Yaşam senfonisi – VII

Bu bir haftalık kabusta yaşadığım endişe, çektiğim uykusuzluk ve işittiğim ağıza alınmayacak küfürlerin yanısıra beş kilo da vermiştim. Karımla benim için bu çile,  dedenin yürümeyi reddetmesiyle bir sene daha devam etti. Teşekkür kelimesi lugatında var olmayan dede, ölmeden bir hafta önce kendince bana iltifat etti.

“Bütün bu bakıcıların hepsi bir yana, benim temizliğimi ciddi olarak en iyi sen yapıyorsun.”

Hayat böyle işte!

hayat
Freedom

Hikaye bitti ama ben de yorulduğumu hissediyorum.

VII

Artık yapılabilecek pek fazla bir şey olmadığı için, akşamüstü herkesi eve gönderdim. Bu gece yoğun bakımın olduğu katta ben nöbet tutacağım. Hasta yakınları bir şey gerekebilir diye sürekli olarak burada bekliyorlar, ben de orada beklemeye başladım. Konuşmayı çok seven biri değilim, üstelik de tanımadığım insanlarla çabuk kaynaşamam. Bu nedenle kendi başıma bulduğum bir iskemlede beklemeye başladım.

Gece geç saatlerde, battaniyeler ve şezlonglar ortaya çıkınca, gördüklerime şaşkınlıkla baktım. İşittiğim konuşmalardan, günlerdir yoğun bakımdan çıkamamış hastalar olduğunu öğrendim. Umarım dede kısa bir zamanda odasına çıkarılır.

Bir araya odaya tuvalete çıkıp hemen de geriye döndüm ama o arada dedenin adını seslenmişler. Alınan kanlar aşağıya laboratuara tahlil için götürülecekmiş. Orada bekleyenlerden birisi iyilik yapıp kan örneklerini aşağıya laboratuara iletmiş. Bunları sonradan yoğun bakımın kapısında sorduğumda, oradakilerden öğrendim.

Sabaha kadar kattan hiç ayrılmadan bekledim, tuvalete gitmem gerektiğinde yakınımda bulunan birine bunu bildirdim.

Neyse kazasız belasız gece sona erdi ama tedirginlikle pek fazla uyuyamadım. Sabah karım erkenden tek başına hastaneye geldi, artık nöbeti onlara devretme zamanı geldi.

Dayının oğlu ise yurt dışından gelen kız arkadaşıyla birlikte Şarköy’ün yolunu tutmuş, orada biraz dinlenip tatil yapacaklarmış.

~/~

Kocam eve uyumak için gittikten sonra yoğun bakımın bulunduğu katta iskemlelerden birine oturup, yanımda getirdiğim romanı okumaya başladım. Doğal olarak orada hastalarını bekleyen insanlarla tanıştım, dert içerisinde yüzen insanlarını bazılarını dinledim. Çoğu endişeli bir şekilde yakınlarının yoğun bakımdan çıkarılmasını bekliyorlar, burada hastalık kapıp ölenlerinde olduğu anlatılıyor.

Herkes bu kattan ayrılırken, yakınındakilere nereye gittiğini ve ne zaman geleceğini söylüyor. Ben de dışarıda sigara içip gelince, çevremdekilere çağırılıp çağrılmadığımı sordum. Hayır, cevabını alınca, tekrar elimdeki kitabı okumaya başladım. Oturup etrafa bakınarak zaman geçmiyor, insan sıkıntıdan patlıyor. Benim yabani kocam akşam burada tek başına ne yaptı acaba?

Bir ara dedemin adı seslenilince, uyandığını düşünerek sevinçle koşturdum. Seslenen hastabakıcının yanında, yoğun bakımda görevli bir doktorla karşılaştım.

Hemen kendimi tanıtıp, neler olduğunu sorunca o da durumu anlatmaya başladı.

“Hastanız uyanalı çok oldu, ancak kendisi fazlasıyla asabi. Etrafında bulunan herkese bağırıp çağırıyor.”

Ah dede! Yani yine yaptın yapacağını.

“Hasta yanına hiç kimseyi yaklaştırmadığı gibi, kendisine bir şey yapılmasına da izin vermiyor. Bir damla su bile içiremiyoruz.”

Ben işittiklerimi kafamda tartarken, ne yapabileceğimi düşünmeye başladım. Doktor da aklımdaki sorulara hemen cevap buldu.

“Lütfen içeriye gelip kendisiyle bir konuşur musunuz?”

Hiç düşünmeden cevap verdim.

“Tabii, elimden geleni memnuniyetle yaparım.”

Konuştuğum doktorla birlikte yoğun bakımın kapısından içeriye girdim. Geniş salonun her tarafına, hasta yatakları konulmuş. Bana gösterilen bir askılıktan üzerime göre, önü kapalı bir mavi önlük giydim. İçerdekilerin ameliyathaneden gelirken yanlarında getirdikleri mikroplardan kapmamak için ayağıma galoş ve ağzıma maske taktım Hazır olunca da beni bekleyen doktoru takip ederek yürüdüm.

Cama yakın bir yerde yatan, dedemi görünce kafam karıştı. Kendisini çocukluğumdan beri tanırım ama onu hiç böyle asabi görmemiştim. Çevresinde bulunan kişiler sanki ayrı milletlerdenmiş gibi etrafına düşmanca bakıyor.

Doktora doğru dönüp usulca sordum.

“Bu durum narkozun etkisiyle mi ortaya çıkıyor?”

“Evet, onunda etkisi var, ama bu durumu esas yaratan kemik iliği.”

“Anlayamadım, onun bu durumla ne ilgisi var ki?”

” Kırılan kemik kesildiği için kemik iliği de kana karışıp beyine kadar bütün vücudu dolaşıyor. Beyinde de işte böyle tepkilerin ortaya çıkmasına neden oluyor.”

Endişeli bir şekilde sordum.

“Peki, bu hep böyle mi devam edecek?”

“Birkaç gün daha devam eder diye düşünüyorum.”

İçimden hapı yuttuğumuzu düşünürken, doktor dedeye doğru dönüp seslendi,

”Gözünüz aydın, bakın size torununuzu getirdim.”

Dedemle göz göze gelince, sevimli bir ifade takınarak hatırını sordum.

“Dedecim ben geldim, nasılsınız? İyi misiniz?”

Sert bir iyiyim ifadesi takınarak gözlerini kırptı.

Eyvah ki ne eyvah, biz resmen yanmışız!

Şirinlik yaparak onu yumuşatmaya çalıştım.

“Bakın doktorunuz sizin için çok endişeli. İyileşmeniz için bol su içmeniz gerekirken, siz hiç içmiyormuşsunuz.”

Sinirli bir şekilde söylendi.

“Bunların verdiği suyu içmem, beni zehirlemek istiyorlar.”

Hemen alttan almaya çalıştım.

“Hiç öyle şey olur mu?”

Etrafa kuşkuyla baktıktan sonra fısıltıyla konuşmaya çalıştı.

“Sen bunları hiç tanımıyorsun. Beni burada esir aldılar, eve gitmeme izin vermiyorlar.”

Onu sakinleştirmek amacıyla, yavaşça elini tuttum.

“Dedecim iyileşince zaten gideceksiniz, ne olur birkaç gün daha dişinizi sıkın.”

Elini sert bir şekilde geriye çekerken, hırsla konuştu.

“Ben dişimi değil ama bunların bir kaçının gırtlağını sıkacağım.”

Durum felaket!

Ne yapacağız, orası da meçhul!

Konuyu tekrar su meselesine getirip sordum.

“Dedem, size dışarıdan kapalı bir şişe su alıp getirsem onu içer misiniz?”

Başını evet der gibi sinirli bir şekilde salladı.

Kendisi sürekli olarak tetikte, etrafı kollayıp gözetliyor. Sanki Kurtlar Vadisi dizisi içinde yer almış gibiyim, başrolde de dedem oynuyor. Yani gece yarılarına kadar bu diziyi oturup seyrederse, sonunda olacağı da buydu.

Su konusunu bu şekilde halledince, doktor da en az benim kadar sevindi. Hiç vakit geçirmeden üzerimdekileri çıkarıp, yoğun bakımdan dışarıya çıktım. Aceleyle asansöre binip teras katında bulunan cafeye çıktım. Oradan birkaç şişe küçük su alıp hiç oyalanmadan geriye döndüm. Yoğun bakımın içerisinde tekrar üzerime bir şeyler giyip, doğruca dedemin yatağının başına gittim.

Yattığı yerde pür dikkat etrafı gözlüyor, gözler dört dönüyor!

Sanki her an bir düşman saldırısı bekliyor!

Beni tekrar karşısında görünce sinirli ve kuşkulu bir şekilde yüzüme baktı. Onun bu düşmanca bakışları, insanın ister istemez içini delip geçiyor.

Ben yine işi şirinliğe vurup, elimdeki şişeyi ona gösterdim.

“Bakın size dışarıdan su alıp getirdim, bakın kapakları da kapalı. İsterseniz kapağını sizin gözünüzün önünde açayım olur mu?”

Başını sallayınca şişeyi ona doğru yaklaştırdım. Plastik şişenin kapağının açılırken kırılan plastiğin sesini duyunca, onun daha önce açılmamış olduğuna ikna oldu. Şişedeki suyu tedirgin bir şekilde içmeye başladı. Gün boyunca birkaç kez yoğun bakıma gidip ona aynı şekilde su içirdim.

Gece boyunca da büyük bir problemle karşılaşmadım. Sigara ve dert kardeşliği, burada tanıdıklarımı arttırdı.

Kocam sabah evden hastaneye geldiğinde, dedemi de yoğun bakımdan çıkarıp ortopedi servisindeki odasına göndermişlerdi.

“Siz hepiniz katilsiniz, beni öldürmek istiyorsunuz,” diye sürekli bir şekilde bağırınca oradaki herkesin dayanma gücü tükenmiş.

Diğer hastaların da iyiliği düşünülerek, dede acil koduyla yoğun bakımdan postalanmıştı.

~/~

Evden hastaneye gelirken yolda, ‘Bu gün de herhalde onu yoğun bakımda tutarlar’ diye düşünüyordum. Yoğun bakım katında karımı göremeyince ben de oradan odaya çıktım.

Kapıdan içeriye girdiğimde dedeyi odada görünce doğrusu oldukça şaşırdım.

İçten ve sevinçli bir şekilde hatırını sordum,

“Geçmiş olsun dedem, nasılsınız? Maşallah sizi çok iyi gördüm!”

Bana ters bir şekilde baktıktan sonra karıma doğru dönüp sordu.

“Kim bu adam?”

Karım tüm şirinliğiyle ona cevap verdi.

“Aşkolsun Dedem! Kocamı tanımadınız mı?”

Bana yine kızgın bir ifadeyle baktı,

“Senin kocan yani şimdi bu mu?”

“Evet, siz de biliyorsunuz.”

Birkaç saniye boyunca beni tepeden tırnağa inceledikten sonra ona cevap verdi.

”Bu adamı hiç gözüm tutmadı. Sen iyisi mi hemen ayrıl ondan.”

“Hiç öyle şey olur mu dedem? Eminim şaka yapıyorsunuz.”

Bu sözlere sinirli bir şekilde tepki gösterdi.

“Ne şakası! Ben bu adamı sevmedim, üstelik onun halini tavrını da beğenmedim. Yol yakınken, beni dinle de ayrıl ondan.”

Ne diyeceğimi bilemeden öylece ona baktım, yani resmen nutkum tutuldu.

O arada bana düşmanca bakıp yine konuşmaya başladı.

“Sen de onlardansın, beni öldürmek istiyorsun.”

Bu suçlamayla birlikte bende film iyice koptu. Ne yapacağımı şaşırdım.

Söylediklerini sahi zanneden olsa, gerçekten yandık.

Günlerdir hastanede dedenin sağlığına kavuşması için oradan oraya koşturuyorum, ama ona kendimi bir türlü beğendirememişim. Beyefendinin beni nedense gözü tutmamış.

Daha fazla sinirlenmemek için odadan hışımla dışarıya çıktım.

Arkamdan gelen karım, koridorda durumu doktordan öğrendiği şekilde bana da anlattı.

“İdare edeceksin, birkaç gün daha böyle!”

Bu sözlerle dedenin davranışlarının nedenini anlaşıldı, ben de böylece alınganlığı bir tarafa bıraktım. Yani hastaneye geldiğimden beri şok üstüne şok yaşıyorum.

O arada doktor hemşireyle birlikte odaya geldi. Hastanın durumunu bildiği için onunla kibarca konuşmaya çalıştı.

“Sizden şimdi biraz kan alacağım, böylece iyi olup olmadığınızı kontrol edeceğiz. Bana izin verir misiniz?”

Dede, gözlerini açıp, sinirli bir şekilde karşı çıktı.

“Hayır, vermiyorum. Biliyorum beni zehirleyeceksiniz.”

Ardından da avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı

“İmdat! Burada adam öldürüyorlar.”

Doktor karşılaştığı bu tepki üzerine, apar topar dışarıya çıktı. Kendisiyle koridorda konuştuk, zorla da olsa kan almak zorundalar.

Karım tekrar odaya girip onu ikna etmeye çalıştı.

“Dedem boşuna karşı çıkıyorsunuz, doktorun kötü bir amacı yok.”

O anlatılanları hiç dinlemiyordu, onun bütün dikkati açık olan camdaydı.

Dışarıda hastaneye hizmet veren bir taksi durağı var. Şoförler çay içip sohbet ederken, gürültüler ve konuşmalar dördüncü kata kadar ulaşıyor.

Dede, sanki sakinleşmiş gibi usulca sordu.

“Dışarıda birileri mi var?”

Bu haline sevinen karım safça ona cevap verdi.

“Aşağıda taksi durağı var, şoförlerin sesleri geliyor.”

Kapı aralığından dedenin karıma cevap vermesini beklerken, o tekrar bağırmaya başladı

“İmdat taksi durağı şoförleri! Burada adam öldürüyorlar.”

Karım, üzgün bir şekilde yaptığının doğru olmadığını anlatmak istedi.

“Dedecim böyle yapmayın lütfen. Gerçekten de çok ayıp oluyor.”

O bu söylenenleri duymamış gibi yüksek sesle bağırmaya devam etti.

“İmdat taksi durağı şoförleri! Burada adam öldürüyorlar.”

Karıma destek olmak için odaya girdiğimde normal biri gibi sordu.

“Burası neresi? “

Karım gibi ben de düzeldiğini düşünerek sevinçle cevap verdim.

“Hastanedeyiz dede.”

Azarlar gibi yüksek sesle sorusunu yineledi.

“Onu anladım da, burası neresi?”

Alttan almaya çalışarak öylesine cevap verdim.

“Dördüncü katta, ortopedi servisindeyiz!”

Bu sözlerle dede tekrar bağırmaya başladı,

“İmdat şoförler! Dördüncü katta adam öldürüyorlar.”

“İmdat şoförler! Ortopedi servisinde adam öldürüyorlar.”

Bu bağırışlar, doktorun yanında bir hastabakıcıyla birlikte gelmesiyle daha da arttı.

Doktorun işaretiyle, dedenin bir kolundan ben diğerinden hastabakıcı sıkıca tuttuk. Doktor, imdat sesleri ve bağırış çağırış sırasında zar zor bir tüp kan alabildi.

Tabii o arada ne anamız, ne babamız ne de sülalemiz kaldı. Odada bulunan herkes edilen küfürlerden nasibini bolca aldı.

Gündüz yaşadığımız bu kâbus, akşam dede ile benim aramda yaşanan büyük bir savaşa dönüştü. Doktorlar çok hareket etmemesi konusunda, bizleri uyardıkları için daha hassas davranıyoruz. Dede ise her aklına geldiğinde, eve gitmek için ameliyatlı haline hiç bakmadan yataktan kalkmaya çabalıyor. Ben de onu kıpırdatmadan tutmaya çalışıyorum. Ben ona engel olmaya çalıştıkça bana daha çok kızıyor, ağız dolusu küfrediyor. Altına bağladığımız bezi hemen yırtıp atıyor, sondasını çekip çıkarıyor.

Sonunda bu iş sıkıcı ve yıpratıcı bir hal alınca doktor ve hastabakıcının yardımıyla elleri yatağın kenarlarına bağlandı. Serumuna da sakinleştirici ve uyku verici ilaçlar eklendi. O haline bile bakmadan bana yine de ayağıyla sürekli tekme atmaya çalıştı. Gözünü açtığı bütün zamanlarda bağlı ellerini kurtarmaya çalışıp, sürekli olarak küfretti.

Ertesi sabah dedenin oğlu nihayet Amerika’dan dönüş yaptı. Amerikalı olan karısı hem yol yorgunluğunu atıp dinlenmek, hem de küçük oğlunu görmek için havalimanından doğruca Şarköy’e giderken, kendisi de öğlene doğru hastaneye geldi.

Nasıl olduysa yaşanan kötü her şey sanki bıçakla kesilmiş gibi bir anda sona erdi. O etrafına ana avrat küfreden, acımadan tekme atmaya çalışan, herkesin onu öldüreceğine inanan asabi adam bir yerlere gitti. Onun yerine sakin, sesi çıkmayan ve sürekli uyuyan birisi geldi. Bu duruma oğlunun gelişimi yoksa kana karışan iliğin ve narkozun etkisinin geçmesi mi neden oldu bilemedik.

Oradaki hastabakıcılardan, akşam için dedenin yanında kalacak bir refakatçi tutuldu. Ben bütün enerjimi ve iyi niyetimi tükettiğim için nöbeti devrettim. Karım, anneanne ve dayı hep birlikte dede ile ilgilendi, ben de sadece gerektiğinde hastaneye gidip geldim. Üçüncü gün kalkıp yürümesi gereken dede, bunu hep erteledi. Bir hafta sonra hastaneden taburcu edildi ve fizik rehabilitasyon için arabayla Ankara’ya götürüldü.

Yaşadığımız bunca yorgunluk ve kâbusla, karım ve ben günlerce kendimize gelemedik. Dedenin Ankara’dan ayakta yürüyerek geri dönmesini beklerken, on beş gün sonra onu daha fazla gerilemiş olarak iskemlede karşımızda bulduk. Dayı Bey, yanında getirdiği bakıcı adamı İstanbul’da bırakıp Ankara’ya evine döndü.

 

Amerikalı karısı bize dedeyi İstanbul’a göndermek zorunda kaldıklarını belirtti, yoksa sinirden kocası kalp krizi geçirebilirmiş. Karımla ben bu salaklık seviyesindeki iyi niyetimizle, herhalde yaşamayı değil ölmeyi seçmiş olmalıyız. Kocasının bakıcı kadınları rahat bırakmayacağını düşünerek muhakkak adam isteyen nine, yıkanmayı sevmeyen bu adamdan çok çabuk vazgeçti. Gerçekten de evin kapısından içeriye girildiğinde kötü bir koku insanı karşılıyordu.

Anneannenin ve oğlunun bir türlü kabul etmediği ama bizim emin olduğumuz demans nedeniyle, düşmekten çok korktu ve yaşadığı sürece bir daha yürümek istemedi. Doğal olarak bakıma muhtaç oldu.

Bundan sonra dede için süslü bir Türkmen bakıcı kadın bulundu. Nine, o adamdan sonra bu kadına kurtarıcı gibi dört elle sarıldı. Ben tabii kadına önce nasıl altını değiştireceğini, sonda takmayı ve idrar torbası boşaltmayı öğrettim. Hafta sonları da izine gittiğinde, temizlik görevini ben devraldım.  Her şeyi bilen Dayı Bey, uzaktan komutlarla anne ve babasını yönlendirmeyi sürdürdü. Karımla ben ise köle işçiler gibi çalışıp durduk.

Yabancı genç bakıcı kadınların Türkiye’de muhakkak bir erkek arkadaşları olduğu için, onlara para yetiştirmek için mecburen elleri uzun oluyor. Bizimkilerden ilk ikisi böyle üçer ay arayla kaybolup gittiler. Arkalarından markete taktıkları borçlar ve cüzdandan yürütülen paralar ortaya çıktı. Yazın sıcağında Şarköy’de ben dedenin bokuyla püsürüyle uğraşırken, karım İstanbul’da kaçan kadının yerine yeni bakıcı bulmaya çalışıyordu. Allahtan Dayı Beyler moralimizi düzeltmek için bize Paris’ten resimler gönderdiler.

Aylar süren bu yorucu ve üzücü süreç, Ağustos ayında Şarköy’de onun aramızdan ayrılmasıyla son buldu. Ev bir anda dolup taştı, ninenin yaptığı hiçbir şeyi beğenmeyip hep küfür eden dede yine ninenin sevdiği oldu. Dayı Bey ailecek orada boy gösterdi, dede yıkanırken dört kişi birden oradaydı. Ben uzak durdum, aylardır zaten dedeyi yeterince çıplak gördüm bana bu kadarı yeter de artar.

Cenaze sonrasında biz karımla hemen İstanbul’a döndük, artık bu kadar yeter. Evimiz bize o kadar güzel, sessiz geldi ki hiç anlatamam.

24 Kasım 2017-Gürcan Şen, PhD

 

2 comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s