Güven konusu

Biz Kermen’le yüksek lisans eğitimi sırasında tanıştık, Muğla Milaslı biriydi. Buraya Ege Üniversitesi İşletmeyi bitirip gelmişti. Bizler zaten İstanbul İşletme Fakültesinden mezunuz ve hiç yoksa çeşitli bölümlerde otuz kadar arkadaş varız. Geçen zaman içinde o da bizlere uyum gösterip arkadaşımız oldu. 1984 yılının başında yüksek lisans tezlerimiz biterken askerlik zamanımız da gelmişti. O sene sekiz aylık kısa dönem erlik Nisan ayında birkaç eğitim alayında başlayacaktı. Tuzla Piyade okulunda teslim olduğumuzda sekiz ay erlik için gönüllü oldum, Kermen de o gün oradaydı. Bizlere kura çektirdiler ve Denizli’yi çektim, o da aynı yeri.

Denizli’de sekiz ay boyunca onunla birlikte aynı tabur ve bölükte askerlik yaptık. Sekiz aylık askerlik sonrası ben doktora eğitimini devam ettirirken Kermen’le yollarımız ayrıldı. Birkaç sene haberleşemedik, sonra onun Bankalar Yeminli Murakıp yardımcısı olduğunu öğrendim. Doktora tezi hazırlama safhasında araştırmalarımda İstanbul’da onun yardımını gördüm. Bana aldığı bir resmi yazı ile bankalarda araştırmamı problemsiz bitirdim. Hayatım boyunca nefret ettiğim, olmam dediğim bankacılık mesleğine bu çalışmalarımla adım attım.

Yakın arkadaşlardan onun bir süre sonra murakıp yardımcılığından ve kuruldan ayrıldığını ve bir devlet bankasında çalışmaya başladığını öğrendim. Çok uzun bir süre onunla haberleşip görüşme fırsatımız olmadı, zaten onun iletişim ile ilgili bir sıkıntısı vardı. Askerlik sırasında gözlemlediğim kadarıyla da mektup yazmayı ve telefon etmeyi öyle pek sevmezdi.

On sene kadar sonra onunla internet vasıtasıyla haberleştik ve Kadıköy’de tekrar karşı karşıya geldik. Yaşlanmış, yüzü kırışmış ve saçları da beyazlanmıştı. İstanbul’a arabasının satış işlemleri için gelmişti, laf arasında anlattı. Bir hazır kahve şirketinin araba çekilişini kazanmış. Ehliyeti bile olmayan bizim Kermen’e Audi TT çıkmış ve onu bir galeri vasıtasıyla satmış.

Artık bütün promosyon kampanyalarını takip eder olmuştu. İki gün sonra beni aradı, evime yakın olan bir araba şirketinde deneme sürüşü için randevu almış. Randevuyu o alıyor ama arabayı kullanacak olan kişi de benim. Deneme sürüşü yapan kişiler arasında yapılacak çekilişle bir kişiye kullandığı arabadan kazanabilecekmiş.

Ne kadar inat etsem de sonunda onu kıramayıp gittim, araba Dacia Duster ve ben başkalarının arabalarını kullanmaktan hep çekinirim. Bu ise bambaşka bir şey, yani bir kaza yapsam ne olacak? Bizim Kermen hemen gerekli işlemleri yaptı, ben köşeye sinmiş neler olacak bakıyorum. Sonunda yanımıza görevli bir adamı kattılar ve dışarıdaki deneme aracına gittik.  O deneme sürüşünü korkudan hatırlamıyorum bile sürekli gergin arabayı kullandım ve en yakın yerden dönüp geri geldim. Çekilişte kazandık mı valla bilmiyorum, hiç haberim olmadı.

Bir süre sonra İzmir’den arayıp fikrimi almak istediğini söyledi, konu köpekle ilgiliydi. Biz de karımla birlikte köpeğimiz Tarçın ile sekiz buçuk sene zorlu bir süreç yaşamıştık. Epilepsi krizleri ile yaptığımız mücadele,  onu kaybetmemizle son bulmuştu. Daha çok edebiyatla ilgilenmeme onunla ilgili yazdığım bir hikâye sebep olmuştu. Kermen’le de bu konuyu ve gazete yayınlanan röportajı konuşmuştuk.

084

Bir arkadaşı Husky cinsi Sibirya kurdu köpek almış ama nişanlısı onu evde istememiş, o da Kermen’e ister misin diye sormuş. “Bence hiç düşünme al, yalnız yaşayan bir adamsın sana arkadaş olur hem de sosyalleşmene yardımcı olur,” dedim. O da sözlerimle ikna olmuş olmalı ki yavru köpeği sahiplenmiş. FB’de onun ve köpeğinin resimlerini ve gelişimini takip ettim. Yıllar sonra da Nida adını verdiği dişi köpeğini çiftleştirip yavruları olduğunu öğrendim.

Ben doğal olarak yavru köpeklerle hiç ilgilenmedim, Tarçından sonra bütün köpeklerden uzak durdum. Zaten o da yaptığı veteriner, aşı ve mama masrafları çıkarmak için bir bedel karşılığı yavruları vermeye başlamıştı. Bu durum bana mantıklı gelmişti, yavruların sağlıklı bakılması için ödenen bedel çok fazlaydı.

O aralar ben de Tarçın’ın ölüm yıldönümünde, onunla ilgili yapılan gazete röportajını tekrar bu blogda yayınladım. 12 Mart 2017 tarihinde ‘Kaybolan bir şey yok’ başlığıyla okuyucularla paylaştım. Amacım hayatımıza dokunmuş bir canlıyı tekrar hatırlamaktı.

Bir kaç gece sonra Facebook’u açtığımda, Kermen’in duvarında paylaştığı bir yazıyı gördüm. Tam yavru köpeklerini satmaya çalıştığı sırada dost geçinen bazı ahlaksızların onu baltalamak için her şeyi yaptıklarını, hatta sahte hastalık konusunu yazılar yayınlayarak gündeme getirdiklerini yazıyordu.

Safça yazının altına bir yorum yaptım.

“Ne o seni yine birileri çok kızdırmış?”

Cevabı gecikmedi,

“Yavruları satışımı engellemek için elinden gelen her şeyi yapıp bir de utanmadan böyle dalga geçer gibi yorumlar yapması için insanın biraz utanması gerek. Görüyorum ki bazılarında böyle bir şey yok. Bu yaptıklarının ahlaksızca bir şey olduğunu söylüyorum, başka da bir şey söylemiyorum.”

Bu cevapla birlikte uyandım, bu adam hiç düşünmeden resmen bana giydiriyor ve suçluyor. Üstelik bunu kendi FB duvarında herkesin görebileceği bir şekilde yapıyor. Görünen o ki yayınladığım yazıdan üzerine vazife çıkarmış ve beni hain ilan etmiş. Üzüldüm, neredeyse otuz beş yıldır arkadaşım olan birinin ona kötülük yapabileceğimi düşünmesi için hastalıklı düşünceleri olması gerek. Ben yine de yanlış anlaşılma olduğunu vurgulamak ve onu fazla yaralamadan uyarmak için sadece kendisinin görebileceği Messenger’dan ona mesaj yazdım.

16 Mart 2017

“Ü.Kermen, hatırlarsan köpeğin Nida konusunda beni aradığında, onu alman için seni cesaretlendiren bendim. Köpekleri ve onların sadakatini, sevgisini bilen biri olarak seni ve yavruların geleceğini neden sabote edeyim ki? Böyle bir şey aklımın ucundan bile geçmedi. Anladığım kadarıyla insanlar benim haberimi kullanarak senin üzerine gelmişler. Sen de beni günah keçisi ilan etmişsin. Üzüntün ve kırgınlığını da facebook duvarında yansıtmayı seçmişsin. Bu durumu bana bir mesajla iletebilirdin, üzüldüm. Tavrını da kullandığın kelimeleri de hiç hoş karşılamadım. Otuz beş yıldır beni galiba tam olarak tanıyamamışsın. Selamlar.”

Bu mesajı yazdıktan sonra onun bana bir cevap vermesi ve kendisini anlatması için kendimce yirmi dört saat süre verdim. Bu süre içerisinde hiçbir şekilde bana bir cevap yazmadı, demek ki kendisini her şekilde haklı görüyor. Benim ona zarar vermeye çalıştığım konusunda kendisinden emin. FB duvarında yazıp cevap vermek yerine yine Messenger’dan ona mesaj yazdım.

17 Mart 2017

“Mesajıma bir cevap vermediğine göre aynı tutum ve davranışı sürdürmekte ısrarcı olduğun anlaşılıyor. Paylaştığım röportajda vurguladığım, zamanın nasıl geçtiği ve kayıtlı bir şeylerin kaybolmadığıydı. Bu yazıdan kendine nasıl bir pay çıkardığını anlamakta zorlanıyorum. Sarhoş kafayla beni karalamadan önce bir parça araştırma yapmanı veya bana sormanı beklerdim. Sözünü ettiğin hastalık olan epilepsinin Husky cinsi köpeklerle yakından uzaktan bir ilgisi yoktur. Bu hastalık genelde Cooker, terrie, setter ve benzeri cinslerde veya travma geçirmiş köpeklerde görülür. Yaptığın bu saçma suçlamalar yakışık alıyor mu? Bunca yıllık arkadaşlığın senin gözünde değerini gösterdiğin için aslında sana çok teşekkür ederim. Yolun açık olsun, bundan sonra seninle işim olmaz.”

Mesajı gönderdiğim andan sonra gereken her şeyi yaptım, onu arkadaşlıktan çıkardım ve bana ulaşabileceği kanalları tıkayıp onu engelledim. Sadece telefon numarasını silmedim, ararsa yanlışlıkla açıp konuşmak istemedim. Ertesi gün İlknurlara gittiğimizde beni defalarca aradı ve sonra da mesaj gönderdi. Özür diliyordu, benim onun hatasını bağışlayacak kadar büyük biri olduğum söylüyordu. Mesajları gösterip arkadaşlara durumu anlattım.

Bu aramalar ve mesajlar benim düşüncemi değiştirmedi, bir kapıyı kapamıştım ve açmaya da hiç niyetim yoktu. İşin aslını ufacık bir mesajla öğrenmek varken, ortalıkta feveran edip mağdur rolü oynamak galiba moda oldu ama yemiyorum. İnsan attığı her adımın hesabını birilerine vermek zorunda, bundan kaçış yok.

Bana göre insan dostlarına ve yakın arkadaşlarına karşı daha duyarlı olmalı, ortada bir hata varsa da kimse duymadan çözümlenmeli. Ortalık yerde yapılan terbiyesizliklerin affedilecek hiçbir yanı olamaz. Böyle bir şeyi yapan kişi her zaman benzer davranışları gösterebilir. Bu tıpkı yalan söyleme ve aldatma gibidir, bir kere söylenip yapıldıktan sonra her zaman gerisi gelir. Toplumumuzun unuttuğu güven kavramını ben çok önemsiyorum.

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s