Küçük sebze bahçem

Haziran başında Şarköy’e yazlığa geldiğimizde, site neredeyse bomboştu. Ninenin gelmeden telefonla konuştuğu yardımcıları evi temizleyip açmış, site bekçisi de ön bahçeyi otlardan temizlemişti. Sanki gençleşecekmiş gibi iyice budanan asma ise tamamen ümitsiz bir vaka görünümünde. Belki de bu yaz buraya bir şemsiye almak gerekecek. Geçen seneden sonra arka bahçeye dikilen çiçekler yerlerini yabani otlara bırakmışlar.

Eşyalarımızı yerleştirip soluk alınca etrafa dikkatli bakmaya başladım. Önümüzde bulunan kumsal birkaç metre daha büyümüş gibi görünüyor. Site bekçileri çevremizdeki komşuların bahçelerine her sene biber fidesi ekerler. Bu biber fideleri komşular siteye geldiğinde çiçek açmış ve biber vermeye başlamış olurlar. Yine komşuların arka tarafta bulunan bahçelerine biberler çoktan dikilmiş, üzerlerinde çiçekler bile açmış vaziyette.

Geçmiş senelerde burada öyle on günden çok kalmazdık ama bu sene durum biraz farklı olacak gibi görünüyor. Ninenin oğlunun Amerika’dan gelme zamanı belli değil, belki de ilk defa burada üç beş hafta kadar bir süre kalmamız gerekebilir.

Günlük alışveriş işleri dışında burada bütün gün uyuyup denize bakarak zamanın geçmeyeceğini çok iyi biliyorum. Bilgisayarım yanımda, yazılarımı her fırsatta yazabilirim ama başka bir şeylere de ihtiyacım var. Çevreme baktığımda bahçelerde düzenli aralıklarla dikilmiş biberleri gördüm, doğal olarak heveslenip hemen kararımı verdim. Şimdiye kadar ısrarla hep çiçek dikilen arka bahçeyi bu sene sebze bahçesi haline getirmeyi düşündüm. Sözünü ettiğim bahçe gözde büyütülecek kadar öyle matah bir yer değil, üçe üç desek yani taş çatlasa dokuz metre kare bir yer.

Düşüncemi yüksek sesle belirttiğimde karımın ninesi geçmişteki acı tecrübeleri düşünerek konuya pek olumlu bakmadı. On sene önce Şarköy’deki yazlıkta, karımın anneannesi ile arkadaki birkaç metrekare büyüklüğünde olan bahçeye çarliston biber dikelim diye konuştuk. Anneanne sabahları bu körpe biberleri yemeyi çok seviyor. Çevredeki komşular her sene domates biber ve salatalık dikiyorlar ve arada kahvaltı için küçük taze biberler getirip veriyorlar. Anneanne de bu işe özenince biber işine soyunduk. Cuma günü kurulan büyük pazara hep beraber gittik. Alışveriş sırasında fide satan birinden de bir demet tatlı çarliston biber fidesi aldık. Satan adam bize bu fidelerin tatlı biber fidesi olduğunu övünerek anlatıp, garanti bile verdi. Dediğine göre, çok memnun kalacakmışız.

Eve döndüğümüzde, biber fidelerini aralarında birer karış mesafe olacak şekilde bahçenin köşesine diktik. En fazla yirmi tane fide var. Orada bulunduğumuz süre içinde, fideleri düzenli olarak suladım ve tuttuklarını görünce de sevindim. Fideler bahçede çiçek açarken, biz de karımla beraber İstanbul’a döndük.

Bir kaç hafta sonra anneanne bizi telefonla aradığında, biberlerin son durumunu da öğrendim. Biberler zaman içinde çiçekten bibere dönüşüp büyümüş. Anneanne, bir sabah kahvaltı öncesi ilk üründen sevinçle üç beş tane toplamış. Bu körpe biberlerden de yakın olduğu komşularına, kahvaltıda yemeleri için götürüp vermiş.

Kahvaltı masasında, yıkadığı yeşilbiberlerden birini keyifle ısırmış. Yutmak ne kelime, ağzındakini hemen çıkarıp tabağına fırlatmış. Gözlerinden yaşlar gelirken, acıdan ağzı burnu hemen şişmiş. Sevinçle biber verdiği komşuları da, bu sabah sürprizinden nasiplerini almışlar.

Kızgınlıkla ve hayal kırıklığıyla karışık bana çıkıştı.

“O biberlere el bile sürülmüyor, gel ne yaparsan yap!”

İnanamıyorum, neler olmuş böyle, biberleri pazardan ne heyecanla alıp dikmiştik oysa. Aslında benim canıma minnet. Körün istediği bir göz, Allah’ın verdiği ise iki göz! Ondan hemen ricada bulundum.

“Lütfen o biberleri atmayın, olan biberleri bir lastik eldivenle toplayıp kenarda tutarsanız, geldiğimizde ben onları değerlendiririm.”

Konuşma bitene kadar da kafamda da hemen kararımı verdim. Kendi acı biber ürünümüzü yine ipe geçirip kurutacağım. Beş on gün sonra Şarköy’e gittiğimizde, daha önceden toplanan ve fidelerin üzerlerinde bulunan bütün biberleri aldım. O sene yirmi tane fideden birkaç kilo acı biberim oldu. O acı biberlerimi rahmetli annemin yorgan ipine değil, ama karımın kolye yaptığı kalın naylon ipliğine geçirip, camlı ön balkona astım. Bu işi yaparken de, elime bir lastik eldiven giymeyi unutmadım. Yıllar geçse de göz yanmasını demek ki hiç unutmamışım.

Günler kısalıp, ağaç yaprakları sarıya boyanırken, ön balkona astığım biberlerde kırmızının tonlarında kuruyup hazır hale geldi. Bu sefer kuruyan biberleri el blendırı ile pul biber haline getirmeye çalıştım. Toz değil ama irice pul biberlerimi, kavanozlarıma sevinçle yerleştirdim. Kışlık pul biberlerim hazırdı.

Arka bahçeye öğlenden itibaren gelen yakıcı gelen güneş dolayısıyla çiçek yetişmiyor, geçen sene dayının Amerikalı eşiyle birlikte gidip seradan çeşitli çiçekler almıştık. Dikilen o güzelim çiçekler, çok kısa bir süre sonra kavrulup solmuştu, bu nedenle sebze konusunda oldukça ısrarcıyım. O arada nine de kendince Amerika’dan gelecek gelinini ve onun çiçek dikmek isteyeceğini düşünerek site bekçilerine iki çuval köy gübresi getirttirdi.

Olumlu düşünerek Cuma pazarına kararlı bir şekilde gittim, eğer bizim Amerikalı gelin hanım çiçek diye tutturursa, fideleri söker atarım biter gider. Pazardan istediğim sebzeleri aldıktan sonra fide satan birinin yanına gittim. Satıcı adam fidelerin yanına örnek biberleri de koymuş. Gördüğüm biber fideleri oldukça uzun ve canlı. Bunlar sakın acı olmasın dediğimde, hemen arkadaki biberleri gösterip ağzında bir şeyler geveledi. Benim kulağım deniz kıyısında pekiyi duymuyor ama karşımdaki adam da anladığım kadarıyla dilsiz. Canlı fideler çok hoşuma gittiği için ikişer liradan dört demet biber aldım.

Eve gelince aldığım fideleri heyecanla gösterdim ama bizim nine olaya beklediğim gibi pek olumlu bakmıyor. Biraz dinlenip bir şeyler atıştırdıktan sonra önce çevredeki bahçelere gidip alıcı gözüyle baktım. Biber fidelerinin toprağa ne şekilde ve hangi aralıklarla dikildiğini dikkatle inceledim.

Çalışma için hazır olunca bahçede biber dikeceğim yeri otlarından temizleyip ekilebilir hale getirdim. Demetleri açtığımda içlerinde yirmiye yakın fide olduğunu görünce şaşırdım, yani yaklaşık seksen fide biber olacak. Bu sadece bize değil bütün komşulara bile yeter.

Kazmadan önce birinci oluk üzerine çıkardığım fideleri birbirinden dikkatle ayırıp belirli aralıklarla dizdim, yerlerinden emin olunca sırasıyla bir karış derine onları ektim. Diplerine de dikerken çuvaldaki gübreden bolca koydum. Bütün fidelerin dikimi sona erdiğinde, bahçede düzgün bir şekilde dört sıra olmuştu. Aldığım biber fideleri çevrede dikilmiş olanlara göre oldukça gelişmiş ve uzun.

İşimi bitirince soluklanmak için oturdum. O arada ikindi uykusundan uyanan ninenin yanıma geldiğini gördüm. Diğer bahçedekilere uzaktan şöyle bir göz attıktan sonra doğal olarak benim diktiklerimi beğenmedi, bu biber fideleri diğerlerine göre çok yüksekmiş. Böyle biber fidesi olmazmış, yine kandırıldığım ortadaymış. Yani bu bana tam sürpriz oldu,  böyle bir eleştiri alacağım kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Yani başkalarının diktiği gözüne güzel geliyor benimkiler ise uyduruk. Her şey kötü bir şaka gibi!

Ben ön tarafta oturmuş sütlü neskafemi içerken, o arada yan bahçelere fide diken kadrolu site bekçisi de gelip anneanneye sorduğunda kendi fikrini söylemiş. Onun dediğine göre olmamış, fideleri daha derine dikmeliymişim, ayrıca diplerini de toprakla doldurmalıymışım. Ben biberleri oluklara dikmiştim, meğer oluklar yanlarda olmalıymış. Fideleri söküp daha derine dikmedim ama diplerini toprakla doldurup olukları aralarına yaptım. O arada yeterli güneş almayan yıldız çiçeğini de güneş alacağı bir yere taşıdım.

Fideler bozulmadan tutsun diye sabah akşam onları diplerinden suladım, üçüncü gün hepsinin tuttuğundan emindim. Karım dayıya arka bahçeye biber diktiğimi söyleyince karısı da çok sevinmiş. Ben de fidelerin benden sonra sökülmeyeceğini anlayınca, bir cesaretle arada boş kalan kısma da salatalık ve domates dikmeye karar verdim.

Bisikletle Salı pazarına giderken kendimce bir plan yapmıştım, önce salatalık fidesi alacağım, üç tane buraya yeter. Orada etrafa bakınırken yine fide aldığım dilsiz adama rastladım, minik saksılara dikilmiş fideler gözüme çok cılız geldi. İncelerken yanıma başka bir adam gelip satıcıya geçen hafta aldığı fidelerin tutmadığını söyleyince, ben de oradan hemen ayrıldım.

Saksı içinde yetişmiş salatalık fidesi satan köylü bir aile görünce oradan almaya karar verdim. Adam fideyi gölgeye koymamı söyleyince tereddütte kaldım. Fideyi dikeceğim yer açık ve güneş alan bir yer olacak, böyle söyleyince dürüst adam fideyi almamı istemedi. Mecburen dilsiz adama gidip üç tane cılız salatalık fidesi, bir bağ da domates fidesi aldım.

Bu sefer bizim site bekçisine gidip nasıl ekmem gerektiğini sordum, çünkü çevremde dikilmiş salatalık fidesi göremedim. O da bana üçgenin üç köşesine dikmemi aralara da sopa koymamı söyledi. Benim fideler öyle sopaya sarılacak gibi değil, belki ilerde gerekir diyerek onun dediği gibi ektim. Domatesleri de bizim Hidayet bir fideyi ekerek gösterdi, diğerlerini de ben onun gösterdiği gibi diktim.

Ertesi gün hava bozdu ve büyük bir fırtına çıktı. Ektiğim biberler ve domatesler kökünden sökülmesin diye elimden geldiğince çevreden bulduğum küçük sopaları destek olarak yanlarına bağladım. Fideleri rüzgârdan korumak için yapacağım başka bir şey kalmayınca, işi Allaha havale edip içeriye girdim.

Sabah uyanınca ilk işim bahçeye çıkmak oldu, hava düzelmiş rüzgâr da dinmişti. Ektiğim biber fidelerinden biri kırılmış, bir diğeri de devrilmişti. Seksen fidenin içinde bu zarar göz ardı edilebilecek bir rakamdı. Yeni diktiğim domates fidelerinin ise maalesef yarısı kırılmıştı.

Ben kaldığım yerden işime devam ettim, o arada kalan boşluklara da komşumuz Tuna abinin ziraat odasından aldığı oturak fasulyelerinden diktim. İlerleyen günlerde düzenli suladığım bahçenin tamamının yeşerdiğini de gördüm, artık minik kırmızı yapraklar göze çarpıyor.

 

Şarköybahçe1

Birkaç gün sonra bahçe semizotu ile dolmaya başladı, belli ki o gübre ile birlikte tohumlar da bahçeye saçılmış. Biberler de bolca çiçek açtı ama üzerlerinde henüz biberleri görmüyorum, komşuların fidelerinin üzeri ise biber dolu.

Ben biberlerin başında her gün bekliyorum ama ortaya çıkan bir şeyler de yok. Acaba benim fideler İsrail’den getirilen ürün vermeyen hormonlu biberlerden mi üretildi?

Pek ümitlenmediğim salatalıklar ise resmen aldı başını gitti, onları sopalarla destekleyip bağladım. Üzerlerinde uçları sarıçiçekli küçük salatalıklar şimdiden büyüyorlar.

 

Bahçem1

Temmuz ortasında Dayı işlerini bitirip Amerika’dan geldi. Biz İstanbul’a dönerken biberler ile salatalıklar nihayet ürün vermeye başlamıştı, üstelik hepsi de tatlı biberlerdi. Bahçeden toplayıp yemek yapılan Semizotları ise oldukça lezzetliydi.

Eylül ayı başında birkaç gün yazlığa gittiğimizde, bahçenin dayının karısı tarafından benimsendiğini ve özenle bakıldığını gördüm. Yetişen taze fasulyelerden bize zeytinyağlı yemek bile pişirmişlerdi. Anlatılanlara göre, biberler ve salatalıklar ile fasulyeler çevredeki komşuların çok beğenisini kazanmıştı.

Eylül sonunda İstanbul’a dönen nine ve dayılar biberlerin ürün vermeye devam ettiğini söylediler. Bizim arka bahçe bundan sonra artık sebze bahçesi olacakmış. Ben memnunum, şu kısacık geçen sürede toprakla uğraşmanın insanı sakinleştirdiğini ve dinlendirdiğini anladım. Bir şeyler yetiştirmek için büyük bahçelere gerek olmadığını fark ettim.

4 Ekim 2017 Gürcan Şen (Ph.D)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s