Boğa ile Akrep

burçlar1

Her haftasonunda gazetelerin internet sitelerinde yer alan haftalık burç yorumlarına muhakkak göz atarım. Şimdiye kadar yazılıp çizilenlerden çıkan hiçbir şey çıkmadı ama ben bu alışkanlığımdam nedense vazgeçmedim. Burçlar konusunda aykırı düşünceler beslediğimi düşünmeyin lütfen, aksine ben burçlara inanırım. Ancak gelecekle ilgili söylenenleri sadece tebessümle takip ederim. Burçları sıkı bir şekilde okuyan ve takip edenlere ben de rastladım. Yaşadıklarımdan sonra kafam karışmadı değil. Bunları da küçük bir hikaye ile sizlere aktarıyorum, doğal olarak isimleri bir parça değiştirdim.

Yanlış hatırlamıyorsam 1979 yılının Mayıs ayı geldiğinde, faaliyetlerine artık ite kaka katıldığım derneğin düzenlediği liselerarası halk dansları yarışmasında bana da görev verildi. Yarışmaya katılan lise ekiplerinin, gösterilerini tamamladıktan sonra sahneden çıkışlarında, herhangi bir kargaşa yaşanmaması için onlara yardımcı olacağım.

Yarışmanın ikinci günü yarışma sona erince yaşanan o gürültü, heyecan ve koşuşturma da sona erdi. Bir kenarda dinlenmek ve sakinleşmek amacıyla otururken, yakın arkadaşlarımdan Yasemin’in bana doğru geldiğini fark ettim. Yanında da daha önce hiç görmediğim, spor ceket ve pileli etek giymiş güzel bir kız var.

Giyim tarzı ve olgun kadın tavırlarıyla yaşı benden oldukça büyük gösterse de, Allah için hoş bir kız. Doğal ince sarı düz saçları, açık mavi gözleri, ince ve zayıf bir bedeni var. Ayrıntıları hiç kaçırmayan, dikkatli bakışları hemen ilgimi çekti.

“Bak seni bir arkadaşımla tanıştıracağım,“ diyen Yasemin, bizleri isimlerimizi söyleyerek tanıştırdı. Hemen ayağa kalkıp elimi uzattım ve ismimi söyledim.

Gözlerime bakarak elini uzattı, ben Gül diyerek isteksiz bir şekilde elimi sıktı. Buraya sadece yanındaki kişiyi kırmamak için geldiği açık bir şekilde anlaşılıyor.

O arada odaya bir şeyler sormak için gelenlerle konuşurken, onun beni kenardan dikkatle izlediğini fark ettim. Aslında iki gündür oldukça yorgunum, karşımdaki kızı da kaba davranıp kırmak istemiyorum. Belli ki o da buraya tanışmak için çok istekli gelmemiş.

~/~

Kendine bir iş uyduran Yasemin, yanımızdan ayrılarak ikimizi yalnız bıraktı. Ortalık da bir nebze olsun sakinleşince, havadan sudan konuşmaya başladık. Karşılıklı olarak ufak tefek sorular sorup, zamanı geçiriyoruz. Hangi Fakültede okuduğumu anlatınca, Gül de Olgunlaşma Enstitüsüne gittiğini anlattı. Orada düzenlenen defilelerde, mankenlik de yapıyormuş.

İşte öyle böyle derken, konu nereden geldiyse burçlara geldi.

“Hangi burçtansın?“ diye merakla sordu

“Akrep burcu!“ diye cevap verdim.

Kararlı bir ifade ile konuyu kesip attı.

“Sizinle anlaşmamız çok zor. Benim burcum Boğa.“

Kendi burcumla ilgili yazıları arada bir okurum, ama hiç kimseye burcuna göre ön yargılı davranmadım. Hayatımda ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorum. Gerçekten Gül’e ne cevap vereceğimi de şaşırdım.

Gül’ün sesiyle, ona dönüp baktım

“Daha önce gözlemledim, ayrıca yaşadım da. Gerçekten bazı burçlardaki insanlar ile imkânı yok anlaşamıyorum,“ diyerek devam etti. “Akrep insanları da bunların başında geliyor.”

“Burçların özellikleri her insan da aynı mı?” diye merakla sordum.

Söylediklerinin içini doldurmak için, kendini açıklama yapmak zorunda hissederek, tekrar konuşmaya başladı.

“Genellikle burç insanları, aynı temel özellikleri gösterirler.”

“Peki, yükselen burçların kişiliğe etkisi yok mu?”

“Yükselen burç, kişinin kendisini nasıl gördüğünü ve nasıl hissettiğini belirler,” diye cevap verdi. “Ben yine de, esas burcu göz önüne alırım.”

Ondan sonra da, ardı ardına düşüncelerini söylemeye başladı

“Eğer sıkı bir akrep burcu insanıysan, işimiz zor ötesi.”

O şaşkınlıkla, ne söyleyeceğimi de bilemedim, ama karşımdaki kişi de eteğindeki taşları dökmeye devam etti.

“Şimdi ben dediğim dedik biriyimdir, ama inan bana sen de öylesindir. Ne dersin değil mi? “

Aslına bakarsanız hiç de öyle değilimdir.

“Makul biriyimdir, ama karşımdaki kişiden de anlayış beklerim,” diye cevap verdim. “Her dediğim olacak diye bir iddiam da yoktur.”

Söylediklerimi bir an kafasında tartıyormuş gibi duraksadıktan sonra sözlerine devam etti.

“Akrepleri iyi bilirim, eminim sen de çok kıskanç birisindir,” diyerek söylediklerini sanki onaylamam için dikkatle yüzüme baktı.

Ben bir şey söylemeyince de sözlerine devam etti.

“Beni de çok hafife almaman gerekir. Belki de senden iki kat fazla kıskancımdır.“

Ne diyeyim, resmen şiştim, daha ilk karşılaşmada bu kadar fazla sorgulama yapılır mı?

Bu güzel kız, sanki kendi kendisinin personel müdürü gibi davranıyor. Ben sanki onun arkadaşlık ilanına başvuruda bulunmuşum gibi, anlatmadığım özelliklerimi gözden geçirip beni kendince değerlendiriyor. Ortada ise yapılmış böyle bir başvuru yok, üstelik benden gelen talep de yok.

Bu kadar derinlere inen bir sorgulama da, haliyle beni yordu. Ne yapmam gerektiğini düşünürken, o da konuşmasına devam etti.

“Dışarıdan katı görünsem de aşırı duygusalımdır, kararlarımı duygularım çok etkiler,” deyip sordu. “Eminim fazla göstermesen de, senin de benden aşağı kalır bir yanın yoktur değil mi?”

Tabii duygusalım, üstelik de endişeli bir yapım var. Acı çekmemek ve yaralanmamak için de kendimi sürekli olarak, görünmez bir maske ile de gizlerim.

Umursamaz bir tavırla

“Bilmem, dışarıdan öyle mi gösteriyorum?” diye sordum.

“Seni birkaç dakikadır tanıyorum. Ne söyleme mi bekliyorsun?” diye sordu.

Cevap vermeden sustum, beklediğim bir şeyler nedense pek kalmadı desem yalan da olmaz. İkimizde bir an için kendi düşüncelerimize dalınca, sessizlik ağır basıverdi.

Gül’ün sesiyle ona doğru baktım

“Benim sanatçı yönüm ağır basar, güzel sanatlara oldukça yatkınımdır,” diyerek aynı konuya devam etti. “Senin ise sanatla pek alakan yoktur, mantığın daha ağır basar.“

“Halk dansları pek sanattan sayılmıyor galiba?” diye sordum.

“Yani resimle, edebiyatla uğraşmazsın demek istiyorum,” diye cevap verdi.

“Uğraşmadığımı nereden biliyorsunuz?”

“Ben genel olarak konuşuyorum,” dedikten sonra devam etti. “İnanılmaz inatçısındır ama ben sana bu konuda üç atarım.“

İçimden sadece güldüm. Bu yorgunlukla birazdan yüksek sesle imdat diye bağıracağım.

Gül, benim gerçekten sabrımı çok zorluyorsun.

Derin bir nefes alıp sakince sordum.

“Akrep burcu ile ilgili ders bitti mi?”

“Aslında bir iki şey daha var,” diye cevapladı. “Sen çevrendeki insanları yönetmeye bayılırsın, ama ben de bayılırım.“

“Başka?”

“Üstelik sen iyi veya kötü hiçbir şeyi unutmazsın, kinci olduğuna eminim.”

İşte bu baştan sona doğru, iyi ya da kötü her şey hafızamda yer bulur. Zamanı gelince de kendiliğinden ortaya dökülür.

”Bu arada ben aranmak isterim ama kesinlikle aramam. Ya sen?”

“Benim de arama huyum insanları rahatsız ederim düşüncesiyle öyle pek gelişmemiştir,” diye cevap verdim. “Allah sonumuzu hayır etsin.”

O arada Yasemin kapıdan başını uzatıp seslendi,

“Beyoğlu’nda İnci’ye profiterol yemeye gidiyoruz, hadi toparlanın.”

Görünen köy kılavuz istemez, ama toparlanıp çıkmadan bir karara varmak da gerekiyor.

Karşımda davranışlarıyla benden daha olgun görünen, güzel bir kız var. Biliyorum, onunla arkadaşlık yapmamız da çok kolay değil.

“İstersen, daha sakin bir günde konuşalım olur mu?” diye sordum.

“Telefonun var mı?” deyince karşılıklı numaralarımızı söyleyip yazdık.

Herhangi bir randevu kararlaştırmadan da diğer arkadaşların arasına karıştık.

~/~

Eve dönerken, Yasemin merakla sordu.

“Gül, saatlerdir kalabalıkta soramıyorum, nasıl gitti? Onunla anlaşabildiniz mi?”

“Terbiyeli, sabırlı ve nazik biri!”

“Yani?”

“Hepsi o kadar.”

“Onu beğenmedin mi?”

“Bana göre çok hafif kaldı. Yani yanımda çocuk gibi görünüyor,” dedikten sonra bir an düşünüp sözlerine devam etti. ”Benim tarzım değil.”

“Bence hata ediyorsun. Onu tanımadan, çabuk karar veriyorsun.”

“Ben göreceğimi gördüm, üstelik de o bir akrep.”

“Ne olur yani akrep olursa?”

“Ben Akrep burcu insanlarıyla anlaşamam, karakterlerimiz uymaz.”

“Senin böyle önyargılı olduğunu bilmiyordum.”

“Beni hiç tanıyamamışsın.”

“Haklısın, zaten seni oraya zorla götürmüştüm. Olacağı da buydu.”

“Ne bekliyordun ki? Sana o çocuğa yazık olacak demiştim.”

“Konuyu tamamen kapattın mı?”

“Beni ararsa, belki görüşürüm.”

“Yani onu yedek olarak, her ihtimale karşı bir tarafta tutacaksın.”

“Öyle düşünmene üzüldüm.”

~/~

Gül ile Spor Sergi Sarayında konuştuklarımızı, ilerleyen günlerde hatırladığım kadarıyla gözümün önüne getirmeye çalıştım. Böyle ilk tanışmada, olumsuz bir tavırla karşılaşmak, gerçekten çok fazla canımı sıktı. Yaşadığım hayal kırıklığının yanı sıra, üzüldüm de.

Aslında çevremde bana ilgi gösterilmesine alışığımdır, kız arkadaşım olmadığı için kızların benimle yakınlık kurma isteklerine hep şahit olmuşumdur. Bu sefer ise tam tersi oldu. Kız belli ki beni tanımak, benimle yakınlaşmak istemiyor. İtilme duygusu nedense her insan gibi benim de ona ilgi duymama yol açtı, ama yine de onu aramak içimden gelmiyor.

Mayıs sonunda fakültede derslerime iyice ağırlık verdim, o arada bizim apartmanda bir küçük kedi yavrusu tarafından ısırıldım. Kuduz hastanesine gidip durumu anlattığımda, aşı olmam gerektiğini belirttiler. Okulumun ilk imtihan döneminde, her gün aşıya da gitmeye başladım.

Sınırlı üç nokta arasında hareket etmeye başladım: Beyazıt Üniversite, Çemberlitaş hastane ve Feneryolu ev…

O eziyetli ve yorucu günler sırasında, gözüm etrafımdaki hiç bir şeyi görmedi. Hafta sonları gittiğim halk oyunları çalışmalarına da olduğum aşı nedeniyle mecburen ara verdim.

~/~

Tanışmamızın üzerinden günler geçmesine rağmen Tarık’tan hiç bir haber alamadım. Üzerine çok gidip kişiliğini didiklediğim için belli ki bana tavır yapıyor. Bu durumu öyle pek fazla umursamamaya çalışsam da, o gün aramızda geçen bütün konuşmaları kafamda enine boyuna tekrar tarttım.

Önceleri kendimi haklı görüp bu olayı kendimce göz ardı ettim, ama günler geçip de telefon çalmayınca zihnim de bulanmaya başladı. Etraftaki erkeklerin bakışlarını ve ilgisini çekecek kadar güzel biriyim, mankenlik de yapıyorum. Benimle tanışan erkekler benden öyle kolay vazgeçemezler, bu adam beni neden hiç aramıyor?

‘Tabii onu en başından korkuttum. Beni aramaya cesaret edemiyor, silik adam ne olacak,’ diye düşünürken, kızgınlığı da artıyordu. ‘Beyefendi eninde sonunda beni arayacak, ama ben de ona o zaman haddini bildireceğim.’

~/~

Temmuz ayı geldiğinde, ben de bir parça kendime gelmiştim. Fakültedeki imtihanlarımın yanı sıra aşılarım da sona erdi. Bu sıcakta ders çalışmaları ile zihin yorgunluğu yaşarken, karnım da iğnelerle resmen yara oldu.

Hafta sonu yapılan halk oyunları çalışmasına gittiğimde, yorgun ve halsizdim.

Yasemin ile karşılaştığımızda merakla ağzımı aradı.

“Uzun zamandır ortalarda yoksun, resmen kaybolup gittin. Derneği bıraktığını konuşuyorlar.”

“Bırakmadım ama az kaldı, önümde sayılı günler var,” deyip ona yaşadıklarımı anlattığımda, şaşırıp kaldı.

“Hiç haberim olmadı, insan bir haber vermez mi?” diye sitem de etti.

“Valla kendi derdime düşüp, kimseleri arayamadım,” diye basitçe açıklama yapmaya çalıştım.

“Bu olanlardan Gül’ün haberi var mı?” diye merakla sordu.

“Yasemin, senin bile yokken onun nasıl olsun, söyler misin?”

“Ne bileyim ben. Belki aranızda görüşüyorsunuzdur diye düşünmüştüm.”

“Hayır, o günden sonra Gül ile bir daha hiç konuşamadık.”

“Sende onun telefonu var mı?”

Evet der gibi başımı sallayıp onun yanından ayrıldım.

~/~

Yasemin, çalışma sonrasında eve gitmeden önce aynı sokakta oturdukları Gül’e kapıdan uğradı. Geçenlerde konuştuklarında, onun hiç aramadığını öğrenmişti ama nedenini anlayamamıştı. Bugün öğrendiklerinden sonra taşlar da kendiliğinden yerine oturmuştu.

Gül, hatırını sorarak onu içeriye buyur etti.

“İyiyim, sana onunla ilgili haberlerim var,” diyerek hemen konuya girdi.

“İnan, artık hiç ilgilenmiyorum,” deyip onu susturmaya çalıştı. “Ne olur hiç anlatma.”

“Neden bu kadar çok kızgınsın?”

Umursamaz bir tavırla cevap verdi.

“Kızgın değilim, sadece onunla ilgilenmiyorum.”

“İnsan eğer birine kızıyorsa, onu umursuyorsa muhakkak onunla ilgileniyordur,” diyerek onun söylediklerine karşı çıktı.

“Gerçekten ilgilenmiyorum, kızgınlığım onun duyarsızlığına ve kabalığına.”

“Ben yine de anlatacağım, çünkü onun haklı nedenleri var,” dedikten sonra konuşmaya başladı. ”Kedi tarafından ısırılmış. Kedi bulunamayınca bu sıcaklarda hastaneye gidip yirmi bir gün kuduz aşısı olmuş.”

“Ahım tutmuş desene.”

Bu sözleri duymamış gibi davranıp devam etti.

“Diğer taraftan da fakültede, yılsonu imtihanlarıyla uğraşmış. Bu nedenle, ortalıkta pek fazla görünmemiş.”

“Daha önce de yoktu ki.”

“Öyle söyleme!”

“Bir telefon edip, bana da haber verebilirdi.”

“O da doğru ama sen de onu arayıp konuşabilirdin.”

“O daha bir çocuk. Eminim bir arkadaşlığın ne olduğunu bile tam olarak bilmiyordur.”

“Sende amma da abarttın ha. Sözlenip ayrıldın ya resmen anaç tavuk gibi davranıyorsun”

“Bak şuraya yazıyorum, bu arkadaşlık bir adım bile ileriye gitmez.”

“Göreceğiz bakalım.”

~/~

Yasemin’i dernekte gördükten sonra, artık Gül’ü aramam şart oldu. Eminim benimle soğuk bir biçimde konuşup, beni hatırlayamadığını söyleyecek. Neyse, yine de bunu nezaketen yapmam gerekiyor. Bir telefon kulübesinden, ona çekinerek jetonla telefon ettim. Telefon ikinci çalışında açıldı, bir kadın sesini işittim. Kendimi tanıtıp,

“Gül ile görüşebilir miyim?” diye kibarca konuştum.

“Merhaba, ben Gül.” diyerek cevap verdi.

“Kusura bakma seni daha önce arayamadım,” diyerek özür dilemeye çalıştım. “Bugün Yasemin’i görünce, aramamın doğru olacağını düşündüm. Nasılsın?”

“Yasemin’e bir teşekkür borcum oldu,” diyerek soğuk bir ifadeyle devam etti. “İyiyim, senin yaşadıklarını da biraz önce öğrendim. Nasıl şimdi iyi misin?”

“Hâlâ çok halsizim ve karnım vurulduğum kuduz iğnelerinden yara oldu. Çok şükür o günler geride kaldı.”

“Büyük bir talihsizlik yaşamışsın.”

“Öyle oldu! Vaktin olursa, hafta arası bir gün görüşelim mi?”

“Bu günlerde olmaz. Belki daha sonra…”

“Peki, hoşça kal. Görüşmek üzere,” diyerek telefonu kapattım.

~/~

Gül’ün ilk tanışmamızda söylediği her şey, zamanla kendini göstermeye başladı. Bir türlü görüşemiyoruz, o aramıyor ve hep benim onu aramamı bekliyor. Telefonla konuşurken hemen tersleşiyoruz. Arkadaş grupları içinde bir yerlere gidip görüştüğümüzde, aradaki buzları kırıp, bir türlü yakınlaşamıyoruz. Birbirimizi nasıl oluyorsa çok da kıskanıyoruz, hayatlarımızı yönlendirmeye çalışıyoruz. İş çığırından iyice çıktı, resmen karşılıklı rakipler olduk.

Düşünüyorum da geçen zaman içinde, hiçbir olay bizi birbirimize yakınlaştıramadı. Bir çift hiçbir zaman olamadık ama birbirimizden ne uzaklaşabildik nede yakınlaşabildik. Yollarımız ayrılsa da bir şekilde hep karşılaştık, arkadaşlığımızsa yıllardır dostça sürüp gidiyor. Bu arada ben de bir Akrep burcu insanı olarak, hikâyeler ve şiirler yazmaya başladım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s