Almancı ile şnorkel

Geçen akşam elimde tuşlu zamazingo ile televizyon kanallarını zaplarken, tesadüfen yurt dışında çekilen ve gurbetçilerin yarıştığı bir programa rastladım. Çiftlerin birlikte diğerlerine karşı yarıştığı bu programın anladığım kadarıyla formatı şu şekilde: Erkek yarışmacı karşısında kulağında kulaklık bulunan eşine kendisine gösterilen kelimeyi heceliyor. Karşısındaki dudak hareketlerinden kelimeyi doğru anlayıp bilirse bir puan alıyor. Çiftlerden en çok puanı alan da yarışmayı ve ödül neyse onu kazanıyor.

Erkek yarışmacının karşısındakine kelimeyi anlatırken dudak hareketleri ve şivesi oldukça eğlenceliydi, oldukça güldüm. Doğal olarak o şive ve tavırlar da bana geçen sene yaşadığım bir olayı hatırlattı. Çok kişiye eğlenerek anlattığım bu olayı sizlerle de paylaşmak istiyorum.

cropped-2013-10-25-12-54-03.jpg

Yazılarımı takip edenler bilirler, yazları Şarköy’e gider geliriz. Evden sahile en fazla yirmi adım yürürsünüz sonra da denize ayağınızı sokarsınız. Kumluk olan bu sahilde uzun zamandır tek bir balığa bile rastlanmazken son yıllarda vatoz balıkları üremeye başladı. Görmeden üzerlerine basıp zehirli iğnelerinden nasibini alanlar çoğalınca ben de kendimce bir çözüm ürettim. Önce yeni lastik deniz ayakkabısı aldım, sonra da markette gözüme çarpan ucuz gözlük ve şnorkel takımını hiç düşünmeden satın aldım.

Beş sene önce Gezi olaylarında polislerin Taksim’de hiç acımadan bütün insanları biber gazına boğduğu o zaman, birçok kişi bu gözlüklerin faydasını görmüştü. Bu ucuz ikili anlaşılacağı üzere karada denizde çok fazla işe yarıyor.

1970 yılından sonra sahip olduğum bu ikinci mavi renkli şnorkel takımını eve gelip paketinden çıkardığımda, lastik geçen yerinin kırık olduğunu gördüm. Yaşadığım hayal kırıklığını bir kenara bırakıp, hiç üşenmeden bisiklete atlayıp doğrudan marketin yolunu tuttum. Biraz önce orada olduğum ve elimde fişimi gösterdiğim için hiç itiraz etmeden beğendiğimi almamı söylediler. Ben de aldığım yere gidip baktım, sadece fosforlu sarı renkte olanlar kaldığı için o rengi mecburen aldım.

Birkaç gün sonra gözlük ve şnorkelle ilk deniz siftahımı yaptım, gayet güzel ve faydalı bir eser olduğunu test edip öğrendim. Kenarlardan biraz su kaçırsa da bu paraya ancak bunu alabileceğimi düşünerek bu su meselesini pek fazla dert etmedim.

Zannediyorum birkaç gün sonraydı, veranda da oturmuş denize girenleri seyrederken orada sürekli dalıp çıkan bir genci gördüm. O arada şezlongda güneşlenen karım, elindeki kitabı bırakıp hareketlenirken bana seslendi.

“Denize giriyorum, geliyor musun?”

Tek başıma girmekten hoşlanmadığım için fazla nazlanmadan evet cevabını verdim. Ayaklanıp arka tarafa gittim ve deniz ayakkabılarını aldım, içerden de yeni ve parlak sarı şnorkel ve gözlüğümü.

Dışarda deniz ayakkabımı giyerken konu uzun zamandır denizde olan o çocuğa geldi. Daha önceki girişinde çocukla konuşan karım meseleyi öğrenmiş. Almancı genç pahalı güneş gözlüğünü denize düşürmüş, onu bulmaya çalışıyormuş. O kumların içinde kimler neler düşürdü de bulunmadı, bulsaydık karımın altın alyansını biz bulurduk. Gerçi gözlük daha büyük ama bulması biraz şansa bağlı!

Yürüyerek denize girerken onun yanından geçtik, yakışıklı bir delikanlı ama dalıp çıkmaktan garibim telef olmuş. Benim iyiliksever karım hemen meseleye atladı,

“Deniz gözlüğünü çocuğa versene, gözlüğünü çabucak bulsun, baksana garibime yazık.”

Malım kıymetli olduğu için hiç düşünmeden itiraz ettim.

“Olmaz, o özen göstermeyip bu uyduruk gözlüğü hemen kırar.”

“Kırarsa kırsın, o da yenisini alıp verir.”

O gencin böyle bir şeyi daha önce kullandığından şüpheliyim, büyük ihtimalle bir yerini de kıracak ama yine de yarım ağızla delikanlıya seslendim.

“Deniz gözlüğü ister misin?”

Lakayt bir ifadeyle,

“Olur, alayım,” diye cevap verince sinirlendim ama laf da ağzımdan bir kere çıktı.

Ortada bir yerde buluşup gözlüğü ona verdim ama yine de sordum.

“Daha önce kullandın mı?”

“Hayır, ama zor olduğunu düşünmüyorum,” sözleriyle bir şey söylemeden karımın yanına döndüm.

 

Karımla yüzerek açıldık ve ilerdeki sığlığa geldik, orada yürürken gözüm Almancı gençte. Gözlüğü kendine göre ayarlamaya çalışıyor, şnorkeli çıkarmış elinde tutuyor. Konu anlaşıldı, bu adam hayatında deniz gözlüğü kullanmamış. Yarım saat sonra denizden çıkarken delikanlı bana seslendi.

“Özür dilerim, gözlüğün lastik takılan yan tarafını yanlışlıkla kopardım. Size en kısa zamanda parasını vereceğim.”

Onun yanına gittiğimde gözlüğü ve şnorkeli uzattı, lastiğin bir tarafı sarkıyor.

Sinirlendim, ben bunu böyle olacağını biliyordum sözleri beynimin içinde gidip geldi ama on liralık ucuz bir şey için de kalp kırmanın bir anlamı yok.

“Canın sağ olsun, önemi yok. Parasını vermen de gerekmiyor.”

“Olmaz abi, borcum neyse söyle.”

“Yok be oğlum fazla bir şey değil, istemiyorum,” deyip yürüdüm.

Arkamdan ısrarla konuşmasını sürdürdü.

“Yanımda şimdi para yok, eve gidince getireceğim.”

 

Bir şey söylemeden eve yürüdüm ve duş alıp yine koltuğa oturdum. Genç adam ne enerjiyse hâlâ denize dalıp çıkıyor ama onu seyrederken ben yoruldum. Elimdeki sudokuya bakarken bana seslenildiğini duyup başımı kaldırdım. O genç denizden çıkıp verandanın dışına gelmiş.

“Abi eve gidiyorum, şimdi paranı getireceğim. Ne kadar söyler misin?”

“Kendini bu kadar üzme, önemli değil. Ben senden bir şey istemiyorum.”

“Olmaz, benim içim rahat etmez.”

“Etsin, ne oldu gözlüğünü buldun mu?” diye sorup konuyu değiştirdim.

“Bulamadım, benim için çok değerliydi.”

“Üzüldüm, neyse kısmet böyleymiş.”

“Öyle! Abi, sana rebul getireyim, kalbin var mı?”

Az duyan kulağımla ne söylediğini pek anlamadım ama yine de cevap verdim

“Yok, ama ona da zahmet etme, ben hiç içmem.”

O arkasını dönüp yürüdü, biz de kendi hayatımıza döndük. Masayı hazırlayıp öğlen yemeğimizi yedik, karımla kahvelerimizi içerken Almancı çocuk yanımıza geldi, elinde iki kutu Redbull enerji içeceği var.

“Abi, az ama kusura bakma,” diyerek elindekileri uzattı.

“Teşekkür ederim ama hiç gerek yoktu.”

“Hakkını helal et abi.”

“Helal olsun ama bu konuyu da artık kapat tamam mı?”

 

Başını evet der gibi sallayıp tekrar sahile döndü, arada onunla göz göze geldik. Her seferinde bana heyecanla el sallamayı ihmal etmedi.

Karımın işleri için İstanbul’a dönmesi gerekiyor, o yokken ben anneanneye burada göz kulak olacağım. Anneanne onun arabayla yalnız gitmesini istemeyince, ben de mecburen ona eşlik edeceğim. Akşam komşularımız Gül Ablalarda otururken, İstanbul’dan telefon geldi. Apartmandan Kiracımız Leman arıyor, Anneannenin kapısı açıkmış, burada mısınız diye soruyor. Eve hırsız girdiği kesin, karım hemen yöneticiyi filan aradı, polislere haber verildi filan sonuçta sabah erkenden İstanbul’a gitmemiz gerektiği ortaya çıktı.

Biz de sabah erkenden yola çıktık, on buçuk gibi bizim evin oradaydık. Bizim oradan çilingiri alıp Erenköy’e gittik, çelik kapı kırılmış. Bütün günümüz orada kapı ve polis meseleleriyle geçti. Ertesi gün metroyla otogara gidip Şarköy otobüsüne bindim. Akşamüstü Şarköy’deydim, bir minibüse binip, bizim sitenin orada indim. Yürürken karşımda bizim Almancı genci gördüm, endişeyle selam verdi.

“Abi iki gündür sana bakıyorum, yoktun galiba.”

“Öyle! İstanbul’a gitmem gerekiyordu,” diye cevap verdim ama endişeyle şu şnorkel mevzusunu açmasını bekledim.

“Hoş geldin, buralardayım, görüşürüz.”

Bu sözlerle olur deyip, içim rahat arkamı dönüp yürümeye başladım.

Sahilde onunla birkaç gün daha uzaktan selamlaştık, sonra onu göremedim. Belli ki izni bitip Almanya’ya dönmüştü. Ben de yeniden şnorkel almaya çekindim, zaten alırsam da karımı hiç dinlemem, şnorkelimi de hiç kimseyle paylaşmam.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s