Koru Dünyası

Burada yayınladığım hikayeyi herkesin okuyabileceği bir formata dönüştürmek için bir proje kapsamında uzun Koru dünyası hikayemi beş ayrı hikaye haline getirdim. bağlantı ekleri ile onlara ulaşabilirsiniz.

Ayrıca bir şeyi de özellikle vurgulamak istiyorum, çalışmamda sadece hafızamda yer etmiş olan hatıraları kaleme alıyorum. Yani ortaya çıkan hatırladıklarımla yazdığım bir anı hikâyedir, Koru mahallesinin resmi tarihi değildir. O neden öyle olmuş? Benden neden bahsetmedin? O anlattığın olay eksik, gibi eleştirileri ben kendi adıma gülümseyerek okuyorum.  Her neyse sıkılmadan okuyacağınızı düşünüyorum, bağlantılar aşağıdadır.

Kaleiçi Feneryolu

Mankafa Kampı Muamması

Ortak Akıl Olunca

Susuz günler

Deniz sevdası

2 comments

  1. Selam Kısıl Gürcan

    Bir arkadaş söz edip adresi verince bu sayfanın yarıdan fazlasını şimdi okudum. Kendine takılmadığını söylediğin lakapla sana hitap ederek yazmaya başladım. Gerisini sonra okurum.

    Hikayeler o kadar çok ki hangi birini anlatacaksın diyerek yazdıklarına eklemeler yapmak istedim.
    Trabzanlara dokunmayın onlar ihtiyarlar içindir deyip seni fırçalayan ev sahibinizin oğlu arkadaşımız Fuat’ın (İdi Amin) anneannesini mi, demirden bahçe kapınızın kanatlarının birbirine çarpıp aşınmaması için kapının demirlerine bez sarmalarını mı?
    Ya da sizin sonradan taşındığınız evin bahçesine kurduğunuz Zeki Şen ve Mahdumları tavşan çiftliğini mi?

    İdi Amin deri rengi ve kıvırcık kısa saçları ile tam zenci görünümlü çok iyi bir arkadaşımızdı.
    O hiç yaşlanmadı, senin bildiğinden 15 sene sonrasına kadar yaşadı.
    İçtiğimizde sokaklarda gece yarısı ben Fuat Kayhan öğretmen Halil Kayhanın oğlu. Kilom 130 diye bağırır bahçe duvarları üzerindeki demirlerin üzerinden yürümeye kalktığında engellerdik.

    Sizin Mankafaya gelmeme nedenin ağbinle senin evden izin alamamanızdı bunu da düzeltme olarak ekleyeyim. İyi biliyorum çünkü sen mahallede birkaç kez yanlış anlaşılma nedeniyle aramızda sorun yaşasan da en sevdiğim ufaklıktın. Kardeşimden çok.

    Tabii gelmediğin için bilmiyorsun ama bizim tek bir çadırımız vardı yani çadırları kurmadık, ve o gidişimizde 14 kişi vardı. Bu çadır mahalle içerisinde evlerden çok daha fazla olan boş arazilere de kuruldu.

    Tek çadır bir 14 hatta 16 kişi daha alacak boyuttaydı. Çadır o kadar büyüktü ki baş ve kıçtaki üçer adet büyük direkleri götürmedik, sadece yan duvarları destekleyecek direklerle gitmiştik. Çadır malzemesi olarak bir de kocaman bir urganla yola çıktık. Bu urganı iki çitlenbik ağacı arasına gerip çadırı tam üst ekseninden bu urgan üzerine kurduk. Daha sonra yan duvarları destekleyen 6 adet direk ile koloninin evi bir gecelik pozisyonunda tamamlandı.

    Ben berbat bir lise öğrencisiydim. Lise 2 44 gün devamsızlıkla tekrarlandı. Lise sonda ise üniversitede birçok yere girecek puan almama rağmen tarih vs 3 dersten kalınca benim lise tahsili 5 yıl sürdü.

    Tıpta okuyan arkadaşıma kafatası gerekince çadırı kurduktan sonra Bizans manastırlarının mezarlarını kazarak her cins kemiklerden çıkardım.
    Birkaç kafatasını da çadırın çevresine sapladığım kazıkların üzerine iliştirmiştim.
    15-18 yaşaları arasındaki spiritüel kafalı arkadaşların çoğu çaktırmamalarına rağmen korktular.
    Çünkü yattığımızda konular hayaletlerdi. Gece yarısına kadar bunlardan bahsettiler.

    Sabah her zaman olduğu gibi en erken kalkan olduğumdan çadırdan çıkarken o senin kaka dediğin boku gördüm. Hiç olmadı dışkı deseydin ne kibar adamsın ya.

    Benim kim yaptı bunu diye bağırmamla herkes uyandı.
    İlk işimiz Agavninin eserini mekanında bırakıp çadırın yerini değiştirmek oldu.
    Bu eserin sanatsal değeri olmadığından ben senin de yazdığın gibi bir çubukla şeklini bozup sahibini bulmak için fiziksel analize başladım.
    Haşlanmış fakat hazmedilmemiş mısır tanelerini bulunca sanatkar hemen orada ortaya çıktı.
    Agavni’n elinde bir gün önce yola revan olduğumuzda kocaman bir mısır koçanı vardı.
    İsteyenler nedeniyle çiğnemeden yutmuş.

    Analiz sonuçlarını yayınlayınca Agavni Yusuf’un Hacı Orhan da yedi itirazı üzerine Hacı kendini ben bir diş ısırdım savunmasında bulundu. Bir kere ısırmakla 8-10 mısır tanesi yenilebilir deyip ben eser içerisinde mısır tanelerinin sayımı yapıp kesin suçlunun kim olduğu Agavni istediği kadar itiraz etsin ortaya çıkmıştı.
    Zaten Hacı daha sonra başka deliller de buldu, işini bitiren hacının çarşafı ile temizlenmişti. Hacı ben yapsam kendi çarşafıma mı silerim dedi.

    Bana kelle adı da, mahalleye tıpta okuyan arkadaşa vermek üzere getirdiğim çoğunluğu kafatası olan iki çuval kemik nedeniyleydi. Kemikleri arkadaş evde olmadığı için annesine teslim ettiğimde balkona bırakmamı söylemişti. Sonra arkadaş ta gece uyuyamadığını söyleyip kemikleri al dediğinde bıraktığım yerden alıp mahallede çocuklara vermiştim. Onlar da korsancılık falan oynarken femurları kafataslarını kırmışlardı. Babam da geri kalan peder iskeletlerini bizim bahçeye gömmüştü.

    Dönüşten hemen bir gün sonra olay Yusufun adı geçmeden olay mahalle kadınları arasında anlatılırken Agavninin annesi hemen kesin benim Yusuf yapmıştır evde gece yalnız başına tuvalete bile gidemez demiş.

    Şimdilik bu kadar yeter mi Gürcan, okuduğum yere kadar benim hatırladıklarıma göre eklenmesi birazcık da düzeltilmesi gereken şeyler var ama bir ara yazarım.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s