Dünyaya Açılmak-II

Şimdilerde yaşananların yanında benim sizlere anlatmaya başladığım hikaye çok hafif gelmiş olabilir. Bizler kendimizi geliştirebilmek için sosyal bir çevreye adım attık ve onun içinde daha fazla kişiyle iletişim içinde olduk. Bulunduğumuz ortam bu günlere hiç benzemiyordu, herneyse şimdi hikayeye kaldığım yerden yine devam ediyorum.

II

Büyük gösteriden birkaç gün sonra, bizim derneğin iki ayrı parçaya bölündüğünü öğrendik. Bunlardan biri Turizm Tanıtma Derneği, diğeri de Turizm ve Folklor Derneğiydi. Tanıtma Derneğinin başkanı ve onu destekleyenler, kendilerine yeni bir dernek kurmuşlardı.

Hafta sonunda işler tamamen değişti. Ortada iki ayrı dernek ve iki ayrı yerde de çalışma var. Çalışmanın biri Acıbadem’de bulunan bir okulda, diğeri de bizim oradaki ilkokulda.

Biz şimdi hangi tarafın üyesiyiz?

Doğru kararı nasıl vereceğiz?

Kim kimdir, ne nedir diye tam olarak bilemediğim için, doğal olarak Orhan ile Nihat’ın ne yapacağını gözlemledim. Hafta sonunda onlarla birlikte Acıbadem’e Turizm Tanıtma Derneğinin çalışmasına gittik. Daha okulun kapısından içeriye girer girmez etrafımız sarıldı. Şimdiye kadar bize yüz vermeyen, selamı ve sabahı bile çok gören kişiler yanımıza gelip,

“Bilirsin seni severim, seçimlerde oyunu bana ve bizim gruba verirsin değil mi?” diye bizi etkilemeye çalıştıklarında, sorup neler olduğunu öğrenmeye gayret ettik. Meğer gelecek hafta dernekte, yeni başkan ve yönetim kurulu üyelerinin seçimi varmış. Bizler de kolayca oy alınacak, saf keklikler olarak görülüyormuşuz.

Bu olay aynı gün içerisinde başka kişiler tarafından da tekrar edilince, oynama zevkimi ve isteğimi kaybettiğimi hissettim. Orada neden bulunduğumu beynimde sorgulamaya başladım. Bütün eski ve tecrübeli dansçılar arasında sanki amansız bir bilek güreşi başlamış. Güç ve yönetme arzusu, resmen bu insanların gözlerini karartmış. Çalışma bitiminde oradan mutsuz bir şekilde, sıkıntıyla ayrıldım.

Bir sonraki hafta mahalledekilerle birlikte Acıbadem’e değil, tek başıma bizim oradaki ilkokulda çalışma yapan Turizm ve Folklor Derneğinin çalışmasına gittim. Kapıda güler yüzle karşılandım, kolumu bacağımı çekiştiren ve aklıma girip düşüncelerimi etkilemeye çalışan birileri de olmadı. Gördüğüm kadarıyla orada birkaç kişinin dışında başka tecrübeli ve eski dansçı yok. Daha çok yeni ve tecrübesiz elemanlar var, ancak ortada yönetim çekişmesi olmadığı için sakin ve kargaşanın olmadığı bir ortam var.

Hafta içerisinde her iki derneği de kafamda ciddi ve tarafsız bir şekilde tarttım. Bir tarafta çok kaliteli dansçılar ve kuvvetli yöresel ekipler olmasına rağmen ortada inanılmaz bir güç ve yönetim kavgası var. Diğer tarafta ise ekip ve dansçılar bazında çok kuvvetsiz bir grup olmasına rağmen oldukça sakin bir ortam var.

Turizm Tanıtma Derneğindeki kaliteli yöresel dansçılara ve kuvvetli ekiplere rağmen zayıf olan tarafı, yani Turizm ve Folklor Derneğini seçip oradaki çalışmalara devam etmeye karar verdim. Bizim mahalleden Orhan, Nihat ve Müco Acıbadem’deki ana derneğin çalışmalarına giderken, ben onlardan ayrıldım.

Ertesi hafta yine bizim oradaki ilkokuldaki çalışmaya gittim. Dernekte sadece dokuz aylık halk oyunları geçmişimiz olmasına rağmen yeni gelenlerin yanında kıdemliler gibi duruyoruz. Hani koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler ya, bizim de durumumuz aynen öyle.

Yeni elemanların çoğunluğu, dernek başkanının ve eski dansçıların çalıştırdığı okullardan gelen bizim yaşlarımızda gençler. Dernekte eski öğreticilerden sadece birkaç kişi kaldığı için, bizler de oyunlar öğretilirken yenilerin önünde, esas çalıştırıcılara yardımcı eğiticiler olarak görevlendiriliyoruz. Bu şekilde yapılan çalışma, bizlerin de oyunları daha iyi kavramamıza neden oldu. Birer öğrenciyken öğretici pozisyonuna sokulan bizler, her şeyi daha iyi öğrenmek ve öğretmek mecburiyetinde kaldık.

Yurtdışı seyahati olmadan geçen yazın sonuna doğru, Orhan, Nihat ve Müco da öteki tarafı bırakıp bu tarafa geldiler. Bir arada çalışmak benim için daha iyi oldu, çalışmalarımıza koruda da devam etme şansı yakaladık. Aramıza Kemal’in de katılmasıyla iyi bir ekip oluşturduk. Kars, Artvin gibi estetiğe ve bireyselliğe dayanan oyunlarda, kendimize yer bulmaya ve çalışmaya başladık. Mahallede ve çalışmalarda bir arada oynamak ortaya bir ekibin çıkmasını sağladı. Nihat, Orhan ve Kemal’in yer aldığı bizim Kars ekibinin bir üyesi de ben oluverdim. Kızlardan bizim devreden Ümran, Ayşe’ler ve Demet de bizlerle uyum sağladılar.

Yeni kursiyer programı başlatıldığında, bizler de yine eğitici olarak görevlendirildik. Ne yaparız, ne ederiz diye bir an bile tereddüt etmeden bu işe soyunduk.

~/~

Kış geldiğinde bu ekip derneğin yönlendirdiği iki özel gösteriye çıktı. Fenerbahçe Orduevinde ve Kadıköy Halk Eğitim merkezinde sahne aldık. Akordeon çalan Cengiz ve davul ile ona eşlik eden Süha da bizlerle birlikteydi.

Kars ekibiyle sahneye adım attığımda oldukça heyecanlıydım. Kendi aramızda yaptığımız uzun ve yorucu çalışmalardan sonra bu gerçekleştirdiğimiz ilk gösteriydi. Oyunda hangi kişisel figürleri yapacağımızı, ikili üçlü ve toplu bir şekilde nasıl hareket edeceğimizi daha önceden defalarca çalışmıştık. Ekibin kişisel figürler konusunda en basit hareketlerini yapan dansçısı bendim. Ben bundan pek şikâyetçi değildim, yeteneklerimin sınırlarını iyi biliyordum.

GÜRCAN BEY

Kars yöresi oyunlarında çift olarak oynamak, kişisel figürlerle ortaya çıkmak kolay değildi. Üstelik daha bir yıllık dans geçmişi bulunan bir kişinin, böylesine önemli ekiplerde kendisine yer bulabilmesi de pek mantıklı değildi. Derneğin umulmadık bir anda iki parçaya bölünmesi belki de bizim şansımızdı. Böyle bir olay yaşanmamış olsaydı, tecrübeli ve kaliteli dansçılar arasında uzun yıllar sadece halay ekipleri oynuyor olurduk.

Bizler de yakaladığımız bu şansın üzerine yatıp, boş oturmadık. Sürekli olarak etrafımızdaki özel kişileri ve grupları seyrettik, gördüğümüz figürleri arkalarda tekrar edip öğrenmeye çalıştık. Yapamadığımız zamanlarda sorduk, soruşturduk, bilenlere öğretmeleri için rica ettik.

Bize öğretilenleri doğru olarak yapabilmek için, bıkıp usanmadan tekrar ettik. Açıkçası bizler çok çalıştık ve hiç pes etmedik. Gördüklerimizi ve öğretilenleri akıl süzgecinden geçirip, kendimize uyarlamak için didindik durduk. Derneğin bizi görevlendirdiği özel gösteriler ile de sahne tecrübemizi arttırıp, kendimize olan güvenimizi pekiştirdik.

O arada derneğin kurs programında eğitici olarak görev yapmak da bizlere fayda sağladı. Gösterirken öğrendik, yaptığımız doğru işlerle daha çok kişi tarafından kabul gördük ve benimsendik. Çalışmalarımızla grup içerisinde takdir edildik. Artan kapasitemiz nedeniyle neredeyse her ekipte oynuyor hale geldik. Ekip başı olarak kabullenilmeye başlandık. O sene Kızıltoprak Kent sinemasında yapılan yıllık geleneksel gösteride, Bitlis ve Bayburt ekiplerinde sahne aldım.

Yaz geldiğinde yurtdışı seyahati söylentileri de ayyuka çıktı. Bu gelişmeleri heyecanla mahalledekilerle paylaştık ama zaman ilerledikçe hepimiz alay konusu da olduk. Gezi ha bu hafta belli olacak, ha öteki hafta derken adımız resmen yalancı çobana çıktı.

Ağustos ayı geldiğinde, Yugoslavya’dan bir grubun derneğin misafiri olarak geleceğini öğrendik. Daha sonra da derneğin bu grubun misafiri olarak Üsküp’e gidip, orada gösteriler yapacağını duyduk. Söylendiğine göre gösterilerin sonrasında iki gün de İtalya’nın Trieste şehrine alışveriş için gidilecekmiş. Bizler de geziye gitmek isteyenlerin listesine adımızı yazdırdık. Hatta mahalleden Erkut da halk oyunlarına başlayıp, bu geziye gitmek için başvurdu. Üsküp çalışmaları bütün hızıyla sürerken, oraya gidecek kadro da belirlendi. Bu kadroya göre de ekipler oluşturuldu, ben de birkaç ekipte yer alıyorum.

~/~

Yugoslavya’dan gelen halk oyunları grubu ile sadece dernek başkanı ve bu iş için görev verilen kişiler ilgilendiler. Özel bir otobüsle gelen bu kalabalık grup için, Kadıköy’de Rıhtım da bulunan bir otel ayarlanmış. Bizler de Yugoslav grubun yaptıkları gösterilerde, görevli olarak yer alıyoruz.

Anadolu tarafında yapılan gösterilerden sonra, Yugoslavya’dan gelen göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı Alibeyköy’e de bir gece gidileceği bildirildi. Bizler de orada yapılacak olan gösteride gruba yardımcı olarak görevlendirildik.

Ertesi gün akşamüstü Yugoslav grubun otobüsüyle birlikte Alibeyköy’e doğru yola çıkıldı. Oraya varıldığında, grup doğruca daha önceden orada anlaşılan bir lokantaya götürüldü. Onların masalara yerleştirmesi ve yemek servislerinin verilmesi tamamlanınca, bizler de lokantadan sessizce ayrıldık.

Hepimizin karnı zil çalıyor ve dernek yemek için bizlere lokantada rezervasyon yaptırmamış. Mecburen yakındaki bir bakkala gidip, aramızda denkleştirdiğimiz paralarla ekmek, kavun ve beyaz peynir aldık. Lokantada yemek yiyen Yugoslav misafirlerin oturdukları yerden bizi göremeyecekleri bir sokak arasına girip, gözümüze çarpan bir inşaatın önüne oturduk. Düz bir taşın üzerine serdiğimiz gazete kâğıdının üzerine, biraz önce bakkaldan satın aldıklarımızı açıp koyduk. Bakkaldan ödünç aldığımız bıçakla, kavunu temizleyip dilimledik. Taze ekmeklerden koparıp, onları neşeyle yemeye başladık.

Çok geçmeden çevremizde oradaki mahalle çocukları peydahlandı. Merakla bizlere bakıp, neden orada ki inşaatta yemek yediğimizi aralarında merakla birbirlerine soruyorlar. Türk olup olmadığımızı daha tam olarak anlayamadılar, aralarında bunlar galiba yabancı diye konuşanları da duyuyoruz.

Nihat, etraftan çocuklarında duyulabileceği bir tonda,

“Hey Corc, eat meat,” gibi saçma sapan bir şeyler söyledi.

Buna benzer saçmalıkları gırgır olsun diye bizler de aramızda ciddi bir şekilde konuşmaya başladık. Çocuklar bunun üzerine bizlerin yabancı olduğumuza inanıp daha çok ilgilendiler. Bizim konuştuğumuz saçmalıklar gibi, hello hello diyerek yanımıza daha çok yaklaştılar.

Bu saçmalıktan sıkılan Orhan, ayağa kalkıp çocuklara usturuplu bir küfür patlatınca, çocuklar bir anda çil yavrusu gibi dağıldılar. Onların arkasından nasıl kahkahalarla gülüyoruz, yani kelimelerle anlatılacak gibi değil. O arada uzaktan atılan birkaç taş etrafımıza düşünce, bir an durup dikkatle etrafa baktık. Atılan taşlar kesilince, bu sefer daha kuvvetli gülmeye başladık. Cepte az para olunca, böyle eğlenceli olaylara maruz kalmak maalesef kaçınılmaz oluyor.

Yugoslav grubu gösterilerini bitirip Türkiye’den ayrıldıktan sonra Üsküp’e yapılacak seyahat hazırlıklarına hız verildi. Ülkeden geçişte adam başına otuz Alman Markı ayakbastı parası alan Bulgaristan’dan geçmek yerine, Yugoslavya’ya gidişte Yunanistan üzerinden gidilmesine karar verildi. Yapılan Kıbrıs barış harekâtının üzerinden sadece bir sene geçmiş olması, dernek yöneticilerini hiç tedirgin etmedi.

~/~

Babam o güne kadar hiç yapmadığı bir şeyi yapıp, seyahat için bana çıkarıp beş yüz lira verdi. Bu benim ömrüm boyunca bir arada gördüğüm en büyük para. O parayla seyahate gitmeden önce muhakkak döviz almak gerekiyor. Bizim Türk Liramız malum sınırlarımızın dışında, alışveriş sırasında hiç kabul görmüyor. Bir Alman Markı o zamanlar üç lira kırk kuruşmuş. Tahtakale’de döviz alınan yerleri iyi bilenler oraya kendileri için döviz almaya gittiklerinde, verdiğim beş yüz lirayla bana da yüz kırk mark kadar para alabilmişler.

Bu arada en önemli konulardan bir olan, yolda seyahat boyunca ne yiyeceğimiz konusu da, derneğin firmalardan eşantiyon pişmiş hazır konserveler almasıyla çözümlendi. Seçeneklerimiz bol, yaprak ve lahana sarma ile barbunya pilaki. Ücretsiz olarak alınan bu konserveler bana resmen kurtarıcı gibi geldi. Sıcak olan otobüste yanımda götürebileceğim, annemin hazırladığı yolluk börek ve kurabiyeler eminim iki günden fazla dayanamazdı. Cebimdeki yüz kırk mark parayı da yemek için harcayamazdım.

Daha önce böyle bir seyahate gitmiş olan tecrübelilerin yaptıkları uyarılarla, yanımıza beş altı tane limon almayı unutmadık. Bu limonlar açılan konservelerin üzerine sıkıldığında, midenin gaz yapmasını kesinlikle azaltıyormuş.

Seyahat için belirlenen 27 Ağustos Salı günü geldiğinde, valizlerimizi ve yiyeceklerimizi yanımıza alıp, büyük bir gururla mahalleden ayrıldık. Durağa gelen ilk İETT otobüsüne binip, üst Göztepe’de bulunan dernek merkezine gittik. Oraya seyahat ve yakınlarını uğurlamak için gelen diğer herkes gibi, bizler de gelecek olan otobüsü heyecanla beklemeye başladık. Ortada göze çarpan herhangi bir otobüs yok.

Birkaç saatlik beklemeden sonra dernek başkanı bir açıklama yaparak seyahatin ertesi gün aynı saate ertelendiğini söyledi. Belirttiğine göre, bizi götürecek olan otobüs yurtdışından gelecekmiş ve arızalanıp gecikmiş. İlk gösterimiz 29 Ağustos Perşembe gecesi olacağı için, zamanında orada olabilirmişiz.

Tabii kuyruklarımızı bacaklarımızın arasına kıstırıp, hayal kırıklığıyla mahalleye geri döndük. Bizleri karşılarında görünce, mahalledekiler o kadar çok güldüler ki anlatamam. Resmen koca mahallenin maskarası olduk. Evdekiler de beni karşılarında görünce çok şaşırdılar, ama yapılabilecek bir şey de yok. Bu devirde yurt dışına gitmek o kadar kolay mı?

Ertesi gün evdekilerle vedalaşıp, mahalledekilere hiç görünmeden, eşyalarımızı alıp tekrar gizlice dernek merkezine gittik. Orada park etmiş eski bir otobüsü görünce, doğrusunu söylemek gerekirse heyecanlandım. Bu benim ilk yurt dışına çıkışım ve gidemeyeceğiz diye de oldukça endişeliyim.

Özel merakla otobüsün etrafında bir tur attığımda, onun ne kadar eski bir Magiruz marka otobüs olduğunu gördüm. Bu hiç hoşuma gitmedi hatta içimden oldukça endişelendim. Ancak biraz düşününce kendime de kızdım.

“Oğlum satın alacak değilsin ki! Ne diye durup dururken endişeleniyorsun?”

Daha sonra bizimkilerle bir araya geldiğimizde, eşyalarımızı yanımıza alıp onları otobüsün orta kısmında arka arkaya üç sıra koltuğa koyduk. Otobüsten gösterilerde giyeceğimiz sahne kıyafetlerinin ve yolda yiyeceğimiz konservelerin bagaja yüklenmesine yardım etmek için indik. Bavullarımızı bagaja vermek için tekrar içeriye girdiğimizde, bizim bavullarımızın ve eşyalarımızın koyduğumuz koltuklardan alınıp, en arkada bulunan beşli koltuğa konulduğunu gördük.

Bizim önceden kendimize ayırdığımız koltuklar, aniden başkalarına tahsis edilmişti. Grup olarak hemen bir karara varıp, eşyalarımızı aldık ve otobüsten aşağıya indik.

“Bize istediğimiz koltuklar verilmediği sürece biz sizinle hiçbir yere gelmiyoruz.” diyerek resti çekip, dernek başkanına baş kaldırdık. Yani ne cesaret!

Halimiz dışarıdan bakıldığında gerçekten çok komik, ancak bizler de kesin kararlıyız. Toplu pasaport çıkarıldığı için, bizi almadan gidemeyeceklerinin farkındayız. En önemlisi bütün ekiplerde hepimizin büyük bir ağırlığı var. Bizler olmadan o kadar fazla ekibi çıkarmalarına imkân ve ihtimal de yok.

Dernek başkanı da kendisine karşı çıkılmasına sinirlendi.

“Gelmezseniz gelmeyin,” diyerek kızgınlıkla söylenerek restimizi gördü.

Araya dernek yönetiminden Muammer Ağabey girip, ortalığı yumuşatmaya çalıştı. Bizim yerlerimizi kimlere verdiklerini dili döndüğünce açıklamaya çalıştı. Dediğine göre çalışma yaptığımız ilkokulun müdürü ve onun ailesi de bu seyahate geliyormuş. Bizim daha önceden otobüste ayırdığımız yerleri de onlara vermişler.

En sonunda bizim istediğimiz yerin birkaç koltuk gerisinde, seyahat boyunca oturacağımız yerlerimiz ayarlandı. Bavullarımızı bagaja verdikten sonra, bizler de yiyeceklerimizi ve yolda giyecek olduğumuz eşyalarımızı yanımıza alıp otobüse girip yerleştik. Otobüsün içi hıncahınç dolu!

Kişisel eşyaların yanı sıra önde ve arkada ki kapı çıkışlarına, su ihtiyaçlarını gidermek için, birer musluklu su bidonu da koyuldu.

İstanbul’dan çıkmadan önce Aksaray’a Vatan Caddesine geldik, otobüs firmasının bulunduğu yerde bir süre bekledik. Avrupa’ya sürekli olarak Bulgaristan üzerinden gidip gelen otobüs şoförlerinin, Yunanistan geçiş vizelerinin olmadığı o sırada ortaya çıktı. Çaresiz otobüs yine yola koyuldu, söylenenlere göre İpsala sınır kapısında bir şekilde bizim şoförlere vize alınmaya çalışılacakmış.

Otobüs yola koyulunca, Arkadaki beşli koltuğun önündeki boşluğa, davul yan çevrilip koyuldu. Üzerine de bir gazete kâğıdı serilince, en güzelinden bir masa hazırlanmış oldu. Evlerden getirilen yiyecekler ve içecekler de ortaya çıktı, plastik bardaklarını ve yiyeceklerini kapıp gelenler rakılarını da açtılar.

Bütün üst camlar açık olmasına rağmen arkada içilen sigaralardan göz gözü görmüyor. Sohbet ilerleyip keyifler de iyice cilalanınca, akordeon ve klarnet de çalınmaya başlandı. Dumanlı kafalarla söylenen türküler, şarkılar ve içilen rakılarla orada hareketli bir fasıl oluşuverdi. Birkaç saattir yaşanılan onca tedirginlikten sonra ruhlarımız sanki huzuru buluvermişti.

İpsala sınır kapısına ulaştığımızda saat gece yarısı üç gibiydi. Ceplerinde parası bol olanlar gümrüksüz satış mağazalarından yol için sigara, içki ve çikolata alırken bir kısmımız da tuvalet ihtiyaçlarımızın peşinde koşturduk.

Gümrükte pasaport ve çıkış işlemlerimiz tamamlandığında yola koyulduk. Uzun köprüyü ve askerleri büyük bir heyecanla seyrederken, o arada Yunanistan’a giriş yaptık. Karşı taraftaki gümrük binasının önündeki dar yolda durduk.

İçeriye evraklarla birlikte giden dernek başkanı ve tercüman arkadaş, biraz sonra geriye döndüler. Buradan geçiş vizesi alınamayacağını belirttikten sonra doğal olarak grubun Yunanistan’a girmesine izin vermemişler. Çaresiz arkamıza baka baka tekrar o köprüyü geçip, bizim sınır kapısına geri döndük. Yok, durum anlaşıldı biz ülkeden bir türlü dışarıya çıkamayacağız.

Reklamlar

3 comments

      • 🙂 Ben de ne yazacağımı bilemeyip “Aaaa” dedikten sonra kaldım zaten.
        Bazen okuyucular önce yorumlara bakıyor da, yazının sonuna dair bir şey yazıp da kimsenin okuma zevkini bozmayayım dedim, kaldım öyle 😀
        Yazınızız iki bölümünü keyifle okudum bu sabah. Umarım devamı vardır. Gerçekten merak ettim daha sonra neler olduğunu.
        Kusura bakmayın, hayatımda ilk defa sanırım ben de öyle kısacık bir şey yazıvermiş oldum 🙂 Yolla tuşuna bastıktan sonra ben de çok güldüm zaten.

        Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s