Kapalı

Cuma günü bankadan eve döndüğümüzde hızlı bir şekilde bir şeyler atıştırıp hemen toparlandık. Karım valizleri dünden hazırladığı için geriye sadece kişisel bakım ve temizlik ürünlerinin çantalara konulması kalmıştı. Kapadokya’ya gideceğimiz turun otobüsü saat on bir gibi Kadıköy Fenerbahçe stadının giriş kapılarının önünden hareket edecek.  Biz de evde hazır olduğumuzda fazla gecikmeden duraktan bir taksi çağırdık, karı koca ikimiz de zaman konusunda hassasız. Randevulara önceden gitme konusunda birbirimize çok benziyoruz.

Taksiyle yola çıktığımızda Ankara’ya giden E5 yolu üzerindeki yoğun trafik gözümüze çarptı, erken çıktığımızın iyi olduğu kesin. Saat on buçuğa doğru stadın giriş kapılarının önüne geldik, yolda çiselemeye başlayan yağmur da artık hızını iyice arttırdı. Gelen tur otobüslerinin farlarıyla aydınlatılan küçük bir alanda Şeker Bayramı turu için değişik yerlere gidecek olan kalabalığın içine biz de taksiden inerek karıştık.

Ortalık inanılmaz kalabalık, yoldan geçenler, yolcularını indirmeye çalışan özel arabalar ve taksiler, gelen giden otobüsler, açılmış şemsiyeler ve gürültü içinde yani bambaşka bir dünyanın ortasındayız. Dört günlük tatil için turlarda yer ayırtan insanlar, sürekli gelen tur otobüslerini takip edip bir ân önce kendilerini yağmurdan koruyabilecekleri kapalı bir yere atma telaşındalar.

Alana girip çıkan otobüslerin arasında karımla birlikte ne tarafa gideceğimizi belirlemeye çalıştık. Daha önce birlikte böyle bir tura katılmadık, nasıl bir ortamın içine gireceğimizi de kestirmemiz zor. Sanki Topkapı Garajından kalkan Şarköy otobüsüne zamanında ulaşmak için surların içindeki dar geçitte sürüklenen kalabalığın içinde çırpınan insanlar gibiyiz.

Doğal olarak yolcu alan otobüslerin ön camlarında asılı olan tur adı ve gideceği yeri gösteren tabelalara bakınarak yürümeye başladık. O arada rezervasyon yaptırdığımız turun başka yönlere giden otobüslerine rastlayınca sevindik, ancak konuştuğumuz tur rehberleri bizim otobüsümüzün daha buraya gelmediğini belirttiler. Biz de bir kenara geçip diğer yolcularla birlikte beklemeye başladık. O arada birlikte tura katıldığımız arkadaşlarımızla da karşılaşınca sevindik.

Üzerimizde Kapadokya’da bizi soğuktan, kar ve yağmurdan koruyacak kalın kabanlarımız var ama bardaktan boşanırcasına yağan yağmurla birlikte onlar da yetersiz kalmaya başladı. Esen rüzgârla birlikte savrulan iri damlalar artık içimize de işliyor. O kalabalığın içinde gelecek olan otobüsü ıslak bir vaziyette titreyerek beklerken çevrede gidip sığınabileceğimiz bir çatı altı bile yok. 

1994 yılı Mart ayının onuncu günü, o Cuma akşamı böyle bir kargaşa içinde kalabileceğimiz aklımızın ucundan bile geçmiyor. Doğal olarak bizler de otobüs bekleyen grubun içindeyiz ama ortada gelen giden bir şey yok. Köprü trafiğinin hem yağmur hem de bayram tatili gidiş yoğunluğu nedeniyle durma noktasında olduğu haberleri kalabalık arasında konuşuluyor.

Değişik turların rehberlerinin yolcuları bulmak için o kalabalıkta yaptıkları çağrıları can kulağıyla takip ediyoruz, yer ayırttığımız turun Kapadokya’ya gidecek olan otobüsünü dört gözle bekliyoruz. Yağmur altında resmen donumuza kadar ıslandık, ayaklar deseniz onlar da öyle ama kalkış saatini geçirmiş olan namussuz otobüs bir türlü çıkıp gelmiyor. Bir sürü turun değişik yönlere giden otobüslerini, onların içinde kuru ve sıcak oturan yolcuları çaresizlik içinde sadece gıptayla seyrediyoruz.

Gece yarısı giden otobüslerden sonra artık iyice sakinleşen alanda bizim otobüsün geldiği haberi tur görevlileri tarafından aktarılınca, grupta sevinçli bir hareketlenme oldu, ıslak umutsuz yüzler bir anda gevşedi. Sessizce çanta ve valizler alındı, görevliler takip edilerek grup halinde yürünmeye başlandı. Bir buçuk saat gecikmeyle bizleri almaya gelen otobüs, Varan turizmin kullandığı Setra otobüsleri gibi bir şey.

Karım ve bankadan arkadaşımız olan Cemile, otobüse binip yerlerimizi öğrenirken, biz kocalar da yolcularla birlikte sıraya girip valizlerimizi bagaja verdik. Otobüsün ortadaki kapısından yukarıya çıkınca rehberin karıma gösterdiği yerleri gördük. Bizi hemen kapı girişinde bulunan koltuklara arka arkaya vermişler, giriş çıkış kolay olur diye bir ân zihnimden geçirdim.

Üzerimizde bulunan ıslak kabanları çıkarıp hemen yerlerimize oturduk ve ısınmaya çalıştık ama kapılar açık olduğu için otobüsün içi de soğuk. Zaten oldukça gecikmiş olan otobüs, yolcular tamam olunca hiç beklemeden hareket etti. Bizler yağmurun altında değiliz ya çok mutluyuz. Birazdan da kaloriferler içerisini ısıtır diye bekliyoruz ama yerine tam oturmayan kapı kenarlarından sızan soğuk hava bizi ayıltıp kendimize getirdi.

Kaloriferler çalışıyor mu pek emin değilim ama o arada servis edilen sıcak çay ile kendimize geldik. Zaten vücut sıcaklığımızla ıslak olan giysilerimiz de üzerimizde kurumaya başladı. Biz erkeklerin saçları kısa ama kadınların uzun saçlarının kuruması problem. Galiba çantalara birer baş havlusu da koymak gerekiyormuş ancak bu konuda geç kaldık. Aslında havluyu bile düşünseydik, yanımıza bir şemsiye alır yola öyle çıkar, böylece sıçan gibi ıslanmazdık. Acaba hayat böyle anlamsız keşkelerle geçer miydi?

Avuçlarımızda ısınmak için tuttuğumuz sıcak karton bardaklardaki çaylarımızı içerken, bir yandan da üstlerimizde bulunan hoparlörlerden rehberin tur ile ilgili olarak anlattıklarını dinliyoruz. Yol durumuna bağlı olarak öğlene doğru Ürgüp’te otele giriş yapacakmışız ve odalara yerleşme sonrasında Salı gününe kadar yoğun bir program bizi bekliyormuş. Üç gün boyunca bölgede önemli olan her yeri gidip görecekmişiz.

Sabah kahvaltıları ve akşam yemekleri otelde yenirken, öğlen yemekleri de bulunulan yerdeki bilinen restoranlarda alınacakmış. Su dışında istenen alkollü veya alkolsüz tüm içeceklerin ödemeleri bizlerin sorumluluğu altındaymış. Bu arada müzelere ve yeraltı şehirlerine giriş ücretleri de tur şirketi tarafından karşılanacakmış. İşittiğimiz her şey çok güzel de acaba bu buz gibi otobüsün içinde hasta olmadan Ürgüp’e sağ salim varacak mıyız?

Yanımızda merdiven boşluğunda sigara içen ikinci şoföre bunu ilettiğimizde, bizlere otobüsün kaloriferlerinde son anda bir problem çıktığını ve arızayı halledemeden yola çıkmak zorunda kaldıklarını belirtti. Görünen o ki şu saat itibarıyla yapılabilecek bir şey yok, ıslak kabanlarımızı yeniden üzerimize alıp ısınmaya çalışacağız ama otobüsün kapısından gelen soğuk hava buna ne kadar izin verecek bu biraz meçhul. İkinci şoför ne kadar kapıyı içeriye çekmeye çalışsa da bir kenardan soğuk hava sızıp üzerimize vuruyor.

Başlangıçta yaşadığımız bütün olumsuzluklara rağmen otobüste sesini yükseltip aksilik yapan kimse yok, yağmurdan kurtulan herkes galiba içinden gizlice şükrediyor. Tur rehberinin koltuklarda oturan kişilerin kendilerini tanıtıp birkaç cümle söylemelerini istemesiyle birlikte dikkatler tura katılan kişilere çevrildi. Önden başlayarak sırayla hepimiz kendimizi tanıttık ve bu şekilde diğerleriyle de tanıştık.

Bu neşeli fasıldan sonra kendi aramızda havuz konusu açıldı, bizler yarın oteldeki kapalı havuza girip keyif yapmayı planlıyoruz. Karım birkaç gün önce oteli aradı ve onlardan bilgi aldı, havuzları varmış. Kapalı mı diye sorduğunda ise evet kapalı yanıtını almış, yani kapalı havuzları var. Biz de mayolarımızı yanımıza aldık, bir fırsat bulduğumuzda havuza dalarız diye düşünüyoruz ama rehberin anlattığına göre tur programı oldukça yoğunmuş. Olmazsa biz de otele geldiğimiz anda akşam yemeğine kadar gider havuzda yüzer, keyif yaparız.

İnsanoğlu galiba her şeye çabucak alışıyor, üç saat sonra Bolu Varan tesislerinde yarım saatlik mola verildi. Orada üzerine kaşar peyniri rendelenmiş sıcak domates çorbalarını karabiber ekerek içtik, sonrasında ısınmış bir şekilde otobüsle tekrar yola çıktığımızda yorgunlukla uyuya kalmışız. Yani gündüz banka da çalıştık, eve işten yorgun bir şekilde döndükten sonra da hazırlanıp heyecanla yola çıktık. Yağan yağmurun altında ve kalabalıkta hiç yoksa iki buçuk saat endişe içinde zaman geçirdik. Son birkaç saattir aramızda laflarken, ısınıp kendimize gelmeye çalıştık ama belli ki artık pilimiz bitmiş.

Ne kadar yol gittik bilmiyoruz ama sabah otobüsün durmasıyla birlikte gözümüzü açtık, bütün camlar içeriden buz tutmuş, ay sesiyle birlikte yan tarafa baktık. Oradaki koltuklardan birinde uyuyan, akşam tanıştığımız İlknur’un uzun saçları buzlanmış olan cama yapışmış, farkında olmadan hareket ettiğinde canı yanmıştı.

Nerede bulunduğumuzu öğrenmek için merakla etrafa bakınırken, direksiyon nöbetini devretmiş olan ilk şoför, sağımızda Tuz Gölünün olduğunu belirtti. Biz camın buzunu temizleyip dışarıyı görmeye çalışırken, o da anlatmaya devam etti. Dediğine göre kuvvetli esen rüzgâra açık olan yol buz tutmuş ve ilerde yoldan kayan araçlar varmış. Onların çekilip yolun açılmasını bekliyormuşuz, ayrıca birazdan Aksaray’da kahvaltı molası verilecekmiş.

Güneşin parlamasıyla birlikte camlardaki buzlar hızla erirken sanki bizler de psikolojik olarak ısındık. Sağ tarafımızda göz alabildiğine uzanan göl inanılmaz, o arada otobüs de tekrar hareket etti. Buzlu yolda yavaş bir şekilde giderken yolun dışına kayıp düşmüş olan araçları da gördük. Çok geçmeden Aksaray’da otobüslerin çok olduğu bir yerde mola için duruldu.

Kabanlarımızı giyip öyle dışarıya çıktık, parlayan güneşe rağmen İç Anadolu’nun keskin soğuğu yüzümüze tokat gibi vurdu. Herkes gibi bizler de soluğu tuvaletlerde aldık, geri döndüğümüzde turun bulunduğu kısımda kendimize oturacak bir yer bulduk. İçilen sıcak çaylar ve yenilen sıcak poğaçalar ile kendimize geldik. Üzerimizdekiler artık kurumuş, üşümüyoruz ve keyifler de yerinde.

Yerde karların olduğu güneşli bir günde Ürgüp’e ulaşıldı ve otobüs otelin önünde durdu. Bütün eşyalarımızı alıp otele doğru yürürken bahçede bulunan boş büyük havuz dikkatimizi çekti, kış için boşaltıldığı kesin. Otelin içinin otobüsten bir farkı yok, belli ki ortamı yadırgamamız istenmemiş. Odalarımızı öğrenirken kaloriferin de bu sabah yakıldığını öğrendik, belli ki kapalı olan otel bayram için açılmış.

Anahtarlarımızı alıp odalarımızın yolunu tuttuk, odaların içi de her yer gibi çok soğuk. Yatakların üzerine fazladan ikişer battaniye daha konulmuş, belli ki onlar da otelin ısınacağından pek umutlu değiller. Karım hemen çantaları açıp Allahtan sıcak suyu olan duşa girdi, üzerimizdeki giysileri çıkarıp daha kalın başkalarını giydik ve lobiye indik.

Yemek sonrasında tur hemen başlayacak, restauranta girmeden önce resepsiyonda bulunan görevliye kapalı havuzun yerini sorduk,

“İçeride kapalı bir havuzumuz yok,” diye cevap verdi.

Karım şaşkınlıkla ona baktı,

“Ben birkaç gün önce bir görevliyle telefonla konuştum, havuzunuzun kapalı olduğunu belirtti.”

Görevli başıyla onu onayladı,

“Doğru, havuzumuz dışarda ve kapalı.”

Bu cevapla birlikte hepimizi bir gülme krizi tuttu.

Görsel:Albedo Hoca-Üç güzeller

Otelde yediğimiz öğlen yemeği sonrasında tura önce Kapadokya resimlerinde hep kullanılan ve Ürgüp’te bulunan meşhur Üç güzeller peribacaları ile başladık. Tur boyunca Kapadokya’da peri bacaları arasında çok keyifli anlar yaşandı, bölgenin en yüksek peribacası olan Uçhisar kalesine çıktık.

Manastır eğitiminin ilk başladığı yer olarak bilinen Göreme Açık Hava Müzesinde Kızlar ve erkekler manastırı, Aziz Basil şapeli, Elmalı Kilise, Yılanlı Kilise, Karanlık kilise gibi ismini sayamayacağım bir çok yeri gezdik.

Görsel: Sözcü
Görsel: Kapadokya tanıtım-Karanlık Kilise

Yerin altında sekiz kattan oluşan, aynı anda elli bin kişinin yaşayabildiği, içinde yerin altmış metre altına kadar inen havalandırma bacalarından ismini alan Derinkuyu yeraltı şehrinde dar dehlizlerde bazen iki büklüm bir vaziyette dolaştık.

Görsel: Kültür Portalı- Derinkuyu

Avanos’ta Galip’in yerinde çanak çömlek yapımını izledik, onun ziyarete gelen kadınlardan kestiği saçlarla yaptığı koleksiyona ilgiyle baktık.

Görsel: Kapadokya tanıtım, Galip Körükçü
Görsel: Tatil Kapadokya’da-Zelve Açık hava müzesi

Zelve Açıkhava müzesini gezdik,  Ortahisar kalesini gördük. Ürgüp’te gittiğimiz şaraphanede şaraplar tattık, Ihlara vadisine merdivenle inip derin vadi içinde yürüdük.

Otelimiz ancak döneceğimiz gün ısındı, her gece üzerimize üç kalın battaniyenin altında ezilmiş bir vaziyette uyumaya çalıştık ama bu durumu doğal bir şeymiş gibi kabullendik. Sadece mayolarımız havuzda kullanılamadıkları için biraz mahzun kaldılar.

Kaldığımız otelde ve otobüste gelişte yaşanan ısınma problemlerine rağmen çevremizde turdan şikâyetçi olan kimseler yoktu. Rehberin de katkısıyla oluşan sıcak ortam grubun birlikte hareketini sağladı, samimiyetler arttı. Yoğun program içinde gezip görülen Kapadokya’nın egzotik yapıları ve havası herkesi kendinden geçirdi. Konuşulan güzellikler arasında ufak tefek şeyler kaybolup gitti, kişiler kısa süre içinde birbirine ısındı.

Görsel. Müze kart

Salı günü kahvaltı sonrasında otelden çıkıldı, önce Aksaray yolunda bulunan Ihlara vadisine gidildi, günlük güneşlik bir havada Ihlara Vadisine merdivenle indik ve aşağıda eriyen karların etkisiyle suyu artan derenin yanında ağaçlar arasında yürüdük. Yola çıkıp İstanbul yolunu tuttuğumuzda neşeliydik, tatlı bir yorgunluk içinde otobüste sohbet etmekten başka yapılacak bir şey yoktu, bizler de grup halinde onu yaptık.

4 comments

  1. Zorlukları olsa da sonrası keyfe dönüşmüş bir gezi hikayesi. Biz de en son 2003 yılında gitmiştik. İyi olmuş yazmışsınız.En azından yaşanmışlıklarda yer edinmiş ve satırlarda yaşayacak. Kaleminize sağlık Gürcan Bey. Beni de yazmaya motive ettiniz. Selam ve sevgilerle…

    Liked by 1 kişi

    • Bu gezi benim Kapadokya’ya üçüncü gidişimdi, sonra 1999 yılında tekrar gittik. Ben turla gitmeyi tercih ederim, bu işin üstatları, rehberler anlattığında o kiliseler, peri bacaları yaşam buluyor. Diğer türlü boş bakınmalarla zaman geçiyor. Bu arada güzel yorumunuz için teşekkür ederim, Ayrıca son yazınızı bir kaç gün önce okudum, sizin ayrıntılı yazış tarzınızı seviyorum. Tabii yazmasının çok da kolay olmadığının farkındayım ama sizi başka dünyalara götürdüğüne de eminim. Selam ve sevgiler bizden.

      Liked by 1 kişi

  2. İlginç ve güzel bir gezi yazısı olmuş elinize emeğinize sağlık otobüste ve otelde yaşadıklarınızı detaylı olarak yazdığınız için sağolun. Okuyucu olarak oraya gitmiş görmüş gibi oluyoruz. Teşekkür eder çalışmalarınızda başarılar dilerim😊

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s