Dünyaya Açılmak-IV

Hikayeyi baştan sona tekrar okuduğumda, resmen başım döndü. Bu kadar enerjiyi nasıl bulabilmişiz? Böyle hareketli yaşam belli ki gençlikte oluyormuş. Bu arada gençliği Feneryolunda geçmiş, yolları bizimle bir şekilde kesişmiş kişileri o günlere götürebildiysem ne mutlu bana! Hikayenin yeni bölümünü biraz kısa tutmaya çalıştım, umarım sıkılmadan okursunuz.

IV

İstanbul’a döndüğümüzün haftasında okullar açıldı. Bu sene lisede son senem ve üniversite sınavı da olduğu için sıkı çalışmam gerekiyor. Yurt dışına giderken evden para aldım, onlardan tekrar üniversite hazırlık kursu için parası isteyemem. Evdeki ağabeyimden kalan sınav hazırlık kitaplarından çalışıp, elimden geleni yapmaktan başka çarem yok.

Ekim ayından itibaren bizim grup joker gibi her yerde kullanılmaya başlandı. Yurtdışından uçakla turistler gelir haydi koş havalimanına, uçağın yolcu iniş merdiven çıkışında oyna. Büyük yolcu gemileri ile gelirler, koş Salıpazarı rıhtımına oyun oynamaya.

Şark ekspresi ile gelirler, biz neredeyiz?

Doğal olarak Sirkeci garında peron üzerinde oynamada!

 

Bir ara gazetelerde yayınlanmış olan bir haberi okuyup çok gülmüştüm. Uçaktan inen turistleri, Bursa kılıç kalkan oyunu oynayan bir ekip karşılamış. Uçağın merdivenlerinden inenler karşılarında onlara doğru kılıç kalkanlarla gelenleri görünce, korkuyla ve panik halinde tekrar uçağın içerisine kaçışmışlar.

Bizler hiç Bursa kılıç kalkan oynamadık ve böyle komik bir olayla da karşılaşmadık.

Otellerde, başka bir yerlerde düğün dernek olduğunda, biz yine oralarda sahne alıyoruz. Yani kendi paramızla hiç gidemeyeceğimiz, kolayca giremeyeceğimiz yerlere giriyor, nefis sofralarda ağırlanıyoruz ama karşılığında biz de oyun oynayarak bedelini ödüyoruz. Dernek de bu şekilde gelir elde ediyor.

Bizler Cumartesi günleri kendi rutin çalışmalarımızı yapıyoruz. O arada derneğin yeni kurs dönemi de açıldı, kız kardeşim de artık dernekte çalışmalara başladı. Pazar günleri öğlenden sonra ise bu çalışmalarda eğitici olarak görev alıyoruz. Sanki bütün yük bizim üzerimizde ama bundan sonra işlerin daha da artacağını bir türlü kestiremiyoruz.

Her gün öğlene kadar okuldayım, öğleden sonraları ve Cumartesi Pazar sabahları da benim gibi görünüyor. Bu boş zamanlarda hem günlük derslerimi çalışır hem de Haziranda yapılacak olan üniversite imtihanı için hazırlanabilirim. Hafta sonunda kafamdaki bu programın nasıl alt üst olduğunu gördüm.

Dernek başkanı bizlerle bir toplantı yaptı.

“Derneğimizin halk oyunları alanında daha iyi tanınması için mevcut faaliyetlerimizi ve dansçılarımızı arttırmalıyız,” diyerek devam etti. “Bunu gerçekleştirmenin yollarından en önemlisi de okullarda yer almaktır.”

Bizler sözün nereye geleceğini kafamızda tartarken o da sözlerine devam etti.

“Birkaç tane okulda eğitici olarak görev aldım. Bunlar kız liseleri ve onlara oyunlarda eşlik etmek üzere sizlerden de fedakârlık bekliyorum.”

Buyurun bakalım şimdi ne olacak?

Sanki çok boşmuşuz, hiçbir faaliyete katılmıyormuşuz gibi bizden dernek için daha fazla zamanımızı ayırmamız isteniyor. Dernekte henüz fazla palazlanmadığımız için hayır bunu yapamayız veya biraz düşünelim diyecek bir halimiz de yok. Yani bir de bunlar eksikti.

O boş dediğim Çarşamba, Perşembe ve Cuma günü öğlenden sonraları ile Pazar sabahlarını, kız liselerindeki çalışmalar bir anda dolduruverdi. Oralarda kızlarla tanışacak olmamız da hiç fena bir fikir değil ama ben ne zaman lisedeki derslerimi çalışıp, okulu bitireceğim?

Hangi arada derede yapılacak olan üniversite sınavına hazırlanacağım?

~/~

Dernek başkanının folklor öğretmenliği yaptığı okullarda beklenen gün geldiğinde, çalışmalar için biz de zamanında orada olduk. Kız ve erkek öğrencilerin birlikte okuduğu karma bir liseye gittiğinizde, eminim hiç göze çarpmazsınız. Yüzlerce kızın okuduğu bir okula gittiğinizde ise durum oldukça farklıdır. Kendinizi hemen ortadaymış gibi hissedersiniz, oradakilerin meraklı bakışlarına maruz kalırsınız.

Ben zaten çekingenimdir, etrafıma fazla bakmadan yanımda bulunan bizim çocuklardan güç almaya çalıştım. Öğrencilerin bizleri okullarında görmeye alışması da birkaç haftayı buldu. Arada geçen o zamanda bizlere ıslıklar çalındı, laflar ve kabalarımıza çimdikler atıldı ama bizler de utancımızı yenip çalışmalara düzenli olarak devam ettik.

Ekiplerde kız öğrenci sayısı çok olmasına rağmen onlara eşlik edecek olan erkek dansçı sayısı sınırlı olunca, yük tamamen bizlerin omuzlarına biniyor. Yapılan çalışmalarda bir kız öğrenci tek oyun oynayıp programını tamamlarken, bizler farklı ekiplerde saatlerce hem oyun gösterip hem de oynayanlara eşlik ediyoruz.

Erenköy Kız Lisesindeki halk oyunları çalışmasında beş, Kadıköy Kız Lisesinde yine beş, Kadıköy Kız Kolejinde de bir ekipte yer alıyoruz. Çarşamba ve Cuma günleri Erenköy’e,  Perşembe öğlenden sonra Koleje, Pazar günü sabahları da Kadıköy’e gidiyoruz.

Bu arada derneğin kendi çalışmaları ve kurs programı da aynı paralelde devam ediyor. Pazar günleri halimiz resmen içler acısı. Sabahleyin saat on gibi Moda’da bulunan Kadıköy Kız lisesinde çalışma başlıyor ve öğlen birde de sona eriyor. Üzerimizdeki terlileri çıkarıp kuru bir şeyler giydikten sonra, oradan yürüyerek derneğin kurs çalışmalarının yapıldığı deniz kenarındaki Kadıköy Nikâh dairesine gidiyoruz. Burada yapılan çalışmalar saat beşe kadar sürüyor. Çalışma bitiminde oralardaki çay bahçelerinde oturup biraz dinlendikten sonra, yorgun bir şekilde ayaklarımızı sürüyerek eve dönüyoruz.

Sınıfta birçok kişi Ekim ayından beri hafta sonlarında üniversite hazırlık kurslarına devam ediyor, benim hafta sonlarımın durumu ortada. Bu yoğunlukta ancak kendi derslerime bakabiliyorum, üniversite sınavlarına kendi başıma hazırlanmam ise söz konusu bile olmuyor. Hep yaptığım gibi son anda, yani Mayıs ayının sonlarında elimdeki soru cevap kitaplarını karıştıracağım. Açıkçası üniversitede bir yeri kazanmam hayal gibi görünüyor.

Aslında benim aklım Hava Harp Okulunda, pilot olmayı çok arzu ediyorum ve okula başvuru formlarını da alıp dikkatle doldurdum. Bu okula başvurmam için liseyi muhakkak Haziran ayında bitirmem gerekiyor. Üniversite sınav sonuçlarımın merkezi sistemde değerlendirilmesi için de şart bu. Yani tam Türkçesi, eğer okulu bitiremezsem her şey allak bullak olacak gibi görünüyor.Lisede ilk yarı sona erdiğinde karnemde iki tane zayıf ders vardı, bunlarda cebir ve geometri. Durum yaşadığım bu yorucu tempoya göre, çok fazla umutsuz görünmüyor.

Kız liselerinde yapılan çalışmalar, nihayet sahne gösterileri ile sonuçlandı. Önce Erenköy Kız Lisesinin gösterisi Küçükyalı Sinema 63’de yapıldı. Sahneye ilk olarak Elazığ ekibiyle adım attık, geceyi de en son Kars ekibiyle noktaladık. Orhan, Nihat, Kemal, Süreyya, Fuat ve ben çok keyifli ve güzel bir gösteride alkış aldık.  Koşturarak geçen heyecanlı ve yorucu bir gece olmasına rağmen sahnede göze çarpan hataların olmaması ve ekiplerin beğeni kazanması bizleri çok mutlu etti.

Bir iki hafta sonra da Cumartesi günü Kadıköy Kız Lisesinin gösterileri yapılacak. Okulun kendi salonunda gündüz öğrencilere, gece de onların velilerine bir gösteri programı hazırlanmış. Bizim yapılan bu program içerisinde gündüz beş ve akşamda beş olmak üzere toplam on ekipte oynamamız gerekiyor.

Yapılan programa göre, bizim yer aldığımız ekiplerden sonra tekrar hazırlanmamız için araya kızların oynadığı yöre ekipleri ve konuşmalar yerleştirilmiş. Her ekibin yöresel giysileri farklı, bizim bunları değiştirip öteki gösteriye hazırlanmamız için bizlere en fazla on beş dakika zaman ayrılmış.

Gösteri öncesinde sahnede son provalarımızı yaparken, okulun salonundaki sahnenin arka kısmında, ortada bulunan üç beş merdivenli küçük bir çıkış dikkatimizi çekti. Prova yaparken, gösteri sırasında o çıkışa dikkat etmemiz konusunda birbirimizi uyardık.

Daha önceden belirlenen günde gösteriler başladı, sahneye koşarak çıkıyoruz, oyun bitiminde sahneden yine soyunma odasına koşturuyoruz. Üzerimizdeki kostümleri çıkarıp, terimizi silip derhal öteki kostümleri giyip hazırlanıyoruz. Sağımızı solumuzu bile kontrol edemeden, koşturarak sahneye yetişiyoruz. O koşuşturmaca arasında da aklımıza daha önce yazdığımız her şey de doğal olarak uçup gidiyor.

Gündüz yapılan gösteri herhangi bir problem olmadan, başarılı bir şekilde sonuçlandı. Akşam gösterisine kadar olan zaman aralığında, kalabalık bir grup halinde yakında bulunan bir yere gidip oturduk. Dinlenip soluklanırken, samimiyetler de mesafe almaya başladı. Orada tost gibi bir şeyler yerken, hata edip yanında bir de asitli kola içtim.

Akşamki gösteri de sıra Antep yöresine geldiğinde, omuzlardan ellerimizle tutup dokuzlu oyunu ile koşarak sahneye çıktık. Daha sahnedeki ilk dönüşümüzde, ekipten bir arkadaş sahnede yok oluverdi. Şaşkınlıkla neler olduğunu anlamaya çalışırken, ekip şefi olan arkadaş hemen uyandı ve ekibi yerinde oynatmaya başladı. Bizim Müco oynarken dağılan dikkatiyle farkında olmadan, sahnedeki o küçük merdivenin içerisine düşmüştü. Utanç ve telaş içerisinde, oradan dışarıya çıkarken tekrar o boşluğa düştü. İşte o zaman salonda kahkaha koptu.

Çocukcağız zaten utanç içinde, bir de kahkahaları duyunca iyice kızardı. Yinede ekibe katılıp oyuna kalınan yerden bizlerle birlikte devam etti.

Son ekip olan Kars’a sıra geldiğinde bu sefer ben mide krampıyla iki büklüm oldum. İçtiğim o bir şişe kola beni ve midemi bir anda felç ediverdi. Yerime bizim Müco hazırlanırken, ben sıraların üzerinde mide ağrısıyla kıvrandım. Bu gün çıkmam gereken on ekibin birine kendi hatam yüzünden maalesef sağlık nedenleriyle çıkamadım.

Kadıköy Kız Kolejinin Kars ekibi gösterisi ise Hilton otelinde hafta sonu bir öğleden sonra yapıldı. Bu şekilde sona eren kız liselerinin gösterileri ile derneğin halk oyunları kursları, bizlerin biraz soluklanmasına olanak verdi. Artık bütün zamanımızı derneğin yıllık gösterisi için ayırmaya başladık.

Cumartesi günleri tekrar evimize yakın Melahat Şefizade ilkokuluna alınan dermeğin çalışmalarında bazı arkadaşlarla olan samimiyetimiz artmaya başladı. Çalışma bitiminde bazen Kalamış da bulunan Soley pastanesine gidip oturuyoruz, bazen de bizim Gazi Muhtarpaşa Korusuna gelip orada zaman geçiriyoruz. Sanki bir grup oluşmuş gibi aynı kişiler bir arada vakit geçirmeye başladık. Aramıza Kadıköy Kız Lisesinden Yasemin, Erenköy Kız Lisesinden Melahat, Ayşe ve Alev’de katıldı.

Daha sonra çekirdek grup bizlerin dışında Yasemin, onun kardeşi Demet, Nilgün, Ferah ve kız kardeşim Semra’dan oluştu. Demet ile Yasemin küçük kız kardeşleri Gonca’yı da kapıp her fırsatta bizim oraya Koruya geliyorlar. Kısa bir zaman içerisinde sanki bizim aileden biri gibi oluverdiler, bu eğlenceli durumu annem de hiç yadırgamıyor.

~/~

O zamanlar hakikaten yokluk günleriydi, ceplerimizde üç beş kuruş harçlık ancak olurdu. Alınan ayakkabılar dikilip, çivilenip ve altları delindiğinde pençe yaptırılıp en az iki, botlarsa hiç yoksa üç sene giyilirdi. Lacivert renkli sert ve kalın kot pantolonlar renkleri açılsın ve eski görünümü kazansın diye fırçalarla eskitilmeye çalışılırdı. Dışarılarda pek bir şey yememek için evlerimizde tıka basa yiyip dışarıya öyle çıkardık.

9ab

Koru ise bizim için büyük bir kurtarıcıydı. Bizim standart kadro haftanın birçok günü Koruda yirmi beş kuruşa aldığımız bir külah çekirdekle günümüzü geçirirdik. Yeni öğrendiğimiz oyunları tekrar eder, şarkılar söyler ve aramızda sohbetler ederdik. Dostluklarımız içtendi, herkes birbiriyle eşit seviyedeydi, bir arada bulunmaktan hepimiz büyük bir mutluluk duyardık. Görüşmediğimiz günlerde ise sanki ailemizden biri gibi birbirimizi özlerdik.

Hafta sonları dernekteki yapılan çalışma çıkışında, bizimle beraber koruya gelen kişi sayısı da artardı. Bazen bizim evde annem bir güzellik yapıp, bizlere lokma ve börek ile çay hazırlardı. Yorgun ve enerji harcamış bizler için bu sofralar ne kadar güzel olurdu.

Arada Orhan, koruya teybini getirir ve kasetlerden genellikle orijinal Azeri şarkılar dinlerdik. Bizimkilerden de Melike Demirağ, Cem Karaca ve Barış Manço en çok dinlediklerimizdi. Orhan, hele akordeon ile koltuk davulunu getirdiğinde keyfimize diyecek olmazdı. Azeri müzikler ve oyunlar hepimizin ortak tutkusuydu.

Halk dansları çalışmalarının en önemli ayağı da aslında burasıydı. Dışarıda başka ekiplerde gördüğümüz ve hoşumuza giden koreografileri burada kendi aramızda çalışır ve kendimiz için adapte ederdik. Çıktığımız gösterilerde de koruda çalıştığımız her şeyi uygulardık.

Dernek folklor festival düzenleme girişimini ilk defa bu sene yaptı. Kalamış da bulunan Sahil sinemasında bir Pazar günü liselerdeki ekiplerin de katılımıyla halk oyunları günü düzenledi. Bu uzun günde hem dernek olarak bizler hem de çalışmalarına katıldığımız liselerdeki ekipler bir arada gösteriler yaptık.

Yapılan sahne düzenlemesi hakikaten çok kötüydü. Özensiz bir şekilde yapılan ekiplerin sahne çıkış programları ile büyük bir organizasyon bozukluğu yaşandı. Bizler bu yaşanan karmaşada sadece oraya buraya koşturup durduk. Büyük curcuna havasında geçen bu günde aklımda kalan tek şey, havada tutuşan uçan balon parçalarının üstüme düşmesiydi.

gösteri1a

Derneğin Kızıltoprak Kent sinemasında yapılan yıllık gösterisinde bu sene sadece iki ekipte yer aldım. Artvin ekibinde bütün mahalle grubu hep beraber oynadık. Bu gösteri Orhan’ın dernekte bizimle beraber çıktığı son gösteri oldu. Kendisi öğrencisi olduğu Boğaziçi Üniversitesinin folklor kulübünde çalışmalarına devam etmeye başladı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s