Yaşam senfonisi – VI

20170819_113513

Eğlence yeni başlıyor, işte hikayenin yeni bölümü.

VI

Çarşamba akşamüstü odada otururken, servisteki doktorlardan biri elinde uzun bir liste ile yanımıza geldi. Listeyi uzatırken konuyu açıklamaya başladı.

“Hastanenin ve Ortopedi bölümünün bazı tıbbi malzeme eksikleri var. Ameliyata girecek olan hastalardan, mecburen bazı küçük şeyler istiyoruz. Size de almanızı istediğimiz bir liste getirdim.”

Bunların hassas ameliyat malzemesi olduğunu düşünerek, merakla doktora sordum.

“Peki, biz bunları nereden satın alacağız?”

Hiç düşünmeden cevap verdi.

“Çevredeki medikal malzeme satan yerlerden temin edebilirsiniz. Burada bulunan bir arkadaş, tıbbi malzeme temin etmede isterlerse hasta yakınlarına yardımcı oluyor. Biraz sonra onu size gönderirim.”

Doktor yanımızdan ayrıldıktan sonra, bize verdiği listeye göz attığımda, eldiven sargı bezi benzeri malzemelerin yanı sıra bilmediğim bazı şeylerinde yer aldığını gördüm. Bu malzemelerin nerelerde kullanıldığını düşünürken, hiç tanımadığımız bir adam, kapıyı tıklatıp içeriye girdi. Selam verdikten sonra geliş nedenini anlattı.

“Beni Doktor Bey sizlere yönlendirdi. Alınması gereken bazı tıbbi malzemeler varmış. Eğer isterseniz, sizlere de yardımcı olabilirim.”

Safça elimdeki listeyi karşımdaki kişiye uzattım. O da verdiğim listeyi kısa bir süre inceledikten sonra düşüncesini belirtti.

“Burada yer alan tıbbi malzemeleri, zorlanmadan temin edebilirim Tutarı da tahminen yüz elli lirayı biraz geçer.”

Evde senelerdir bütün alışverişleri ben yaptığım için, prensip olarak birkaç yerden fiyat almadan, herhangi bir şeyi satın almamayı öğrendim. Karşımda bulunan adamın bana söylediklerinden de şunu çıkardım, listede yer alan bu tıbbi malzemeler taş çatlasa yüz elli lira tutar.

Kibar bir şekilde ona karşılık verdim.

“Bizi bilgilendirdiğiniz için çok teşekkür ederiz, gerekirse sizden yardım rica ederiz.”

“Peki, ben sizden cevap bekleyeceğim,” sözleriyle adam da yanımızdan ayrıldı.

Odada dedenin yanında karım ve anneanne olduğu için hemen harekete geçtim. Giderken ortopedi servisinin kapısında, biraz önce yanımıza gelen kişiyle karşılaştım. Selamlaşınca, bana son teklifini kibarca iletti.

“Ben sizin listenizi biraz önce kafamda tekrar hesapladım. Belki malzemelerin hepsini yüz yirmi liraya satın alabiliriz.”

Adamın bu sözleri beni iyice işkillendirdi. Ülkemizde kimse kimseye babasının hayrına ufacık bir iyilik bile yapmaz. Belli ki adam kendi kârından biraz fedakârlık ediyor.

“Şimdi aşağıya iniyorum, dönünce sizinle bu konuyu konuşuruz,” diyerek onun yanından ayrılıp yoluma devam ettim.

Ne yapmam gerektiğini kafamda düşünerek o hızla hastaneden dışarıya çıktım. Etrafta bulunan bütün medikal mağazalarını, hiç üşenmeden sırasıyla dolaştım. Listede yer alan bütün tıbbi malzemelerin tamamını, eksiksiz bir şekilde temin ettim. Harcadığım toplam para, tamı tamına elli üç lira oldu. Ülkemizde insanlar bir ay çalışıp asgari ücret alıyorlar ve bununla geçinmeye çalışıyorlar. Hastanede ki bu adam, hastasını yalnız bırakıp dışarıya çıkamayan insanların cebinden, hak etmediği parayı hizmet adı altında kolayca alıyor. Zor işler bunlar!

Odaya geri döndüğümde, elimdeki malzemeleri gören karım merakla ne kadar harcadığımı sordu.

Sakince cevap verdim

“Sadece elli üç lira!”

“İnsaf yahu!” sözleri ağzından farkında olmadan döküldü.

 

Akşam Dedenin yanında, refakatçi olarak karım kalmak istedi.

“Şimdi siz ikiniz de buradan gidin. Nasıl olsa yarın ameliyat için burada olacaksınız. Yoğun bakımdaki ilk gece de dışarıda sen beklersin.”

Benim tereddütte kaldığımı görünce, ısrarını sürdürdü.

“Hadi eve gidip banyo yap, sonra da gece yatakta güzelce uyu. İstanbul’a geldiğimizden beri her gece buradaydın.”

Aslında yerden göğe kadar haklı!

Bu hastanede kaç gündür bulunduğumu bile fark etmeden, öylece yaşayıp gidiyorum. Günler artık tamamen birbirine karıştı. Gücümü toparlayabilmem için, benim de biraz dinlenmem gerekli. Akşam dokuz gibi anneanne ile beraber hastaneden ayrıldık. Önce onu Erenköy’e evine bıraktım, oradan da kendi evimize geldim. Niyetim banyo yapıp, biraz internete bakmak ve yatakta güzelce uyumak.

Kapıdan içeriye gireli on dakika bile olmamıştı ki telefonum çaldı. Açtığımda karımın ağlamaklı gelen sesini duyunca telaşla sordum.

“Hayrola, kötü bir şey mi oldu?”

“Siz gittikten sonra gelip dedeme lavman yaptılar, her tarafı resmen bok götürüyor.”

“Hastabakıcıdan yardım istedin mi?”

“Evet, gelip bir kere yardımcı oldu ama dedemin bağırsakları hâlâ boşalmaya devam ediyor. Ben burada tek başıma kaldım.”

“Üzülme, hemen şimdi geliyorum.”

Üzerimdeki kirlileri değiştirip, banyo bile yapamadan apar topar tekrar dışarıya çıktım. Çok geçmeden yine hastanedeydim. Odadan içeriye girdiğimde burnuma önce kötü kokular çarptı, dedenin çarşafları bile kirlenmiş.

Karımın sinirden eli ayağı titriyor ve çok kızgın. Hastabakıcının yardımıyla hasta bezini ve çarşafları bir kere değiştirmiş, ama tekrar olunca hastabakıcı ortadan kaybolmuş.

Hiddetle söylenmeye devam etti.

“Bu insanları anlamakta zorlanıyorum, sanki vicdanlarını ve merhamet duygularını bir yerlerde kaybetmişler.”

Bu işi yapan bütün insanlar böyle olaylarla sürekli karşılaştıkları için artık kanıksamışlar. Hastalar onların müşterileri ve bunu bu şekilde kabullenmişler.

Hiç dinlenemeden tekrar buraya geri dönmeme de üzüldü.

“Siz buradayken böyle bir şey yapacaklarını söyleseler, sizler de gitmez beklerdiniz.”

Onu bir parça sakinleştirmeye çalıştım.

“Tamam, merak etme şimdi hemen hallederiz.”

Ellerime eldivenleri giyip işe koyuldum. Dedenin hasta bezini ve çarşaflarını yenileriyle değiştirdik. Bu işlem, sabaha kadar bir kaç defa daha yapıldı. Bu yorgunlukla hiç uyuyabildik mi?

Maalesef hayır.

Perşembe sabahı odaya gelen görevliler, dedeyi ameliyat için hazırladılar. Bizler de gün boyunca heyecanla bekledik ama ne gelen oldu ne de giden. Geç saatte odaya gelen doktor, ameliyathanede yoğunluk olduğu için ameliyatın yarın sabah erkenden yapılacağını bildirdi. Bu gece yapılacak pek bir şey olmadığı için, ben de eve döndüm. Günler sonra banyo yapmak ve yatağımda ve uykum bölünmeden uyumak, son günlerde yaşadığım en mutlu olay oldu. Kaç gündür iskemle ve kanepe tepelerinde, kulağımız huysuz hastada, sürekli tedirgin uyumaya çalışmak hakikaten çok zordu.

Sabah on gibi hastaneye gittiğimde, dedenin ameliyata alındığını öğrendim. Karım, anneanne ve dayının yurt dışından gelen küçük oğluyla birlikte, yoğun bakımın olduğu katta beklemeye başladık. Bizim gibi birçok kişide orada oturmuş heyecanla bekliyor. Biraz sonra yanımızdan geçerken bizi tanıyan doktorlardan biri bizi bilgilendirdi.

“Ameliyat başarılı bir şekilde sonuçlandı. Hastanızın uyanması bekleniyor, daha sonra yoğun bakıma alınacak.”

Bu habere hepimiz sevindik.

Yoğun bakıma getirildi haberini almak için orada beklerken, boş bir tekerlekli sedyeyi iterek gelen bir hastabakıcının, dedenin adını söyleyerek bağırdığını duyduk.

“Hulusi Bey’in refakatçisi burada mı?”

Sedyeyi öyle boş görünce içimden, ‘Dedeyi yoğun bakıma getirmişler’ diye düşündüm.

Telaş içerisinde hemen hastabakıcının yanına gittik. Anneanne endişeli bir sesle sordu.

“Hastamız yoğun bakıma getirildi mi?”

Öylesine cevap verdi.

“Yok, henüz getirilmedi. Hastanız uyanmış, onun ameliyathaneden alınıp buraya yoğun bakıma getirilmesi gerekiyor.”

Ne demek istediğini anlamaya çalışırken o da sözlerini sürdürdü.

“Yardım için bir kişi gerekiyor.”

Hasta yakını olarak hastabakıcının yanında sedyeyi iterek, kalabalık koridor boyunca yürüdüm. Ameliyathane katına inmek için asansör beklerken, bir yandan da düşünüyorum. Mantığıma göre, ameliyat olan hastanın hiçbir yerle ve hiç kimseyle temas ettirilmeden, steril bir ortamda yoğun bakıma alınması gerekir. Bizim şu an yaptığımız şey ise, resmen akıldışı bir şey. Hastabakıcıya, bu yaptığımız yanlış bir şey diyemeyeceğime göre susup sedyeyi itmeye devam ettim.

Ameliyathane yazılı bir kapıyı açıp içeriye girdik, içerisi bir buzdolabı kadar soğuk. Sanki hastalar taze kalsınlar diye burası özellikle bu kadar çok soğutulmuş gibi. Sedyeyi açılabilen sürgülü bir pencerenin altına getirince, hastabakıcı pencereyi tıklattı. Camı açan adama elindeki evrakları uzattı. Adam evraklara bakıp,

“İki dakika bekleyin,” diyerek yanımızdan ayrıldı.

Açık olan camdan, duvar kenarlarına sırayla dizilmiş sedyeleri ve üzerlerinde yatan ameliyatlı hastaları gördüm. Ameliyat sonrası uyanmaları için herhalde burada bir müddet bekletiliyorlar.

İçerdeki görevli adam, bir sedyeyi iterek camın diğer tarafına getirdi. Sedyede yatan hastanın dede olduğunu gördüm. Adamın işaretiyle ellerimizi bölmenin içinden uzatıp, diğer sedyenin üzerinde bulunan hastanın altına serilmiş olan çarşafı kenarlarından sıkıca tuttuk. Adamın hadi demesiyle, dedeyi çarşaftan tutarak havaya kaldırdık. Aradaki bölmeden aşırıp, onu bizim sedyeye aldık. Ben sadece benden istenenleri yerine getiriyorum ama mantığım bu yapılanların doğru olmadığını, uzunca bir süreden beri bana fısıldayıp duruyor.

Dede bizim sedyeye aktarılınca, bölmenin açılmış olan camı sürülerek kapatıldı. Biz de hastabakıcıyla beraber, sedyeyi önden ve arkadan çekerek ameliyathaneden dışarıya çıktık. Gelen asansöre binip, yoğun bakım katına gittik. Kalabalık olan koridorda insanların ve bizimkilerin arasından geçip, yoğun bakım kapısına ulaştık. Orada içeriden çıkan bir başka hastabakıcı, dedeyi sedyeyle içeriye aldı.

Mikrop bulaştırırım endişesiyle, benim içeriye girmeme izin verilmedi. Bir sürü insanın hava soluduğu, steril olmayan bir ortamdan, uzun bir koridor boyunca yeni ameliyat olmuş biriyle geçerken mikrop lafı ağza alınmıyor. Nedense yoğun bakıma giriş yasak. Olacak iş değil!

Hasta ameliyathaneden buraya gelen kadar mikrop almadıysa, eminim ona karada havada ölüm yoktur.

Kafam karışık bir şekilde, bizimkilerin yanına geldim. Dedenin sağlık durumunu ve neler yaptığımı anlattım. Anneanne yoğun bakımın orada endişeyle beklerken, biz de beraberce en üst katta bulunan kafeteryaya çıktık.

Hikâyenin devam bölümleri,

Yaşam senfonisi – VII

 

 

2 comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s