Eziyetin komedi hali-Taksi ambulans

Bu gün hikayenin ikinci bölümünün hazırlıklarını yaparken, gazetede bir haber dikkatimi çekti. Haberin resmini çektim şu şekilde,

Yaşam senfonisiI

Sözcü gazetesi- 17,11,2017

Adıyaman Üniversitesi eğitim ve araştırma hastanesinde tedavi gören Hatice Ata dün taburcu edildi. çocukları annelerinin eve götürülmesi için 112’yi arayıp ambulans istedi.Ancak iddiaya göre 3 saat bekleyen çocuklar ambulans gelmeyince  annelerini hastaneden 1 kilometre uzaklıktaki evine sedye ile yola çıktı.

Haber bu şekilde devam ediyor, benim de bugün anlatacağım kısımla birebir uyuşuyor. Devletin 112 ambulans servisi hastayı sadece hastaneye ulaştırmak için oluşturulmuş, dönüş için maalesef bir hizmet öngörülmemiş. Bu hikayenin yaşandığı 2009 yılında böyleydi, görülen o ki 2017 yılında değişen bir şey olmamış.

Tekrar söylüyorum 112 tek yönlü çalışan bir ambulans servisidir, götürür ama kesinlikle geri getirmez. Artık hikayenin ikinci bölümüne geçelim mi?

Doktorun hazırladığı hasta havale belgelerini aldıktan sonra, bizi getiren 112 Acil servis ambulansının şoförünü bulup safça konuşmaya başladım.

“Hastamızın buradaki işlemleri tamamlandı, onu tekrar geriye eve götürebilir miyiz?”

Bana sakin bir şekilde cevap verdi.

“Maalesef buradan evinize hastanızı siz kendiniz götüreceksiniz. Biz sadece hastaları buraya hastaneye getiririz ama geriye götürmeyiz.”

İşte şimdi resmen hapı yuttuk, bu aklımın ucuna dahi getirmediğim önemli bir ayrıntı. Görünen o ki acil olarak çözmemiz gereken büyük bir problemimiz var. Oturabilme şansı olsa bile kesinlikle oturmayacak olan, üstelik sedyede hareketsiz bir şekilde yatan bizim numaracı dedeyi ambulans olmadan hastaneden eve tekrar nasıl götüreceğiz?

Şarköy’de sadece iki tane ambulans var, biri bizi geriye götürmüyor ötekisi ise şu an yolda ve buraya dönüyor. Yani karımla birlikte sedyenin iki ucundan tutup eve kadar mı yürüyeceğiz?

Kâbus mu şaka mı o bile belli değil.

~/~

Kocam gelip durumu bana anlattığında çıldırdım, böyle bir şey nasıl olabilir ki?

Biz dedemi şimdi eve nasıl götüreceğiz?

Burada acil serviste de bırakamayız, üstelik hastaneye de yatırmadılar.

İster istemez sesim yükseliverdi

“Böyle saçma bir uygulama olamaz. İnsanlık öldü mü?”

Öldü veya ölmedi ama ortada devletin koyduğu yazılı kurallar var.

~/~

Karım kızgınlıkla ve şaşkınlıkla etrafa çatıp duruyor ama her şey boşuna. Devletin 112 ambulans uygulaması bu şekilde. Biz bu önemli konuya, acil olarak bir çözüm üretmek mecburiyetindeyiz. Oradaki görevli bize hastayı taşımak için sedye verebileceğini, ama onu işimiz biter bitmez hastaneye geri getirmemiz gerektiğini belirtti. İyi güzel de o büyük sedyeyi biz hangi arabaya, nasıl sığdıracağız?

Dedeyi zaten burada acil serviste yatılı olarak bırakamayacağımıza göre, ister istemez olabilecek bütün alternatifleri kafamda düşünmeye başladım. Bizim kendi ufak arabamızı baştan eledim, çünkü gerçekten çok küçük. Kocaman sedyeyi onu içine yerleştirmemiz olanaksız.

Karım dedenin başında beklerken, ben de Acil Servis’ten dışarıya çıktım. Hastanenin hemen dışında bir taksi durağı olduğunu daha önce gelirken görmüştüm, hiç düşünmeden doğruca oraya gittim. Orada oturan şoförlerle merhabalaşıp, derdimi anlattım.

İçlerinden birinin önerisiyle içim bir anda ferahladı.

“Ağabey benim arabam Reno Kango, içi de oldukça yüksek ve geniştir. Sizin hastayı sedyeyle rahatça yerleştiririz.”

Önerisi aklıma yatınca taksiye binip, şoförle beraber hemen acil servisin kapısına gittik.

“Ağabey sen şimdi git içeride hastanla ilgilen, ben de hemen arabayı hazırlayayım,” deyince onu bırakıp Acil Servis’ten içeriye girdim.

~/~

Kocam çok geçmeden rahat bir şekilde yanıma gelince, doğrusu korktum. Onun bu olmadık zamanlardaki soğukkanlı tavırları beni resmen öldürecek, zaten öğlenden beri yavaş mı yavaş hareket ediyor. Merak ve endişe içinde korkarak sordum,

“Ne yaptın, bir çözüm bulabildin mi?”

Duygularını fazla göstermeden, başını onaylar biçimde salladı

“İçi geniş bir taksi buldum, dedemi eve onunla götüreceğiz.”

Bu sözlerle birlikte çok sevindim, nasıl sevinmem ki?

Deminden beri endişe ile konuya bir çözüm bulmaya çalışıyorum, nihayet iyi bir gelişme

Taksi şoförü gelip hazır olduğunu haber verince, dedeyi bulunduğu sedyeden üzerinde yattığı çarşafı dört bir yandan tutarak, zorlukla götüreceğimiz sedyeye geçirdik. Bizim yemeyi içmeyi seven dedenin kilosunun da maşallahı var.  Sedyeyi de acil servisten birkaç kişinin yardımıyla tutarak dışarıya çıkardık.

Önce sedyeyi arabanın bagajından içeriye zar zor dik bir şekilde soktuk. Sedyenin üçte biri, yani dedenin dizlerinden aşağısı dışarıda kaldı. Onun dizlerini yukarıya çeksek de sedye büyük yine olmuyor. Bagaj kapısının kapatılamayacağı açık bir şekilde anlaşıldı, bu şekilde yolda giderken Allah korusun sedye ile birlikte dede yola da düşebilir. İşte o zaman film iyice kopar, bir başka kırık daha bizi tamamen bitirir.

Ön yatırıp koltuğu iyice öne alıp sedyeyi bu sefer arabanın içerisine çapraz bir şekilde koymayı deneyince, sadece topuklarından aşağısı dışarıda kaldı. Bu şekil ötekinden bir parça daha iyi!

Bagajın kapısı her halükarda kapanamayacağı için araba yolda giderken, bir kişinin de sedyeyi muhakkak yanından tutması lâzım. Ancak bagajda oturulabilecek tek bir yer var, o da sonradan konulmuş olan otogaz yakıt deposunun üstü.

Taksi şoförü benden daha gözü kara, bana hiç düşünmeden orasını gösterdi.

“Ağabey sen gel şöyle, otur bu deponun üzerine. Oradan sedyeyi kolayca tutarsın.”

Bu sözlerle endişeyle öylece baka kaldım ama yapılacak başka bir şey de yok. Çaresiz taksinin bagajına girip, otogaz deposunun üzerine yerleştim. Arabanın bagaj kapısı da zaten açık kalacak.

Taksi şoförü kendince beni rahatlatmaya çalıştı.

“Merak etme ağabey bir şey olmaz, yolda dikkatli ve yavaş bir şekilde gideriz.”

Kenardan tutunacak bir yer bulup, diğer elimle de sedyeyi sıkıca tuttum.

“Tamam, ben hazırım,” diye seslenince şoför arabayı hareket ettirdi.

~/~

Sedyenin taksiye yerleştirilmesini endişeyle izledim. Dedem topukları dışarıda eve öyle gidecek, kocam da gaz deposunun üzerine oturunca bende film iyice koptu. Şimdi hangisini merak edeyim onu da bilemiyorum. Hiç düşünmeden tembih de bulundum

“Ne olur sıkı tutun, bir de seninle uğraşmayalım.”

Tamam, olur der gibi başını salladı ama adamcağızın yapacağı pek fazla bir şey de yok. Birisinin orada oturup bagajdan dışarıya düşmemesi için sedyeyi ve üzerinde yatan dedeyi sıkıca tutması gerekiyor.

Taksi hareket edince ben de hemen bizim arabaya binip, onları belirli bir mesafede takip etmeye başladım. Önümdeki taksiye çok yakın da gitmek istemiyorum, eğer kazayla yola düşerlerse bu sefer de bizim arabanın altında kalacaklar.

~/~

Karım da bizim arabaya binip, hemen peşimize takıldı ve taksiyi fazla yaklaşmadan takip etmeye başladı. Hastane ile site arası hiç yoksa üç kilometre var. Şoför ana caddede var olan tümseklere ve çukurlara dikkat ederek arabayı yavaş ve dikkatle bir şekilde sürerken, arada bir bana Karadenizliler gibi sesleniyor

“İyi misin ağabey, sıkıntı yok değil mi?”

Ne sıkıntım olacak ki?

Arabanın bagajı ardına kadar açık, otogaz tankı tam altımda, dede de yanımda sedyede Allaha emanet gidiyoruz!

Ona muzip bir edayla cevap verdim.

“Sikinti yok, biz iyiyiz merak etme!”

Bir elimle düşmemek için kendimi, diğer elimle sedyeyi dikkatle tutmaya çalışırken, arada bizi birbirlerine gösteren insanları fark ediyorum. Şaşırmakta yerden göğe kadar haklılar, durum gerçekten içler acısı. Utanmalı mıyım yoksa beni bu duruma düşürenler mi utanmalı, arada ona karar vermeye çalışıyorum. Karmakarışık duygular içinde, o yol uzadı da uzadı.

Geçmişte televizyon haberlerinde Anadolu’da kardan kapanan yerlerde, hastalarını doktora ulaştırmaya çalışan insanların çabalarını seyrettiğimde, yapılan o fedakârlığı görüp yetkililere kızmıştım ama bu başka bir şeymiş. İnsanlarımızın karşı karşıya kaldıkları bu çaresizliği anlamak için yaşamak gerekiyormuş. Her yer sadece çok gerekliymiş gibi camilerle dolduruluyor ama gereken yerde yol yok, hasta için doktor ve ambulans yok. Çözümler hep yarım, insan bunları gördükçe ve içinde yaşadıkça daha iyi anlıyor. Bakalım hayatta daha neler görüp yaşayacağız?

~/~

Direksiyonda dikkatle hem yola hem de önümde bagajı açık giden taksiye bakıyorum. Kocam oturulmaması gereken tehlikeli bir yere oturmuş, iki eliyle dedenin yattığı sedyeyi dışarıya kaymasın diye sıkıca tutuyor, taksi bir çukura veya kasise geldiğinde ise o sarsıntıyla düşmemek için kendini korumaya çalışıyor. Arada bir de bana bakıp iyiyim der gibi gülümsüyor. Hangisi için endişeleneceğimi bile şaşırdım, tepkilerim donup kaldı sanki. Yani bu nasıl bir kâbustur böyle!

~/~

Seyyar ambulans taksi on beş dakika geçmeden Sigorta sitesinde bulunan eve ulaştı. Çevrede ve evin önünde oturan komşular bizi görünce, yardım etmek için hemen ayaklanıp taksinin yanına doğru geldiler. Sedyenin iki ucundan emniyete alındığını görünce ben de taksinin bagajında üzerine oturduğum otogaz deposundan kalkıp aşağıya indim.

Komşularla birlikte dedenin yattığı sedyeyi dikkatli bir şekilde arabadan dışarıya aldık. Evin dar kapısından içeriye girip, sedyeyi yine yatağın yanında yere koyduk. Bir nefes aldıktan sonra altta serili bulunan çarşafın iki tarafından tutarak dedeyi tekrar yatağın üzerine yerleştirdik. Dedeye Acil serviste ağrı kesici bir iğne yaptıkları için henüz çevresine sıkıntı verme aşamasında değil.

Sedyeyi alıp dışarıya çıktım, taksi şoförünü de bekletmek istemiyorum. Onun ücretini verirken,

“Ağabey, artık senin oraya kadar gelmene gerek yok. Ben gidince sedyeyi hastaneye bırakırım, sen merak etme,” deyince gerçekten çok sevindim.

Yolda gelirken farkında değilim ama kendimi çok fazla sıkıp germişim. Bagajdan düşmemek için bir elimle tutunmak diğeriyle de sedyeyi sıkıca tutmak ne kadar zormuş.

Taksi şoförünü uğurladıktan sonra arka tarafta oturup bir parça soluklanırken, komşularla hastanede dedeye konulan kalça kırığı teşhisini konuştuk. Anneannenin istekleri doğrultusunda İzleyeceğimiz yolu ve yarın yapılacakları kısaca anlattık. Şu an Tekirdağ’da hastanede olmak varken, anneannenin anlamsız kararıyla karşı karşıyayız. Kendi adıma bu saçma sapan karara karşıyım ama işin maddi yönünü düşününce sesimi çıkaramıyorum.

Komşular gittiğinde karım doğal olarak evin durumunu sordu, her şeyin şimdilik olduğu gibi kalacağı cevabını aldı.  Bu kararı neden aldığını karım da ben de adımız gibi biliyoruz, her sene oğlu Amerika dönüşünde karısıyla birlikte buraya gelip yorgunluklarını atarlar, galiba yine aynı beklenti söz konusu. Bu durum bizi zerre kadar ilgilendirmiyor, çünkü biz zaten Ayvalık’ta bir süre dinlenip yeterince moral bulduk.

Hastanedeyken telefonla konuştuğumuz ambulans şoförü Şarköy’e ulaşınca, söylediği gibi gerçekten bizi aradı. Kendisine bizim hastanın durumunu anlatıp, nereye ve hangi hastaneye gidileceğini belirttik. İstediği altı yüz lira da hizmet ücretini anneanne de ödemeyi kabul edince, söylenecek pek fazla bir şey kalmadı. Sabah yedi gibi ambulans eve gelip hastayı alacak ve yola koyulacak.

Akşam ön tarafta yemeğimizi yerken, yarın nasıl hareket etmemizin doğru olacağını da aramızda konuştuk. Ben İstanbul’a ambulansla birlikte giderken, karım da anneanne ile bizim arabaya binip hastaneye öyle gelecek. Altunizâde’de bulunan üniversite hastanesinin Acil Servis’inde buluşacağız. Yapılacak artık başka bir şey yok, yarın ola hayrola!

Yemek sonrası anneanne kendince gidiş hazırlıklarını yaparken, biz de yoldan geçerken seslenen Nilgün ile Ener’e takılıp sitenin gazinosuna doğru yürüdük. Öğlenden beri bizler kendimizi tamamen unuttuk, onca yoldan gelip bir de buradaki hastaneye gidip döndük. O arada ağır adamı sedyelere alıp indirmek, röntgen masası, taksiyle geri dönüş macerası, yani resmen canımıza okundu.

Gazinoda kahvelerini içen Cengiz ile Sibel’in masasına oturduk, biraz sonra Deniz ile Levent de sohbete katıldı. Cengiz, Almanya’da doktor olarak çalışıyor ve bize bundan sonra tıbbi olarak yapılacakları anlattı. Dedenin bacak kemiğini kalçada ki leğen kemiğine bağlayan yuvarlak uçta kırık var. Cengiz’in anlattığına göre, o kırık olan uç biraz alttan kesilecek ve o kısma aynı şekilde metalden bir parça takılacakmış. Ameliyat edilen hasta, ayılıp kendine geldiği andan itibaren yürütülmeye başlatılıyormuş. İşittiklerimizden sonra yüreğimiz ister istemez ferahladı ama dede faktörünü göz ardı etme şansımız yok. Adamın hayatı numara!

Gece gazinodan geç saatte gelip yatmamıza rağmen sabah çalan saatin sesiyle erkenden uyandık, saat yedide gelecek ambulansa kadar hazırlanıp evi de geçici olarak kapatmamız lâzım.

Dedenin tuvalet ihtiyacını, ördek denilen plastik kap ile hallediyoruz. Üzerindeki giysileri ve çamaşırlarını üç kişi korkuyla, çok dikkatli ve yavaş hareketlerle değiştirdik. Karşımızda canı tatlı olan, daha dokunmadan viyaklamaya başlayan biri var.

Fazla zamanımız olmadığı için oturup adam gibi bir kahvaltı edemedik, dedeye de hastaneye varıldığında kan tahlili yapılabilir düşüncesiyle, bir şey yedirmedik. Karımla sadece bir neskafe içip, ağzımıza birer dilim peynirli ekmek atabildik.

Gitmek için hazırlanırken Cengiz’in bize akşam ameliyatla ilgili olarak anlattıklarını, bizi pek dinlemese de anneanneye aktarmaya çalıştık. Kendisi her zamanki gibi daldan dala atlayıp çok şeyi birden düşündüğü için söylediklerimizin tek kelimesini bile anlamadığına adım gibi eminim.

Bugün olabilecek her şey çok açık ve basit görünse de karşımızda hastalık sicili çok kötü olan bir dede var. Onun ne yapacağı hiç belli olmuyor, bunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Her an yeni bir şeyle karşımıza çıkıp bizi çıldırtabilir. Her neyse şimdi de kesin olan bir şey vardı, dede bu sefer hastanede bizim canımıza okuyacak. Bilmediğimiz ve görmediğimiz ne numaraları olacak işte orası meçhul.

Hikayenin devam bölümü:Eziyetin komedi hali-Yokuşa tırmanış

4 comments

  1. Tek yön giden ambulans da mecbur kaldığınız taksi ambulans da trajikomik Türk filmleri gibi. Gerçek hayatta yaşadıklarımız filmleri katlıyor. Merakla okuyorum. Geçmiş olsun.

    Liked by 1 kişi

    • Yorumunuzu yeni gördüm, teşekkür ederim. Bu olay 2009 yılında gerçekten yaşandı ve 2019 yılında kız kardeşimle hastane de yaşadıklarımız ise bunlardan aşağı değildi. Acım yeterince kabuk bağlamadığı için o anları hatırlayıp yazmak istemiyorum ama inanın bir adım öteye gitmemişiz. ülke camilerle, duble yollarla, köprülerle, alışveriş merkezleriyle ve gökdelenlerle dolduruldu ama sağlık aynı yerde sayıp duruyor. Hastanın adı müşteri olunca, üstelik performans adına hasta seçme başlayınca iş çığırından çıkmış. Yalanlar bol ama gerçekleri hasta yakınları her gün yaşıyor. İçinizi daralttım ama lütfen kusuruma bakmayın.

      Beğen

      • Estağfurullah. Çok haklısınız, ne desek boş. Başından sonuna peşpeşe yazı dizinizi okudum, içim sıkıştı. Bunları bizzat yaşamak büyük sabır, fiziksel ve psikolojik esneklik gerektiren meseleler. Hele içinde aile ilişkileri olunca. Umarım sizin ve eşinizin de ihtiyaç anında böyle fedakarca yardımınıza koşacaklarınız vardır. Yaptıklarınız çok kıymetli. Sevgiler…

        Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s