İkinci yarı

“Beyazıttan çıkan hikâyeler” konseptinde altıncı çalışma, keyifli okumalar diliyorum.

Bizim üniversite yeni eğitim dönemine başladığında, Beyazıt seferleri de doğal olarak başladı. Artık üçüncü sınıf öğrencisiyim yani hakem düdüğünü çalmış ve maçta ikinci yarı başlamış gibi. Ders programını almak için fakülteye gittiğimde giriş katında sol tarafta bulunan anfilerden ilkine geçtiğimizi gördüm. Bu küçük anfide sınıfın mevcudu artık elli kişiyi bile bulmuyor, ben okula yönelmişken demek ki insanlar okuldan iş hayatına kaçıyor.

Sabah ilk dersler saat dokuzda başlıyor, bu nedenle sabah iskeleden en geç sekizde ki Eminönü Kadıköy vapuruna binmem gerekiyor. Erken uyanıp hazırlandıktan sonra Aralık Sokak’tan minibüse binip yola çıktım. Küçük iskelede kalabalıkla birlikte ayakta sıkışık bir şekilde beklerken, gözlerimiz birkaç yere konulan ekranlarda verilen Muppet show’da. Güne kurbağa Kermit, her şeye kulp takan yorumcu huysuz ihtiyarlar Statler and Waldorf, Gonzo, Fozzie bear ve Miss Piggy gibi karakterlerle gülümseyerek başlıyoruz.

efsanekareler muppet2pinterest muppet1

İşe gidiş geliş saatlerinde on dakikada bir iskeleye yanaşan gemilerle birlikte iskelede yoğun bir trafik var. İşine veya okuluna zamanında gitmeye çalışanların tesadüflerle işleri yoktur, hangi saatteki vapura binmeleri gerektiğini bilirler. Böyle gide gele farkında olmadan iki yana doğru dışa açılan iskele kapılarının camlarından yanaşan vapurlar da görünür.

muppet3

Bir gözüm gülümseyerek Miss Piggy de diğeri gelen vapurlarda olunca ister istemez onların tipleri, isimleri de hafızaya yerleşiyor. Çocukluğumdan beri hiç kaybolmayan büyük hareketli araç merakı, kendisini hemen gösteriyor. Yaşım yirminin üzerinde ama çocukluk meraklarım, yani kara tren, vapur, otobüs ve uçaklara olan ilgim gizliden gizliye hâlâ aynı yerinde sayıyor. Herkesin bakıp da göremediği, ilgilerini çekmeyen yüzlerce ayrıntı nedense benim hafızamda yer eder. Validem galiba bana hamile olduğu zamanlarda sıkıntıyla günde iki paket sigara içince böyle oluyor olabilir, belki de bilmediğim derinlerde ben de gizli otistik bir karakterimdir.

gemi2

Aynı tip ve büyük bacalı İngiliz yapımı olduğunu bildiğim bu vapurların isimleri de hatırladığım kadarıyla İnkilap, Turan Emeksiz, İhsan Kalmaz, Ataköy, Kuzguncuk, Harbiye, Anadolu Kavağı, Pendik’ti. İskelede bindiğim vapur bunlardan biri olunca hiç düşünmeden en üst kata çıkıyorum. Oturma yerleri kaptan köşkü ile bacanın arasında tek kişilik koltuklara düşüyor. Kışın öndeki kaptan köşkü denizden esen soğuk rüzgârı engellerken, bacanın sıcaklığı da yasladığımız sırtımızı ısıtıyor ve çok güzel geliyor. Orada gitmeyi seven, sigara içen insanlar dört mevsim aynı yeri tercih ediyorlar.

gemi fairfields

Benim de vapurda tercihim her zaman en yukarıda açıkta özellikle bacanın kenarında ayakta gitmektir. Yine bu alışkanlıkla kalabalıkla birlikte vapura binip yukarıya çıktım, orada Amerikan Kolejinden tanıdığım Esma’yı görünce sevindim. Çapa tıp fakültesini kazandığını biliyordum, kendisi bizim sokağın alt kısmında Mehmet bakkalın karşısındaki apartmanda oturuyor. Beni tıptan arkadaşları olan Hakan ve Füsun ile tanıştırdı. Vapur iskeleden ayrılma manevraları yaparken,  beyaz önlüklü çaycının getirdiği dumanları tüten tavşankanı çaylar alınıp sigaralar da yakıldı. Onlar sigaralarını tüttürürken, çaylarımızı keyifle yudumlayıp sohbeti koyulaştırdık.

Vapurdan inince de durakta bekleyen İETT otobüslerine binip yola koyulduk, onlar Çapa’ya devam ederken ben Beyazıt’ta indim ve meydanı geçip yürüyerek okula ulaştım. Erken saatte olan gerçekten önemli olan derslere gittiğim günlerde, vapurda bacanın kenarında Esma, bazen Meltem ve onların arkadaşlarıyla sabahın köründe yapılan bu yirmi dakikalık sohbetler bana çok güzel geliyor.

Bu arada Üsküdar Amerikan Kız Kolejinde folklor eğitmenliğine arkadaşlarım Orhan ve Erdal’la birlikte devam ediyorum. Marmara Folklor Turizm Folklor Derneği çalışmalarını izin almak için Orhan’la birlikte Selimiye Kışlasına gittik. Derneklerle ilgili izinler 12 Eylülde beri artık askerler tarafından veriliyor. Evraklarımızı teslim edip ilgili binbaşıyla görüştük ama dernek faaliyetlerine nedense pek sıcak bakmıyorlar. Üstlerince verilen emirlerle her şeyi siyasi yönden görüp baştan kapıları kapatmış durumdalar, bizim yeni dernek açma işimiz gittikçe zorlaşıyor.

Bu sene sanki okula yeni başlamış bir öğrenci gibiyim, okulda bulunduğum zamanlarda daha önce gördüğüm ama hiç konuşmadığım küçük anfidekilerle tanıştım ve arada arkadaşlıklar kurulmaya başlandı, samimiyet arttı. Okula yeni başlayan alt sınıflarda, eğiticilik yaptığım kolejlerden gelen Aydan, Emine ve Bahar ile karşılaşınca sevindim. Onlarla ve onların sınıf arkadaşlarıyla samimiyetim arttıkça çevrem de iyice genişledi.

IMG_20190406_094112

İlerleyen günlerde bulunduğumuz ortamda güven ortamı yeşerirken, işlerim dışında eve dönmek yerine okulda daha fazla kaldım ve kantinin kokusunu içime çektim. Zaten ne olduysa da ondan sonra oldu! Doğal olarak da zamanımızın çoğu, düzenli derslere girmek yerine daracık okul kantininde çayla sohbetle geçer oldu. Adnan’la samimi olduk, yakınındaki Hasan, Musa ve Remzi ile daha çok zaman geçirmeye başladık. Zamanla Turan, Şükrü, Ali, Necati, Aydın, Aykut ve Ömer, Kadıköy tarafına geçen kız grubuyla arkadaşlığımız ilerledi.

Benden mi kaynaklanıyordu yoksa onlardan mı bilmiyorum ama bir kısım insanlarla tanışmadan, konuşmadan birbirimizden uzak durarak aynı sınıf ortamında günlerimizi geçirdik. Matematik imtihanlarına her dönem gire çıka o ağızla söylemek gerekirse, onların ilk iki senede aralarında oluşturdukları arkadaşlık ve grup ortamıyla benimkiler nedense ortak bir düzlemde buluşamadı. Hiç selamlaşmadan, konuşmadan okuldaki yaşantımızı uzaktan kardeşçe sürdürdük.

Bir gün okulun girişinde İşletme İktisadi Enstitüsü öğrencilerine davet üzerine seminer vermek için gelen Banker Kastelli şirketinin sahibi Cevher Özden’i yakından gördük. Enstitü müdürü Prof.Dr.Kemal Tosun ve fakülte dekanı Prof.Dr.Kemal Kurtuluş ona eşlik ediyorlardı. Bizim doçent ve profesörler de ilgi ve saygıyla onların yanında yer alıyorlardı.

Cevher ÖzdenGörsel: Ekşisözlük

Enstitü yönetimi böyle iş dünyasında tanınmış kişileri ve yöneticileri seminer vermek için okula davet ediyordu. Enstitü öğrencilerinin anlattığına göre, konulan mecburi stajlarla öğrencilerle şirketlerin tanışmaları sağlanıyordu. Enstitü öğrencileri için iş imkânları daha eğitimleri sürerken bu şekilde hazır hale getiriliyordu.

Bizler için okul yönetiminin böyle gayretler sarf ettiği görülmüş şey değildi, söylendiği gibi parayı veren doğal olarak düdüğü çalıyordu. Fakültenin ders başına beş lira harç yatıran öğrencilere karşı sorumlulukları verdikleri eğitim kadardı, daha fazlası yoktu. Bizlere sadece dersleri anlatıp gidenler, enstitüde vaka yöntemiyle olası yönetim problemlerini oradaki öğrencilerle karşılıklı oturup tartışıyorlardı.

Fakülte eğitim programında öğrencilere derse devam mecburiyeti yokken mecburi staj doğal olarak konulmamıştı. Enstitü ile işbirliği içinde olan büyük şirketlere yönlendirilmiyorduk. Bizler fakülte bitiminde kendi işimizi kendimiz arayıp bulacaktık, belirlenmiş ana format bu şekildeydi. Parasız eğitim alıyorsan, kendi yolunu kendin arayıp bulacaktın.

Bu seminerden birkaç ay sonra ülkede banker krizi patlak verdi ve Banker Kastelli ve şirketleri de battı, o el üstünde tutulan, fikirlerine ve tecrübelerine önem verilen bu kişi tutuklanıp mahkemelerde yargılanmaya başlandı. Ahımız mı tuttu bilmiyorum ama oraya yatırım için para yatıran hocaların paralarının da onunla birlikte deve olduğunu öğrenince, bu dolandırılma işinin herkesin başına gelebileceğini gördüm.

abdullah ışık

Görsel: Abdullah Işık

Hadi ben tecrübesiz bir çocuktum, her şeyi açık bir şekilde analiz edip göremedim, sahtekârın biri tarafından dolandırıldım. Ya akıllı, bilgili o koskoca profesörlere, doçentlere ne demeli? Onlar ki finansal ve ekonomik analizler yapabilen, olasılık hesaplarını adı gibi bilen, akıllı ve tecrübeli insanlar.

İlkbahar geldiğinde, üniversite merkez binasının bahçesinde arka tarafta bulunan Turan Emeksiz yemekhanesi de hizmete açıldı. Artık fakültelere kumanyalar gelmediği için biz de yemekhanenin yolunu tuttuk. İki buçuk seneden sonra orada uzun kuyruğa girip beklemek ve sıcak yemek yiyebilmek özel zevkimiz haline geldi. Okula girişimizin ancak üçüncü yılında sıcak yemek yiyebilmenin keyfini sonuna kadar çıkarmaya özen gösterdik. Aşçıların arada yaptığı unlu suya batırılarak kızartılmış olan havuçlar benim favorimdi.

Bu arada çevrem genişledikçe okulda daha fazla tanınır oldum, futbolla pek alakam olmadığı için okul maçlarında oynayıp popüler olamadım ama okul kantininde sohbetlerle arayı kapattım. Arkadaş çevrem kendi sınıfımdakiler, alt sınıflar ve enstitü öğrencileri ile birlikte iyice genişledi. Çoğu kişiyle iletişim kurabilmiştim ama üst sınıfta okuyan öğrencilerle nedense hiç tanışmadım.

O arada içinde çok rahat ettiğim kütüphaneyi hiçbir zaman ihmal etmedim, her fırsatta gidip kitap aldım ve Mükerrem ve Gönül Hanımlarla çay sohbetlerini devam ettirdim. Bu arada havaların güzel olduğu günlerde üniversite bahçesinde oturuyor, bazen de arkadaşlarla birlikte Beyazıt Meydanı’na çıkıyoruz. Kendi başıma çay içecek zaman kadar oturduğum yerlerde Adnan’la birlikte daha çok zaman geçirmeye başladım.

Eğer öğleden sonra fakültede ders yoksa Adnan’la öğlen Turan Emeksizde yemeğimizi yedikten sonra Çınaraltı’na giderdik. Bizi kütüphanede veya okulun kantininde göremeyenler, eğer hava güzelse Beyazıt’ta Çınaraltı çay bahçesinde olacağımızı gayet iyi bilirlerdi.  Gelince de bizi orada elleriyle koymuş gibi bulurlardı.

Fakülteye gittiğim o zamanlar, eski okul önlükleri gibi neredeyse her gün benzer kıyafetleri giyerdim. Ayağımda muhakkak eskimiş Wrangler kotum olurdu, üzerime ise soğuk havalarda İtalya’dan aldığım asker yeşili içi yapma kürklü parkamı giyerdim. Bahar havalarında ise Yeşil renkli bir mont!

Bu montu birader üniversite okuduğu İzmir’de Amerikalı askerlerin eskilerinin satıldığı, ikinci el mağazalardan almış. İş hayatına atılıp kravat ceket giyerken bir kenara attığı koyu yeşil renkte, kolları kirli ve yırtık beyaz deri, Calpoly armalı montu ben ise severek giyerdim. Boynuma ise annemin ördüğü kırmızı kırçıllı atkıyı sarar, omzuma da yine İzmir’de aynı mağazalardan alınmış eskimiş haki renkli Amerikan harita çantasını atardım.

Beni tanıyanlar çok sevdiğim o eski çanta ile bütünleştiğimi ve onun dört mevsim omuzumdan hiç çıkmadığını hatırlayacaklardır. Bir ara yılların etkisiyle askısı parçalanınca çok üzüldüm, çantadan vazgeçmeyeceğime göre hemen bir çözüm ürettim. Eski kullanılmayan bir çantanın kahverengi deri askılarını bu çantaya göre yeniden kesip diktim, bu şekilde çantamı kullanmaya devam ettim.

Başıma bir gidişimde Fransa’da yerel gruplardan aldığım, siyah Bask beresini takıp Kapalıçarşı’ya girdiğimde genellikle yabancı turist muamelesi görürdüm. Ben de fazla konuşmayarak, bana bir şeyler satmaya çalışanları bozmazdım. Sınırım ise kolumdan çekilip, mağazaya sürüklenme çabalarına kadardı. O zaman onlara teşekkür edince insanlar çok şaşırırlardı.

İkinci sınıf derslerinin imtihanlarını Şubat döneminde yine tamamlayamadım ve Matematik II dersinden yine tek ders sınavına kaldım. Bu matematik ve tek ders işi resmen kâbusum haline geldi ama sonunda bunu da hocamız Doç. Dr.Yılmaz Tulunay’ın hoşgörüsüyle halledebildik. Kafamızı fazla karıştırmayacak sorularla bizlere yardımcı oldu.

İmtihan sonucunun açıklanmasından birkaç gün sonra da üçüncü sınıf imtihanlarım başladı. Ben doğal olarak birkaç günlük gözden geçirmelerle imtihanlara girdim. En zor bölüm derslerinin öyle iki gün hazırlanmayla halledilemeyeceği ortadaydı. Sonuç doğal olarak geçen seneki gibi oldu ve girdiğim imtihanların ancak üçünü verebildim. Galiba liseden mezun olduğum gibi fakülteden de ortalama beş ile mezun olacağım.

Haziran sonunda imtihanların bitiminde olmadık bir fırsat ile karşılaştım ve bunu gayretimle olumlu bir hale getirdim. Türkiye’nin en büyük reklam şirketlerinden Pars/McCann’de reklam eğitimine kabul edildim. Bu benim senelerdir en çok istediğim bir şeydi, kütüphaneden reklamcılıkla ilgili çok fazla kitap alıp incelemiştim ama bir şirketin içinde olup onlarla birlikte hareket etmek çok başka olacak.

Hikayenin devam bölümlerinin linkleri:

Hayal alemindeyim

Antalya günleri 1981

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s