraftaki gümrük binasının önünde bulunan bir kontrol şeridinde durdu. İçeriye evraklarla birlikte giden dernek başkanı ve tercüman arkadaş, biraz sonra geriye döndüler. Gümrük görevlileri buradan geçiş vizesi alınamayacağını belirttikten sonra doğal olarak grubun Yunanistan’a girmesine izin vermemişler. Çaresiz arkamıza baka baka tekrar o köprüyü geçip, bizim gümrük alanına geri döndük.  Yok, durum anlaşıldı biz ülkeden bir türlü dışarıya çıkamayacağız.

Otobüsümüz Türk gümrüğünde ki park alanında uygun bir yere çekildi. Dernek başkanı ve şoförler orada buldukları bir taksiyle, vize alınabilecek en yakın konsolosluğun bulunduğu Edirne’ye doğru yola çıktılar. Bizler de onlar gelene kadar otobüste ve dışarılarda bir yerlerde kıvrılıp tedirgin bir şekilde uyuduk. Öğlene doğru Edirne’den taksiyle dönenleri karşımızda görünce, heyecanla hareketlendik. Söylenenlere göre, Edirne’de ki Yunan Konsolosluğu açılır açılmaz, bizim şoförlerin vize işi halledilmiş.

Hepimiz büyük bir sevinç içerisinde, herhangi bir söze bile gerek kalmadan otobüse yerleştik. Şoför otobüsü çalıştırmak için marşa bastığında, büyük bir sürprizle karşılaştık. Otobüsün akülerinde problem varmış gibi görünüyor, yani bir bu eksikti. Önden dernek başkanı duyulacak bir şekilde arkaya doğru bağırdı.

“Erkekler aşağıya otobüsün arkasına.”

Bu sözlerle hep birlikte dışarıya çıkıp, gümrükte işlem yapmak için bekleyen insanların şaşkın bakışları arasında koca otobüsü itmeye başladık. Hep birlikte biraz iteleyince bizim eski hurda Magiruz otobüs çalıştı. Bu kocaman ağır otobüsü bir hafta boyunca her sefer iteceğimizi bilemeden, sevinçle yerlerimize geçip oturduk.

Gündüz gözüyle yine Meriç nehri üzerindeki uzun köprüyü geçip, Yunanistan sınır kapısına ulaştık. Pasaport ve evraklarla gümrüğe gidildiğinde, bu sefer içimizden dua ederek soluklarımızı tutup bekledik. Çok geçmeden, dernek başkanı elinde herkesin dolduracağı belgelerle otobüse geri döndü. Onların nasıl doldurulacağını basitçe anlattıktan sonra, küçük kartondan formları bizlere dağıttı. Elde bulunan mevcut kalemler elden ele dolaştırıldı, hepimiz sırayla kendi karton formumuzu doldurduk. Formların yazılması tamamlanınca, bunlar sırayla kontrol edildi ve pasaporttaki sıraya göre bir araya getirildi. Her şeyin tamam olduğundan emin olununca, dernek başkanı onları alıp belgelerle birlikte tekrar içeriye gitti.

Camdan merakla dışarıya bakarken, aşağıda açılan bagajlara bakan gümrük görevlilerini fark ettik. Bizim otobüsün şoförünün yılların tecrübesi ve alışkanlığıyla onlara güler yüzle açıklamalarda bulunduğunu gördük. Valizlerin açılıp kontrol edilmesini beklerken, bagajların şoförler tarafından kapatıldığını gördük.

Biraz sonra dernek başkanıyla birlikte ön kapıdan içeriye, sert görünüşlü iki tane gümrük memuru girdi. Öndeki memur koridorun en başından başlayarak elinde bulunan pasaport dosyasından bizleri sırasıyla işaretledi. Arkadan gelen gümrük memuru da gözüne çarpan şeyleri açıp, içlerine gelişigüzel göz attı.

Onların işlerini bitirip arka kapıdan aşağıya inmesinden on dakika sonra dernek başkanının evraklarla geri döndüğünü gördük. Gideceğiz diye sevinirken, yine önden aynı ses duyuldu,

“Beyler aşağıya otobüsün arkasına.”

Gümrük kapısında gerekli geçiş izinleri alındıktan sonra otobüsü yine ite kaka çalıştırmaya gayret ettik. Yolda pencereden heyecanla dışarıya bakarken, sanki daha önce hayal ettiğim bir şeylerle karşılaşmayı bekliyor gibiydim. Kim bilir içimden kendimce nasıl bir şeyler düşünüp kurduysam onları görmeye çalışıyordum. Herhalde yaşadığım ortamdan daha başka bir dünya görmeyi umuyordum, belki farklı insanlar belki de daha önce görmediğim farklı görüntüler.

Dikkatimi ilk önce yol kenarlarında bulunan, üzerlerinde haç bulunan küçük yapılar çekti. Belki adak veya hatırlama yerleriydi ama eminim ibadet yerleri değillerdi. Yoldan otobüsle hızlı bir şekilde geçerken ne olduklarını da tam olarak anlayamadım.

Yollarda ilerledikçe farklı bir ülkede değil de sanki bizim memlekette yol alıyormuşuz hissine kapıldım. Gördüğüm insanlar, yapılar, ekin tarlaları yani her şey birbirine benziyor. Çok geçmeden Alexandroupolis kentine, yani bizim bildiğimiz şekilde Dedeağaç’a ulaştık. Deniz kenarındaki bu güzel kasabada hiç durmadan yolumuza devam ettik.

harita1

 

Αλεξανδρούπολη

Daha sonra Komotini kentinde yani Gümülcine’de şehrin ana caddesi üzerinde bir yerde durduk. Yarım saat ihtiyaç ve dinlenme molası olduğu söylenince, hemen otobüsten indik. Caddede yürürken sanki Türkiye’de gibiydik. Yüzyıllardır birlikte iç içe yaşamış insanların, birbirlerinden farklı olmalarını beklemek, belki de en büyük saflık olurdu.

Central_Komotini

Yaşam tarzımız ve kültürümüz, dinlerimizin dışında çok değişik değildi. Türkçe konuşmamız insanları rahatsız etmedi, bilakis orada yaşayan Türkler de gelip bizimle konuştular. Meğer Gümülcine Yunanistan’da Türk nüfusun en yoğun olduğu yermiş. Onların bizlere nezaketle ikram ettikleri soğuk içecekleri de teşekkür ederek içtik.

İterek çalıştırdığımız başımızın belası olan otobüsümüz, çok geçmeden Xanthi yani İskeçe kasabasını geçerek Kavala şehrine ulaştı. Yamaçlara yapılmış küçük beyaz boyalı evleri ve deniziyle gerçekten göze çok güzel görünüyordu. Böyle güzel ve şirin bir yerde yaşamayı, kalan ömrümü orada sürdürmeyi çok isterdim.

kavala-gezilecek-yerler-640x361

Bu arada Ağustos ayının sonu gelmesine rağmen hava oldukça sıcaktı. Otobüsümüzün tavan havalandırmaları ve bütün üst camları sonuna kadar açıktı, ama içeride sıcak bir hava dalgası esiyordu. Güneş alan kısımda ki perdeler güya kapatılmıştı, ama esen rüzgârla bunların hepsi havalarda uçuşuyordu.

yunanistan-selanik-harita

Thessaloniki yani Selanik hepimiz için çok önemliydi. Kendimizi bildik bileli Atatürk ve Selanik kavramları beynimize kazınmıştı. Doğal olarak heyecanla etrafı seyretmeye başladık. Şehrin içinden geçerken büyük bir sanayi kentiyle karşılaşmak, bende nedense biraz hayal kırıklığı yarattı. Atatürk’ün evini gezmeye zaman ayıramadan yolumuza devam ettik.

Normal programımızın oldukça gerisinde kalmıştık. Otobüs şoförlerinin Yunanistan geçiş vizelerinin olmaması, gideceğimiz yerdeki programı da bozmuştu. Bizim bu gece aslında ilk gösterimize çıkmamız gerekiyordu, ancak daha hâlâ yollardaydık.

Hava kararırken Gevgelija sınır kapısından Yugoslavya’ya giriş yaptık. Gece saat on gibi Gostivar kasabasına ulaştık, burası Skopje yani Üsküp şehrine çok yakın olan bir kış sporları merkeziymiş. Yani dün gece altı yedi saat kaybetmemiş olsaydık, programımız belli ki hiçbir şekilde aksamayacakmış.

Bizi karşılayan kişiler grubu doğruca konaklayacağımız yere götürdüler. Kalacağımız yer bir dağ oteliymiş, odalar küçük ve içlerinde de ranzalar var. Bizler tabii grup olarak birlikte bir odaya yerleştik.

yug2

Ertesi gün otelde yaptığımız güzel kahvaltı sonrası, çevrede yer alan kayak merkezine götürüldük. Mavrovo Kayak Merkezi yaz aylarında doğal olarak boş. Orada bulunan tek kişilik telesiyej ile bizler de en yukarıya kadar çıkarıldık.

Orada resimler çektirip zaman geçirdikten sonra, dönüşte yolumuz üzerinde olan Jovan Bigorski manastırına götürüldük. Orada bize gösterilen tahta oymacılığı sanatı gerçekten çok güzeldi. Akşamüstü Gostivar’da serbest saatimizde etrafı dolaşıp, evlerimize kartlar yazıp gönderdik.

gosti

Akşam gösterisi Tetova isimli bir şehirde, büyük ve modern bir gösteri merkezinde yapıldı. Burası şimdiye kadar gösteri yaptığımız, en büyük ve en modern sahneydi. Bizler yine dört ekipte sahne alıp, keyifle oynadık.

Gösteriden çıkarken aklımdaki tek şey, bu yorgunlukla bu koca otobüsü nasıl iteceğimizdi. Sevinçle belirtmeliyim ki korkularım yersiz çıktı, otobüsümüz çıkışta çalışır halde bizleri bekliyordu. Buraya geldiğimizden beri otobüs şoförlerimiz Allah için bir konuda çok hassas davrandılar. Otobüsü eğer varsa eğimli bir yerde park etmeye özen gösterdiler. Yokuş aşağıya otobüsü kaydırıp çalıştırarak bizleri bu utançtan ve yükten bir süreliğine de olsa kurtardılar.

~/~

Akşam yapılan gösteriden sonra Cumartesi günü sabahı yorgunlukla ve dışarıdaki serinliği hissederek uyandık. Soğuk hava sanki insanı derinden ısırıyor! Şimdi burada dağ otelinde sadece bizler varız ve sessizlik bize eşlik ediyor. Temiz hava ve çam kokuları arasında ciğerlerimiz sanki gerçek cenneti yaşıyor. Buraları kışın kim bilir nasıl canlı, hareketli ve kalabalık oluyordur! Bir iki ay sonra bizim şimdi bulunduğumuz yerde, belki de kayakçılar kendi aralarında günün kayak programını yapıyor olacaklardır. Bizim bundan sonra kendi programımız da belli, buradaki gösteri programı bittiği için yola çıkıp doğruca İtalya’nın Trieste şehrine alışverişe gideceğiz.

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s