İşletme Yıllarım-Doktora

Eylül başında verilen bayram izniyle İstanbul’a geldim, ailem yeni doğan torun ile ilgilenirken ben de okuldan gidip yüksek lisans çıkışımı aldım. Adnan’la birlikte doktora öğrenci kabulleri ve imtihan tarihleri ile ilgili bilgileri de öğrendim. Fakültenin Personel Yönetimi bölümüne uğradığımda ise benim kazandığım kadro ile ilgili olumlu bir gelişme olmadığını gördüm.

Henüz kadroya resmi olarak atanmamış olmama rağmen fakültede asistanlık yapma hakkı kazanmıştım. Fakültede yoluma devam etmek istiyorsam doktora eğitimine girmem gerekiyordu. Elimdeki bu imkânı düşünerek birliğime geri dönmeden önce istenen başvuru evraklarını hazırlayıp bıraktım. Peder Bey, Adnan’ın yardımıyla benim için gidip doktora imtihanı için başvurdu. Enstitünün gönderdiği resmi talep yazısı üzerine de bana birliğimden imtihanlar için bir hafta izin verildi.

Okulun artık taşındığı Rumeli Hisarüstü’nde ki yeni binada ilk önce İngilizce sınavına girdik. Ertesi gün açıklanan kazananlar listesinde yer aldığım için birkaç gün sonra da bilim sınavına katıldım ve sınav sonucunu beklemeden birliğime geri döndüm. Bir hafta sonra elime ulaşan pederin telgrafında sınavı kazandığım bildiriliyordu. Telgrafların katlanmış kâğıtlarını ve o kısa metinlerini severim.

‘Doktoranı ailece kutlar gözlerinden öperiz. Baban,’

Sesli harfleri yutulmuş şimdiki gençlik mesajlarına göre bence çok daha anlamlı ve güzel. Bu telgraftan bir hafta sonra bir gece yarısı koğuşta uyandırıldım, beni uyandıran asker heyecanla derdini anlatmaya çalıştı.

“Komutanım, bir asker hastalandı, ona gelip bir bakar mısınız?”

Konu acil olunca ilk akıllarına birkaç gündür bana doktor diye hitap eden arkadaşların sözlerinin geldiği kesin. Uyku sersemi ona derdimi anlatana kadar akla karayı seçtim. Doktor onlarca doktordu ama ben daha hiçbir şeydim, sadece doktora eğitimine kabul edilmiştim o da tıp değildi.

30 Kasım tarihinde birlikteki dönem arkadaşlarım teskere alıp ayrıldılar, geriye ben ve benim gibi izin kullanan kişiler kaldı. Bölük komutanımız bizleri manga eğitiminden geriye çekti, sabah ve akşam içtimaları ve nöbetler dışında fazla görev yüklemedi. Bir hafta sonra İstanbul’a evime geri döndüğümde büyük bir işi halletmiştim.

Başlamış olan doktora eğitiminde Peder Bey yerime gidip evraklarımın bir kısmını teslim etmiş ve kaydımı yaptırmıştı. Ben de Beyazıt’a Sosyal Bilimler Enstitüsüne gidip eksikleri tamamladım ve ders seçimlerimi yaptım. Artık eğitim boyunca her sene beş bölümden dersler seçip onlardan geçer not almam gerekiyor, bu not ise 85.

Bölümdeki hocalarla zaten tanışıyorduk, alınacak seminerler konusunda böyle birebir iletişimler sayesinde onlar da beni tanıdı ve gayretlerimi gördüler. Bölümde bir tek Prof. Dr. Erol Eren ile yıldızımız hiçbir şekilde barışmadı, normal hoca öğrenci ilişkileri dışında onun herhangi bir konuda yardımlarını görmedim.

Yolumu belirleyince bizim okulun ve yakındaki Boğaziçi üniversitesinin kütüphanelerini hallaç pamuğu gibi atmaya başladım. Her yeni gelen kitap ve dergiyi, hocalar daha almadan ben gözden geçiriyordum. Böyle yoğunlaşınca da tez tadında ve yeni büyük seminer ödevleri ortaya çıktı. Bu çalışmalar sırasında birkaçı hariç bütün hocalarımın yakın ilgisini ve yardımını gördüm. Çeşitli seminerlerden aldığım notlarla ortalamam 90 seviyesine geldi. Yıllar yılı eğitimde başarısız olan ben, en zor olan son kısımda kendimi aşmıştım.

işletme3işletme2

 

Hocam Beyza Hanım vasıtasıyla araştırma yapmak için gittiğim ECA şirketinde kendimi bir anda orada çalışıyor olarak buldum. Holdingin en üst noktasındaki Kamil Oba Bey, benim bundan sonraki iş hayatımdaki yönetim tarzımı çok kısa bir sürede bir dantel gibi ördü. Gerçek bir yöneticinin nasıl olması gerektiğini onu gözlemleyerek, onun yönlendirmelerini takip ederek öğrendim.

Eğitimim ile iş bir arada gitmeyince mecburen işten ayrıldım, o arada Kapital Dergisi editörü Nilgün Hanım ile yine Prof. Dr. Beyza Oba Hanım vasıtasıyla tanıştım. Ona bir konuda danışmak için odasına gittiğimde orada bulunan Nilgün Hanım ile tanıştırdı. Hazırladığım çalışmalardan makale olarak yayınlanabilecekler varsa ona iletmemi isteyince dünyalar benim oldu. Böylece ilk makalem 1986 yılının Temmuz ayında Sanayide İlişkiler dergisinde yayınlandı. Hazırlayabildiğim makalelerim aylık yayınlanan bankacılık ve finans dergisi Kapital de yer almaya başladı.

 

Çevremde bulunan arkadaşlarımı teşvik etmek amacıyla hazırladığım yazılarda onlarında isimlerinin yer almasını sağladım ama bu benim iyi niyetimden öteye pek gidemedi. Birkaç makaleden sonra bu işten ben de vazgeçtim. Japonya’dan gelen bankacılık kaynaklarının çözülüp tercümesinde benimle birlikte çalışan Merve Arman ise emeğinin karşılığını dergide yayınlanan makaleyle aldı.

IMG_20190329_100731

İki sene boyunca aldığım dersleri başarıyla tamamlayınca bilim sınavı için başvurdum. Üç jüri karşısında girdiğim sınavda o kadar fazla heyecanlandım ki kilitlenip kaldım. Bana sorulan kendi alanımdaki soruları bile algılamaktan uzak kaldım, hemen jüriden beni başarısız kabul edip bırakmalarını istedim.

Buna karşı çıktılar, yaptığım tez tadındaki seminer ödevlerini hatırlatıp ne kadar başarılı olduğumu anlattılar. “Biz seni tanıyoruz, heyecanla kilitlendiğin birkaç dakikayı göz önüne alamayız,” diyerek talebimi yerine getirmediler.

Bana böyle güven duymaları benim çalışmalarımı olumlu yönde etkiledi. Tez aşamasına geldiğimde bana danışman olarak atanan Prof. Dr. Yıldırım Öner ile çalışmaya başladım. Daha önce aklıma bile getirmediğim bankacılık sektörüne yüksek lisans yıllarında tanıştığım biri vasıtasıyla bulaştım. Bankalar Murakabe Kurulunun destekleriyle bankalarda araştırmamı yaptım.

O arada elimden hiç düşmeyen Long Range Planning, Harward Business Review ve diğer önemli dergilerde okuduğum makalelerin yazarlarına yazılar yazdım. Stratejik planlama konusunda yaptığım tez çalışmasını anlatıp, onlardan kaynak olarak yardımcı olup olamayacaklarını sordum. Yaptığım çok saçma sapan bir şeydi ama içimden öyle gelmişti.

Bir süre sonra eve Harward Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Michael Porter’den koca bir zarf geldi. İçinde burada daha çıkmamış olan onun son kitabı ve dergilerde yayınlanmış ama bilmediğim makale örnekleri vardı. Kendisinin CV’sini görünce resmen dudağım uçukladı, Amerikan başkanının şahsi danışmanlığından başlıyor ve onlarca kurulda, organizasyonda yönetim kurulu üyeliği yapıyor. Bu adam gönderdiklerine iliştirdiği mektupta ise her konuda hiç çekinmeden iletişim kurmamı söylüyordu. Bunların hepsi doğal olarak beni çok gururlandırdı.

 

Bu mektuptan sonra diğer mektup gönderdiğim yazarlardan ve Japon bankalarından kitap ve makaleler gelince çok sevindim. Doğru bir şeyler yaptığımı düşünerek tezime daha çok sarıldım, bana gönderilen bütün kaynakları defalarca okuyup inceledim.

 

Elimdeki kaynakları doğru ve yerinde kullanarak kendimce yeterli bir tez yaptım. Profesörlerim Yıldırım Bey ve Beyza Hanımın da olurlarını alınca, tezi çoğaltıp cilt yaptırdım ve tez sınavı için başvurdum.

IMG_20190329_202433

‘Bankalarda Uzun Vadeli Planlama ve Türk bankalarına ilişkin bir uygulama,‘ başlıklı tezimin savunmasına 1988 yılı son ayında girdim. Sınavda jüri üyesi olarak bulunan Prof. Dr. Hayri Ülgen, hazırladığım kalın tezi incelerken bir sayfasında yer alan kaynak dikkatini çekti. İmtihandan çıkıp hemen odasına gitti ve Amerika’da basılmış olan kitabı alıp geldi, ilgili sayfayı açıp baktığında gözlerine inanamadı. O İstanbul kabadayısı havasındaki ses tonuyla merakla sordu.

“Kitap bana daha yeni geldi, sen ne zaman okudun da kaynak olarak faydalandın?”

Cevabım basitti, bu kitaplar geldiğinde kayıtları bile yapılmadan kütüphanede ben onları inceleyip gerekli notları alıyordum.

Lisans öğrencisi olarak başladığım İşletme maceram Doktora derecesi alarak bu şekilde on sene sonra son buldu. Yaşadığım o günlerin her dakikasından büyük keyif aldım, bana emeği geçen kişileri biliyorum, onlarda bunu iyi biliyor. Onlara müteşekkirim, bu arada aklımın bile ucundan geçmeyen bankacılık sektöründe çalışmaya başladım.

Araştırma yapmayı, okumayı ve yeni bilgilerle donanmayı hiçbir zaman bırakmadım. Anlatacaklarımı, yeni çalışmalarımı makalelerle çeşitli dergilerde okuyuculara anlatmayı sürdürdüm.

 

Şimdi de hayatıma edebiyat girdi, hikâyeler bilimsel ve finansal makalelerin yerini aldı.

Ben yazdıkça daha çok mutlu oluyorum, karımın 93 yaşındaki anneannesi, ona herkes Mefo diye hitap ediyor, sürekli olarak bilgisayarı seyrettiğimi söylese de ben bunun böyle olmadığını gayet iyi biliyorum. Yazıyorum, çabalıyorum, göz hafızamı kullanarak yaratıcı yönümü öne çıkarmaya gayret ediyorum.

26,03,2019 Gürcan Şen (Ph.D.)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s