Nişantaşı Kadıköy – I

Bazen hayatınızdaki bazı yaşanmışlıkları çok fazla hatırlamak istemezsiniz, eliniz onları bir türlü kelimelere dökmek istemez. Bu hikâye de işte böyle bir şey, yirmi yaşımda yaşandı, o zamanlar 1977 yılıydı.

Bugüne kadar belki küskünlükle belki de canımı acıtan bir şeylerle belirli bir sürenin hiç sözünü etmek istemedim. Zaman en iyi ilaç olmalı ki yüreğim artık soğudu, kırıldığım ve hazmedemediğim pek çok olay anlamını ve önemini yitirdi. Böyle olunca da tam kırk yıl sonra hatırladıklarımı kaleme almaya karar verdim.

Bunca zaman sonra aslında görsel hafızamın beni nerelere sürükleyeceğini merak etmiyor da değilim. Doğal olarak olayları bildiğim gibi kendi cephemden yazıya dökeceğim, amacım asla kimseyi kırıp suçlamak veya kendimi haklı çıkarmak değil. Ben sadece yaşadığım olayları gözümün önüne getirmek, tekrar o günleri acı tatlı anımsamak istiyorum. Umarım hafızam bana oyun oynamaz, olayları doğru hatırlayıp kimseyi kıracak yanlış şeyler yazmam. Ben yazmaya hazırım, ya sizler okumaya hazır mısınız?

~/~

Üniversite imtihanına kendi başıma çalışarak başarılı olma olasılığım pek yok gibi. İki senedir güya test kitaplarını imtihanlara üç beş gün kala oturup çözüyorum ama bunun bir faydasını da görmüyorum. Yabancı dil puanım dışında ortada herhangi bir yükselme yok, her şey resmen geriye doğru gidiyor. Lisede bile okurken zorla çalıştığımız matematik, fizik, kimya gibi derslere şimdi gönül rızasıyla çalışmak hayalden öte bir şey, üstelik şimdi okuduğum okulda da ağırlık sadece yabancı dil ve edebiyatta.

Benim bir şekilde üniversite hazırlık kursuna yazılıp, kendimi disiplin altına almam gerek. Ayrıca her gün öğrendiklerimi tekrar edip bilgilerimi tazeleyip pekiştirmem lazım, ancak bu şekilde başarılı olur ve üniversitede istediğim bölüme girebilirim,

Üniversiteye hazırlık kursları doğal olarak bedava değil, bizim evin emekli ebeveynlerinden de bu parayı istemek bana çok doğru gelmiyor. Yabancı Diller Yüksek Okulunda gece eğitimim devam ediyor ve askerliğimi henüz yapmadım, tam gün bir işe girmem zaten çok zor. Limanda arada gemi ve konteyner tahliyesinde puantörlük yapıyorum ama benim yarım gün çalışabileceğim bir başka işe daha acilen ihtiyacım var.

Elimde şu an tek para eden şey halk oyunları eğitmenliği ama okullarda tanıdığım, bana yardımcı olabilecek birileri yok. İşin doğrusu, ilk fırsatta folklor öğretmenliği yapabileceğim ve para kazanabileceğim bir okul bulmak zorundayım.

Vakit geçirmeden etrafıma ve devam ettiğim halk oyunları derneğine çalıştıracak bir okul aradığım haberini bıraktım. Üzerinden çok geçmeden dernek başkanı kendisine iletilen bir teklifi bana yönlendirdi. Nişantaşı’nda bulunan İngiliz Lisesi, bu sene folklor kolu çalışması yapmaya karar vermiş. Başkanın bu okulda okuyan Konyalı bir akrabası da folklor kolu başkanı olunca, doğal olarak ondan yardımcı olmasını istemiş. Uğraşmaya zamanı olmadığı için bu teklif ile ilgilenip ilgilenmediğimi sordu. Hiç düşünmeden kabul ettim, zaten ben de böyle bir şey arıyordum.

Görüşme için belirlenen günde Bağdat Caddesinden geçen Taksim otobüsüne binip karşıya geçtim, Osmanbey’de otobüsten indim. Rumeli caddesinden aşağıya doğru etrafa bakarak yürüdüm, okulu bana tarif edildiği şekilde Vali Konağı caddesi üzerinde buldum. Bahçe içinde yer alan eski bir köşk ama oldukça büyük.

Ehs

Kapıdan görüşeceğim Ali Kıroğlu Bey’in adını verip içeriye girdim. Ders bitimini bana gösterilen yerde beklemeye başladım. Okul bizim bildiğimiz devlet okullarından çok farklı, gördüğüm kadarıyla kendi içlerinde disiplini sağlayıcı önlemleri alırken bu işe son sınıf öğrencileri de dâhil edilmiş. Yakalarında Prefect yazan kız ve erkek öğrenciler, tahminime göre son sınıf öğrencileri olmalılar.

IMG_20190517_094228

Görsel: EHS 1978 yıllığı

Bunlar ders zili çaldığında merdiven başlarında durup sanki okul görevlileri gibi hareket ediyorlar ve kargaşa oluşmaması için diğer öğrencileri yönlendiriyorlar. Bu öğrenciler diğerlerinden oldukça farklı bir havada, hele Prefect yazısı yanında Head Girl ve Head Boy yazısı taşıyan kız ve erkekler çok daha değişik bir görünümde. Bunlar sanki öğrenci ile öğretmen arasında bir pozisyonu dolduruyor gibiler. Prefectlerin aralarında bulunan Japon öğrenci kızı ise ilgiyle izledim.

Ali Bey, folklor kolu çalışmasının sorumlu öğretmeniymiş, kendisiyle ve kol yönetiminde yer alan öğrencilerle tanıştım. Ali Bey ile birlikte bizim dernek başkanının akrabası olduğunu öğrendiğim Halil ile öğrencilerden Değer, bana kol olarak faaliyet hedeflerini anlatmaya çalıştılar. Okul folklor kolu olarak okulda bir yılsonu gösterisi yapmak ve eğer yeterli bir seviyeye gelinirse halk oyunları yarışmalarına katılmak istiyorlarmış. Başlangıç olarak tek bir ekip üzerinde yoğunlaşmanın doğru olacağına inandıklarını ve tercihlerinin Artvin yöresi oyunları olduğunu önemle belirttiler.

İlgilendikleri bu yöre benim uzmanlık alanım, dernekte de Artvin ekibinin sorumlu ve ekip başıyım. Ayıptır söylemesi bu bölge oyununu gerçekten çok iyi oynarım ve iyi öğretirim. Bu beklentileri rahat bir şekilde karşılayabileceğimi onlara açık bir şekilde anlattım, zaten benim hakkımda daha önceden dernek başkanından da bilgi aldıklarına eminim.

Onların öğrenmek istedikleri şeyler sona erince, ben de onlara çalışmalarda uyulmasını istediğim düzeni anlattım, devamlılığa ve disipline özellikle önem verdiğimi belirttim. Konu işin maddi yönüne geldiğinde, bana önerilen aylık ücretin makul bir düzeyde olduğunu gördüm. Alacağım bu parayla hem üniversite hazırlık kursu bedelini karşılayabilirim hem de cebimde yeterince param olur.

Karşılıklı olarak mutabık kalınca, aramızda çalışmaların yapılacağı günleri ve saatleri kararlaştırdık. Daha sonra okulun giriş katında bulunan spor salonunu ve voleybol çalışması yapanları gördüm, bu geniş yer benim için oldukça uygun. Şimdilik konuşulacak olan konular bitince, bir sonraki çalışma günü görüşmek üzere yanlarından ayrıldım.

İngiliz Lisesi çıkışında etrafımı tanımaya çalışarak yürürken, okulun bir yan sokağından kalkan Karaköy dolmuşunu fark ettim. Çalışma dönüşlerimde vapurla Kadıköy Moda’da eğitim gördüğüm kendi okuluma gideceğim için sevindim, bu benim için güzel bir kolaylık. Hiç düşünmeden sırada bekleyen dolmuşa bindim, yol boyunca ve vapurda aklım bugün okulda gördüklerimde, orada ilerideki günlerde yapacaklarımdaydı.

Bu arada önce gidip üniversite hazırlık kursuna yazılmam gerek. Bu işe bizim valideyi pek karıştırmadan Peder Bey’den bu iş için borç para alabilirim, ilk maaşımda ona olan borcumu kapatırım. Ben geçen yaz limanda puantör olarak çalışıp para kazanmaya başladığım günlerden beri, beyefendi para ve borç konusunda aşırı hassas. Zaten onunkisi para bizim ki ise kesin mangır.

Peder Bey’den ilk fırsatta geri ödemek üzere borç alınca, Cumartesi günü sabahtan Kadıköy’e indim. Orada bulunan üniversite hazırlık kurslarından birkaçını dolaştım. Aklıma yatan ve bütçeme uygun birisinde karar kılıp hemen kaydımı yaptırdım. Hafta sonları Cumartesi ve Pazar sabahları sekizden öğlen bire kadar eğitim var ve gelecek hafta sonunda kurs başlıyor.

İstediğim bir yola girdiğim için artık çok huzurluyum, şimdi bana bu güzel imkânı sağlayan okula karşı sorumluluklarımı düşünmeliyim. Okulu ve öğrencileri tanıdıktan sonra oluşacak ortama göre çalışmaların yönü ile benim tavrım net olarak ortaya çıkacak. Eğiticilik konusunda kendimi oldukça iyi tanıyorum, tarzımı ve çalışma disiplinimi biliyorum. Nişantaşı’nda yabancı dille eğitim veren seçkin bir okulun zengin ve şımarık, belki de kendini beğenmiş öğrencilerini ise hiç tanımıyorum.

Şimdiye kadar hep belirli bir çevre içinde kendim gibilerle kaldım, bunun dışına ilk defa çıkıyorum. Bundan sonra neler olacağını, kimlerle ve ne gibi tepkilerle karşılaşacağımı ben de çok merak ediyorum. Önyargılı olup kalkanlarımı en başından kaldırmak istemiyorum ama yine de bir parça tedirginim. Galiba içine gireceğim ortama göre hareket etmek en güzeli ve doğrusu olacak.

Cuma günü öğleden sonra ilk çalışma için okuldaydım, öğrencilerin okul bahçesinde toplu halde İstiklal Marşını söyleyip dağılmalarından sonra okulun Türk müdür yardımcısı Mehmet Ali Bey’le tanıştırıldım. Pos bıyıklı, ciddi ama insana içten davranan bir kişi olarak onun burada çok yardımlarını göreceğimi daha ilk anda anladım. Çevresine karşı olan davranışları adil biri olduğunu açıkça gösteriyordu.

Okulun müdürü ise bir İngiliz Bey ama onunla hiç tanıştırılmadım. Nedense benimle tanışma ve iki laf etme isteğini kendisinde göremedi, dillerimizin uyum sağlayamayacağını o da fark etmiş olmalı.

Okulun spor salonunda halk oyunları çalışmalarına katılmak isteyen öğrenciler toplanırken ben de bir kenarda onları izledim, kimin kim olduğunu henüz hiç bilmiyorum. Folklor kolu sorumlu öğretmeni olan Ali Bey, artık herkes hazır olunca onlara yapılacak olan çalışmaları anlattı ve ardından da beni bekleyenlere tanıttı.

Ben bir adım geride sıramın gelmesini beklerken, karşımda duran öğrencilerin beni dikkatli bir şekilde izlediklerinin farkındayım. Beni kendilerince zihinlerinde tartıp, değerlendirmeye çalıştıklarını düşünüyorum. Benimle ilgili ön bilgileri olduğunu, geçen gelişimde görüştüğüm kol yöneticisi öğrencilerin onlara her şeyi anlattıklarına eminim. Ancak beni kendi gözleriyle görmek eminim daha farklı bir şey olmalı. Neredeyse kendi yaşlarında, bıyıklı genç birinin karşılarında eğitici olarak bulunmasının her gün karşılaşılan bir durum olmadığı ortada!

Bu arada ben de kimseyi rahatsız etmeden karşımda bulunanları inceliyorum. Oldukça seçkin, düzgün görünümlü ve eğitimli bir grupla karşı karşıyayım. Öğreteceklerimi inat etmedikleri ve ciddiyetsiz davranmadıkları sürece kolayca öğrenebilecek bir topluluk karşımda duruyor. Artistik yetenekleri de umarım eğitim seviyeleriyle paralel düzeydedir.

Bu arada ben ne kadar bir eğitici pozisyonunda olsam da onlar şu an bana karşı çok daha güçlü gibi görünüyorlar. Birbirlerini hem okuldan hem de kendi sınıflarından tanıyorlar ve hep bir aradalar, ayrıca kendi bildikleri çöplüklerinde yani yaşam alanlarında bulunuyorlar.

Ben ise kendime tamamen yabancı olan farklı bir ortamdayım ama kuralları koyacak ve uygulayacak olan kişi de benim, sözün kısası güç benim ellerimde.

Onlar da aslında bu gücü nasıl kullanacağımı merak ediyorlar, yani karşılarında tam olarak nasıl biri var?

Egosu yüksek, psikopatın teki mi yoksa yola getirebilecekleri ezik zayıf biri mi?

Yapılacak olan çalışmalar sıkıcı mı geçecek yoksa renkli ve ilginç mi olacak?

Üstelik derslerin dışında fazladan zaman ayıracakları için yapacakları fedakârlık buna değecek mi yoksa değmeyecek mi?

Eminim tüm bu sorulara kendilerince cevap bulmaya çalışıyorlar.

Gördüğüm kadarıyla folklor öğrenip oynamak isteyen öğrencilerin çoğu kız, erkekler maalesef daha az. İyi bir ekip oluşturmak için ileriki günlerde eleme yapmam şart. Aldığım bilgilere göre içlerinde daha önce oynamış birkaç kişi var ama geriye kalanlar ise işe resmen sıfırdan başlayacaklar.

Karşı karşıya bulunduğum bu durum beni hiçbir şekilde korkutmuyor, bilakis iş bana göre daha ilgi çekici hale geldi. Buraya var olan bir şeyi ileriye götürmek değil, yeni baştan kurmak için geldim. Öyle çok büyük hayallerim ve beklentilerim yok, sadece işimi doğru yapmaya ve para kazanmaya çalışacağım. Diğer yandan üstlendiğim sorumluluktan kaçmak hiç bana göre bir şey değil.

Ali Bey tarafından söz bana verildiğinde, karşımda sıralanmış öğrencilere yapmak istediklerimi ve çalışma stilimi kısaca anlattım. Çalışmalarda bulundurulması gereken malzemeleri ve uyulmasına önem verdiğim genel kuralları açıkladım. Disiplin, devamlılık ve ciddiyet konusunu özellikle vurguladıktan sonra hiç gecikmeden ilk derse başladım.

Çalışmanın konuşmaktan daha etkili bir yöntem olduğunu birkaç senedir çok iyi biliyorum. Dikkatini bir yere yoğunlaştıran kişi konuşmaya ve saçmalıklara zaman ayıramaz. Ben de hiç tereddüt etmeden sıraya dizilen öğrencilerin önüne geçtim ve onlara Artvin’in Ata Barı’ndan en basit hareketleri sayılarla göstermeye başladım. Bunları doğru bir şekilde öğrenmeleri için de hiç sıkılmadan defalarca tekrar yaptım.

Verdiğim komutla da hep birlikte sayarak hareketleri yapmaya başladık. Dışarıdan çok basit görünen şeylerin aslında içine girildiğinde pek öyle olmadığı da hemen ortaya çıktı. Kolları sürekli olarak yukarıda tutabilmenin, ayakları çekip kaldırabilmenin ve adımları sayılarla doğru olarak atabilmenin kolay olmadığını çok kısa bir sürede anladılar. Hele bütün bunları yaparken düzgün bir şekilde gidebilmenin zor olduğunu bozulan sıralarla birlikte gördüler.

Bana ayrılan süre boyunca onların önünde ben de hiç durmadan anlatarak oynadım, yapılan yanlışların yerine doğruları hiç bıkmadan gösterdim. Soluk bile almalarına izin vermeden, sert tavrımla daha ilk çalışmada ortalığın tozunu attırdım. Onlardan çok daha fazla yorulduğumu görünce, belki de isyan etmekten utandılar ki yükselen itiraz seslerini pek duymadım.

Gösterdiklerimi hemen öğrenen öğrencilerin yanı sıra uyum sağlamakta zorlananlar da oldu. Her dansta hareketlerin oturması ve estetik çok fazla çalışmayla olur, birçok şeyi bir arada yapmayı öğrenmek lazımdır. İyi bir dansçı olmak için yeterince bedel ödemek gerekir. Bunu ben bunca geçen seneden sonra çok iyi biliyorum, karşımda bulunan öğrenciler ise bunu pek yakında acı bir şekilde öğrenecekler.

Çalışmayı bitirdiğimde konuşmaktan ve hareket etmekten dilim damağıma yapışmıştı ama birbirlerine hareketleri gösterenleri görünce, göle çaldığım bir kaşık mayanın burada tutacağını hissettim. Bu kadar bağırış, çağırış ve sıkı disiplin anlaşılan öğrenciler üzerinde ters etki yaratmamış. Yine de öteki çalışmaya geldiğimde eksilenler ve sıkıyı görüp kaçanlar olursa çok fazla şaşırmayacağım.

Terden sırılsıklam olmuş kıyafetlerimi yanımda getirdiğim temizleriyle değiştirdim, zaman kaybetmeden hemen okuldan ayrıldım. Lisedeki öğrenciler haftayı böyle bir sosyal faaliyetle kapattılar ama benim gece eğitimim daha yeni başlıyor. Sokakta sırada bekleyen ilk dolmuşa binip oturdum, yorgunluktan nefesim henüz normale dönmedi.

Cumartesi günü sabahı üniversite hazırlık kursuna başladım. Okullarından bu sene mezun olacakların arasında ben işi ciddiye alan tek kişiyim. Herkes işin gırgırında ama ben değilim, bu imtihanın son şansım olduğunu gayet iyi biliyorum. Öğretmenlerin gösterdiği ve anlattığı her bilgiyi dinliyor ve itinayla not alıyorum. Sabahları da erken kalkıp öğrendiklerimi hiç olmazsa iki saat tekrar etmeye ve çalışmaya başladım. Üniversitede istediğim bölüme bu sene girmek için elimden gelenin en iyisini yapmak istiyorum.

Nişantaşı’nda bulunan liseye bir sonraki çalışma için merakla geldiğimde, öğrenci sayısının azalmadığını bilakis arttığını gözlemleyince içte içe sevindim. Kendi adıma sosyal hayatları renkli olan ve sıkça eğlence yerlerine giden bu kişilerin, aslında halk oyunları çalışmalarını böyle çok fazla önemseyeceklerini düşünmüyordum. Bunlar ya günlük yaşantılarından sıkıldılar ya da kendilerine yeni bir heyecan arıyorlar.

Anlaşılan insanlar burada böyle değişik bir çalışmayı bekliyorlarmış ama Allah onlardan razı olsun. Ben English Highschool sayesinde, benim için resmen kâbusa dönmüş olan üniversite hazırlık kursu meselesini çözdüm.

Karşımda çalışmayı başlatmamı bekleyen öğrencilere mahsustan nasıl olduklarını sorduğumda, doğal olarak ayak ve kol ağrılarından şikâyetlerini anlatmadan geçemediler. Onlar çökme, kalkma figürlerini öğrenme ve oyunları hızlı oynama aşamalarına geldiklerinde nelerle karşılaşacaklarını henüz bilmiyorlar. Günlerce ağrı hissetmeden merdiven inip çıkamayacaklarını şimdi anlatmanın hiç bir manası yok, nasıl olsa bunları birebir yaşamadan anlayamayacaklar. Anlatmaya çalıştığım her şeyi çalışmalar ilerleyince kendileri yaşayıp görecekler. Diyorum ya bedel ödeme işi bu!

Halk oyunları çalışmasına katılanları tanıdıkça aralarında lise son sınıfta okuyan hiç kimsenin olmadığını gördüm, çoğunluk lise ikinci sınıftan. Bu gerçekten çok iyi bir avantaj, çünkü şimdi oluşturulacak ekip ilerki senelerde daha iyi performans gösterir. Yan yana oynayan kişilerin uyumu, sahnede onları seyredenler için de güzeldir, göze gerçekten hoş görünür.

Çalışmalarda temel hareketleri kavramakta zorlanan, yeteneği kısıtlı olan öğrencilere yardımcı olmak için daha fazla tekrar yapmak zorunda kalıyorum. Bu olay beni yormadığı gibi hiçbir şekilde de kızdırıp rahatsız etmiyor, ancak bu durum hareketleri öğrenmiş kişiler için pekiyi değil. Oyunlarda mesafe alamamak, aynı hareketleri sürekli tekrar etmek zorunda kalmak, yetenekli ve hareketleri çabuk kapan öğrencilerin sıkılıp çalışmayı bırakmasına yol açabilir. Bu hep gözlenen bir gerçektir, açıkçası böyle bir olasılıkla karşılaşma ihtimali bile beni oldukça endişelendiriyor.

Diğer yandan ulaşmayı planladığım yolda ve zamanda geride kalmak beni geriyor. Sonuçta bu benim için önemli bir proje ve bunun zamanında başarılı bir şekilde bitirilmesi ve sunulması gerekiyor. Ayrıca her zaman gözümün önünde olan benim iyi bir şeyler yapma tutkum var.

Bu gibi nedenlerle ilerleyen günlerde grup içinde uyum sağlamakta ve gösterilen hareketleri öğrenmekte zorlananları onları kırmadan elimine etmek zorunda kaldım. Folklor kolunun yöneticisi olan Ali Bey, yaptığım bu seçimden çok mutlu olmasa da zamanın aleyhimize işlediğini fark ederek sonunda beni destekledi.

Daha hızlı öğrenen yetenekli öğrencilerle birlikte, ben de hiç düşünmeden vitesi yükseltip gaza bastım. Çalışmalarda basitlikten sıyrılıp, yapılması daha zor ve yorucu figürleri göstermeye başladım. Ritmik ayak hareketleri, düzenli çökme kalkmalar derken çalışmalar iyice ağırlaştı. Kas ağrıları birkaç çalışma boyunca spor yapmayan insanları zorladı ama alıştıkça bu tür sorunlar da azaldı.

Folklor kolunun yıllık hedefleri arasına yapılacak olan halk oyunları yarışmaları girince çalışmaların ciddiyeti de arttı. Bu sefer kızları sekiz kişiden altıya indirmekte zorlandım. Dört kız öğrenci için kararımı vermiştim, bunlar Banu, Işıl, Nur ve Zeynep’ti. Diğer dört kişi ise Gilda, Emine, Ayşegül ve Reyhan. Bunların birbirlerinden yetenek olarak bir farkları yoktu, arada herhangi bir samimiyet de söz konusu değildi ama nedense Gilda ile Emine’yi seçtim.

Ekip yapı olarak ortaya çıkınca, doğal olarak kostüm konusu da gündeme geldi. Gösterilerde kıyafetlerin dışarıdan hazır olarak kiralanma konusuna sıcak bakılmadı. Ekipte yer alan öğrenciler herkesin giydiği kirli şeyleri kullanmak yerine kendi özel kıyafetleri olmasını arzu ettiler. Para konusunun önemli olmadığı özellikle belirtilince işin rengi de belli oldu.

Her şey çok güzel de yöresel kostümleri hazırlamak öyle kolayca halledilebilecek bir iş değil. Kızların ve erkeklerin ayrı kıyafetleri var ve bu işi sıfırdan yapmak ise oldukça zor bir süreç. Yani öyle düşünüldüğü gibi pek kolay bir şey değil! Ortada bu işi doğal olarak yapacak tek bir kişi var, o da sadece ben.

Kıyafetlerin sıfırdan yaptırılmasına karar verilince, dernekten Artvin kıyafet örnekleri alıp, bize eğitmenlik yapan Artvinli kişilerle de sürekli olarak konuştum. Neyi nasıl yapmam konusunda işi şansa bırakmadan, öğrencilere gerçek ve otantik kıyafetler diktirmek istedim.

Kızların kostüm kumaşlarının doğru bir şekilde seçimi, dikimi için terzi bulunması, onların vücut ölçülerinin doğru bir şekilde alınması, deri ayakkabılarının kişiye özel ve numaralara göre yapılması, takılar, kuşaklar, önlükler, başlarına takılan örtüler yani her şey ayrıntılara gizlenmişti. Allahtan bu işte kız kardeşim benim en iyi yardımcım oldu.

Erkeklerin kıyafetleri için de aynı ayrıntılar söz konusuydu ve her şeyde tek başıma hareket etmek zorundaydım. Günlerim Kapalıçarşı’da, Tahtakale’de arayışla geçti. Deri çizme yapımcıları, kumaşçılar, terziler, deri kemer işleyicileri buldum.

Bu çalışmalar neticesinde, kostümlerde kişi başına ulaşılacak yaklaşık maliyetleri çıkardım. Okulda bunu ekipteki öğrencilere sundum,  ailelerine danışıp bana en kısa zamanda haber vermelerini istedim. Ortaya çıkan maliyetler uygun görülmüş olmalı ki bir sonraki çalışmada gereken paralar toplanmıştı bile.

Hikâyenin devam bölümleri,

Nişantaşı Kadıköy-II

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s