Biri hijyen mi dedi?

Geçen sene covit salgının başladığı günlerde ruh durumum biraz karışıktı, ölüm korkusu ile birlikte uzun yıllar boyunca hiç umursamadığımız hijyen ve temizliği günlük hayatımızın içine soktuk. Aşıların olmadığı o günlerde biraz boğazım ağrısa hemen bir kaşık sirke içiyor, sık sık da ateşimi ölçüyordum. Tabii sıklıkla aldığımız vitaminlerden hiç söz etmek istemiyorum.

Bu sene yurtdışından ülkemizde üretilmeyen aşılar geldi, aşılanan kişi sayısı arttıkça hastalığa karşı korunma seviyesi de yükseldi. Nisan sonunda kişisel olarak sıramız geldiğinde randevu alıp aşılarımızı olduk. Yine de dışarıya çıkarken rahatça bulup satın aldığımız maskelerimizi de takıyoruz, marketlerde sebze meyve alırken verilen eldivenleri giyiyoruz. Eve dönüşlerimizde ise söylendiği gibi ellerimizi anti bakteriyel ve normal sabunlarla en az yirmi saniye yıkıyoruz.

Sokağa çıkma yasakları da ortadan kalkınca, doğal olarak ziyaretler de gündeme geldi. Geçmiş günlerde Kurban bayramı kutlandı, bizler de bu bahaneyle bazı yakınlarımızı ziyaret etmek istedik. Kendilerine bayramda geleceğimizi ilettiğimiz Nedret Ablalar Bayramoğlu’nda oturuyorlar. Bizler çiğbörek sevdiğimiz için de kendisi sağ olsun her gittiğimizde onu yapmaya çalışıyor.

Bayram öncesinde  Nedret Abla bizleri aradı, “Bize hangi gün geleceksiniz? Hamuru bir gece önceden yapıp buzdolabına atmam gerek,” diye sordu. Bayramın ilk günü evlerine bayramlaşmaya komşuları ve tanıdıkları geleceği için o yoğunlukta bir de bizimle ve hamurla uğraşmasını istemedik. Karım da kendisine ikinci gün geleceğimizi söyledi.

Bayramın ikinci günü sabahı oraya giderken üzerime aldığımdan beri hiç giymediğim parlak turuncu renkli bir tişört giymeye karar verdim, Yılmaz Abi de bana muhakkak takılacaktı. Karım da seçimime çok güldü, ‘karşıdan gelen arabaların şoförlerinin gözünü alacağımı’ iddia etti.  Ben bu tişörtü araba kullanırken giymek için aldım, dikkat çekeceğini de biliyorum.

Yanıma da birkaç tane daha yedek tişört almak istedim, hava zaten sıcak, orada nasıl beceriyorsam terleyeceğimi biliyorum, yani muhakkak üstümü değiştirmem gerekecek. Karıma birkaç alternatif gösterdiğimde çok güldü, sonunda birinde karar kıldım ve çantaya attım.

Hazır olunca hediyelerimizi yanımıza alıp saat on gibi dışarıya çıktık, ilk önce yakındaki benzinciye uğradık. Benzin alıp yola çıktığımızda daha bizim sokakta yağmur ufaktan atıştırmaya başlamıştı. Serinde gideceğimiz için karım da ben de sevindik, E5’e çıktığımızda yolun açık olduğunu görünce daha da sevindik. İstanbul’da yaşayanlar göçmen kuşlar misali sanki kanatlanıp tatil yörelerine doğru kanat açmışlar.

Boş yolda keyifle arabayı kullanırken, Kartal’dan sonra yağmur biraz daha iri taneli yağmaya başladı ama bulut geçişi olmalı ki hemen durdu. Arabanın camları bir parça temizlendi ama toz içinde olan araba hafif çamura bulanmış bir hal aldı.

Hatırlarım da yağmurun yağdığı bazı günlerde elime fırçayı ve deterjanı alıp aşağıya arabanın yanına inmişliğim bile vardır. Dışarıdan görenler bana ne kadar gülüyorlardır bilmiyorum ama ben bunu yapmayı nedense çok seviyorum ve başkalarını da umursamıyorum. Doğal duşun altında arabayı sabunlayıp yıkamak ne kadar güzel bir şey!

İstanbul’dan kaçanların sayesinde yağ gibi akan trafiğin içinde hiç durmadan Bayramoğlu’na geldiğimizde hava sadece parçalı bulutluydu. Nedret Abla ve Yılmaz Abi ile geçen yılın Mart ayından beri görüşme şansımız olmamıştı. Bizleri sokaklarda karşıladılar, arabayı park edip sohbetle eve girdik. Evleri müstakil bir evin alt giriş ve ilk katı. Bir üstte de başka bir aile oturuyor.

Sarılıp öpüşüp, hasret giderdikten sonra bahçede koltuklara oturup sohbetle kahvelerimizi içmeye başladık. Üst komşuları Rana ile Yavuz da gelip bizlere eşlik ettiler. Rana’nın tekneden tuttuğu ilginç balıkları konuşurken kahkahalar da uçuşmaya başlamıştı.

Derken hava birden karardı ve ufaktan yağmur atmaya başladı, bizler de ıslanmamak için minderleri toplayıp içeriye girdik. Zaten Nedret Abla da börek hamurlarını açmak için masa üzerinde hazırlık yapmaya başlamıştı. Allah için çok lezzetli yemek yapıyor, bizim nazımızı da çekip üşenmeden börek açıyor. Onları yağda kızartıp önümüze getiriyor.

Masada onu seyredip sohbet ederken, biraz önce ufaktan atıştıran yağmur bir anda fazlalaştı ve tufana dönmüş gibi yağmaya başladı. Parke taşlı sokakta bir anda denize doğru inen dereler oluştu, camdan bizim arabaya bakıyorum da çamurlar yok olmuş gibi görünüyor ama onu sabunlama işinde bu gün yokum.

Masanın başına oturup börek açan Nedret Abla ile sohbet ederken, kocası Yılmaz Abi duyduğu bir kokuyla birlikte telaşla alt kata indi, evin bahçe katı sokaktan daha alt seviyede. Onun seslenmesiyle birlikte bizler de telaşla aşağıya koşturduk. Banyoda bulunan su giderinden oluk gibi kanalizasyon suları dışarıya fışkırıyordu.

Her zaman haberlerde su baskınlarını görürüz duyarız, bunları yaşamadığımız için olanlar bizler de sadece satır arasında bir haber olarak etki bırakır. Şimdi ise ilk defa böyle bir baskının ortasındayız ve kanalizasyon suları evin içine doluyor.

Nedret Abla, saniye bile düşünmeden banyoya daldı ve orada bulduğu büyük havlularla kapıda suya bir engel oluşturmaya çalıştı ama pis su oradaki giderden kolum kalınlığında fışkırıyor. Pis suyun o havlu barajını aşması bir dakika bile sürmedi, su aşağıda laminant parke ile döşenmiş olan zeminde hızlı bir şekilde yayılmaya başladı.

Ben de hemen suyun içine girdim, kara renkli kokulu pis su şimdiden ayak bileklerimi aşıyor. Oda kapılarının altlarına havlular sıkıştırmaya çalıştık ama kanalizasyondan gelen sular beş dakika içinde bütün alt kat koridorunu doldurmuştu.

Bu suyun odalara girmesini önlemek için kovaları doldurup suyu boşaltmaya çalışmak en mantıklı çözüm. Yılmaz Abinin bahçeden alıp verdiği kovaları banyonun içinde doldurmaya başladık, Kovalar dolunca hemen dışarıya çıkıp sokağa dökmeye başladık. Üst kattan Yavuz da yardıma geldi ve elinde fırçayla suları çıkışa doğru çektirmeye başladı.

O arada oturdukları yerin bağlı olduğu su ve kanalizasyon idaresi arandı, durum bildirildi ve suyu çekecek vidanjör istendi. Yağmur hâlâ kuvvetli bir şekilde yağdığı için banyo giderinden su kesilmeden fışkırıyor. Yardım için suya girmeye çalışan karımı engelledik, hiç olmazsa bir kişi temiz kalıp gelen gidenlerle ve telefonlarla ilgilenir diye düşündük. Biz resmen ortada yüzen pisliklerin içinde suyu kovalarla sokağa taşıyıp tahliye etmeye çalışıyoruz.

Derken kanalizasyon idaresinden görevli adamlar geldi, durumu bahçeden ve sokaktan kendilerince tetkik ettiler ve bir sonuca vardılar. Dediklerine göre, sokaktaki rögar tıkanmış, evlerde tuvaletlere kâğıt ve başka şeyler atıldığı için böyle oluyormuş. Ben kendi adıma onları çok fazla umursamadım, olmuş bitmiş şeyleri suçlamaları içerde hâlâ fışkıran suyu kesmiyor.

O arada yağan yağmur biraz yavaşlasa da pis suyun çıkışı henüz durmadı. Biz Nedret Ablayla birlikte ellerimizdeki faraşlarla banyoda suyu hızlı şekilde kovalara doldurma telaşındayız. Beş dakikada bir bana, ‘oğlum çık şu pis suyun içinden,’ diyor ama nasıl yaparım? Zaten kan ter içindeyim, bileklerime kadar yükselmiş olan pis suyu dışarıya atmaya çalışıyorum. Tabii onu dinlemeden işime devam ettim, dört kişi mücadeleyi sürdürdük. Yerlerdeki o parkelerin altı pis su ile kaplanmıştı, üzerine bastıkça kenarlardan sular fışkırıyordu.

Bir süre sonra yağmur durunca banyoda ki suyun çıkması da azaldı, kovalarla pis suyu tahliye çabamız ise aynı hızda devam etti. En sonunda su kesildi, banyodaki suları atınca dört bir tarafı kaplamış olan pisliklerde kendisini gösterdi. Suları başka havlularla alıp damatlarının alıp getirdiği çamaşır suları ile etrafı geçici olarak temizlemeye çalıştık. Banyodaki çamaşır ve kurutma makinelerinin altları bir şekilde temizlenecek ama parkelerin altına girmiş olan suları ve pislikleri almak ve pis kokuyu yok etmek ise hiç ama hiç kolay olmayacak.

İki saatten fazla süre aşağıda kanalizasyondan gelen sularla mücadele etmişiz, kaç kova pis suyu dışarıya attığımızı bile doğru dürüst hatırlamıyoruz. O arada Yılmaz abi parkelerin altından bir kova su çıkarmış ama esas önemli olan orada biriken oradaki tortular. Bu evin kaç günde temizleneceği, kokunun nasıl yok olacağı meçhuldü.

Banyoda ve alt katta yapabileceklerimizi yaptıktan sonra Nedret Abla’nın zorlamasıyla onun çamaşır suyu ile temizlediği duşa kabine girdim, Allahtan şortum kirlenmemiş ama terden ve yağmurdan rengi değişmiş tişörtüm için yedeğim var. Banyoda birkaç kez sabunlandıktan sonra bir parça temizlendiğime kanaat getirdim.

Giyinip yukarıya çıktığımda, temizlenip üstünü değiştiren Nedret Abla tüm itirazlara rağmen börek yapmaya yeniden başlamıştı. Şu ân böreğin yapılması resmen abesle iştigal ama ben ona engel olmak istemedim, hatta destekledim. Börek derdinde değilim ama onun sinirini, yaşadığı hayal kırıklığını ve üzüntüsünü bir tarafa yönlendirmesi, oyalanması ve sakinleşmesi gerekiyor. Bu öyle bir sigara ve kahve içerek geçecek şeyler değil.

Hazırlık sonrası börekler yağda kızartılırken ben de ocağın başında kendimce ona yardımcı oldum. Masada oturmuş börekleri yemeye başladığımızda ise saat herhalde üç buçuğu geçiyordu, böreklerin hepsi de çok lezzetliydi. Yaşanan bu kadar büyük bir hengâmeden sonra sofrada işi gırgıra vurup dinlenmeye ve sakinleşmeye çalıştık.

Birkaç saat sonra bizler veda edip evimize döneceğiz ama geride kalanların koku ve pislikle baş başa kalacaklarının farkındayız. Kendi adımıza şu anda yapabileceğimiz daha başka bir şey yoktu, bahçede çaylarımızı içerken güneş birkaç saat önce hiçbir şey olmamış gibi parlıyordu. Saat altıya gelirken veda edip eve dönmek üzere onlardan ayrıldık.

Gerçekten hayal edilemeyecek kadar değişik ve zorlu bir gündü, sel baskınlarıyla karşılaşan insanların neler yaşadığını şimdi çok daha iyi anladım. Evde patlayan boru veya açık unutulan musluklardan oluşan temiz su baskınlarından bahsetmiyorum. Bunları yaşadığım için biliyorum ama ben dışardan evin içine dolan pis sulardan bahsediyorum.

Hayat ne kadar enteresan! Hastalık bulaşır korkusuyla hijyene her daim özen gösterirken, bu gün uzun saatlerimi pis kanalizasyon suları içinde geçirdim. Bunu hiç düşünmeden yaptım, gerekirse yine yaparım. Orada insanlar yaşadıkları bir felakete karşı mücadele ederken ben bir kenarda oturup onları seyredemezdim, zaten oturmadım da. Hijyen mi boş verin şimdi hiç zamanı değil.

7 comments

  1. 🥺 Neyse geçmiş olmuş. En doğru hareketi yapmış çiğ böreğin hakkını vermişsiniz.👍😁İşin esprisi tabii. Nedret hanıma bravo mükemmel ev sahibi ve iyi bir börek ustasıymış. 👏👏

    Liked by 1 kişi

    • Valla bizim Nedret Ablayla değişik bir hukukumuz var, Annesinin hastalığında her gerektiğinde yanındaydık. En son onun annesine kan vermiştim, bir daha da veremedim. Tansiyon ve nabız yüksekliği nedeniyle maalesef artık veremiyorum. kan ve trombosit bulmanın ne kadar zor olduğunu da iyi bilirim. Abinizle ilgili yazdığınızda, EliF’in babasının lösemi hastalığı sırasında, o kan aradığımız günleri hatırlamıştım, Konu nereden nereye gitti ama börekler gerçekten nefisti, Kalanları da onlar karı koca yiyemezler, ziyan olmasın diye yanımızda götürmeyi ihmal etmedik. 🙂 Selam ve sevgilerimle.

      Liked by 1 kişi

    • Evet, ikinci günü oldu. Çok teşekkür ederim ve gerçekten de kabus gibiydi ama o pis suyu tahliye etmek için uğraşırken hiç bir şey düşünemedik. Evden dışarıya çıkıp geldiğimizde hastalık kapmamak için elimizi yüzümüzü yıkarken iki saat kanalizasyon içinde çıplak ayakla çalışmak inanılmaz bir ironiydi. Bunlar güzel öğretiler, ben tekrar böyle bir durumla karşılaşsam, eminim davranışlarım yine aynı olurdu.

      Liked by 1 kişi

      • Eminim, elbet, öyle bir kenarda durup seyredilmez ki.. Ben de şaka yapmak istedim -kurban- bayramı diyerek ama bir yandan da yapamadım şakamı, utandım, anlattığınız epey sıkıntılı bir durum olduğu için 🙂 Neyse ki içinizdeki çocuk, yine her durumda hem gülüp hem harekete geçme konusunda size yol göstermiş de hemen çözmüşsünüz. Harika!

        Liked by 1 kişi

        • Lütfen kendinizi kötü hissetmeyin, ben çalıştım ve evin içindeki kokuyu mokuyu unutup çiböreğimi de afiyetle yedim. TOKİ’nin yaptığı evlerden alıp da her yağmur yağdığında evlerini su basan insanların dramlarını okudum da içim acıdı. Çaresizler, gidecek başka yerleri olmadığı için evlerini de bırakıp gidemiyorlar. Esas onların işi zor, dertlerine de çözüm üreten yok. Biz bir seferlik kovayı kaptık ve kızmadan çalıştık,

          Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s