Unutmamak

Geçen Eylül’de bir parça olsun soluklanmak üzere Şarköy’e yazlığa gelmiştik, bana göre bu ay yazın kalabalığı ve sıcağından sonra sakin geçen bir süreç. Yazlıklar kapanmaya başlıyor, çocukları olanlar okul hazırlıkları için geriye dönüyorlar. Denize girenler azalıyor, simitçiler daha az geçer oluyorlar. Bu arada geriye kalanların kapılarında yazlıkta beslenip geride bırakılmış minik evcil hayvanlar çoğalıyor.

Geçen sene geldiğimiz ilk gün kapımızda bir anne kedi ile yavrusunu bulduk, ertesi gün anne kedi diğer üç yavrusunu daha getirdi. Karımın zaten kedi ve köpeklere karşı zaafı var, doğal olarak onlarla ilgilenmeye başladık. Mama ve süt servisimiz başladığında, anne kedi yavrularını bırakıp kendi yoluna gitti.

Akıllı hayvanlar, anne kedi de gözü arkada kalmadan sorumluluğu bizlere bırakıp aradan çekildi. İşte bu dört yavru kedi ile bir ay boyunca bahçede ilgilendik. Yan komşularımız da kedilerle ilgilendikleri için geriye dönerken karımın içi bir nebze de olsa rahattı. Marketten büyük bir torba mama da alıp takviye olarak komşulara bıraktık.

Karım birkaç gün sonra hal hatır sormak için komşuları aradığında, yavru kedilerin bizden sonra hep birden firar edip gittiklerini öğrendi. Doğal olarak çok şaşırdı, oysa yavrular son hafta hep komşuların tarafında yatıp uyuyorlardı. Yazlık yerde gece muhabbetini seven komşularımız ise geç yatıp geç kalkıyorlar, biz öğlen yemeğine hazırlık yaparken onlar kahvaltıya oturuyorlar.  Kedi mama servisleri de geç başladığı için güne erken başlayan yavrular, bizim tarafa geçip kapıda toplanıyorlar. Onlar kapı sinekliklerine tırmanmaya çalıştıkları vakit çok acıktıklarını, mama ve süt servisi zamanının geldiğini anlıyoruz. Onları aç bırakmamak hem de hizmette kusur etmemek için biz de gereğini hemen yapıyoruz.

O eğlenceli günlerin üzerinden altı ay zaman ve koca bir kış geçti, Nisan ayı başında üzücü bir görevi yerine getirmek için Şarköy’e geldik. Hava açık ve günlük güneşlik olmasına rağmen yazlık resmen buz gibiydi. Kış rüzgârlarına maruz kalmış, kar ve yağmurları yaşamış evi ısıtmak pek kolay değildi, biz de zaten karımın İstanbul’da resmi işleri olduğu için beş gün kalıp Şarköy’den geriye döndük.

Bu resmi işler için gereken yerlere başvurular yapıldı biz sadece çıkacak kararı bekleyecektik. Bu nedenle İstanbul’da kalmamızın bir gereği yoktu, bizler de ayın sonuna doğru yeniden yazlığın yolunu tuttuk. Uzun yıllardır günlerimizi yakınların ağır hastalıkları ve yaşlı aile büyükleriyle ilgilenerek geçirirken kendimizi bile unutmuştuk. Endişe ile geçen zamanların ardından maalesef pek çok yakınımız aramızdan ayrılmıştı.

Şimdi uzun bir zaman sonra karıkoca baş başaydık, ortada üzülüp endişeleneceğimiz, aklımızın kalacağı hiç bir kimse yoktu. Mayıs başı zaten Şeker bayramıydı, şehrin gürültüsünden kaçmak ikimize de iyi gelecekti, nitekim biz de öyle de yaptık. Sabah yine erkenden yola çıktık, dokuz buçuk gibi Şarköy’deydik, yazlıkta her şey yirmi gün önce bıraktığımız gibiydi.

Geçen birkaç gün içinde evi düzenledik, alışveriş yapıp eksikleri tamamladık, üç senedir karımın yanından ayrılmayan sokak kedisi İrma da gelip kendisini göstermişti. Bayramın ilk günü olan Pazartesi akşamı gelecek arkadaşlarımız için yemek planları yaptık ve elimizde listemiz Cuma günleri  kurulan pazara gittik. Oradan taze sebzeler, meyveler aldık,  eve dönünce de yorgunlukla kendimizi koltuklara attık.

Cumartesi sabahı yakın komşularımız Güher ile Ömer’in de bayram için geldikleri gördük. Onlarla ayaküstü sohbet ettik, Ömer kış başında kalp problemi yaşamış, çok sevdiği içeceklerden ve sigaradan maalesef artık yararlanamayacak, kilo verip diyet yapmaya devam edecekmiş. Yani çevremizde artık son nesil olarak bizler kaldık, belli ki vücutlar zaman içinde yıpranmış.

Muhabbet sonrasında bisikletle çarşıya inip balık bakındım, balıkçıda Gelibolu sardalyesi yeni gelmişti, doğal olarak karımla önceden kararlaştırdığımız gibi iki kilo alıp oradan diğer siparişler için diğer marketin yolunu tuttum. Artık sıkça yapılan bu zamlara karşı panikle gidip alışveriş yapmıyoruz, sadece ihtiyacımız kadar alıyoruz.

Karım, gelecek olan arkadaşlar için kendince bir liste yapmıştı, buna göre de Pazar günü soğuk yemekleri ve hazırlamaya başlamıştı. Ben de dün sadece küçük pullarını temizlediğim taze sardalyelerin içlerini ve orta kılçıklarını alıyorum. Balık gerçekten çok tazeydi, bir gün beklememe rağmen hâlâ diriydi.

O arada gözüne kavanozun birinde duran kuru barbunya çarpmış, iyi niyetle hadi onu da pilaki yapalım deyince barbunyaları suya koyduk. Yani bu tür şeyler hiç olmazsa bir gün suda bekler ama sabahtan suya koyduğumuz barbunyalar öğleden sonra irileşip yumuşamıştı. Böyle kısa sürede haşlamaya hazır hale geldiğini görünce, barbunyanın ateşte kısa bir sürede haşlanacağını düşündüm. O arada kahve için gelen Güher de düdüklü tencereyi kullanmamı önerdi, kendisi bu şekilde yapıyormuş. Ben de yumuşayan barbunyaları görünce düdüklü de dağılacakları hissine kapıldım ve onları tencerede haşlamaya başladım.

Hangi asırdan kaldıkları belirsiz olan barbunyalar yarım saat kaynamayla haşlanmadılar, bir saat sonrasında değişen bir şey yoktu. İnatçıyımdır, o da inat etti ve kendisini kastı, yumuşak şeyler taş kesti. Sonunda iki saatte ocağın altını kapattım, bir saatte havucuyla soğanıyla pişer dedim ama ne çare. Bir saat sonra barbunyalar, neredeyse eriyip helmelenmiş olan soğan ve havucun içinde taş gibi duruyorlardı. Barbunya pilakisini bu sefer tencereden düdüklüye boşaltıp bir yarım saat de o şekilde pişirdik ama ortaya çıkan sonuç umut kırıcıydı.

Pazartesi sabahı bayramdı, yazın insanlar buradayken yapılan ziyaretler insanı bayıltır ama bu gün sadece iki aile varız. Ömer ve Güher’le bir ara kahve içip bayramlaştık ardından da herkes kendi hayatına döndü. Saat üç gibi yola çıkarken konuştuğumuz arkadaşlarımız Bora ile Banu eve yedi gibi gelmişlerdi, onları sevinçle karşıladık.

Bora ilk defa geliyor. Yemekte laf lafı açtı, içilen kırmızı şarapla birlikte tatlı bir sohbet alıp başını gitti. Saat on buçuk gibi arabayla Şarköy’e indik, etraf yaz olmamasına rağmen kalabalıktı. Eltis Cafe’de kendimize dışarıda oturacak bir yer bulduk ve hemen çay ve kahvelerimizi söyledik.

Sabah şanslarına hava güneşli ve oldukça güzeldi, yine de üşütmemek için kahvaltıyı içeride yaptık. Gün içinde neler yapalım diye konuşurken önce yürüyüş yapmaya ardından da Şarköy’e inip bir şeyler yemeye karar verdik. Evin önünde ince yürüyüş yolu vardır, insanlar o yolda yürüyüş yapmayı severler. Bizler de hep birlikte o yolda yürümek için çıktık.

Dar yolda yürürken bir yandan da sohbet edip etrafa bakıyoruz. Sitenin yıllardır var olan, şimdi sezon dışında kapalı bulunan gazinoyu yeni geçmiştik ki evler arasından sarı bir kedinin koşarak bize doğru geldiğini gördük. Karımın kedilerle iyi anlaştığını daha önce muhakkak belirtmişimdir, açıkçası şimdi de bize doğru gelen kediyi bir şekilde çağırdığını düşündüm.

Yetişkin sarı kedi koşturarak doğruca karımın yanına geldi ve resmen onun üzerine tırmanıp kucağına yerleşti. Biz şaşkınlıkla bu hareketleri izlerken, sarı kedi yüzünü karımın yüzüne özlemle sürmeye, patileriyle onun yüzünü sevmeye çalışıyordu. Karım da çok şaşkındı, böyle bir sevgi gösterisine muhatap olmak ona da oldukça ilginç gelmişti.

Yani bütün kedilerin ona sevgi gösterilerinde bulunmaları karımın bir önceki hayatında kedi olduğuna beni de inandıracak. Merakla kediyi nasıl çağırdığını sordum, kediyle koklaşırken cevap verdi çağırmamış, üstelik bu gelen şu ân evin orada ki kedilerden birisi de değildi. Peki, bu kedi oldukça uzaktan karımı nasıl tanıyıp da koşturup yanımıza geldi? Yani yüzünden mi tanıdı yoksa aramızda konuşurken sesini mi duydu?

Bunlar benim cevaplayacağım sorular değil, sadece kendimce tahminlerde bulunabilirim ama bunlar da yaşanan bu olayın hakkını kesinlikle vermez. O arada kedinin rengi ve beyazların dağılımı ile yüzü ve bakışları beni şüpheye düşürdü, bu kedi bizim Eylül’de beslediğimiz o dört yavrudan birine çok benziyor.

Karıma bunu söylerken, bir yandan da Eylül’de çekilmiş telefonumdaki yavru kedilerin resimlerini bulup açtım. Fotoğraflara bakınca öylece donup kaldım, karımın kucağında oturan bu sarı kedi, karımın bal ismini taktığı sarı kediydi. Yine de bu fotoğrafı Banu ile Bora’ya ve karıma da gösterip teyit etmeye çalıştım. Onlar da sarı kedinin aynı yavru olduğunu kabul ettiler.

O yavru şimdi yetişkin bir erkek kedi olmuştu ve nasıl oluyorsa uzaktan karımı tanıyıp koşarak gelmiş ve sanki özlemle kucağına çıkmıştı. Kedinin karıma gösterdiği sevgi inanılmazdı, onun kucağından inmiyor, sadece ona sıkıca sarılmaya çalışıyordu. Gerçi Eylül’den bu yana yedi ay geçmişti ama kedilerin bu kadar bağlı bir hayvan olacağı ölsem aklıma gelmezdi. Bana göre onlar kendi başına buyruk, sadakat ve bağlılık kelimeleriyle alakaları olmayan canlılardı ama…

Bu sefer bu Bal Bey bütün düşüncelerimi  alt üst etmişti, inanışlarım yerle bir olmuştu. Bizler konuşarak yürürken o da bir süre karımın kucağında olmanın keyfini çıkardı. Bir ara kucağından inip yanımızda yürüdü, sonra da sahilde kumların üzerinde koşturup deniz kıyısına doğru gitti. İkinci siteye kapı anahtarımız olmadığı için giremedik, mecburen geriye döndük. O arada eski bir tanıdık olan Gülten’le karşılaştık, o da sitenin müdavimlerinden, kışın geride bırakılan kedileri elinden geldiğince besleyip korumaya çalışıyor.

Etrafta başka kediler olduğu için uzaktan gözleyen Bal Bey, bizimle birlikte ilk karşılaştığımız yere kadar geldi. Uzaklaşırken yuvasının burada olduğunu ve artık bizim tarafa gelemeyeceğini sanki anlatmak istiyordu. O günden sonra o yoldan bir kere daha yürüyüş taptık ve Bal’ı gördüğümüz yerlerde ona bakındık ama göremedik. Bizim tarafa da hiç gelmedi, bakalım yolumuz tekrar kesişecek mi? Karımın tekrar karşısına çıkacak mı?

3 comments

  1. Merhaba Gürcan Bey; Kediler için evini unutmaz derler ama Bal bey vefalıymış. Geçenlerde ben de çok sevdiğim iç baklayı pişirmekte zorlanmıştım. 😁 Biz de yazlığa geçtik pek bir acele oldu. Torunlar geldi ama hava sabahları çok soğuktu neyse ki hastalanmadan yolladık. Ben de kendi yazımı ancak yazdım ve sizlerin yazılarına dönüyorumdum baktım ki siz bir tane daha eklemişsiniz. En iyisi ben o yazıya ışınlanayım. Selam ve sevgilerle..

    Liked by 1 kişi

    • Vietnam ile ilgili yazınızı ve buradaki yorumunuzu keyifle okudum. Biz de Şarköy’e bayram öncesi geldik, Elif anneannesine yakın olmak istedi. Kendisini burada defnettik, kabir ziyareti de yaptık. Trakya’nın soğuğunu biliyoruz, geceleri özellikle hava daha fazla soğuyor, çok şükür bizler de hastalanmadık. Hâlâ Şarköy’deyiz, insanlar denize girmeye başladılar. Sarı kedinin hikayesi de bayramda yaşandı, hüzünlü ve ibret vericiydi, Elif çok duygulandı. Selam ve sevgiler bizden.

      Liked by 1 kişi

      • Anneanneyi bildiğim için Ölmüşlerimize rahmet dedim. Elif Nanım çok haklı evet Bal beyin ilgisi hüzün vermiştir. Kuşadası da iki gün önce gök gürültülü şimşekli çok yağmurluydu. Bugünlerde iyi ama ev içleri hala soğuk. Turistlere ne gam güneş yüzünü anca buralarda görüyorlar da deniz vazgeçilmezleri oluyor. 😁

        Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s