Şanslı Damat-I

Yine gerçekten yaşadığım bir olayın hikayesini sizlerle paylaşmak istiyorum. İnsanların aklından geçenleri ve düşüncelerini okuyamayacağım için ana karakterlerden bazılarını, öğrendiğim ve tanıdığım kadarıyla kurgulayarak canlandırdım. Yazarken çok ama pek çok eğlendim, okurken bakalım sizler de benim gibi keyif alacak mısınız?

Sizleri sıkmamak için hikayeyi iki parçaya böldüm, devamı yarın.

Picture 017

Şarköy’e dün geldiğimizde günlük güneşlik olan hava, bugün akşamüstü birden değişiverdi. Nasıl olduysa aniden şiddetli bir fırtına patladı, bize doğru kuvvetli bir lodos rüzgârı esiyor. Birkaç saat önce sütliman olan denizin üzeri, şimdiden beyaz köpükler içerisinde. Yüksek ve büyük dalgalar birbiri peşi sıra bıkmadan gelip, gürültüyle sahili dövüyorlar. Kıyıdaki çakıllar ileri geri çekildikçe, kuvvetli bir hışırtı sesi ortaya çıkıyor. Çok fazla duymayan kulaklarımla bile, ben bu ürkütücü sesleri gayet iyi duyuyorum.

Her yer şimdi ne kadar çok açık ve net gözüküyor, karşı kıyılar sanki buraya yaklaşmış gibi.Böyle kötü havalarda dalgalı denizde seyahat edenler, kim bilir ne yapıyorlardır? Aman Allah düşmanıma bile vermesin!

Çok fazla düşünmeden öndeki kapıyı ve üst havalandırma penceresini kapadık. Dışarıda ön balkonda oturmak bir yana orada durmak bile mümkün değil. Kapı aralarından ıslık sesiyle birlikte rüzgâr da içeriye ulaşıyor. Her yerler kapalı olmasına rağmen evin içindeki perdeler, sanki kanat çırpan kuşlar misali havada uçuşup duruyorlar. Rüzgârla havalanan sahildeki ince kumlar, bulabildiği her delikten içeriye de ulaşıyor.

Bu kuvvetli esintide mecburen rüzgârdan korunan arka tarafa geçtik. Buradan deniz ön taraf da olduğu gibi göz alabildiğine görünmüyor. İskemleye oturduğunuzda sadece eski şarap fabrikasının harap binaları ve çamların ekili olduğu bahçesi karşınıza çıkıyor. Evin içerisinde küçücük bir alanda havasız ve kapalı kalmaktansa, arka bahçede bu şekilde oturmak hiç de fena değil.

Gece uyandığımda televizyonda ne olduğunu bilmediğim bir şeyler oynuyordu. Kurtlar vadisi bu akşam var zannediyordum ama meğer yarın geceymiş, günler artık iyice birbirine karıştı. Oturduğum yerden zor bela ayağa kalkıp televizyonu kapattım, sonra da perdenin kenarını kaldırıp dışarıya baktım. Rüzgârın ve dalgaların sesi kuvvetli bir şekilde duyulmasına rağmen sadece öndeki elektrik direğinde yanan ışığın aydınlattığı yeri gördüm. Her zaman yaptığım gibi karanlıkta merdivenlerin tırabzanlarına sıkıca tutunarak, yavaşça yukarıya üst kata çıktım. Evde benim dışımda herkes çoktan uyumuş.

Sabah uyandığımda gördüm ki rüzgâr hızını daha da arttırmış, sanki her şeyi uçuruyor. Büyük camdan dışarıya baktığımda, sahile birbiri ardı sıra vuran dalgaların iyice büyüdüğünü fark ettim. Deniz sanki köpürerek çağlayan gibi bize doğru geliyor, sular önde bulunan alçak kum setini de artık kolayca aşıveriyor.

Mayısın ortasında hava açık ve güneşli olmasına rağmen bu kuvvetli rüzgârda dışarıda pek durulacak gibi değil, zaten bu yaşta insan çok fazla üşüyor. Kahvaltıyı bu sabah itiraz eden biri olmadığı için, mecburen içeride yapacağız. Evin içi şimdiden mis gibi taze çay kokusu ile dolmuş durumda.

Masada otururken, akşamdan beri aklımda olan söyleyeceğim şeyi birden hatırladım. Bizim küçük damada doğru dönüp, endişemi belirtmeden duramadım.

“Bilge, sen arabayı istersen yolun kenarındaki sahanın oraya alıver. Bak sular içeriye doğru geliyor, sonra arabaya bir şey olmasın.”

O bana doğru dönüp gülümsedi, çayını yudumlarken sakince cevabını verdi.

“Merak etmeyin, arabaya hiç bir şey olmaz.“

Gören duyan da bu gençlerin her bir şeyi bildiklerini zanneder. Neyse ben üzerime düşen vazifeyi yaptım, gerisi onların bilecekleri iş.

Araya giren karım da bana çıkıştı.

“Sen ne karışıyorsun, onlar ne yapacaklarını bilirler. Çocuk değiller ya!”

Böyle söyleyince farkında olmadan sinirleniverdim.

“Aman ne yaparsanız yapın canım, zaten söyleyen de kabahat. Kendileri bilir, benden sadece söylemesi.”

Yani o da araya girip bana iki laf söylemese işi rast gitmez.

Karım masadan tabakları alırken, içinden geçirdiklerini de yumurtladı.

“Bir ara çarşıya gidip bir şeyler almak gerek. Ben gerekenleri not alayım da öyle gidin.”

Başımı tabağımdan kaldırmadan ona cevap verdim.

“Beni ne gönderiyorsun, Bilge bir ara çarşıya gider gelir.”

Cevabımı beğenmeyip söylendi.

“Ha olur canım, sen de yukarıda oturup bir yerlerini büyütürsün. Biraz hareketlen artık, her şeyi bizlerden bekleme.”

Yani bir laf sokmasa işi rast gitmez. Sinirli bir şekilde söylendim.

“Yani şu kahvaltıyı ağız tadıyla yiyip bitirmeme bile izin vermiyorsun ya. Ne diyeyim sana, pes artık!”

Masadan aldığı tabakları lavaboya koyarken iki laf etmeden duramadı.

“Hiç dikkat ediyor musun, kahvaltıdan yemekten en son hep sen kalkıyorsun. Aldığın bu kilolar seni hiç rahatsız etmiyor mu?”

Konu nereden nereye geldi. Kaşlarım çatık sordum.

“Hah şimdi de sıra kilolarıma ve yediklerime mi geldi?”

“Kimsenin senin yediklerinde gözü yok, sadece endişeleniyoruz,”

“Çok belli oluyor. Tamam, uzatma artık bir ara çarşıya giderim işte.”

Öğlene doğru, sahile vuran dalgaların boyu daha fazla büyüdü, nasıl uçuruyor mübarek!

Deniz resmen aldı başını gidiyor, sahildeki çakıl seti aşan sular, evin yakınına kadar uzanmaya başladı. Önümüzdeki çimenlik şimdiden bir karış suyla doldu. Bizim çokbilmiş küçük damat suları görünce, aceleyle evden çıkıp gitti. Biraz sonra eve geri döndüğünde, arabayı basketbol sahasının oraya bıraktığın söyledi.

Bir de söz dinleseler, boşa konuşmuyoruz burada herhalde. Top sakalım var ama acaba daha büyük bir sakal mı bıraksam?

Ben cam kenarındaki kanepede oturduğum yerde keyif yaparken, damat eline bir fincan çayını ve bizim dürbünü alarak ön tarafa çıktı. Biraz sonra içeride işi biten torunum da karımın uyarıları arasında ön balkona çıktı. Masada bir koltuğa oturup, rüzgâra rağmen sigarasını bir şekilde yaktı. Şu zıkkımı da sanki içmese olmaz, bir yararı olmadığını ısrarla anlatmaya çalışıyorum ama nedense beni hiç dinlemiyor.

“Lütfen karışmayın, ben de sizin bıraktığınız yaşa geleyim o zaman sigarayı bırakırım,” diyerek hep lafı geçiştiriyor.

Arada da bana kızıp kendince laf sokuşturuyor.

“Dede, siz de uzun seneler sigara içmediniz mi? Şimdi neden bana kızıyorsunuz?“

Aslında doğru söylüyor. Bir bağımlı olarak uzun seneler boyunca hem sigara hem de pipo içtim ama bunların bir yararını da görmedim. Bu çok kötü zararlı bir şey!

Sanki ben bütün bu uyarıları kendi iyiliğim için söylüyorum. Ne yaparsanız yapın, bundan sonra hiç birinize karışmıyorum.

Oturduğum yerden merakla dışarıyı gözlüyorum. Deniz suları artık yükselen dalgalarla, evin etrafındaki toprağı ve yeşilliği tamamen kapladı. Arka bloklara kadar her yer resmen deniz suyu ile doldu. Evler Allahtan birkaç karış zeminden yüksek de evin içine giren su yok, ama bizim blok ve evimiz suyun içinde sanki bir ada gibi kaldı.

Bu gidişle diz kapağı adacıklarına kadar gitmeden, o meşhur adacıklar bize kadar gelmiş olacak. Yüzmeyi pek fazla bilmem, denize girince kumlarda su belime gelene kadar yürürüm. Sonra ellerimin başparmaklarıyla kulaklarımı, işaret parmaklarıyla da burnumu kapatıp, bir kaç defa suyun içinde çömelir kalkar ve ıslanırım. Benim meşhur dizkapağı adacığı hikâyem işte budur.

Şimdi biraz da endişeliyim ama umursuyormuş gibi de görünmek istemiyorum. Su birkaç parmak daha yükselse de herhalde evin içine girmez. Bunca yıldır geliriz, ama Mayısta hiç böyle bir fırtına ile karşılaşmadım. ‘Boş ver, en kötü ihtimalle yukarıya çıkar otururuz,’ diye düşünürken gözlerim kapandı.

Yakınımdan gelen bir söylenme sesiyle gözlerimi açtım. Kanepenin yanında elinde süpürge ve faraşla içeriye giren kumları süpüren karımı fark ettim.

“İlle gelelim diye tutturdun, dışarıda ki şu havaya bak,” diye konuşurken yaptığı işe de devam etti. “Görüyor musun evin içini kum bastı, birazdan da nerdeyse su da basacak. Ah ben sana nasıl kandım da erkenden buraya geldim?“

Hiç sesimi çıkarmadan dişlerimi sıktım. Ben zorla Şarköy’e gidelim diye tutturmadım ya, öyle boş konuşuyor işte!

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s