Yaşam senfonisi – I

Şimdi anlatacaklarım ‘Allah beni sınıyor herhalde,’ diye düşündüğüm anların fazla olduğu ama çok şey öğrendiğim bir sürecin hikâyesidir. Gerilecek bir şey yok, ben o günleri hep gülerek hatırlıyorum. Hazırsanız başlıyorum,

Şarköy June 2007 024

I

Temmuz’un neredeyse sonuna geldik, yaz sıcakları kendisini artık iyice hissettiriyor. Plastik panjurlara ve yapılmış olan dış yalıtıma rağmen evin içerisinde ısı oldukça yüksek. Ardına kadar açık olan camlar ise sadece dışarıdaki sıcak havanın içeriye girmesine yardımcı oluyor.

Yazı hem çok seviyorum hem de sürekli şikâyet ediyorum. Giydiğim bir ti-şort ve şort ile günüm geçtiği için mutluyum ama diğer yandan da bunaltıcı sıcaktan şikâyetçiyim. Karım her gün işe gittiği için bunları fazla yaşamıyor. Akşam eve geldiğinde ise sıcaktan şikâyet ediyor ama ne yazık ki evimizde klima değil tavanda dönen bir pervane var.

Öğlen saat on ikiye doğru telefon çalınca, salonda oturduğum berjerden kalkıp küçük odaya koşturdum. Telefonun ekranında görünen numaradan Şarköy’den arandığımı anladım, karımın anneannesi ile dedesi şuan orada yazlıktalar. Bekletmeden hemen ahizeyi kaldırdım, daha alo der demez, kulağımda anneannenin endişeli sesini işittim.

İster istemez merakla sordum.

“Sesiniz pekiyi gelmiyor, yoksa kötü bir şey mi var?”

“Evet, gece dede karanlıkta tutunamayıp yere düşmüş, onu yattığı yerden kaldıramadık.”

“Dedem onca saattir öylece taşta mı yatıyor?”

“Hayır, buradakiler yardım etti de bir yatağın üzerine aldık.

“Doktor gelip gördü mü? Herhangi bir kırığı var mı?”

“Henüz doktora götüremedik, neyi var bilmiyoruz.”

“Onu ambulans çağırıp gecikmeden doktora götürmelisiniz.”

“İşte ben de zaten seni onun için arıyorum. Şeycim, bunu ben tek başıma yapamam, hemen buraya gelebilir misin?”

Oğlu ailesiyle birlikte yaz tatili dolayısıyla Amerika’da olduğu için onların burada bulunan en yakınları torunları, yani karım ve dolayısıyla ben. Karımın annesi yani kızları rahmetli olduğu için onun bu görevini bizler üstleniyoruz.

Yardım etmek için vakit geçirmeden oraya gitmem gerekiyor. Doğal olarak nasıl gideceğime odaklandım ve saniyelerle ölçülen bir zamanda içimden alternatiflerimi düşündüm. Şarköy İstanbul arasındaki yol iki yüz elli kilometre, arabayla İstanbul trafiğini de hesaba katarsak en az dört saatte ulaşılabiliyor. Arabamızı da karım işinde kullanıyor, öğlende Kadıköy’den kalkan otobüse eğer çabuk davranırsam binebilirim.

Meseleyi kafamda çözünce hemen cevap verdim.

“Merak etmeyin, yer bulduğum ilk otobüsle hemen oraya geliyorum.”

“Sevinirim, onu seninle beraber hastaneye götürürüz.”

Karımı fazla telaşlandırmadan, olanları ona nasıl anlatırım diye düşünürken o beni cep telefonumdan aradı. Sesi oldukça kötü geliyor, belli ki o da anneanne ile konuşmuş.

Bende ona biraz önce telefonla konuştuklarımı anlattım.

“Yani sözün kısası, bulduğum ilk otobüsle yola çıkacağım.”

“Ben burada meraktan ölürüm, beni bekle hemen eve geliyorum, Şarköy’e arabayla beraber gideriz.”

Onun yumuşak karnı da çocukluğunun en önemli figürleri olan yaşlılar ve onların sağlık durumları. Söylediklerinde çok haklı, ayrıca orada ona ihtiyacım da olabilir.

Telefonu kapatır kapatmaz, hemen arka odadaki gardırobun üst kısmından büyük seyahat çantalardan birini indirdim. Birkaç gün yetecek kadar giyeceğimi de çekmecelerden çıkarıp hazır ettim. Çok geçmeden karımda eve geldi. İş elbiselerini değiştirdikten sonra, giyecekleri ve diğer eşyaları zaman geçirmeden çantalara yerleştirdi.

~/~

Evde hazırlanınca vakit geçirmeden hemen yola çıktık. Arabayı kocam kullanmak istedi, bu benim açımdan hem çok iyi hem de çok kötü. Yaşadığım bu panikle araba kullanmak istemiyorum ama kocam her zaman yakıt tasarrufu yapacağım diye gerekmedikçe doksan kilometreden hızlı gitmez.

İstanbul trafiğinde hadi neyse ama şehirlerarası yola çıkınca, korktuğum da başıma geldi.

Aman yarabbi, şimdi de aynı şekilde yavaş gidiyor.

Benim ne kadar endişeli olduğumun farkında değil mi?

Bassana şu gaza be adam!

~/~

Karım ağzını açıp bir şey söylenmese de adım gibi eminim içinden bana çok kızıyordur ama esas şimdi sakin olup dikkatle araba kullanma zamanı. Telaşın bize bir faydası olmayacağını tecrübelerimden iyi biliyorum ama yine de arabanın hızını arttırıp ortalama olarak yüze çıkardım. Yol boyunca karım çoğunlukla homurdandı, bazen de surat asıp uyumaya çalıştı. Aslında bu sefer gerçekten de benzin tasarrufu yapmayı düşünmedim, sadece dikkatli bir şekilde hareket etmeye çalışıyorum. Tabii bunu da ne yapsam karıma anlatamam, o bu güne kadar yolda yaptıklarıma bakarak bu konuda kararını kendince vermiş bir kere!

Yollarda fazla oyalanmadan hareket edip saat dört gibi Şarköy’e ulaştık. Arabayı evin önünde park ettiğimde, etraftan bizi gören komşularda hareketlendi. Zaten bir kaçı da bizim evin arka balkonunda oturuyordu. Bizleri kapıda karşılayan anneanne, sevinçle sarılıp yanaklarımızdan öptü. Gördüğüm kadarıyla, artık yalnız olmadığını hissederek oldukça da rahatlamıştı. Yine de oldukça kızgın ve endişeli bir şekilde söylendi.

“Elektrik harcanacak diye gece ışıkların hepsini kapatıp oturuyor. Bak şimdi olanları görüyor musunuz?”

Tahminlere göre, dede anneanne yattıktan sonra tek başına ışıkları kapatıp televizyon seyrederken, her zaman olduğu gibi kanepede uyuya kalmış. Saat kim bilir kaçsa uyanmış ve gidip dolabın üzerinde duran televizyonu, açma kapama düğmesinden kapatmış. Doğal olarak etrafında her yer, aniden kapkaranlık oluvermiş. Dolapla yukarıya çıkan merdiven arasında, tahminen üç dört adım kadar bir mesafe vardır. Dede, merdivenin yanındaki tutunma demirlerine ulaşamadan, o karanlıkta dengesini kaybedip yer karosu ile kaplı olan zemine boylu boyunca düşmüş.

Anneanne sabah uyandığında, dedeyi alt katta yerde öylece yatarken bulmuş. Dede hem çok ağır olduğu için hem de bir yerinde kırık olabilir endişesiyle, onu düştüğü yerden tek başına hareket ettirememiş. Dışarıya çıkıp etraftaki komşularından yardım istemiş. Dedeyi ta zeminin üzerinde tutamayacakları için yukarı kattan bir yatağı alıp aşağıya indirmişler, onu yattığı yerden yatağın üzerine zar zor çekerek almışlar.

Balkonda konuştuğumuz komşuların tahminine göre, dedemin kalçasında kırık varmış. Anlatılanları yorum yapmadan dinleyip oyalanmadan içeriye girdik. Dede yere konulmuş bir yatağın üzerinde, öylece hiç kıpırdamadan hareketsiz yatıyor.

Doğruca başucuna gidip çömeldik ve hatırını sorduk.

“Ne oldu dede, bir yeriniz ağrıyor mu?”

Tepki bile vermeden gözleri kapalı öylece duruyor ama bizi işittiğine adım gibi eminim. Şu an bizlere karşı her zaman yaptığı gibi mağduru oynuyor, sesi pek fazla çıkmıyor. Aslında canı çok kıymetlidir ve numara yapıp, acımadan adam kullanmayı da çok sever.

Gözünü açıp bizlere cevap vermeyince, ısrardan vazgeçip kendi aramızda şu an neler yapabileceğimizi konuştuk.

Anneanne, nedense biz gelmeden kendi başına bir şey yapmak istememiş, İstanbul’dan bizim buraya gelişimizi beklemiş. Aslında haksız da sayılmaz, tek başına hastanede bizim huysuz dede ile uğraşmak öyle pek kolay bir şey değil. Biz de hiç vakit kaybetmeden, telefonla 112 Acil ambulans hizmetini aradık. On beş dakika bile geçmeden, ambulans evin kapısına gelmişti.

Ambulanstan inen iki sağlık görevlisi ile şoför, içeriye girip bir sedye ile dedenin başına geldiler. Hemşire onun tansiyonu ölçerken, diğerleri de hazırlıklarını yaptılar. Kalça kırığı şüphesi olduğu için kaşık sedye denilen bir sedye yardımıyla her iki yandan birden kavrayarak, dedemi dikkatle yattığı yerden aldılar. Ağır sıklet güreşçisi gibi iri biri olan dedeyi kaldırıp ambulansa götürüp yerleştirmek için, bizler de sedyenin taşınmasına yardımcı olduk

Hemen yola çıkan ambulansın arkasından, ben de karımla birlikte arabayla hareket ettim. Doğal olarak fişek gibi giden, hiçbir şekilde durmayan ambulansa yetişemedik. Devlet hastanesinin bahçesinde arabayı park edip, doğruca Acil Servis’e koşturduk. Dedeyi içeride tekerlekli sedyeyle birlikte koridorda bir kenara koyup gelmemizi beklemişler.

Sağlık karnesinden gerekli olan kayıtlar yapıldıktan sonra, görevli doktor bizi röntgene yönlendirdi. Orada güçlükle çekilen röntgenlerin sonuçlarına göre kalçada kırık olduğu açık bir şekilde ortaya çıktı. Acil Servis’te görevli olan doktor, röntgenleri ışıklı bir ekranda dikkatle inceledikten sonra durumu bize basit bir şekilde açıkladı.

“Hastanın ameliyat edilmesi gerekiyor, ama bunu bu hastanede yapamayız. Hastanızı ya Tekirdağ devlet hastanesine ya da sizin istediğiniz bir başka hastaneye havale edeceğim.”

Karım, evde haber bekleyen anneannesine telefon edip durumu tüm açıklığıyla anlattı, kararı doğal olarak o verecek.

Tekirdağ’da bulunan özel Yaşam hastanesini biliyoruz, dede birkaç sene önce orada safra kesesi ameliyatı olmuştu. Ayrıca ambulans dedeyi oraya hemen de götürecek.

Anneanne tüm bu olumlu şeylere rağmen nedense orayı tercih etmedi. Dedeyi İstanbul’da Altunizade’de bulunan Marmara Üniversitesi hastanesine götürmek istedi. Bu hastaneye çok iyi biliyorum. Dedeyi daha önce birçok kere götürmüş, hatta kilolarca üzüm yiyip mide kanaması geçirdiğinde bir gece Acil Serviste onunla beraber kalmıştık.

Ne yapılacağı kesinleşti ama şimdi önümüzde çözülmesi gereken büyük bir problem var, dede İstanbul’daki hastaneye nasıl götürülecek?

Burada ki devlet hastanesi İstanbul’a kadar hasta nakil ambulansını vermiyor, geriye bir tek şoförler cemiyetinin ambulansı kalıyor. Oradaki hastane görevlileri, bize şoförler cemiyeti ambulansının şoförünün telefonunu kolayca buldular.

Bize verilen cep telefonundan, ona kolayca ulaştık. Kendisi şuan İstanbul’dan Şarköy’e doğru geliyormuş, hastamızı ancak yarın sabah İstanbul’a götürebilirmiş. Kendisine istenen ücreti de sorduk. Şarköy’e gelince bizimle telefonla temasa geçeceğini belirtince konuşmayı sonlandırdık. Zaten bu saatte İstanbul’a bizler de gidemeyiz hem yorgunuz hem de anneannenin gidiş için hazırlanması gerekiyor.

Hikayenin devam bölümleri,

Yaşam senfonisi – II

Yaşam senfonisi – III

Yaşam senfonisi – IV

Yaşam senfonisi – V

Yaşam senfonisi – VI

Yaşam senfonisi – VII

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s