Yaşam senfonisi – V

Günlerdir dışarıya hiç çıkmadan hastane içinde yaşanan olayları anlatırken benim de içim karardı ama  yapabileceğim birşey yok. Siz hiç hastanede bir şekilde refakatçi olarak bulunurken, günün doğuşunu izlediniz mi? Bunu şiddetle tavsiye ederim.

gun-batimi-gun-dogumu-fotografi-nasil-cekilir

Görüntü: Bir kare fotoğraf

V

Ortopedi servisinde görevli olan doktor ve hemşirelerin gitmeye başlamasıyla, onların bu günkü mesailerinin de bittiğini anladım. Karımla benim mesaim ise sabahın beşinden beri devam ediyor. Üstelik ucu da açık, kaç saat sürer ve kaç günde biter orası da meçhul.

Şu an odada üç kişi bulunuyoruz, ancak tek kişi olmamız gerekiyormuş. Anneanne bu gece, doğal olarak kocasını yalnız bırakmıyor. Ben, hani o iskambil oyununda olduğu gibi mecburcu olan kişiyim. Aramızda ağır sıklet boksörü gibi iri olan dedeyi, gerektiğinde çevirip hareket ettirebilecek tek bir kişi var, o da benim. Karımın eve gitmesi en doğru olan şey!

“Bari sen eve gidip bir parça dinlen, yarın burada benimle beraber sen kalırsın,” diyerek onu eve gönderdik.

Bu gece burada karşılaşabileceğimiz en önemli problem, bence dedenin tuvalet konusu. Tetkik işlemleri bitirilip odasında yatağına yatırıldığı andan itibaren, kolundan sürekli olarak serumlar veriliyor. Vücuda her giren şeyin, bir de çıkışı olacağı kesin. İdrarını boşaltmak için şimdilik ördek denen plastik kutuyu kullanıyoruz, ama ya büyük tuvalet işi olursa ne olacak?

Ayrıca dede sürekli olarak uyuduğu için tuvaletinin geldiğinin veya yaptığının farkında da değil. Aklımıza altına hasta bezi bağlamak geldi. İdrar için de sonda taktırmak, en iyi ve en doğru çözüm olacak. Vakit geçirmeden gidip, nöbetçi hemşireye sonda konusunu sorduk.

“Hastanede sondayı sadece doktorlar takabiliyor. Benim böyle bir yetkim yok,” diyerek konuyu baştan kestirip attı.

Bunun üzerine, bizde nöbetçi doktorun odaya gelmesini bekledik. Doktor dedeyi kontrol amacıyla odaya geldiğinde, sonda konusunu ona da sorduk. Bize hemen açıklamada bulundu.

“Biz hastaya sondayı sadece ameliyat sırasında takıyoruz. Hastanın herhangi bir enfeksiyon kapmaması için de onu bir iki gün içerisinde hemen çıkarıyoruz.”

İyi güzelde, bizim bu idrar sorunuyla, ördek kullanarak baş etmemize imkân yok.

Her şeyi çok bildiğim, tecrübem de çok fazla olduğu için işgüzarlık edip hemen sordum.

“Peki, hastaya prezervatif sonda takılamaz mı?”

Keşke sormaz olaydım, şu dilimi tutmasını hiç öğrenemeyeceğim!

Nöbetçi doktor da önerimi destekleyerek bize yol gösterdi.

“O olabilir, iyi düşünmüşsünüz. Hastabakıcıya söyleyin, onlar size yardımcı olurlar.”

Bu sözlerle içimizin ferahladığını hissettik.

Hastanenin çevresinde, yirmi dört saat açık olan eczaneler ve tıbbi malzemelerin satıldığı medikallar var. Vakit kaybetmeden hastaneden dışarıya çıktım. Koşuyolu’ndan gelen anayol üzerinde açık olan bir medikal buldum. Oradan dede için büyük boy hasta bezi, birkaç tane prezervatif sonda ve yeterince idrar torbası alıp hastaneye geri döndüm. Elimdekileri odadaki dolaba yerleştirdikten sonra gidip nöbetçi hastabakıcıyı buldum.

“Hastamıza prezervatif sonda takılacak, nöbetçi doktor sizin bu konuda yardımcı olacağınızı söyledi.”

Hiç umursamadan beni tersledi.

“Hayır, bu bizim işimiz değil. Bunu doktorlar takıyor.”

Ne desem kar etmeyince, canım sıkkın bir şekilde odaya geri döndüm. Eğer bu problemi bir şekilde çözemezsek, sabaha kadar yatak sırılsıklam olacak. Bu çok daha kötü!

Hastaya prezervatif sonda takmak, öyle pek kolay bir iş değil. Daha önce bunu hiç yapmamış olan bir kişinin, kim olursa olsun bir hastaya bunu takması için üç gün düşünüp kendisini hazırlaması gerekiyor. Yani durumu gerçekten hiç abartmıyorum.

Hatırlıyorum da rahmetli babamın kanser beynine de sıçradığında, o bütün hafızasını ve bildiklerini de unutmuştu. Küçük bir çocuktan hiçbir farkı yoktu, yatağa bağımlı hale gelmesi bir yana bizleri de artık hiç tanımıyordu. Ona da böyle bir sonda takmak, zaruri hale gelmişti. Babam zaten kız kardeşimin evinde kalıyor, ben de işten gidip geliyorum. Prezervatif sondayı babama o takamayacağına göre, geriye bir tek ben kalıyordum. Bu sondayı babama nasıl takacağımı, üç gün oturup düşündüm. Sonunda bir gece iş dönüşü, bu işi cesaretle çok zor da olsa yaptım.

Ertesi sabah işe gitmeden önce babamı kontrol etmek için kız kardeşimin evine uğradım. Beni kapıda karşılayan kardeşim,

“Gel de babamın yaptıklarını gör,” diyerek beni içeriye aldı.

Babamın yattığı odaya girdiğimde, gördüklerim karşısında şaşkına döndüm. Yattığı yatak idrardan sırılsıklam olmuş. Babam benim taktığım sondayı, çekip bir kenara fırlatmış. Üstelik yattığı yerde kendi kendine de söylenirken, hâlâ küfür edip bağırıyordu.

“Akşam adamın biri buraya geldi, beni s…. gitti. O herifin anasının……”

Nasıl utandığımı bir Allah bir de ben bilirim.

Sözünü ettiğim bu nesilde erkeklik ayrı bir kategoride. Ayakta duracak mecalleri yokken bile, yine de ayakta durup öyle işemeye çalışırlar. Tuvaletin dışında her yer batar çıkar ama bu onlar için çok önemli değildir. Erkek adam ayakta bu işi yapar, başka yolu yoktur.

Kaşları neredeyse bıyık kadar kalın olup, gözlerini kapatsa da bu durum onları hiç rahatsız etmez. Düzeltmek istersiniz el sürdürtmezler, ne hikmetse makas değdirmezler. Akıllarına geldiği zaman ayna isteyip, kaşlarını elleriyle düzeltmeden de duramazlar.

Neyse seneler sonra şimdi yine aynı durumla karşı karşıyayım. Prezervatif sonda takma konusunda mecburen iş başa düştü. Profesyonel hastabakıcı ve sağlık uzmanları için sonda takmak, eminim sıradan basit bir olaydır. Benim gibi garip faniler için ise, durum çok farklı.

Anneanne bu işi yapmak taraftarı olmadığı için, elime muayene eldivenlerini giydim. Zar zor olsa da sonunda prezervatif sondayı yerine taktım. Çıkmaması içinde güzelce üstten bantlamayı unutmadım. İdrar torbasını da hortumuyla birlikte bu sondaya taktım. Bakalım ilerleyen saatlerde daha nelerle karşılaşacağım?

Dedenin kendisine taktığımız sondayı ve hasta bezini çıkarabileceği endişesiyle, çok huzursuz bir gece geçirdim. Arada bir eli oraya gittiğinde, hemen fırlayıp onu sessizce engelledim. Doğal olarak çok fazla uyuyamadım. Günün doğuşunu romantik bir şekilde anlatan insanlar, bu an’ı yere göğe koyamazlar. İnsan sevdiği kişiyle günün doğuşunu belki deniz kenarında, belki bir balonda Peri Bacaları’nın üzerinde uçarken romantik bir şekilde izlemekten eminim büyük zevk alacaktır.

Siz hiç hastanede bir şekilde refakatçi olarak bulunurken, tek gözünüz kapalı günün doğuşunu izlediniz mi?

Bunu şiddetle tavsiye ederim.

Gecelerin ne kadar uzun olduğunu, mecburen ayakta olan insanlar çok daha iyi anlıyor. Gecenin bütün yorgunluğu, üzerinize kâbus gibi çöken endişe ve huzursuzluk ile bir araya gelince, günün doğuşu büyük bir ızdıraptan başka bir şey değildir.

Göz kapaklarınızın üzerinde oturan büyük ağırlık, gün ağarırken sizleri çoktan ruhlar âlemine taşımıştır da siz farkında değilsinizdir. Gözleriniz sevgiyle karşınızdaki kişinin gözlerinin derinliklerinde değil, anlamsız bir şekilde boşlukta kayboluverir. Romantizm çoktan son nefesini vermiştir. Romantik bir şekilde yanınızdaki eşinize değil, üşümemek için battaniyenize sarılırsınız.

Hastanelerde gün erken başlar. Siz evinizde daha uyanıp yataktan bile çıkmamışken, hastanede temizlik, hasta kontrolü ve kahvaltı servisi çoktan başlamıştır.

Gece nöbeti olan hemşireler, görevlerini yeni gelenlere devrederken bölümün en yetkili hemşiresi de odaya ziyarete geldi. Hastaya takılmış olan prezarvatif sondayı görünce takdir etti.

“Bu işi çok iyi yapmışsınız. Hastanın sıvı çıkışını kontrol etmemiz kolay olacak.”

Bu sözlerle hemen konuya dalıp sondayı kendimin taktığını belirttim.

Şaşkın bir şekilde yüzüme bakıp sordu.

“Hastabakıcılar sizlere yardımcı olmadı mı?”

“Hayır, olmadılar. Bu onların görevi değilmiş.”

Böyle cevap verince bıyık altından güldüğünü anladım.

Anneanne ile benim yorgun ve uykusuz halimizi görünce,

“Anladığım kadarıyla, akşam sizler burada kalmışsınız. Bakın, kendinize eziyet etmeyin,” diyerek esas konuya girdi. “Burada geceleri hastalara refakat edecek hastabakıcılar bulunuyor, ücreti karşılığında size hemen birini bulabilirim.”

Biz onun söylediklerini kafamızda tartarken, o da sözlerini sürdürdü.

“İçiniz rahat olsun. Onlar burada hasta için gereken her şeyi yapıyorlar, sonda takılması veya her ne gerekiyorsa.”

Mesele açık seçik anlaşıldı, nöbetçi doktorun sözlerine kanıp amatörce davranmışız. Hastabakıcının cebine bu iş için para sıkıştırmayı akıl edemediğimizden akşam gelip dedeye sondayı takmamışlar. Açıkçası burnumuzu feci şekilde sürtmüşler, aferin onlara!

Bölüm doktorları grup halinde odaya geldiklerinde, bizleri dışarıya çıkardılar. Anlaşılan bu işler burada böyle yürüyor. Daha sonra koridorda anneanne ile hastanın durumunu konuştular. Dedenin kesinlikle ameliyat yapılması gerekiyormuş, ancak önlerinde çok sıra olduğu için ameliyat için kesin bir gün veremiyorlarmış. Bu ameliyatın yapılması, belki bir ayı bile bulabilirmiş.

Doğal olarak bizi öyle bir korku sardı ki sormayın gitsin. Dede ameliyat olana kadar geçecek olan bir aylık sürede, eminim bizler doğrudan sinir hastalıkları hastanesine gönderiliriz. Bu kaygı ve endişeyle anneanne dört bir yana birden saldırdı. Akşamüstü nöbetçi doktor, hastane vakfına bağış yapıldığı takdirde ameliyatın öne alınabileceğini fısıldayınca, işin rengi de tamamen belli oldu. Yani dışarıdan para verirsek, en kısa zamanda ameliyat gerçekleşebilirmiş.

Dedenin daha önce dolabın üzerinden bana aldırdığı parayı, Şarköy’de dayı ile birlikte bankaya gidip ortak bir hesaba yatırdığını biliyoruz. Doktordan ameliyat için ne kadar bağış yapılması gerektiğini öğrendikten sonra Amerika’da bulunan oğlu ile konuşan anneanne, doktora bunu kabul ettiklerini bildirdi. Bunun üzerine, ameliyat hazırlıkları hemen başlatıldı.

Bu ülkenin adetlerine bayılıyorum. İnsanlar önce kırk sopa gösterilip iyice korkutuluyor, sonra beklenenler elde edildikten sonra sanki lütfen kabul edilmiş gibi davranılıyor. Her halükarda insanlar, ne verdiklerine bile bakmadan seviniyorlar.

Hani bir deyiş vardır,

‘Allah insan önce eşeğini kaybettirir, sonrada buldurup sevindirirmiş!”

Zannediyorum bu deyişi bizim ülkedeki insanlar, düstur olarak kabul etmişler.

Gereken yere para bağışı yapıldıktan sonra ameliyat işi resmen ciddileşti. Yapılan tetkikler, konuşmalar sonrasında, Perşembe günü ameliyatın yapılmasına karar verildi. O arada anestezi uzmanları gelip incelemede bulundular, dedenin yaşına bakarak bizim anneanneye bir sorumluluk belgesi imzalattılar. Normal prosedür bu şekilde işliyormuş. Yani iyi işler onlardan, kötü bir şey olursa Allahtan. Olur da ameliyatta ters giden bir şey olursa, biz sizi uyarmıştık diyecekler.

Hikâyenin devam bölümleri,

Yaşam senfonisi – VI

2 comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s