Soluksuz geçen 1976 kışı

İstanbul’a İtalya’dan döndüğümüzün haftasında okullar açıldı. Bu sene lisede son senem ve üniversite sınavı da olduğu için oldukça sıkı çalışmam gerekiyor. Yurt dışına giderken evden bir miktar para aldım, onlardan üniversite hazırlık kursu için yeniden para isteyemem. Evde biraderden kalan Büyük Dershanenin üniversite sınav hazırlık kitaplarından çalışıp, elimden geleni yapmaktan başka çarem yok.

Bizler Cumartesi günleri kendi rutin halk oyunları çalışmalarımızı sürdürüyoruz. O arada derneğin yeni kurs dönemi de açıldı, kız kardeşim de artık dernekte çalışmalara başladı. Pazar günleri öğlenden sonra ise bu çalışmalarda eğitici olarak görev alıyoruz, sanki bütün yük bizim üzerimizde.

Her gün öğlene kadar liseye devam ediyorum, öğleden sonraları ve Cumartesi Pazar sabahları da kâğıt üzerinde benim gibi görünüyor. Bu boş zamanlarda hem günlük derslerimi çalışır hem de Haziran başında yapılacak olan üniversite seçme imtihanı için rahat bir şekilde hazırlanabilirim.

Hafta sonunda kafamdan yaptığım bu programın nasıl alt üst olup çöpe gittiğini gördüm. Dernek başkanı çalışma bitiminde bizlerle bir toplantı yaptı.

“Derneğimizin halk oyunları alanında daha iyi tanınması için mevcut faaliyetlerimizi ve dansçılarımızı arttırmalıyız,” diyerek devam etti. “Bunu gerçekleştirmenin yollarından en önemlisi de okulların halk oyunları faaliyetleri içinde yer almaktır.”

Bizler sözün nereye geleceğini kafamızda tartarken o da sözlerini sürdürdü.

“Birkaç tane orta dereceli okulda eğitici olarak görev aldım. Bunlar kız liseleri ve onlara oyunlarda eşlik etmek üzere sizlerden de fedakârlık bekliyorum.”

Buyurun bakalım şimdi ne olacak?

Sanki çok boşmuşuz, hiçbir faaliyete katılmıyormuşuz gibi bizden dernek için daha fazla zaman ayırmamız isteniyor. Aslında bu dernek başkanı olan Ali’nin kendi kişisel işi, her okuldan maaşlarını da alıp cebine koyacak. Bizler dernek içinde bir parça palazlanmış gibi görünsek de aslında tam olarak öyle değil. Daha yeni yurt dışına çıkmaya başladık, bunun dışında bu şartlarda ya kaçak olarak ya da işçi olarak gitme şansımız var. Dereyi geçerken biz de sesimizi fazla çıkarmadık, çünkü suyun başındaki adam o. Dernek onun ve her şey onun iki dudağı arasında bitiyor.

Çaresiz konuya dâhil olduk, kendimce o boş dediğim zamanlar kız liselerinde yapılacak olan ortak çalışmalar ile bir anda doluverdi. Kişisel önceliklerim sanki biraz karışmış gibi görünüyor. Ben ne zaman lisedeki derslerimi çalışıp da okulu bitireceğim?

Hangi arada derede yapılacak olan üniversite sınavına hazırlanacağım?

Çok geçmeden dernek başkanı Ali’nin folklor öğretmenliği yaptığı okullarda istenen günde, çalışmalar için bizler de orada olduk. Kız ve erkek öğrencilerin birlikte okuduğu karma bir liseye gittiğinizde, öyle pek göze batmazsınız. Ancak yüzlerce kızın eğitim gördüğü yatılı bir okula gittiğinizde durum oldukça farklıdır, ister istemez oradakilerin meraklı bakışlarına maruz kalırsınız.

Liselerdeki kız öğrencilerin bizleri okullarında görmeye alışması doğal olarak birkaç haftayı buldu. Arada geçen o zamanda bizlere ıslıklar çalındı, benim ağzıma bile alamayacağım laflar atıldı, bazılarımız kabalarından çimdiklendi ama bizler yine de çalışmalara düzenli olarak devam ettik. Belli ki gizliden gizliye bu ilgiden hoşlanıyorduk.

Ekiplerde kız öğrenci sayısı çok olmasına rağmen onlara eşlik edecek olan erkek dansçı sayısı sınırlı sayıda olunca, yük tamamen bizlerin omuzlarına biniyor. Yapılan çalışmalarda bir kız öğrenci tek bir oyun oynayıp programını tamamlarken, bizler farklı ekiplerde onlara eşlik ediyoruz. Dernek başkanı koordinatör gibi kenarda duruyor, üstüne üstlük oyunları da bizler gösterip öğretiyoruz. Her halde bu yaptıklarımızla salaklıkta büyük bir mesafe kat etmiş olmalıyız ama işin içinde maalesef şu yurt dışına gidiş işi var.

Bizim grup birlikte daha çok zaman geçiriyor ve oynuyor. Bir tek Nihat’la aramda bir mesafe var, grup içindeyiz ama kesinlikle samimi değiliz. Onunla altı senedir aynı mahallede olmamıza ve aynı okulda okumamıza rağmen Orhan’la Müco’nun içtenliği onda yok. Geçen zaman içerisinde anlaşılan birbirimizi tam olarak kabullenemedik, belli ki karakterlerimiz birbirinden biraz farklı.

Her neyse Erenköy Kız Lisesindeki devam eden halk oyunları çalışmasında beş, Kadıköy Kız Lisesinde yine beş, Kadıköy Kız Kolejinde de bir ekipte yer alıyoruz. Çarşamba ve Cuma günleri Erenköy Kız Lisesine, Perşembe öğlenden sonra Fenerbahçe futbol kulübünün çalışma sahası karşısında bulunan Özel Kadıköy Kolejine, Pazar günü sabahları Kadıköy Kız Lisesine gidiyoruz. Bu arada derneğin çalışmaları ve kurs programı da aynı paralelde devam ediyor.

Pazar günleri ise halimiz resmen içler acısı. Sabah uyuyup bir parça dinleneceğimize asker gibi kalkıyoruz, otobüse binip hemen Kadıköy’e iniyoruz. İskeleden yürüyerek Moda’ya çıkıyoruz, saat on gibi orada bulunan Kadıköy Kız Lisesinde çalışma başlıyor ve öğlen bir gibi de de sona eriyor.

Üzerimizdeki terlileri çıkarıp kuru bir şeyler giydikten sonra, oradan yine yürüyerek derneğin kurs çalışmalarının yapıldığı deniz kenarındaki Kadıköy Nikâh dairesine gidiyoruz. Burada yapılan çalışmalar saat beşe kadar sürüyor. Çalışma bitiminde üzerimizi değiştirip oralardaki çay bahçelerinde oturup biraz dinlendikten sonra, yorgun bir şekilde ayaklarımızı sürüyerek eve dönüyoruz.

Lisede sınıf arkadaşlarım Ekim ayından beri hafta sonlarında üniversite hazırlık kurslarına devam ediyorlar, benim maalesef böyle bir olayım yok. Bu yoğunlukta ancak Pazar akşamı kendi derslerime bakabiliyorum, üniversite sınavlarına kendi başıma hazırlanmam ise söz konusu bile olmuyor. Hep yaptığım gibi yumurta kapıya dayanınca son anda, yani Mayıs ayının sonlarında elimdeki soru cevap kitaplarını karıştıracağım. Açıkçası üniversitede bir yeri kazanmam sanki hayal gibi görünüyor.

Aslında benim aklım Hava Harp Okulunda, pilot olmayı çok arzu ediyorum. Okula başvuru formlarını da alıp dikkatle doldurup hazırladım. Bu okula başvurmam için liseyi muhakkak Haziran ayında bitirmem gerekiyor. Üniversite sınav sonuçlarımın merkezi sistemde değerlendirilmesi için de bu şart. Yani tam Türkçesi, eğer okulu zamanında bitiremezsem her şey allak bullak olacak gibi görünüyor.

Günler sonra lisede ilk yarı sona erdiğinde karnemde iki tane zayıf ders vardı, bunlar da cebir ve geometri. Durum yaşadığım bu yorucu tempoya göre, çok fazla umutsuz görünmüyor. Bu arada ekstra gösteriler de hayatımızın bir parçası, düğünler ve çeşitli yerlerde turist karşılama gösterileri geçen kıştan beri aynı hızla devam ediyor.

Kız liselerinde devam eden halk oyunları çalışmaları da nihayet sahne gösterileri ile birlikte sonuçlanmaya başladı. Önce Erenköy Kız Lisesinin gösterisi Küçükyalı Sinema 63’de yapıldı. Sahneye ilk olarak Elazığ ekibiyle adım attık, geceyi de en son Kars ekibiyle noktaladık. Orhan, Nihat, Kemal, Süreyya, Fuat ve ben çok keyifli ve güzel bir gösteride alkış aldık.  Koşturarak geçen heyecanlı ve yorucu bir gece olmasına rağmen sahnede göze çarpan hataların olmaması ve ekiplerin beğeni kazanması bizleri çok mutlu etti.

1024

İki hafta sonra Cumartesi günü de Kadıköy Kız Lisesinin gösterileri yapılacak. En büyük koordinatör Ali Bey, okul yönetimi ile birlikte düşünüp taşınmışlar ve bize çok güzel bir program hazırlamışlar. Okulun tiyatro salonunda gündüz okul öğrencilerine, gece de onların velilerine gösteri yapılacakmış. Bizim yapılan bu program içerisinde gündüz seansında beş ve akşam suarede beş olmak üzere toplam on ekipte oynamamız gerekiyor. Allah onlardan razı olsun, bütün dualarımız kabul oldu. Şaka gibi ama şu dakikada gıkımızı bile çıkaramıyoruz.

Yapılan programa göre, bizim yer aldığımız ekiplerden sonra tekrar hazırlanmamız için araya kızların oynadığı yöre ekipleri ve konuşmalar yerleştirilmiş. Her ekibin yöresel giysileri farklı, bunları değiştirip öteki gösteriye hazırlanmamız için bizlere en fazla on beş dakika zaman ayrılmış.

Gösteri öncesinde sahnede son provalarımızı yaparken, okulun salonundaki sahnenin arka kısmında, ortada bulunan üç beş merdivenli küçük bir çıkış dikkatimizi çekti. Prova yaparken, gösteri sırasında o çıkışa dikkat etmemiz konusunda birbirimizi uyardık.

O Cumartesi günü belirlenen saatte gösteriler başladı, sahneye koşarak çıkıyoruz, oyun bitiminde sahneden yine soyunma odasına koşturuyoruz. Üzerimizde bulunan kostümleri çıkarıp, terimizi silip derhal öteki kostümleri giyip hazırlanıyoruz. Sağımızı solumuzu bile adam gibi kontrol edemeden, koşturarak sahneye yetişiyoruz. O koşuşturmaca arasında da aklımıza daha önce yazdığımız her şey de doğal olarak uçup gidiyor.

Gündüz yapılan gösteriler herhangi bir problem olmadan, başarılı bir şekilde sonuçlandı. Akşam gösterisine kadar olan zaman aralığında, okuldaki kızlarla birlikte yakında bulunan bir çay bahçesine gidip oturduk. Bir parça da olsa dinlenip soluklanırken, samimiyetler de mesafe almaya başladı. Orada tost gibi bir şeyler yerken, hata edip yanında bir de cola içtim.

Akşamki gösteri de sıra Antep yöresine geldiğinde, omuzlardan ellerimizle tutup dokuzlu oyunu ile koşarak sahneye çıktık. Daha sahnedeki ilk dönüşümüzde, ekipten bir arkadaş sahnede yok oluverdi. Şaşkınlıkla neler olduğunu anlamaya çalışırken, ekip şefi olan arkadaş hemen uyandı ve ekibi yerinde oynatmaya başladı. Bizim Müco oynarken dağılan dikkatiyle farkında olmadan, sahnedeki o küçük merdivenin içerisine düşmüştü. Utanç ve telaş içerisinde, oradan dışarıya çıkarken tekrar o boşluğa düştü. İşte o zaman salonda kahkaha koptu. Çocukcağız zaten utanç içinde, bir de kahkahaları duyunca iyice kızardı. Yine de ekibe katılıp oyuna kalınan yerden bizlerle birlikte devam etti.

Son ekip olan Kars’a sıra geldiğinde bu sefer ben mide krampıyla iki büklüm oldum. İçtiğim o bir şişe kola beni ve midemi bir anda felç ediverdi. Yerime bizim Müco hazırlanırken, ben sıraların üzerinde mide ağrısıyla kıvrandım. Bu gün çıkmam gereken on ekibin birine kendi hatam yüzünden maalesef sağlık nedenleriyle çıkamadım.

Kadıköy Kız Kolejinin Kars ekibi gösterisi ise Hilton otelinde hafta sonu bir öğleden sonra yapıldı. Bu şekilde sona eren kız liselerinin gösterileri ile derneğin halk oyunları kursları, bizlerin biraz soluklanmasına olanak verdi. Artık bütün zamanımızı derneğin yıllık gösterisi için ayırmaya başladık.

Cumartesi günleri tekrar evimize yakın Melahat Şefizâde ilkokuluna alınan derneğin halk oyunları çalışmalarında bazı arkadaşlarla olan samimiyetimiz artmaya başladı. Çalışma sonrasında bazen Kalamış da bulunan Soley pastanesine gidip oturuyoruz, çoğunlukla da bizim Gazi Muhtarpaşa Korusuna gelip orada zaman geçiriyoruz. Sanki bir grup oluşmuş gibi aynı kişiler bir arada vakit geçirmeye başladık. Aramıza Kadıköy Kız Lisesinden Yasemin, Erenköy Kız Lisesinden Melahat, Ayşe ve Alev’de katıldı.

Daha sonra çekirdek grup bizlerin dışında Yasemin, onun kardeşi Demet, Nilgün, Ferah ve kız kardeşim Semra’dan oluştu. Demet ile Yasemin küçük kız kardeşleri Gonca’yı da kapıp her fırsatta bizim oraya koruya geliyorlar. Kısa bir zaman içerisinde sanki bizim aileden biri gibi oluverdiler, bu eğlenceli durumu annem de hiç yadırgamıyor.

9 (2)

O zamanlar hakikaten yokluk günleriydi, ceplerimizde üç beş kuruş harçlık ancak olurdu. Koru ise bizim için büyük bir kurtarıcıydı. Bizim standart kadro haftanın birçok günü koruda yirmi beş kuruşa aldığımız bir külah çekirdekle günümüzü geçirirdik. Yeni öğrendiğimiz oyunları tekrar eder, şarkılar söyler ve aramızda sohbetler ederdik. Dostluklarımız içtendi, herkes birbiriyle eşit seviyedeydi, bir arada bulunmaktan hepimiz büyük bir mutluluk duyardık. Görüşmediğimiz günlerde ise sanki ailemizden biri gibi birbirimizi özlerdik.

Hafta sonları dernekteki yapılan çalışma çıkışında, bizimle beraber koruya gelen kişi sayısı da artardı. Bazen bizim evde annem bir güzellik yapıp, bizlere lokma ve börek ile çay hazırlardı. Yorgun ve enerji harcamış bizler için bu sofralar ne kadar güzel olurdu. Arada Orhan koruya teybini getirir ve kasetlerden genellikle orijinal Azeri şarkılar dinlerdik. Bizimkilerden de Melike Demirağ, Cem Karaca ve Barış Manço en çok dinlediklerimizdi. Orhan, hele akordeon ile koltuk davulunu getirdiğinde keyfimize diyecek olmazdı. Azeri müzikler ve oyunlar hepimizin ortak tutkusuydu.

Halk dansları çalışmalarının en önemli ayağı da aslında burasıydı. Dışarıda başka ekiplerde gördüğümüz ve hoşumuza giden koreografileri burada kendi aramızda çalışır ve kendimiz için adapte ederdik. Çıktığımız gösterilerde de koruda çalıştığımız her şeyi uygulardık.

Derneğin Kızıltoprak Kent sinemasında yapılan yıllık gösterisinde bu sene sadece iki ekipte yer aldım. Artvin ekibinde bütün mahalle grubu hep beraber oynadık. Bu gösteri Orhan’ın dernekte bizimle beraber çıktığı son gösteri oldu. Kendisi öğrencisi olduğu Boğaziçi Üniversitesinin folklor kulübünde çalışmalarına devam etmeye başladı. Silifke ekibi de benim ekip başı olarak yer aldığım diğer ekipti.

1026

Dernek folklor festival düzenleme girişimini ilk defa bu sene yaptı. Kalamış da bulunan Sahil sinemasında bir Pazar günü liselerdeki ekiplerin de katılımıyla halk oyunları günü düzenledi. Bu uzun günde hem dernek olarak bizler hem de çalışmalarına katıldığımız liselerdeki ekipler bir arada gösteriler yaptık.

Yapılan sahne düzenlemesi hakikaten çok kötüydü. Özensiz bir şekilde yapılan ekiplerin sahne çıkış programları ile büyük bir organizasyon bozukluğu yaşandı. Bizler bu yaşanan karmaşada sadece oraya buraya koşturup durduk. Büyük curcuna havasında geçen bu günde aklımda kalan tek şey, havada tutuşan uçan balon parçalarının üstüme düşmesiydi.

Bu arada bir hafta sonu reklamcılar için gösteri yapacağımız söylenince, Pazar günü Melahat Şefizade ilkokulunda sabah on gibi toplandık. Kostümleri dernek başkanı merkezden kendisi getirmişti. Küçük sinema salonunda kalabalık bir grubu görünce şaşırdık. Kablolar, şemsiye benzeri spot ışıklar, kameralar doğal olarak ilgimizi çekti. Konuyu da hemen öğrendik, bir çorap firması için çekilecek reklam filminde tema olarak halk oyunları kullanılacakmış.

Bir prova alalım isteğiyle birlikte kostümlü olarak müzik eşliğinde oynamaya başladık. Daha birinci dakikada oyun durduruldu ve tekrar baştan alındı. Bu şekilde dört ayrı ekip halinde yapılan çekimler saatlerce devam etti. Tamam dediklerinde saat beş olmuştu, dernek bu iş için ne kadar ücret almıştır bilmiyoruz ama bizler öğlende getirtilen birkaç lahmacun ile ücretimizi tahsil etmiştik.

Yoğun koşturma ve yorgunluk nedeniyle tüm gayretime rağmen derslerime yeterince konsantre olamadım. Bitirme sınavlarında kaybetme korkusuyla, gereksiz yere telaşlanıp panik oldum ve bildiklerimi bile unutarak bir imtihanda başarısız oldum. Tek geometri dersinden ikmale kalıp liseden Haziran ayında maalesef mezun olamadım. Bütün geleceğim bir anda değişiverdi, üniversite ve hava harp okulu şansım bir anda yok oldu. Haziran ayı sonunda mezun oldum ama bu hiç bir şeyi değiştirmedi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s