Nereye kaçacağız?

Koltuğumda oturduğumda dışarıda görebildiğim köşedeki benzinci, geçen arabalar ve anayolun karşı tarafına yapılmış çok katlı iş plazaları. Kocaman beton yığınları arasında yeşili sadece bahçelere dikilmiş ağaçlarda görebiliyorum. Öyle korular, parklar yaşamımızda yer almıyor, çevremizde Londra’nın Hydepark’ını veya Newyork’un Centralpark’ını hayal etmiyorum ama nefes alacak güzelliklere de ihtiyacımız var.

Pencerelerde kuşlar artık kadrolu hayvanlardan oldu, vicdanlı davranıp onlara yem vermek onları sadece bağımlı hale getiriyor. Koltuğa oturduğum anda kumrular, sığırcıklar ve serçeler gelip panjurlara yerleşiyorlar. Kumrular en cüretkâr olanları, camın önüne gelip oradan bana bakıyorlar. İster istemez koltuğun yanına koyduğum kavanozu elime alıp camı açıyorum. Kumru, iki adım ötemde kaçmadan sabırla avucumdaki yemleri cam kenarındaki mermere koymamı bekliyor. Onu tedirgin etmemek için ben de ona hiç bakmıyorum, işimi bitirip sessizce camı kapatıyorum. Kumru da hiç beklemeden hemen yemlerin yanına geliyor ve rahat hareketlerle yemeye başlıyor. Onu serçeler ve sığırcıklar takip ediyor.

20181201_085843

Beton yığınları arasında işte kuşlarla birlikte böyle yaşamaya çalışıyoruz. Aslında günler geçtikçe hayatımda gelecekle ilgili sis de azalmaya başlıyor. Görüyor, yaşıyor ve hissediyorum, zaman beni bilgilendiriyor bir şekilde. Sorular cevaplarını buluyor, hayat cümlelerine bir şekilde noktalar koyuyorum. İçimde yerleşmiş olan endişe ve korkuların sadece ömrümü tükettiğini fark ediyorum.

Sadeleşen hayat içinde sorumluluk alanlarımın sınırları kendiliğinden çiziliyor. Zaman içinde insanları izlerken yaşadığım duygusal karmaşıklık son buluyor, düşüncelerim berraklaşıyor. Sorumluluk duygusunu abarttığımı, sadece yeteri kadar olması gerektiğini fark ediyorum.

Özellikle yaşanan acı olaylar sırasında yakın olarak gördüklerinizin sizi içlerinde hangi sıraya koyduklarını görmek, işte bu gerçek bütün fikirlerinizin değişmesine yol açıyor. O güne kadar gösterdiğiniz tüm özen ve davranış şekli yerle bir oluyor.

Düşünceler, fikirsel yargılar zihnimde dans ederken bir tek şeyi fark ettim. Ne acı ki bu dünyada endişe duyacağım ve üzüleceğim bir tek kişi kalmış. Aile yakınlarımın hepsini kaybettim, geriye bir tek karım kaldı.

O arada dipten gelen kuvvetli bir darbe hissettim, bunu daha önce 1999 yılında yaşadığım için çok iyi biliyorum. ‘Deprem oluyor,’ diye düşünürken sallanmaya başladık. Deprem ne kadar sürdü bilmiyorum ama kısaydı. ‘En fazla altı şiddetinde,’ olmalı diye içimden geçirirken ayaklanıp mutfağa gittim. Kombinin ve ocağın gazını kapatıp bilgisayarın başına geçtim.

Haber kanalları daha sitelerine depremi geçmemişlerdi, daha güvenli ve hızlı olan Facebook’u açtım. Orada depremin Silivri yakınlarında olduğunu ve 5,8 kuvvetinde olduğunu öğrendim. Karım arar düşüncesiyle telefonu elime almadım ama bütün hatların yine birbirine girdiğine adım gibi emindim. Karımla daha sonra konuştuk, hatlar beklendiği gibi felç olmuş.

Koltuğa oturup dışarıya baktım, yüksek binaları ve avuç içi kadar bahçeleri gördüm. Yani kaçacak neresi var ki? Yer gök binalar ile dolmuş, rüzgâr esmezken, kuşlar bile özgürce uçamazken bizler nereye kaçacağız? Doğal olarak en fazla sokağa çıkarız ki orası da güvenli değil. Farkında olduğumuz tek şey yalnızlığımız ve yaşayıp olacağı göreceğimiz. ‘Orada kimse var mı?’ sözlerini hiç duymamak temennisiyle.

2 comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s