Beklenmedik tepki

20170127_7

2009 yılında yaşanmadık şey kalmadı, çoğu üzücü olan ölüm ve hastalıkla ilgili olaylar birbiri ardı sıra hayatımıza damgasını vurdu. Mayıs ayı sonuna doğru aldığımız haberle birlikte soluğu Erenköy’de aldık. Karımın yaşlı dedesi evde düşmüş ve başını çarpmış, kendisini iyi hissetmiyormuş. Hiç düşünmeden onu alıp Göztepe’de E5 yolu yanında bulunan büyük bir özel hastaneye götürdük.  Nörolog kendisini dikkatle inceledi, bu arada röntgen ile MR çekimleri de yapıldı. Herhangi bir yerinde bir şey olmadığı ortaya çıkınca onu hastaneden alıp evlerine getirdik. Tedbir olarak bu gece biz de orada kalmaya karar verdik.

Dört kat merdiveni dinlenerek çıkınca onu yatağına yatırdık ama söylediğine göre çok ağrısı var. Pireyi deve yapma huyunu çok iyi biliyorum ama düştüğü için yine de temkinli davranıyorum. O gece neredeyse yarım saatte bir beni çağırdı ve sırtını belini ovdurdu, sırtına koyduğumuz yastık kaymış onu düzelttirdi. Yani uyumama imkân ve ihtimal yok, sağdan sola bile dönerken benim yardımcı olmamı istiyor. Bu iş artık resmen eziyet haline geldi ama yine de elimden geleni yapıyorum.

Gündüz onu anneanne ile öylece bırakıp eve gidemedik, aynı şeyler sürekli devam ediyor. Yemeğini karım yediriyor, ben sırtını ve belini kremle ovuyorum, yastığını düzeltiyorum, tuvalete gitmesine yardımcı oluyorum. Bizlere dinlenme ve uyku hak getire, onunla ilgilenmekten resmen kendimizi unuttuk. Artık bu gün düzelir diye umut ediyoruz ama bunun hayal olduğunu zaman ilerledikçe daha iyi anlıyoruz.

Akşam olduğunda artık yorgunluktan ölüyorum ama o her uyandığında ısrarla seslenip beni çağırıyor.

“Yastığım kaymış, belim ağrıyor.”

Maalesef ikinci geceyi de bu şekilde ayakta uykusuz geçirdim. Dede sabah yatağında kahvaltısını ettikten sonra sanki biraz daha durulmuş gibiydi. Bir ara odada kimse yokken beni yanına çağırdı.

“Balkondan merdiveni alıp sessizce buraya gel.”

Ne yapacağımı bilmiyorum ama merak da ettim, dediği gibi merdiveni alıp küçük odaya geri geldim. Beni görünce eliyle merdiveni koyacağım yeri işaret etti.

“Orada mendile sarılı bir şey var, onu bana ver.”

Antika elbise dolabının yanına merdiveni koyup birkaç basamak çıktım, elime uzatınca dediği şeye ulaştım. Elime alınca içinde bir yüzlük deste ile yanında ayrıca kâğıt para olduğunu gördüm.

Hiç açmadan merdivenden inip onu dedeye uzattım. Mendili hemen alıp battaniyenin altına soktu, ardından da beni uyardı.

“Bunu diğerlerine sakın söyleme.”

Söyleme diyorsa eyvallah ama evde hiç harcama yapmazken, her şeyi anneanneye yıkmışken bu bana pek adil gelmedi. Yine de sırları tutmayı önemsediğim için kimseye bir şey söylemedim.

Akşamüstü anneanne mutfakta heyecanla gördüğü şeyi anlattı. Küçük odanın önünden geçerken kapıdan dedeyi yatağında para sayarken görmüş.

“O kadar para nereden çıktı anlamıyorum, ağrılardan ayağa bile kalkamıyor.”

Böyle söyleyince dayanamayıp merdiveni ve olanları anlattım, herkes şaşırıp kaldı. Param yok diye ortada gezinen bir adamın gizlice para biriktirmesine ister istemez sinirlendiler.

O sırada kapı çalınınca merakla gidip açtık, gelen Ankara’dan oğlu. Her zaman yaptığı gibi kimseye haber vermeden gelmiş, böyle yapınca müthiş eğleniyor. Ona hoş geldin derken yanımızda birden dedeyi gördük. Oğluna sarılıp hoş geldin dedikten sonra hatırını sormaya başladı. Hepimiz şaşkınlıkla bu olayı seyrediyoruz.

Günlerdir ağrım var diyerek yerinden kıpırdamayan adam, bir anda hiçbir şeyi yokmuş gibi ayaklandı. Ben üç gündür birkaç saat uyku ile duruyorum, adamın sırtını ovmaktan, yastığını düzeltmekten helak oldum. Adam şimdi hiçbir şeyi yokmuş gibi güle oynaya ayakta karşımızda duruyor.

Başımdan aşağıya sanki bir kova kaynar su döküldü, kullanılma hissiyle üzüntüden içimin acıdığını hissettim. Küfür etmesini bilsem edeceğim ama dedenin bu yaptığı vicdansızca. Bizler kaç gündür üzgünüz, endişe ile kıvranıyoruz, çok yorgun ve uykusuzuz. Bizlerle dalga geçer gibi resmen oynamış ve iyi niyetimizi keyifle suiistimal etmiş. Üstelik günlerdir duygu sömürüsü yapıp bizleri haince kullanmış ve hiç acımadan gece gündüz canımıza okumuş.

Oğlu aslında hep söylerdi, ‘babam duygu sömürüsü yapar, adam kullanmaya bayılır, ona karşı hiç alttan almayacaksınız.’ Bu sözleri doğru anlamak için gerçekten yaşamak gerekiyormuş. Aslında dört kat merdiveni ilk gün kendi başına çıkan dedeydi, biz bu ayrıntıyı nasıl unutup da böyle bir hainliğe çanak tuttuk bilemiyorum. İnsanın basireti bağlanıyor denir ya işte tam karşılığı bu ve içimizdeki vicdan ile acıma hissi.

İkimizin de nevri iyice döndü ama dedenin yüzüne karşı kötü bir şeyler söylemek istemedik. Oğlu ile biraz daha muhabbet edip gecikmeden yanlarından ayrıldık. Kendi adıma orada bir saniye bile fazladan kalmaya tahammül bile edemiyorum. Oğlu ile anneanneye veda edip çıktık, günlerdir başından ayrılmadığım dedeyi görmek bile istemedim.

Hazır oğlu arabayla gelmişken onlar da birkaç gün içinde Şarköy’e yazlığa gittiler. Anneannenin anlattığına göre dede, oğlu ile birlikte gidip bankada ortak bir hesap açmış. Aman ne yaparlarsa yapsınlar, bir süre benden uzak dursunlar yeter.

2 comments

    • Yorumunuz için teşekkürler, bunlar yaşanmış hikayeler, 2009 gerçekten zor bir seneydi. Ağustosun sonunda dede düşüp kalçasını kırdı ve esas film o zaman başladı.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s