Seyir defteri 1980 Sonbahar sayfaları

Ateş düştüğü yeri yakar derler ama arkadaşımın kız kardeşi Rana’nın genç yaşta zamansız kaybı beni fazlasıyla etkiledi. Fakültede eğitim başlayana kadar Suadiye’de bulunan Metas Müzik evine mümkün olduğu kadar fazla gitmeye devam ettim. Çalışmak, bir şeylerle uğraşmak, insanların arasına karışmak aklımızı kurcalayan ve bizi üzen bazı şeyleri unutmanın en güzel yolu!

Görsel: CHP muhalefet hareketleri arşivi

12 Eylül günü ordunun ülke yönetimine el koymasının üzerinden neredeyse bir ay geçti. Ülke içinde bilmediğimiz yeni bir düzenin adımları atılırken, hemen sınırımızda Eylülün son haftası petrol fiyatları nedeniyle başlayan İran Irak savaşı tüm şiddetiyle devam ediyor, gazeteler ve televizyonlar iki konuya odaklanmış durumda, Milli Güvenlik Konseyi kararları ve savaş.

Harun yahya arşivi
Görsel: Pinterest arşivi

11 Ekim günü Metas’ta sabah oturmuş komşudan aldığım gazeteleri incelerken bir yandan da çayımı yudumluyordum. Gazetenin yazdığına göre yönetmenliğini Ali Özgentürk’ün yaptığı ‘Hazal’ filmi Almanya’da 29 Mannheim film festivalinde üç ödül birden almış. Yönetmen Erden Kıral’ın yönettiği ‘Bereketli topraklar üzerinde’ filmi de Fransa’da Strasburg film festivalinde birincilik ödülünü almış. Bütün bunlar ülkede yaşanan acı ve üzücü olayların içinde insanı teselli eden güzel haberler.

Görsel: T24 arşivi

12 Ekim Pazar günü evdeydik, yapılan genel nüfus sayımı nedeniyle sokağa çıkma yasağı var. Bu durumu operasyon yapmak için güzel bir fırsat olan gören güvenlik güçleri de sıkı çalışıp çok kişiyi de gözaltına almışlar. Sayım sonucuna göre Türkiye nüfusu 45 milyon 217 bin 556 olarak belirlenmiş. 1927 yılında yapılan ilk sayımda 13 milyon kişi olan nüfus, 1980 yılına kadar 53 yılda 32 milyon kişi artmış.

Görsel: Doğanın takvimi arşivi

14 Ekim günü Türk Hava Yollarının Münih Ankara seferini yapan Diyarbakır isimli B727 uçağı köktendinci 4 hava korsanı tarafından Diyarbakır’a kaçırıldı, televizyon haberlerinde gelişmeler saat başı veriliyor.  Sonunda emniyet güçlerince düzenlenen operasyonda dört hava korsanlarından biri ölü üçü yaralı olarak ele geçirildi ama bir yolcu da hayatını kaybetti.

Diyarbakır yenigün arşivi

Hayat denilen olgu ne kadar enteresan! İşine gitmek ya da sevdiklerine kavuşmak üzere bir seyahate çıkıyorsun ama birden olmadık olayların içinde kalıyorsun. İnsanoğlunun evrenin sürprizleri ile baş etmesinin imkânı yok, kendi adıma böyle inanıyorum.

Bizim Mete fabrikada yeni bir iş girince Metas müzik evinin geleceği açık seçik belirlenmiş oldu. Yakında fakültede dersler başlayacak ve bu sene okula gereken ilgiyi göstermeye kararlıyım. Müzik evine gidip gelmem hafta sonları dışında olmayacak gibi, yani bu işte benden bir hayır yok. Oradan herhangi bir ücret almıyorum, sadece arkadaş hatırına boş kalmayayım diye gidip orada çalışıyorum.

Görsel: Malatyahaber arşivi

30 Ekim tarihli gazetelerde Bülent Ecevit’in Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanlığından istifa ettiği haberi yer alıyordu. Kendisi 13 Eylül tarihinde Adalet Partisi Genel başkanı Süleyman Demirel ile birlikte Gelibolu’da Hamzakoy askeri tesislerinde, Milli Selamet Partisi genel Başkanı Necmettin Erbakan da İzmir Uzunada’da askeri tesislerde güvence altına alınmışlardı. Milliyetçi hareket partisi başkanı Alpaslan Türkeş ise 14 Eylül günü teslim olmuş ve o da Uzunada’ya gönderilmişti.

Görsel: Twitter arşivi

4 Kasım 1980 günü ABD’de yapılan başkanlık seçimlerini Cumhuriyetçi Parti adayı Ronald Reagan’ın kazandığı haberlerini öğrendiğimizde fakültede yeni eğitim dönemi de başlamıştı. Güvenliği sağlayan askerler henüz sokaklardan çekilmemişler, üniversite çevresinde devriyeler ve kontroller devam ediyor. Okulun sokağının girişinde miğferli ve otomatik tüfekli askerler tarafından durdurulup aranıyoruz, kimlik kontrolü sonrasında okula gitmek için geçişimize izin veriliyor. Yani bütün bu yaşananlar sanki filmlerde görülenler gibi.

Zaman nasıl geçti hiç bilmiyorum ama artık paşalar gibi fakültenin üçüncü sınıf öğrencisiyim. Fakülteye gittiğimde, giriş katında öğrenci işlerinin hemen yanında yer alan anfiye geçtiğimizi gördüm. Bu küçük anfide derse girdiğimde sınıfın mevcudunun artık elli kişiyi bile bulmadığını fark ettim. Galiba ben okula yönelmişken demek ki öğrenciler okuldan iş hayatına doğru yönelmeye başlamışlar.

Bu sene sanki okula yeni başlamış bir öğrenci gibiyim, sınıftaki kişileri iki senedir hem tanıyorum hem de tanımıyorum. Siyasi öğrenci derneklerinin ve gruplarının yoğun olduğu geldiğim diğer okulda siyasetten ve boykotlardan sıkılmış ve çok zaman kaybetmiştim. Buraya geldiğimde biraz da bu nedenle fakültede insanlardan uzak durmuştum ama yoğun çalışma hayatı da derslere devam etmemi engellemişti.

Sözün kısası, öğrencilerin pek çoğuyla tanışmadan, konuşmadan birbirimizden uzak durarak aynı sınıf ortamında iki sene boyunca günlerimizi geçirmiştik. Matematiksel deyimlerle söylemek gerekirse, onların ilk iki senede kendi aralarında oluşturdukları arkadaşlık ve grup ortamıyla benimkiler nedense ortak bir düzlemde buluşamıyordu. Hiç selamlaşmadan, karşılıklı iki laf bile konuşmadan okuldaki yaşantımızı uzaktan kardeşçe sürdürmüştük.

Zamanının çoktan geçtiğini düşünerek küçük anfi içinde daha önce gördüğüm ama hiç konuşmadığım öğrencilerin bazılarıyla yeniden tanıştım. Onlarla birlikte kantinde oturup çay içip sohbet etmeye başladım. O arada okula yeni başlayan ilk sınıflardan, eğiticilik yaptığım kolejlerden gelen Aydan, Emine ve Bahar ile karşılaşınca sevindim.

Fakültede dersler sabahları yine saat dokuzda başlıyor, kendimce önemli olduğunu düşündüğüm, ders notlarını okuyarak değil öğretim görevlisi tarafından derste anlatılırken öğrenmek istediğim bazı dersleri kaçırmak istemiyorum. Zamanında sınıfta ve derste olabilmem için sabah iskeleden en geç sekizde ki Eminönü Kadıköy vapuruna binmem gerekiyor. Ben de o günler erken uyanıp hazırlanıyorum, Aralık Sokak durağından bir minibüse binip kendimi Kadıköy’e atıyorum.

Görsel: Suat Hoşcanlar

İşe gidiş geliş saatlerinde on beş dakikada bir yanaşan gemilerle birlikte iskelede yoğun bir yolcu trafiği var. Dar turnikelerden jetonumu atıp iskelenin iç salonuna girdiğimde orayı dolduran küçük bir kalabalıkla karşılaşıyorum. Diğer yolcularla birlikte ayakta sıkışık bir şekilde vapurun gelmesini beklerken, gözler ister istemez birkaç yere konulan küçük ekranlara takılıyor. Orada sürekli oynatılan Muppet Show var, güne orada bulunan herkes gibi kurbağa Kermit ve arkadaşlarının maceraları ile başlıyorum.

Ancak asıl dikkatimi verdiğim yer iki kanadı da dışarıya doğru açılan büyük iskele kapıları ve camlarından gördüğüm vapurlarda. Çocukluğumdan beri bende hiçbir zaman eksilmeyen büyük hareketli araç merakı, kendisini burada da hemen gösteriyor. Yaşım yirminin üzerinde ama çocukluk meraklarım, yani kara trenler, vapurlar, otobüsler ve uçaklara olan ilgim derinlerde hâlâ aynı yerinde hiç eksilmeden duruyor.

Bu araçlarda her sefer herkesin bakıp da göremediği, ilgilerini çekmeyen yüzlerce ayrıntıyı görüyorum ve bunlar her nedense benim hafızamda bir şekilde yer ediyor. Annem bana hamile olduğu zamanlarda deprem korkusuyla ve sıkıntıyla günde iki paket sigara içince sonuçlar galiba böyle oluyor. Kim bilir hiç bilmediğim zihnimin derinlerinde, belki ben de gizli otistik bir karakterimdir.

Görsel: Change org arşivi

Aynı tip ve büyük bacalı İngiliz yapımı olduğunu bildiğim bu vapurların isimleri bile hatırlıyorum, İskelede bindiğim vapur bunlardan biri olunca hiç düşünmeden en üst kata çıkıyorum. Tercihim her zaman en üst katta açık kısımda özellikle bacanın kenarında ayakta gitmek. Kaptan köşkünün hemen arkasında yer alan kısımda tek kişilik koltuklar var, hemen yanında da geminin küçük tahlisiye sandalı bulunuyor. İşte ben burasını çok severim, eğer boşsa hemen oradaki koltuklardan birine de hiç düşünmeden yerleşirim.

Benim gibi bu alanı seven ve burada seyahat etmeyi tercih eden başkaları da var. Kışın öndeki kaptan köşkü denizden esen sert soğuk rüzgârı duvar gibi engellerken, bacanın sıcaklığı da yaslanılan sırtları ısıtır. Orada huzuru ve sessizliği bulduğunu düşünen ve sigara içen insanlar, dört mevsim aynı yerde gidip gelmeyi tercih ederler.

Bu yeri Amerikan Kız Kolejinde geçen sene tanıştığım Esma ile Meltem de seviyorlar. Esma’nın Çapa tıp fakültesini kazandığını biliyorum, kendisi bizim sokağın alt kısmında Mehmet Bakkalın karşısında bulunan apartmanda oturuyor. Meltem de Cerrahpaşa Tıp Fakültesine devam ediyor. Erken saatte okula gittiğim günlerde, vapurda bacanın kenarında Esma, bazen Meltem ve onların tıptan arkadaşları olan Hakan ve Füsun ile birlikte sabahın köründe yapılan bu yirmi dakikalık sohbetler bana çok güzel geliyor.

Vapur iskeleden ayrılma manevraları yaparken,  beyaz önlüklü çaycının getirdiği dumanları tüten kokulu tavşankanı çaylar alınıp sigaralar da yakılıyor. Onlar sigaralarını tüttürürken, çaylar keyifle yudumlanıyor ve sohbet de koyulaşıyor. Eminönü’nde vapurdan inince de durakta bekleyen, onların fakültelerinin oradan geçen İETT otobüslerine binip yola koyuluyoruz.  Onlar Çapa’ya doğru devam ederken, ben Beyazıt’ta durakta iniyorum ve baştan sona meydanı geçip yürüyerek okula ulaşıyorum. Askerlerin yaptığı kontrol ve aramalar olsa da bu yolu artık endişelenmeden kullanıyorum.

Hürriyet arşivi

12 Kasım günü NASA uzay aracı Voyager I, Satürn gezegenine en yakın konuma gelmiş, gezegenin halkalarının resmini çekerek dünyaya göndermiş. Sabah vapurda çaylarımızı içerken aramızda bu haberi konuşuyorduk. Biz burada siyasal kavgaların olmadığı, cinayetlerin işlenmediği bir ortamı hayal ederken, vapurla her gün yakınından geçtiğimiz Kız Kulesi’nin bile resmini çekmeyi akıl edemezken, elin insanları gidip nerelerde neler yapıyorlar.

Birkaç gün sonra Üsküdar American Academy’de folklor eğitmenliğine çocukluk arkadaşım Orhan’la birlikte yeniden devam edeceğimiz kesinleşti. Orada birlikte rahat hareket ediyoruz, oturmuş kurumsal bir yapı içinde her şey makine gibi çalışıyor, aksayan herhangi bir şey olmuyor.  Sözler her zaman yerine getiriliyor, ücretlerimiz zamanında bizlere ödeniyor.

Diğer yandan Orhan’la birlikte Marmara Folklor Turizm Folklor Derneğinin kurulma izni için uğraşıyoruz ama yetki 12 Eylül’den beri artık emniyetten askeriyeye geçti. Onların da şu ân düşünmek ve ilgilenmek istedikleri en son şey de maalesef sosyal kültürel faaliyetler. Biz yine de izin almak için ikimiz birlikte Selimiye Kışlasına gittik. Evraklarımızı dosya ile teslim edip ilgili binbaşıyla görüştük ama onlar dernek faaliyetlerine nedense pek sıcak bakmıyorlar. Üstlerince verilen kesin emirlerle her şeyi siyasi yönden görüp baştan kapıları kapatmış durumdalar, bizim yeni dernek açma işimiz gittikçe zorlaşıyor.

Görsel: Fact republic arşivi

23 Kasım 1980 günü haberlerde Güney İtalya’da Napoli yakınlarında Irpinia bölgesinde 6,9 şiddetinde gerçekleşen depremde 2,735 kişi hayatını kaybettiği, 7500 kişinin de yaralandığı yer alıyordu. Depremler Akdeniz ve Ege havzasının galiba binlerce yıldır vazgeçilmezi, acaba buraya piyango ne zaman vuracak? Fotoğraflarda ve televizyonlarda yıkılan yerleri, perişan insanları görmek beni üzdü. İçinde olup o korkuyu yaşamanın bambaşka bir şey olduğunu düşünüyorum, eminim bu faciayı en iyi annem anlıyor.

Görsel :Conza Della campania Arşivi

4 Aralık günü gazetenin bir köşe haberinde efsanevi İngiliz rock grubu Led Zepplin grubu dağıldığı yer alıyordu. 1968 yılında gitarda Jimmy Page, davulda John Bonham, basgitarda John Paul Jones ve vokalde Robert Plant tarafından kurulan grubun müzikleriyle 1974 yılında tanışmıştım. Davulcu John Bonham’ın ölümüyle birlikte dağılan grubun Dünya çağında 300 milyonun üzerinde albüm satışı gerçekleşmiş. Müziklerinin iyi bir takipçisi olarak ben de üzüldüm ama böyle meşhur gruplarında ömrü maalesef çok uzun olmuyor.

Görsel: Led zepplin-Ekşi şeyler arşivi
Görsel: Sözcü arşivi

8 Aralık 1980 günü de ünlü grup Beatles’ın üyelerinden John Lennon Newyork’ta kaldığı otelin önünde akli dengesi yerinde olmayan Mark David Chapman vurularak öldürüldü. 1960 yılında kurulan, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi grubu olarak nitelenen The Beatles’ın kurucularından olan John Lennon 1969 yılında Yoko Ono ile evlenmiş ve daha sonra da grupla yollarını ayırmıştı.

Görsel: Tarihi olaylar arşivi

Aralık ayına müzik dünyasının en ünlü iki grubunun kötü haberleriyle başlandı ama umarım hepsi bu kadardır diye düşünürken 13 Aralık günü haberlerde bir idam haberi yer alıyordu. Erdal Eren, 2 Şubat 1980 günü silahlı olarak katıldığı protesto eylemi sırasında çıkan çatışmada, inzibat eri Zekeriya Önge’yi öldürme suçundan yargılanarak 19 Mart 1980 günü askeri mahkeme tarafından suçlu bulunarak idam cezasına çarptırılmıştı. Askeri Yargıtay dava dairelerinin kararıyla hüküm kesinleşmiş ve Erdal Eren Ankara Ulucanlar cezaevinde idam edilmişti.

Görsel: Habertürk arşivi

Bu üzücü olaylar olurken o günlerde okulun girişinde İşletme İktisadi Enstitüsü öğrencilerine davet üzerine seminer vermek için gelen Banker Kastelli şirketinin sahibi Cevher Özden’i yakından gördüm. Enstitü müdürü Prof.Dr.Kemal Tosun ve Fakülte Dekanı Prof.Dr.Kemal Kurtuluş ona eşlik ediyorlardı. Bizim doçent ve profesörler de ilgi ve saygıyla onların yanında yer alıyorlardı.

Görsel: Ekşi şeyler arşivi

Enstitü yönetimi böyle iş dünyasında tanınmış kişileri ve yöneticileri seminer vermek için okula davet ediyor. Enstitü öğrencilerinin kantinde bizlere anlattıklarına göre, dönem aralarında konulan mecburi stajlarla öğrencilerle şirketlerin tanışmaları sağlanıyormuş. Enstitü öğrencileri için iş imkânları daha eğitimleri sürerken bu şekilde hazır hale getiriliyormuş.

Bizler için okul yönetiminin böyle gayretler sarf ettiği görülmüş şey değil, söylendiği gibi parayı veren kişiler doğal olarak düdüğü çalıyor. Fakültenin ders başına beş lira harç yatıran lisans öğrencilerine karşı olan sorumlulukları verdikleri eğitim kadar, daha fazlası yok. Bizlere sadece dersleri anlatıp giden öğretim görevlileri, enstitüde vaka yöntemiyle olası yönetim problemlerini oradaki öğrencilerle karşılıklı oturup tartışıyorlar, fikirler üretilmesine ortam hazırlıyorlar.

Fakülte eğitim programında öğrencilerin derslere devam mecburiyeti yokken, mecburi staj doğal olarak konulmamış. Enstitü ile işbirliği içinde olan büyük şirketlere yönlendirilmiyoruz. Bizler fakülte bitiminde kendi işimizi kendimiz arayıp bulacağız, belirlenmiş ana format bu şekilde. Parasız eğitim alıyorsan, kendi yolunu kendin arayıp bulacak, kendi uçağını kendin yapacaksın.

Görsel: Virgül arşivi

17 Aralık günü sabah gazetede okuduğumuz haberler can sıkıcıydı. Türkiye’nin Sydney Başkonsolosu Şarık Arıyak ve koruma polisi Enver Sever silahlı saldırı sonucu ölmüşlerdi. Saldırıyı ermeni terör örgütü Asala üstlenmişti. Bu kaçıncı saldırı oldu böyle ama hâlâ Türk diplomatlara karşı saldırılar sürüyor, işin üzücü tarafı devletleri korumada gösterdikleri duyarsızlık.

Aynı gün gazetede gördüğümüz diğer bir habere göre İstanbul Şehir Tiyatrolarında çalışmaları sakıncalı görülen 38 sanatçının işine son verilmişti. Bu sanatçılar arasında Başar Sabuncu, Mustafa Alabora, Erdal Özyağcılar, Orhan Alkaya, Beklan Algan da bulunuyordu.

Görsel: Listet.ist arşivi

18 Aralık günü de İstanbul’da Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK davası başlamış, davada 1477 sanık varmış. Galiba bu askeri hareket sol görüşlü ve demokrat insanlara karşı yapılmış gibi görünüyor. Gazetelerde her gün tutuklanma, yargılama ve idam haberleri yer alıyor ama nedense ağırlık tek bir tarafta, günah keçileri galiba en baştan belirlenmiş görünüyor.

Fakülteye gittiğim o zamanlar, eski siyah okul önlükleri gibi neredeyse her gün benzer kıyafetleri giyerdim. Ayağımda muhakkak eskimiş Wrangler kotum olurdu, üzerime ise soğuk havalarda İtalya’dan aldığım asker yeşili içi yapma kürklü parkamı giyerdim. Bahar havalarında ise kirli yeşil renkli bir mont! Bu montu birader üniversite okuduğu İzmir’de Amerikalı askerlerin eskilerinin satıldığı, ikinci el eşya mağazalarından almış. İş hayatına atılıp kravat ceket giyerken bir kenara attığı koyu yeşil renkte, kolları kirli ve yırtık beyaz deri, Calpoly armalı montu ben ise severek giyerdim. Boynuma ise annemin ördüğü kırmızı kırçıllı atkıyı sarar, omzuma da yine İzmir’de aynı mağazalardan alınmış eskimiş haki renkli Amerikan harita çantasını atardım.

Beni tanıyanlar çok sevdiğim o eski çanta ile bütünleştiğimi ve onun dört mevsim omuzumdan hiç çıkmadığını bilirler. Bir ara yılların etkisiyle askısı parçalanınca çok üzüldüm, çantadan vazgeçmeyeceğime göre hemen bir çözüm ürettim. Eski kullanılmayan bir çantanın kahverengi deri askılarını bu çantaya göre yeniden kesip diktim, bu şekilde çantamı kullanmaya devam ettim.

Başıma 1978 yılında gittiğim Fransa’da dağlık Pirene bölgesinde yerel folklor guruplarından aldığım, siyah Bask beresini takıp Kapalıçarşı’ya girdiğimde genellikle yabancı turist muamelesi görürdüm. Ben de fazla konuşmayarak, bana bir şeyler satmaya çalışanları bozmazdım. Sınırım ise kolumdan çekilip, mağazaya sürüklenme çabalarına kadardı. O zaman onlara teşekkür edip bir şey almak istemediğimi belirtince gerçekten çok şaşırırlardı. Yani her gördüğün sakallıyı deden zannedemezsin ki?

Görsel: Twitter arşivi

23 Aralık günü Mısır’ın Ankara Büyükelçiliğini basan 4 Filistinlinin idama mahkûm edildiğini televizyon haberlerinde öğrendik. Yani suç işleyenlerin layık oldukları cezaları çekmeleri taraftarıyım ama her gün işittiğimiz böyle karanlık haberlerden de artık yorulduk. 27 Aralık günü de DİSK başkanı Abdullah Baştürk, Genel sekreter Fehmi Işıklar ve 68 sendikalı tutuklandı.  O arada yeni yıla girmeden 30 Aralık günü yıllık enflasyon oranı açıklandı: %106

Mutlu yıllar Türkiye!

11 comments

  1. İlginç bir dönem yazısı olmuş. Bir filmi tanıtıyomuş gibi hissi ile okudum, elinize sağlık. Ama tabiki hepsi gerçek, hepsi yaşanmış olaylar neyazıkki. Ama iyiki yazıyorsunuz bizler de o dönemleri okumuş öğrenmiş oluyoruz elinize emeğinize sağlık ve teşekkürler😊

    Liked by 1 kişi

    • Çok naziksiniz, yorumlarınız doğru çalışmalar yaptığım konusunda bana destek oluyor. Sizde film tanıtımı hissi uyandıran bu hikaye, gerçekten bir otobiyografinin tamamlanan küçük bir parçası, Umarım sonunda güzel bir çalışma olacak. Selam ve sevgilerimle.

      Beğen

      • Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. O film benzetmesini, yazıda çok hareketli olaylar oluyor diye yazmıştım, gerçekten yazılarınız ilginç olaylarla dolu keyifle takip ediyorum. Çalışmalarınızda tekrar başarılar diliyorum Ayrıca bir okuyucunuz olarak bu ilginç ve güzel çalışma için teşekkürler✍️

        Liked by 1 kişi

  2. Merhaba Gürcan Bey; 80’li yıllara gelmişsiniz. Keyifle okudum. 12 Eylül 1980 yılında biz İzmir’deydik. Büyük oğlum Deniz henüz 3.5 aylıktı. Senelik iznine yeni çıkmış olan Ateş ağabeyim Yüzbaşıydı anında Polatlı’ya geri dönmüştü. Bizi de Cumartesi tatil olmasına rağmen hastaneye çağırmışlardı. Hey gidi günler hey… Devam yazı güzel ilerliyor. Selam ve sevgiler…

    Liked by 1 kişi

    • Günaydın Alev Hanım, güzel yorumunuzu okudum, teşekkür ederim. Aslında daha 1966 yılları üzerinde çalışıyorum ama araya otobiyografinin bir parçasını sıkıştırdım, biraz da iyi hatırladığım o günlere dönmek istedim. Selam ve sevgiler bizden.

      Liked by 1 kişi

  3. Banker Kastelli İktisat öğrencilerine seminer mi verdi? :))) Sülün Osman’ın konferansı gibi olmuş bu! Yine harika bir yazı Gürcan Bey, insana karşılıklı sohbet etmeyi isteten. Amerikan harita çantasının nasıl bir şey olduğunu epey merak ettim de canlandıramadım gözümde.

    Liked by 1 kişi

    • Özür dilerim, cevap yazmakta geciktim. Ben de ‘Yedi’ başlığını taşıyan yazınızı okumuştum, hayatımdaki Satürn etkilerini irdelemeye çalışıyordum, ondan sonra yorum yazacaktım ama siz benden önce davrandınız. Öncelikle yazınız için emeğinize sağlık, beni oldukça düşündürdü ama izninizle kendi yorumumu daha sonra yazacağım. Şimdi gelelim ironiye, Kastelli konusu ne kadar ilginç değil mi? Tamamiyle doğru ve okuldan bir çok profesörün parasını kaptırdığı rivayet edildi ama ben sadece anlatılanların yalancısıyım. Harita çantası abimindi, İzmir’de okurken secondhand mağazalarından almış. Branda cinsi kumaştan yapılmış ama yeşil rengi kullanılmaktan iyice solmuş bir şeydi. Beş parça olarak dikilmiş, ön, yanlar alt ve arkadan başlayıp önünü kapatan parça. Dikiş yerleri ve kenarları deri parçaları ile dikilmişti ve yan parçaların altlarında delikli hava zımbaları vardı. Tabii bir de omuz kayışı, o da lime lime olmuştu. İnternette bakındım ama o çantanın benzerini göremedim. Çantayı kapatan iki delikli deri parçası vardı, onlar ön alttaki çıkıntılı demirlere girerdi. Yani hatırladıklarım bunlar, Artık o eski Amerikan secondhand mağazalar kalmadı, kalsa karımdan gizli yine gider bir tane bulur alırdım. Yazınız için sonra yorum yazacağım, selam ve sevgiler.

      Beğen

      • Estağfurullah Gürcan Bey! Lafı mı olur, ne kusuru… Ben bir çok zaman vaktinde dönemiyorum zaten bana yazılanlara maalesef. Dün de yeni yazı koymakla meşgul olduğum için blogdaydım, girmişken de sizin güzel anılarınızdan okuyarak kendimi ödüllendirdim ama sonra yine zamanın ucunu kaçırıp yorumlara yanıt yazamadım 🙂 Siz de kusura bakmayın.

        Yorumlarınızla mutlu oluyorum ama vaktiniz olmuyorsa bunaltmayın kendinizi lütfen. Okumanız yeter. Ama gerçekten çok ilginç Satürn döngüsü denen şey ve onun için yapmaya çabaladığım çalışma da çok önemliydi benim açımdan -astroloji olsun olmasın- Çok da emin olamadan hayal meyal gözlemlediklerimi netleştirdi sanki. Bir de sanki kitap yazmadan hayat özetini bırakıyormuşsun gibi geriye. Aslında daha net görülünce insan kendine acımasızlık da yapabilir kıvanç da duyabilir. Bazı detayları hatırlayamadığım için annemi aradım bugün de, yaklaşık iki saat konuşmuşuz, benim döngüsel liste yine tamamlanamadı :)))

        Sevgiler, selamlar…

        Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s