Ölsem de gam yemem

Ömrüm boyunca hep hareketli biri olmuşumdur, bir yerde kısa bir süre oturduğumu hiç kimse görmemiştir. Hele gençliğimde resmen civa gibiydim, birçok konuda faaliyet gösterir, boş oturmayı hiç sevmezdim. Gerçi şimdi ne değişti diye düşünüyorum da yaş icabı bir parça duruldum ama yine de hiçbir şeye üşenmem, geriye bırakmam. O an yapılacaksa yaparım. Herhalde bu hareketlilikle bir gün yorulan kalbim tık diye duracak. O durmadan ben size anlatacağımı anlatayım da içim rahatlasın.

Vakti zamanında yani gençliğimde halk oyunları ile uğraşıp, eğiticilik yaparak onun ekmeğini de yiyenlerdenim. Bir süre faaliyet gösterdiğimiz derneğin başkanı da piyasada işini bilen, uyanık ve paragöz bir adam olarak tanınan bir kişi. Orada ortama göre ne yapmamız gerektiğini değil, aksine nasıl olmamamız gerektiğini çok iyi bir şekilde öğrendik. Yani büyüklerimize duacıyım, onlardan çok şey öğrendik.

O zamanlar en hareketli zamanlarım yani yaş 19, oradan oraya koşturuyoruz. Bazı akşamlar düğünlere gidip Kars gösterisi yapıyoruz, Şark Ekspresi ile gelen turist gruplarını Sirkeci garında, Atatürk havalimanında uçaktan inen turistleri pistte veya Salıpazarı rıhtımında büyük yolcu gemileriyle gelenleri karşılıyoruz. Bildiğimiz tek şey var, dernek başkanının bizleri oralara dernek adına babasının hayrına göndermediği. Bu işler için para aldığını adımız gibi biliyoruz, zaten dernek de onun, o zaman konuşmanın bir manası da yok.

Orient Sirkeci1

Yine bir Cumartesi günü çalışma yaptığımız ilkokulda mal sahibi yani başkan bir toplantı yaptı. Yarın okula çekim için geleceklermiş ve sahnede bizler üç ekipte gösteri yapacakmışız. Ekiplerin üçünde de ben varım, bu işi biraz kurcalayınca reklam işi olduğunu anladık. Piyasanın bilinen bir yün ve iplik şirketinin çekiminde halk oyunları ekipleri de arkada fon olarak kullanılacakmış.

Daha önce TRT’de bir canlı yayında yer almıştık ama kendimizi seyredememiştik. O dakikalar içinde son bulan bir çekimdi, bunu da doğal olarak öyle zannettik. Pazar günü saat on gibi ilkokulda getirilen yöresel kıyafetlerimizi giyindik. Daha önceki çekimde fermuarım patlamıştı ama bu sefer dikkatliyim. Gerçi şalvar ve kuşaklarda fermuar yok, ama rezillik de bir yere kadar.

Çekim ekibinin ışık ve kameraları da istenilen şekilde hazırlanınca yönetmen tarafından motor dendi ve biz ilk ekipte oynamaya başladık. İkinci oyunun başında durdurulduk ve tekrar baştan başlandı. Aynı ekipte oyunu uzun bir süre başla, dur, yeni baştan, şu kısmı bir daha yapalım komutlarıyla tamamladığımızda saat herhalde üç olmuştu. O arada yemek molası dediler ve ayran, lahmacun partisinde karnımızı doyurduk.

İkinci ekipte terlileri çıkarıp başka yöre kıyafetlerini giyindik, hazır olunca da tekrarlar başladı. Ne zaman tamam denildi, çekimler sona erdi o yorgunlukla hiç farkında değilim. Dernek başkanı bu işin bedelini alıp bizlere aferin dernek için güzel şeyler yaptınız dedi mi onu bile hatırlamıyorum. Her neyse biz o zamanlar yorgunlukları üzerimizden çabuk attığımız yaşlardayız.

Çekimlerden sonra biz günlük hayatımıza döndük ve her şeyi de unutup gittik, yani gösteri yaparsınız ya biter önünüze bakarsınız. Reklam için yapılan çekimler ise resmen arkamızdan gelip bizi takip etti. Tabii o zamanlar 1977 yılındayız ve renkli değil siyah beyaz televizyonlar var. Yayınlar saat beşte başlıyor ve gece Anıtkabir’de İstiklâl Marşıyla sona eriyor.

Bir gece reklamlarda bizim çekimler pat diye karşımıza çıktı, önce heyecanla anlayamadık, diğer reklam kuşağını verirler diye bekledik ama bu sefer de vermediler. O zamanlar bin tane yarım saat süren reklamlar yok ki, her şey sırayla ve parayla. Öyle her reklam kuşağında yer almak kolay değil, bu resmen para meselesi.

Ertesi gece Allahtan televizyonda ki reklam kuşağında kendimi tekrar başka ekipte gördüm ama hiç beğenmedim. Yani her gün değişen bir havamız varken, saçımı başımı görünüşümü nedense hiç beğenmedim. O zamanlar İngiliz lisesinde eğiticilik yapıyorum, utanıp ben reklamlara çıkan biriyim diye sesimi bile çıkardığımı hatırlamıyorum.

Reklamlar on beş gün kadar yayınlandı sonra göremez olduk. Üç sene sonra bizim bu reklamlar tekrar hortladı ve reklam kuşaklarında yer almaya başladı. Doğal olarak bir ay kadar yer aldı ama bizim pek ilgimizi çekmedi. Verilen emeğe göre en az getirisi olan gösteriler bunlardı. Üç lahmacun ve bir ayrana bütün günümüzü heba etmiş, anlatılanlara göre paraları da dernek başkanı doğal olarak dernek adına tahsil etmişti.

Bütün bunları geçen gün birden hatırladım, resmen evdeki 92 yaşındaki yaşlı çocukla uğraşırken aklımdan uçup gitmiş. Hâlbuki geçen aylarda çalıştırdığım İngiliz Lisesi ekibinin Milliyet gazetesi halk oyunları yarışma videosu ortaya çıktığında, onları hayranlıkla Facebook’ta seyretmiştim. Keşke benim de böyle görüntülerim olsaydı, kendimi oynarken görseydim diyordum ama gördüğümü şimdi hatırladım Ben bu reklam filmi işini nasıl unuttum, hayret bir şey. Kendimi bir kere değil defalarca seyretme fırsatım oldu, artık ölsem de gam yemem.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s