İşletme Yıllarım-Lisans üstü

Yüksek Lisans eğitiminin artık ilgili fakültelerde değil Sosyal Bilimler Enstitüsü altında yapılacağını öğrendik, bu sene not ortalaması da göz önüne alınmayacakmış. Ben kararlıyım, İktisat fakültesi bünyesinde yeni açılan turizm bölümüne başvuracağım, bizim Tako Murat da benimle birlikte o bölümü istiyor.

İlk başvurunun yapılacağı zaman Tako ile ikimiz bizim arkadaşlardan ayrı İktisat Fakültesi kuyruğuna girdik. Orada beklerken bizimkilerin tacizleri ve beni kendi kuyruklarına çekme çabaları hiç bitmedi. Ben de sözde kararlıymışım ki Taco’yu orada bıraktım, İşletme Fakültesi bölümlerinin kuyruğuna girdim ve Yönetim ve İşletme Politikaları bölümüne başvurdum.

Yapılan imtihanı da kazanıp enstitüye kaydımı yaptırınca rahatladım. O arada Mete isimli bir arkadaşım Kemer Kızıltepe Kampinge gitmeyi teklif edince hiç düşünmeden Suat’ı aradım. Şansımıza daha oradaymış ve birkaç gün sonra o güzel sahildeydim. Huzurluydum, kendimce işlerimi yoluna koymuştum, aklımdaki belirsizlikler sona ermişti. Kızıltepe’de sanki kendi evimdeymişim gibi rahattım, Suat ve Aşçıbaşı Orhan ile sanki dün konuşmuşuz gibi bıraktığımız yerden dostluğumuza devam ettik.    Konyaaltı-Turban Kızıltepe 1981

Bir hafta bitiminde kampingde ki arkadaşlarla vedalaşıp Mete ile yolumuzu Kaş’a çevirdik, 1982 Anayasa oylaması yapıldığı gün bizler oradaydık. Oradan Ölüdeniz’e geçtik ve Fethiye’den İstanbul’a döndük.    Kaş ve reggae ile tanışmak

Yüksek Lisans dersleri başladığında eğitim göreceğimiz yerlerin Turan Emeksiz Yemekhanesinin bulunduğu binanın ikinci katında olduğunu gördük, artık Merkez binanın içindeydik. Fakülteden sadece Necati ile aynı bölümdeydik, diğerleri istekleri paralelinde öteki bölümlere dağılmışlardı.

Dersten çıkıp hemen yemek kuyruğuna girmek çok hoşumuza gitti, diğer zamanlarda soluğu İşletme kantininde alıyorduk ama okulun peyderpey Rumelihisarüstü’ne taşınacağını öğrenince üzüldük. Bu okul bizim ilk göz ağrımızdı, orada dört senemizi geçirmiştik, hâlâ da kopup gidemiyorduk.

 

IMG_20190326_184128İşletme83 005

İşletme Fakültesi bölümlerine asistan alınacağı ilanına arkadaşların gösterdiği sevinci ben gösteremedim, çünkü öğretim görevlisi olmak hayatta olmak istediğim son üç şeyden biriydi. Muhasebeci, bankacı ve öğretim görevlisi olmak bana göre şeyler değildi.

Yakın arkadaşların hepsi çeşitli bölümlere asistan olmak üzere başvurdular, geriye bir tek ben kalmıştım. Bu konu hiçbir şekilde ilgimi çekmiyordu, üstelik okuduğum bölüm de asistanlık sınavı açmamıştı. O kadar fazla üzerime gelindi ki sonunda ben de Personel Yönetimi bölümüne başvurdum.

Belirlenen günde diğer adaylarla birlikte sınava girdim, sınavda sorulan konular bizim dört senedir okuduklarımızın bütünüydü. Bildiğim kadarıyla cevaplarımı yazıp sınavdan çıktım. Birkaç gün sonra ilan edilen sonuçlara göre mülakata çağrılan üç kişiden biri de bendim. Başvuruda bulunan arkadaşlarımın arasında bir tek gönülsüz ben ilk sınavı geçmiştim.

Bölümde yapılan mülakatta konuyu gözümde çok fazla büyütmediğim için heyecanlı değildim. Bu tavrım ise kendimi daha doğru ve açık ifade etmemi sağlamış olmalı ki asistan olarak bölüme kabul edildim. Benden işe başlamam için gereken evrakları en kısa sürede hazırlamam istendi. Bu işe en çok evdekiler sevindi, akademik kariyer yapmak onların gözünde çok önemli.

Derslerime devam ederken, savcılıktan ve diğer yerlerden istenen resmi evrakları tamamlamaya çalıştım. Birkaç gün sonra bölümden çağrıldım, dediklerine göre YÖK bütün kadro işlemlerini ikinci bir emre kadar durdurmuş. Doğal olarak beni bölümde şimdilik işe alamıyorlar, hakkım geçerli ama kadronun ne zaman açılacağı da meçhul. YÖK’ün darbesini ilk yiyenlerden biri olarak yapılacak bir şey olmadığı için kendi yoluma devam ettim.

Yönetim bölümünde derslerde verilen görevleri iyi bir şekilde yerine getirdikçe akademik personelin dikkatini de çekmeye başladım. Dersler de benim hoşuma gitmeye başladı, zaten sınıfta on beş kişi kadarız, derslere daha fazla konsantre oldum. Dersler genel de öğlenleri sona ererdi, bizlerde ilk iş olarak yemek kuyruğuna girip turan Emeksiz yemekhanesinde karnımızı doyururduk. Hava güzelse geniş bahçede veya Çınaraltı çay bahçesinde zaman geçirirdik, eğer kütüphaneden bir araştırma yapacaksak da okula gider çoğunlukla da kantine uğrardık.

İşletme83 006

Bir gün kantinde otururken masada kimin getirdiğini bilmediğim ama fakülteden tanıdığım Nail’in gönderdiğini öğrendiğim renkli bir zarf gördüm. Mektubu benim de yakından tanıdığım daha önce İngiliz lisesinden öğrencim olan bir kıza gönderdiğini öğrendim. Zarfa kesinlikle dokunmadım veya açmaya yeltenmedim, çünkü böyle bir terbiyesizliği hiçbir zaman yapmam. Herkesin özel bir hayatı vardır ve ben de bunu çok önemserim, evde bile hiç kimsenin özel eşyasını hele çantasını karıştırmış değilimdir. Renkli zarfı görünce sadece takıldım,

“Nail, hâlâ böyle renkli zarflar mı kullanıyor?” diye ortaya laf attım. Bu anlattıklarımın devamını ise birazdan anlatacağım.

Mayıs ayı sonunda yüksek lisans derslerinin imtihanları başarılı bir şekilde bitince sevindim, not ortalamam artık 78. Bunca yıllık eğitim hayatımda daha önce hiç bu not seviyeye çıkmamıştım, galiba ben de Arap atları gibiyim, sonradan açılıyorum.

Tez aşamasına geldiğimde enstitü müdürü olan Doç.Dr.Fuat Çelebioğlu danışmanım oldu. Kendisi hem benim düşündüğüm konuya uzak hem de idari işleri dolayısıyla benimle ilgilenecek bir dakikası bile yok. Onunla ayaküstü görüştüğümde kendisine yapmak istediğim çalışmayı anlattım, o da benimle ilgilenecek hiç fazla vakti olmadığını her şeyi kendi bildiğim gibi yapmamı istedi. Tez konusu ile ilgili olarak getirdiğim belgeyi de hemen imzaladı.

Temmuz başında hiç gitmediğim Bodrum ve Marmaris’e tek başıma gitmeye karar verdim. Oralarını bu sene okullarda halk oyunları eğitmenliği yaparken biriktirdiğim parayla yettiğince gezeceğim, bulabildiğim ucuz pansiyonlarda kalacağım. Çok fazla düşünmeden harekete geçip otobüs biletimi aldım ve yola çıktım.

Öğrenci olarak nasıl pansiyon bulacağım diye düşünürken, otobüsten indiğimde pansiyon ister misin diye soran yaşlı bir teyzeyle karşılaştım. Fazla düşünüp araştırmadan, onun peşine takılıp onun önerdiği bir ev pansiyonuna gittim. Dışarıda bulunan merdivenle üst kata çıkınca durumu gördüm. Burası evin geniş çatısı ve üst kısım kapatılmış. Bana gösterdiği yatak, aralıklarla konulmuş altı yataktan birisiydi. Burası bana göre hiç değildi ama başka bir yer bulana kadar da başka bir alternatifim yoktu.

O gün eşyalarımı oraya bırakıp hemen dolaşmaya çıktım, şansıma kendime Halikarnas’ta sokak arasında kalabileceğim ucuz ama düzgün bir otel odası buldum. O gece paramı peşin verdiğim için, altı kişi ile birlikte mecburen ev pansiyonunda çatıda kaldım. Tedirgin geçen bir geceden sonra sabah ilk işim bulduğum otele geçmek oldu. Kapımı kapatıp eşyalarımı dolaplara koyunca, kendimi güvenden hissettim.

gbodrum1aIMG_20190326_183837

 

Öğlene doğru dolaşmak için dışarıya çıktığımda meydanda okuldan Rana’nın sınıfından Savaş ile Emre’ye rastladım. Onlar da başka arkadaşlarınla birlikte buraya tatile gelmişler. Onlarla biraz zaman geçirdikten sonra dolmuş olarak çalışan yanları açık eski ciplere binip Gümbet’e denize girmek için gittim. Sanatçı Zeki Müren de o sıralarda sağdı ve Gümbet de yaşıyordu, ben de onun evini uzaktan gördüm.

gbodruma

Takip eden günlerde yine ciplere binip Gümüşlüğe, Yalıkavağa ve TurgutReis’e gidip oraları da gezip gördüm, akşamları da gecem sahilde bulunan kafelerde bira içerek etrafı seyrederek geçiyordu. Halikarnas’ta kaldığım o küçük otelin Almancı olan işletmecisi beni böyle yalnız görünce çok kızıp söylenmişti.

“Bu yalnızlığını hiç anlamıyorum, neden kendini insanlardan uzak tutmaya çalışıyorsun?”

Bir şeyler kıvırsam da bunları yememişti.

“Şöyle dönüp etrafına bir baksana, dil bilmeyen cahillerin yanındaki turist kızları görüyor musun? Sen onların yanında pırlantasın.”

İşte tam olarak bunları söylemişti ama bu işler söylemekle, gaz vermekle olsaydı hayat belki de daha kolay olurdu ama öyle değil. Kendimi tanıyorum ve insanları rahatsız etmek istemiyorum, üstelik herkes kendisinden mesul. Ayrıca turist kızlarla arkadaşlık etmek zorunda mıyım?

Dördüncü gün garajdan minibüse binip Bodrum’dan Marmaris’e geçtim. Daha resmi olarak açılmamış olan yat limanının yanında bir pansiyonda bir oda buldum. Pansiyonun önünden de denize giriliyor, ayrıca sahildeki plajdan da. Havlumu ve mayomu meşhur omuz çantama koyup sahilden yürüdüm, büyük otellerin önünde bir yerde havlumu serip yattım, denize girdim.

Akşamüstü pansiyona dönerken oradaki heykelin olduğu küçük meydanda bana neşeyle seslenen ayağında şortu olan, kalın gözlüklü ve pos bıyıklı birini gördüm.

Yanına gittiğimde bana gülerek takıldı.

“Yine mi sen? Senden hiç kurtulamayacak mıyım?”

İngilizce derslerine katıldığım bizim Baydar Bey karşımdaydı, samimi bir şekilde sohbet edip ayrıldık. Daha sonraki günlerde Marmaris’te birkaç defa daha karşılaştık. Tesadüfler her yerde insanı bulabiliyor, kendisiyle o tatilden sonra karşılaşma şansımız olmadı ama kendisini ve insanlığını hâlâ iyi bir şekilde hatırlıyorum.

IMG_20190326_184218

Tatil dönüşünde çalışmalarıma ağırlık verdim. Akademik çalışmalar arasında daha önce işlenmemiş bir konuyu ele alınca kütüphaneden iyice çıkmaz oldum. O arada Yönetim bölümü öğretim görevlilerinden Doç.Dr. Beyza Oba Hanım çalışmalarımda benim en büyük yardımcım oldu. Tezin ana hatlarının ortaya çıkarılmasında ve çalışmanın doğru bir şekilde ilerlemesinde bana yol gösterdi.

Eylül ayının kaçıydı bilmiyorum ama İngiliz lisesinden öğrencim olan kız bir gün beni aradı ve Şişli’de görüşmek istediğini söyledi. Benimle önemli bir şey konuşmak istiyormuş. O gün Feneryolu’ndan üşenmeyip Şişli’ye gittim ve sözleştiğimiz kafeye girdiğimde görüşeceğim kişiyi beni beklerken buldum.

Kahveleri içerken anlatmasını bekliyorum ama o sanki birini bekler gibi konuyu hep geriye atıyor. Derken okuldan Nail’i karşımda gördüm, suratı bir karış asık. Elimi bile sıkmadan karşıma oturdu, ben neler olduğunu anlamaya çalışırken soluksuz beni suçlamaya başladı.

Dediğine göre okulun kantininde onun sevgilisine gönderdiği renkli zarflı mektubu açıp etrafa okumuşum ve onları küçük duruma düşürmüşüm. Böyle bir şey yapmaya ne hakkım varmış, ben ne ahlaksız bir adammışım. Onu kız arkadaşı olan öğrencim de var gücüyle destekliyor.

Böyle bir şey yapmadığımı biliyorum ama Nail, bana söz hakkı bile tanımadan kalın sesiyle kinini kusmaya çalışıyor. Utandım, sinirlendim ve en önemlisi de yıllardır tanıdığım kızın beni böyle düşüncesizce yargılamasına üzüldüm. Söyledikleri şeyleri yapmadığımı sadece zarfı görünce şakayla takıldığımı anlatmaya çalıştım ama beni ikisi de hiç dinlemiyor. Gören duyan da sanki hayatlarının karardığını, çok zor durum da kaldıklarını zanneder.

Beni dinlemediklerini görünce, kavga etmek yerine kalkıp oradan ayrıldım. Nail’in en iyi arkadaşı olan, bazen evlerine gidip geldiğim Aydın’ı aradığımda işin esasını da hemen kavradım. Benim dışımda gelişen olaylar da bana bu kadar sıfatı nasıl yüklediklerini kısa sürede öğrendim. Bana yapılan bu terbiyesizliği onun da bildiğini anlayınca onlarla bütün ilişkimi kestim ve kendi yoluma baktım.

Tez hazırlamanın öyle pek kolay bir şey olmadığını zaman içerisinde öğrendim. Çalışmanın ana hatlarını ortaya çıkarmanın zorluğunu insan ancak işin içine girince anlayabiliyor. Tezin içini dolduracak birçok bilgiyi toplamak ve bunları doğru bir şekilde bir araya getirmek ancak konuya hâkim oldukça gerçekleşiyor.

Zorluklar içerinde çırpınıp insan başını oradan oraya vurdukça moralini bozabiliyor ama Allahtan bana yol gösteren ve yönlendiren Beyza Hanım vardı. Zaman hızla ilerlerken ben de yüzlerce kaynak inceledim, içlerinden işime yarayacak olanlardan kendimce alıntılar yaptım. Ana hatlara paralel olarak bir şeyler ortaya çıktıkça da bu işten büyük bir keyif aldığımı fark ettim. Sadece kaynaklardan alıntılar yaparak yoktan var etmek bile çok önemli, bu bana büyük bir tatmin duygusu verdi.

Tezim tamamlanınca danışmanıma sundum ve tez savunma günü ile jüri belirlenmesi için resmi müracaatta bulundum. O arada danışmanımın tereddütsüz onayladığı çalışmayı daktiloda yazdırıp sahaflarda cilt yaptırdım ve tez jüri üyelerine dağıttım.

Sekiz ay kısa dönem erliğin ilk celp döneminde başlayacağı ilan edilince, askerlik görevimi yerine getirmek için harekete geçtim. Nisan başında askerliğe adım attım, yedek subay sınıfımın belirlenmesi sırasında verilen izin sırasında da jüri karşısında tez savunmamı yapıp yüksek lisans mezunu oldum. Birkaç gün sonra da sekiz ay erliği seçip Denizli’ye gittim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s