Adamın biri-1

Bakın sizlere en başından söylüyorum, ben kendi gözlerimle görmedim, o günlerde de o kişilerle birlikte yaşamadım, sadece anlatılanları aklımda kaldığı kadarıyla sizlere aktarıyorum. Sonradan yok öyleydi, yok böyleydi diye itiraz edip mızmızlanmayın. Eğer anlaştıysak okumaya devam edin, yok öyle değilse yol yakınken el sallayıp veda edin.

Hikâyeye göre altmışlı yılların sonlarında Şarköy’e gelindiğinde, Tekel’in şarap fabrikasının yanında yer alan sitenin yapıldığı deniz kenarındaki geniş arazi bataklıkmış. Ön tarafında bulunan kumsal ve kumluk ise anlatılanlara göre onlarca metre genişliğinde baştanbaşa uzanıyormuş.

Zaman içinde kooperatif inşaatı tamamlanmış ve site yerleşime açılmış. Ev sahipleri yapılan kura çekimi sonrasında belirlenen evlerine gelip yerleşmeye başlamışlar. Evlerine ilk taşınan kişiler, burada susuzlukla, elektrik kesintileri ve sivrisineklerle boğuşup çok zorlu günler geçirmişler.  Sıkıntıların yanı sıra eğlenmeyi de bilen bu insanlar, geniş kumsala portatif masalarını kurup tahta iskemlelerini atmışlar. Ay ışığının denize ve kumlara vuran aydınlığında, denizin içinde yemek yemenin ve içki içmenin keyfini çıkarmayı da ihmal etmemişler.

Sizlere anlatmaya çalıştığım o zamanlar balık, karides ve tüm deniz ürünlerinin bol olduğu günlermiş.  Sabah sandalla balığa çıkanlar tarafından oltayla tutulan istavrit ve benzeri balıklar, akşamüstü bunlar bayatladı denilerek bir kenara ayrılırmış. Üzümün bolca yetiştirildiği bu yerde doğal olarak şarap ve rakı hem ucuz hem de bolmuş, Eh Trakya’da içki içmek ayrı bir kültür olduğu için buna eşlik etmemek ve içinde yer almamak da olmazmış. Site sakinleri de üzerlerine düşenleri severek yerine getirmişler.

İlerleyen yıllarda Şarköy gelişip büyürken sitenin önünde bulunan üzerinde yemekler yenilen kumsal da denize meze olmuş ve dalgaların etkisiyle eriyip yok olup gitmiş. Buraya otuz sene önce geldiğimde bu kumsalın yerinde yeller esiyordu, ancak sahilde belirli aralıklarla bulunan iskeleler göze çarpıyordu. Benim çok beğendiğim, kalın kütükler üzerine oturtulmuş herhalde on metre uzunluğundaki tahtadan yapılmış iskelelerdi. Bunların ayakları üzerine yapışmış midyelerle kaplıyken, altları da kayabalıklarının ve diğerlerinin cirit attıkları yerlerdi. Çocukların ellerinde oltalarla köşeleri tuttukları bu iskeleler, aynı zamanda güneşlenen genç ve güzel insanların da sevdiği ve günün uzun zamanlarını geçirdikleri en güzel yerlerden biriydi.

O iskeleler her şeyi bildiğini zanneden profesörler tarafından kumsalın yok olma nedenleri olarak görüldüler. Onları dinleyenlerce de o güzelim iskeleler sessizce ortadan kaldırıldılar. Onların yerine büyük kayalar getirilip mahmuz gibi sahile konuldular. Bu şekilde her yerin eskisi gibi kumla dolacağını zannettiler ama hiç de olmadı, aksine deniz evlere iyice yaklaştı.

Son yıllarda denizin dalgalarına ve beyaz köpüklerine meze ettiği bu yerlerde büyük bir değişim yaşanıyor, yok olan o kumsal akıllı geçinen insanların akılları ve çabalarıyla değil ama denizin kararı ve rüzgârın da gayretleriyle yeniden oluşmaya başladı. Kışları yaşanan kuvvetli lodos fırtınalarına eşlik eden yüksek dalgaların etkisiyle deniz sığlaşmaya başladı.

Öyle böyle derken birkaç yıl içinde kıyının elli metre kadar ilerisinde oluşan sığlık büyüdü, genişledi ve yerini kum adacıklara bırakmaya başladı. Yazları oralarda yüzen insanlar, kumların üzerinde oturup keyif yaparken, yanlarında getirdikleri toplarla oyunlar oynamayı da ihmal etmediler. İnsanların neşeli sesleri sahilde güneşlenenlere kadar ulaştı.

Eylül ayının ilk haftası geldiğinde çocukların açılan okullarının etkisiyle siteler ve sahil her zaman olduğu gibi yine boşalmaya başlar. En güzel zamanında denize girenler azalır, şezlonglarını alıp oturup güneşlenmeye gelenler artık işi neşeli toplantılara çevirirler. Termoslarla getirilen çay ve kahveler içilirken sohbetler derinleşir gider. Arada denize girilip çıkıldıktan sonra kurulanma sonrasında yine şapkalar ve koyu renk gözlükler takılır, ardından da söz nerede kaldıysa oradan alınıp sohbetlere devam edilir. Valla benim uzaktan gözlemlediğim şeyler bunlar.

Günler ilerledikçe doğal olarak bunlar da azalır, denize gelip girenler bir elin parmaklarını bile geçmez. Akşamüstüleri sahil, okul çıkışında buralarda zaman geçiren liseli âşıklara şahitlik etmeye başlar. Bu arada boşalan sahilin gerçek sahipleri olan deniz kuşları adacıklar üzerinde sadece erken saatlerde değil gün boyunca konaklamaya başlarlar.

Bu sene o kumdan oluşan adacıkların üzerinde martılar ve kargalar birer büyük koloni kurmuş gibiler. Eskiden martıları açıktan geçen büyük balıkçı teknelerinin arkasında uçarken ya da balıkçı gelirken görürdük, zaten balık satan İlker’in geldiğini de onlardan anlardık. Şimdi ise gözümüzün önünde irili ufaklı birçok siyah beyaz renklerde martı var.

Bir ara oturduğum yerden elimde dürbün üşenmeyip onları saymayı denedim. Sağdan itibaren kumlukta ve hemen yan tarafta suda bulunanları saymaya başladım. Tek problem bunların zarif flamingolar gibi tek ayaküstünde cezalılarmış gibi uzun süre hareketsiz duramamaları. Tam sayıyorum, o arada saydığım birkaçı geriye yürüyor veya havalanıp suya konuyor, yahu bir yerde dursanıza. İş böyle olunca, yüz on sonrasında saymaktan vazgeçtim, kendimce bir şöyle karara vardım, adacık üzerinde ve civarında yüz elli ile yüz on arasında martı var. İnanmayan varsa gelip kendisi saymayı dener.

Diğer yandan deniz kuşu olmayan kargaların orada martıların arasında kendilerine bir yer edinmeye çalışmalarını anlamakta zorlanıyorum. Yani her gün yaşanan bu kumluğu sahiplenme savaşı ne alaka diyeceğim ama gördüklerim de beni yalanlar gibi karşımda duruyor. Kalabalık sürüyle geldilerse de kargalar martıları oradan kovmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Belki de kuşlar oluşan o kumlukta denizin dalgalarla birlikte getirdiği, bizim hiç fark edemediğimiz besinlerin peşindedirler veya orada rahatsız edilmeden huzuru buluyorlardır.

Rüzgârlar kuzeyden estiğinde dalgalar ve akıntı sahilden açığa doğru hareketlendiğinde sözünü ettiğim adacıklar iyice büyüyüp ortaya çıkıyorlar. Belki de birkaç zaman sonra bu kumsal eskilerin anlattığı o geniş kumluğa sahip olacak. Sahile kadar beyaz köpüklerin eşliğinde gelen dalgalar artık belki de buraya ulaşmayacak kum adacıkların kıyısında kırılıp öylece kalacaklar. Deniz dibinde sazların oluşturduğu tarlalarından kopan uzun sazlarla kıyı artık dolmayacak, çürük yosun kokusu azalırken ve sinekler kendi başlarının çaresine bakacaklar.

Söylediklerim sanki olacakmış gibi düşünmeden duramıyorum ama doğanın kendince hassas bir dinamiği olduğunu da kabullenmem gerek. Aslında yeryüzünde kaybolan herhangi bir şey olmadığına inananlardanım, bence değişen şartlara uyum gösteren olağanüstü bir doğa var. Canlı türleri çevresel kirlilik ve yaşam alanlarının azalması neticesinde yok olmaya başlasalar da belki uygun ortam olduğunda yeniden canlanıp ortaya çıkacaklar, kendi adıma ben öyle hayal kuruyorum.

Bu sene Şarköy’e Nisan, Mayıs ve Temmuz ayında ve şimdi yine ekinoks zamanı geldik. Sözünü ettiğim iyice ortaya çıkan kumdan adacıkları evin ön verandasında otururken her gün elimde dürbün dikkatle izliyorum. Sürüler halinde uçup konan kara renkli kargaları, kanatlarını açıp rüzgârla süzülüp sonra zıpkın gibi suya dalan beyaz martıları, bazen uzun boyunlu ince bacaklı ürkek balıkçıl kuşlarını ve nasıl olduysa kumsalı bu sene ilk defa şereflendiren flamingoları, bazen bizim kapıyı mesken edinen su delisi köpeği bile görüyorum. Bu güzel ortamı bozacak olan insanların olmaması ise bu mevsimde gerçekten büyük bir şans.  

Köpek demişken iki senedir evin oralarda yaşadığı söylenen, komşular tarafından beslenen sarı renkli, alnından burnuna kadar inen beyaz rengi olan, bu yeşil künyeli dişi sokak bir köpeği ile bu sene biz de birkaç hafta önce buraya geldiğimizde tanıştık. Karım çok mutlu, her yanı sahipleri tarafından giderken geride bırakılan kedilerle ve köpekle çevrilmiş durumda.

Sizlere köpekten özellikle söz etmem gerek, oldukça ilginç bir hayvan. Öncelikle tam bir doğa hayvanı, evin içinde beslenmesi ihtimali sıfır. Kendiliğinden kapımıza gelen bu sarı renkli dişi sokak köpeğini biz de elimizden geldiği kadar besleyip kollamaya çalışıyoruz ama onun kimseye ihtiyacı yok. Adam, bu arada karım böyle söylememe kızıyor, çünkü o bir dişi köpek, her neyse o resmen başına buyruk bir şey.  Uyuyup uyanınca soluğu denizde alıyor, kıyı boyunca sahilde suyun içinde bir şeyler arıyor. Arada suyun içinden havlayarak oynamak için sahilden geçenlere havlıyor.

Karım bu ilginç köpeğin adını kendince Shark koydu, Şarköy’ün Şark’ı gibi. O böyle bir ismin farkında bile değil ama olsun, karım ısrarla onu Shark olarak çağırmaya devam ediyor. Onun suyun içinde sabahtan akşama kadar dolaşırken ne aradığını günlerdir merak ediyordum, çünkü kendi adıma köpeklerin balık yemediğini düşünüyordum.

Dün limanın orada palamut alırken karım balıkçıdan çıkan kafa ve iç organlarını da kedilere vermek üzere istemiş. Balıkçıda artıkları koyduğu yerden bir torba dolusu kafa, ciğer vermiş. Evde torbayı açıp içindekileri kedilerin yiyeceği şekilde kesip küçülttüm. Plastik kaplarla dışarıya çıktığımızda kokuyu alıp bir ân önce balıkla buluşmak isteyen kedilerin hücumuna uğradım. Kaplardan yarım kafaları kapan kediler hemen kendi kuytularına çekildiler.

Shark efendi, balık verdiğimiz bir kediyle kapışınca, denemek için ona da balık verelim dedim. Ben daha önce balık yiyen bir köpek görmemiştim ama evren bize her şeyi gösteriyor. Adam, palamut kafalarını çatur çutur yemeye başlayınca şaşkınlıkla öylece kaldım. Kocaman balık kafalarından dört tanesini ve bir o kadarda kuyruk parçasını resmen o yedi. İşte o ân onun denizde ne aradığını da anlamış oldum. Balık yakalıyor mu tam olarak bilmiyorum ama o suyun içinde balık yakalamak için uğraşıyor işte buna kesinlikle inanıyorum.

Ben bu satırları verandada oturmuş yazarken, o denizde dolaşıp bir şeyler aramaya devam ediyor. O adacıklara gitmek benim de ilgimi çekmiyor değil, her canlı gibi biz insanlar da meraklı yaratıklarız. Yani Shark gününü oralarda geçirirken ben neden gitmeyeyim diye düşünerek ertesi gün harekete geçtim. Ayağıma mayomu, deniz ayakkabılarımı ve üzerime de kırmızı rüzgârlığımı giydim. Karımın telefonuyla çekeceği resimlerde denizin ortasına yürüyerek gittiğimi göstermek niyetindeyim.

Daha evin orada karımla birlikte deniz kıyısına doğru hareketlenince Shark denizde onunla oyun oynayacağımı düşünerek heyecanlandı, kumlar üzerinde deli gibi koşturmaya başladı. Bazen suya dalıyor, bazen de kumlara yatıp sevinç gösterilerinde bulunuyor. Aslında denize birlikte girip yürüyüş yapacağımızı ona anlatamayacağıma göre ben de karımla sohbet ederek gazinoya doğru yürüdüm.

Gazinoyu geçtikten sonra karımın yanından ayrıldım ve kıyıda oluşan kumluğun üzerinde yürüyerek denizin yanına kadar geldim. Kıyıya ulaşan minik dalgaların köpükleri arasında dipteki kumlara bakarken, hissettiklerim oldukça değişik duygular. Merakla denize girip yürümek istiyorum, üstelik denizin bir karış kadar dibinde dalgalanan kumları görüyorum ama gördüklerimin beni yanıltmasından bir parça da olsa kaygı duyuyorum.

Önce ne tarafa yürüyeceğimi şaşırdım, yirmi metre ileride oluşan kum adacığını görüyorum ama dalgaların içinde yüzmeden nasıl bir yol tutacağımı kestiremiyorum. O arada yanımda bulunan su delisi köpeği gözlerimle takip ettim, onun attığı adımlara bakarak suyun içine adım attım. Benim görmediklerimi eminim o önsezileriyle kolayca hissedip görüyordur.

İçine girdiğimde su buz gibi değildi, denizin o kadar çabuk soğumadığı ortada. Sahilden adım attığımda derinlik önce bileklerimdeydi, sonra devam ettikçe dizlerime doğru yükseldi. En kötüsü yüzerim diye içimden geçiriyorum ama bunun gerekmemesini istiyorum, amacım sahilden gördüğüm adacıklar parkurunu yürüyerek tamamlamak ve evin hizasına kadar denizin içinden gelmek. Oradan da tekrar denizin içinden yürüyerek geriye sahile dönmek!

İşte Shark ile birlikte suyun içinde onu ve dikkatle attığım adımları izleyerek harekete geçtim, su dizlerime yaklaştığında bir parça telaşlandım ama hemen yönümü değiştirince doğru yolu buldum. Sahile yakın bir rotada değil biraz daha uzak ve dipte kumların göründüğü yerlerde yürümek gerek oraları gerçekten daha sığ.

Çok geçmeden de ilk büyük sığlığa adım attım. Bu sığlığı kullanan kuş kolonileri samimiyeti ve sosyalleşmeyi pek fazla bilmiyorlar. ‘Korkmayın sizlere benden bir zarar gelmez,’ sözlerini içimden fısıldamanın bir manasının olmadığını da hemen sürü halinde havalanarak gösterdiler. Yani benim canım martı veya karga kebabı istemedi ki. Martı demişken üniversitede ilk iki yıl kapalı olan yemekhanelerden fakültelere öğlende naylonlar içinde gelen kumanyaları hatırlamamak elde mi? Oradaki haşlanmış ufak tavuk butlarına martı lakabı takılmıştı, bunları hatırlayınca ister istemez gülümsedim.

O arada sahilden bizleri dikkatle izleyip cep telefonuyla fotoğraflar çeken karıma da el sallayıp poz vermeyi de unutmadım. Oluşan adacıktan bir diğerine geçerken bir karış derinliğindeki suda düzenli gelen küçük dalgaları aşmak gerekiyor. Etrafta derin bir sessizlik hâkim, yaz aylarında buralarda yürüyüp laflayan neşeli insanlar şimdi yok, suda tek başımayım.

Sadece dalgaların sesleri arasında bu dingin ortam içinde berrak suda attığım her adıma dikkat ederek yürümeye devam ettim, herhalde üç yüz metre kadar bir mesafeyi keyifle tüketmişimdir. Denizin içinde Ekim ayının başında bu kadar fazla kalmanın da sağlığım için pek faydalı olmayacağı da ortada, evin tam karşısına gelince karıma el sallayıp poz verdim ve fazla oyalanmadan dönüş yolunu tuttum.

Birkaç gün sonra da aynı parkuru güzel güz günlerinin tadını çıkarma şansı bulamadan pergola inşaatı ve ustalarla uğraşan, işlerin bitmesi ile soluk alan yan komşumuz Fahiman ve sarı köpek Shark ile birlikte yeniden yaptık ve fotoğraflar çektirdik, o cep telefonunu da yanında getirmişti. Hoşuma giden bazı fotoğrafları sosyal medyada da paylaştım.

İlerleyen güneşli günlerde sahilde denize giren uzun boylu gençten yanık tenli bir adam dikkatimi çekti, yaşını tahmin edemiyorum ama bana göre göbeği olmayan atletik bir vücudu var. Lacivert mayolu bu genç adam, havanın durumuna aldırış etmeden denize girip önce yüzüyor, ardından sığlıkta etrafına bakınarak gidebildiği yere kadar yürüyor ve ardından da suya ilk girdiği bizim evin önüne kadar geri dönüyor. Sudan çıkmadan önce neredeyse birkaç parmak derinlikteki yerde çömeliyor ve sığ suda yere oturuyor, ayaklarını göğsüne çekip kollarıyla onları sarıyor. Sanki derin düşüncelere dalmış gibi başı önde kısa süre orada kıpırdamadan kalıyor.

O arada irili ufaklı dalgalar vücudunu yalarken o farkında değilmiş gibi derin bir hayal âleminde dünya ile ilişkisini kesiyor. Zaman tutmadım ama herhalde on dakika kadar bir süre sonra da oturduğu yerden ayaklanıyor ve yüzerek sahile çıkıyor. Havlusuyla kurulanıp üzerine tişörtünü üzerine geçiriyor, ardından da geldiği gibi yürüyerek uzaklaşıyor.

Bu durumu aslında çok eğlenceli buluyorum, adam orada denizin içinde sanki çimenlerin üzerinde oturur gibi oturup suyun ve sessizliğin keyfini çıkarıyor. Denizin iyot kokusunu içine çekerken, beyaz köpüklerle açıktan gelen dalgalar ise adama masaj yapar gibi çarpıp duruyor. Otururken dizlerini kollarıyla sarıp başını öne doğru düşünceli bir şekilde eğdiğinde acaba o arada ne düşünüyor?

Bu ritüel üç gün üst üste devam edince doğal olarak onu ve hareketlerini kanıksadım. Güz güneşinde oturmuş keyif yaparken adam yine sahile geldi, havlusunu yere bırakırken hep yaptığı gibi tişörtünü çıkarıp havlunun üzerine koydu. O arada etrafta bulduğu büyükçe bir çakıl taşını da rüzgârdan uçmasın diye bunların üzerine koydu ve yürüyerek denize girdi. Suyun derinleşmesini beklemeden ileriye doğru balıklamasına atlayıp suya daldı. Attığı beş on kulaç sonrasında da ayağa kalkıp kumlukta yürümeye başladı.

Bambu koltukta oturmuş kahvemi yudumlarken gözüm açan iri pembe güllerde ve yıldız çiçeklerinde. Bu mevsimde yaşadığım bu görsel şölen gerçekten inanılmaz. Dürbünle açıkta düşünceli bir şekilde yürüyen adama baktığımda dönüşe geçtiğini gördüm. Bu gün hava biraz daha rüzgârlı, dalgalar sanki sıralar halinde birbirini takip ediyor. Ben üzerimde uzun kollu bir şeyle otururken, o adam üşümeden denizin içinde yine keyfince yürüyüp denizin tadını çıkarıyor.

Evin karşısına geldiğinde yine aynı şekilde kumlukta oturmaya başladı. Neden aynı şeyleri tekrar ediyor bilemiyorum, belki bu şekilde düşüncelerine yoğunlaşabiliyordur, belki de halledemediği bir problemi vardır, ‘benim halim ne olacak?’ diye içinden kara kara düşünüyordur. Kafamdan senaryolar yazıp fikir yürütüyorum ama boşuna olduğunun farkındayım.

On dakika geçti, adam hâlâ kıpırdamadan yerinde oturuyor. Galiba dünden bugüne yeni haberler alıp daha derin düşünmesi gerekiyor olmalı, belki de değil ama adam oturmaya devam ediyor. Hareketsiz geçen süre uzayınca merakım da arttı, yani bu kadar oturmazdı, dalgalar üzerinden geçiyor ama o pek umursuyormuş gibi görünmüyor.

Karım sigarasıyla verandaya çıktığında ona kumlukta sessizce oturan adamı gösterdim. Onun birkaç gündür buraya geldiğini, orada yaptıklarını anlattım. Sigarasının dumanını üflerken düşünceli bir şekilde adama baktı,

“Bırak adamı rahatsız etme, elbet bir bildiği vardır.”

Ona her zaman yaptığım gibi karşı çıktım,

“Yok, bugün bu iş fazla uzadı. Ya uyuya kaldı ya da başka bir şey,” deyip endişeli bir ifadeyle ekledim. “Her gün böyle yapmıyor, kesin bir terslik var.”

Gülümseyerek yüzüme baktı,

“Kötü senaryolar kurmaya bayılıyorsun ama bundan vazgeç.”

Hayata biraz karamsar baktığımın farkındayım, kuruntulu biri olduğumu da biliyorum ama şimdi denizde tek başına oturan adam farklı bir şey.

“Tamam, bir şey yapmayacağım ama on dakika daha geçerse denize dalarım.”

Bu sefer o bana karşı çıktı, galiba bunca yıldan sonra o da bana benzemeye başladı.

“Hayır, gerekirse polisi ararız. Tek başına bir şey yapmana izin vermem, dertsiz başımıza şimdi olmadık bir dert mi açacaksın.”

“Açmayacağım ama bu böyle olmaz.”

Ne yapmalıyım diye düşünürken, adam oturduğu yerden kıpırdandı ve ayağa kalkıp sahile doğru hareketlendi. Karım dalga geçer gibi göz attı,

“Ne haber? Adamı bir de gidip rahatsız edecektin.”

Sanki bir şey olacağını beklerken olmayınca hayal kırıklığına uğramış gibiyim.

“Tamam, anladık. Sen kahve ister misin onu söyle.”

Dudaklarını neşeli bir şekilde oynattı,

“Olur, neden olmasın?”

O arada adam sahilde yine kurulanıp üzerine tişörtünü giydi ve yürümeye başladı. Yani ona bir şey olacak diye endişelenmiştim ama bu çok gereksizmiş. Sineklikli kapıyı açıp içeriye girdim, su ısıtıcısını kontrol ettikten sonra ona sürahiden su ekledim. Dolaptan kırmızı kahve kupalarını çıkarırken aklım hâlâ o denizde düşünen adam gibi oturan adamdaydı.

Reklam

12 comments

  1. Harika,severek ve ilgiyle okudum.Tanıdığım,bildiğim hatta içinde yaşadığın mekanlar olunca ilgi daha da yoğun oluyor adeta anlatılanarı yaşıyorsun.Kocaman teşekkürler👋🏼

    Liked by 1 kişi

    • Güzel yorumun için teşekkür ederim, Ben de keyifle bu hikayeye başladım, bakalım ikinci bölüm nasıl olacak? Bu arada çiçeklerin yerini beğendi, hatta karanfil açmaya devam ediyor. Selam ve sevgilerimizle…

      Beğen

  2. gürcan bey sizi yazınızın başındaki bir kaç satırdan anladığım kadarıyla önyargılı davranan insanların kızdırdığını gözlemliyorum.
    yanlış mı anladım acaba her ne ise ben sizin yazılarınızı okuyup beğeniyorum.
    yaşadıklarınız baya etkileyici.
    sizde benim takipçimdiniz fakat takip etmeyi bırakmışsınız size karşı bir kusurumuz mu oldu yoksa sizde bazı insanlar gibi blog şişirme amacında olduğumu mu düşünüyorsunuz öyle düşünüyorsanız başta da söylemiştim ben eleştiriliyorsak doğru yoldayız diyen bir yazarım blog sayfası şişirmek gibi bir niyetim yok.
    eleştirilmeyen hakkında fikir beyan edilmeyen bir yazı benim nazarımda sapsız armut çöpsüz üzüme benzer.
    siz söyleyin takip edilmeyeceğim eleştirilmeyeceğim o zaman ben bu yazıları neden yayınlıyorum.
    hiçbir işeyaramaz ki benim bu yaptığım kendi kendine oyun oynamakta olan bir çocuğun halini almış olurum benim fikrim bu.
    size karşıda bir kusurumuz oldu ise cevap verirseniz memnun olurum.

    Beğen

    • Hüseyin Bey, önce yazıdan başlamak istiyorum. Şaka niyetiyle yazdıklarım sanıyorum yanlış anlaşılmış. Amacım her şeyi doğru hatırladığını iddia eden kişilere inceden latife yapmaktı. Sizinle ilgili konuya gelince, estağfurullah bana karşı ne kusurunuz olabilir ki? Aksine tebrik ediyorum, çok üretken bir kişisiniz ama ben sosyal medya hesaplarımı her ân takip eden biri değilim. Mail hesabımı her açtığımda sizin çalışmalarınızla karşılaşıyorum. Her seferinde beş altı çalışma birden yayınlıyorsunuz. Bunları okuma şansım olmuyor, ayrıca diğerlerini de takip edemiyorum. Anladığım kadarıyla cephaneliğin üzerinde oturuyorsunuz ama kurşunlarınızı bir kaç gün arayla harcasanız daha iyi olmaz mı? Sadece diğer yazar arkadaşlara da şans tanımak için sizi takip etmekten vazgeçtim ama bu çalışmalarınıza olan ilgimi kaybettiğim anlamını taşımıyor. Merak etmeyin ben çalışmalarınız arar bulur ve yorumum varsa da yaparım. Selam ve saygılarımla…

      Beğen

  3. Merhaba Gürcan Bey; Tam artık yeni yazılar gelmeli dediğim bir zamanda yazınızı okudum. Vallahi aklıma hemen Kuşadası’ndaki ilk yıllarımız geldi. Üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri yaşadık. Şimdi eskiden yaşadığımız hiçbir şeyin tadı kalmadı. Evler el değiştirdikçe yeni insanlar bir selam bile vermeden kös kös önünüzden geçip gidiyorlar. Artık pandemiden olsa gerek okey sesleri de gelmez oldu. 😁 Bu sene kırlangıçlar ile bahçemize fazla pike yapmadılar. Sizin martı ve kargalarınızı sayamadım ama benim de her gün gelen blr ala kargam ile çok güzel öten kırmızı gagalı siyah bir kuş Karatavuk-karabakal vardı. Havalar hala muhteşem ama biz orada yokuz.
    Sığlıktaki adamın keyfi bana oh ne güzel dedirtti. Suyun kenarında oturup dalgaların sana gelmesi çok zevklidir. Adam için kurduğunuz senaryo ile karınızla geçen diyaloğunuza yakinen şahit olmuşum gibi hissettim. Sanırım senaryonun sağlamasını yapacak gibisiniz. Adamın Biri’nin devamını bekliyorum. Keyifle okudum. Selam ve sevgilerle…

    Liked by 2 people

    • İyi akşamlar Alev Hanım, güzel yorumlarınızı okumayı özlemişim, sağ olun. Anladığım kadarıyla sizler de sezonu kapatıp şehre geri dönmüşsünüz. Biz gece ve gündüzün eşit olduğu gün yazlığa geldik. havalar izin verdiği sürece de burada kalmaya çalışacağız. Gündüz sıcak olan hava güneş gittikten sonra soğuyor ama evin içinde ısıtıcıları henüz hiç kullanmadık. Söylediğiniz gibi sitelerde evler satılıp el değiştirdikçe yeni insanlarla eski tatlar pek yakalanmıyor. Üstelik sitelerde evler dört bir yandan değişime uğramaya başlıyor. Hikâyeye gelince beğendiğinize sevindim, bu ilk bölümüydü. Elif’e üç hafta önce denizde oturup düşünen bir adam ile ilgili bir hikaye düşündüğümü anlatmış ve unutmamak için ufak notlarımı almıştım. Hikayede burada yaşanan günlük olayları okuyan karım, denizdeki adamı hatırlayamadı, Bu adamı ben hiç görmedim ne zaman geldi deyince uyandı. Hayaller ile gerçeklerin karışması onu da çok şaşırttı, beni ise sevindirdi. Demek ki iyi çalışmışım diye düşündüm. Anladığınız gibi hikayeyi aslında daha yeni oluşturmaya başladım ama nereye gider inanın ben de bilmiyorum. Selam ve sevgiler bizden…

      Liked by 1 kişi

  4. Anlatım tarzınızla bir hikayenin içinde buldum kendimi, güzel bir tat bıraktı okuduktan sonra da, bunun için size teşekkür ederim, elinize emeğinize yüreğinize sağlık.

    Liked by 1 kişi

    • Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Üç kelimelik fikirden yola çıkarak yazdığım hikayenin sizde güzel bir tat bırakması beni gerçekten mutlu etti. Ayrıca hikayenin devamını yazmak için bende daha kuvvetli istek ve güzel bir umut yarattı. tekrar teşekkürler, selam ve saygılarımla…

      Liked by 1 kişi

  5. Hikayeyi okurken kendimi Şarköy sahillinde buldum tüm anlatılanları sanki bire bir yaşadım. Hala etkisindeyim . Çok beğendim.

    Liked by 1 kişi

    • Gülçin’cim güzel yorumun için çok teşekkür ederim. Doğum günüm için de araman bizleri sevindirdi, çok naziksin. Mehmet Abimi ve seni de öpüyoruz. Selam ve sevgilerimizle…

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s