Hiç beklemiyordum

Tekrar merhaba,

Bir süredir sizlerle yazdığım bir şeyleri paylaşamadım, demek ki beni harekete geçirecek küçük bir olay gerekiyormuş. Geçen gün telefonla konuştuğum kişi, bu yazının konusunu oluşturdu. Kendisi ile en son 1976 yılının yazında yüz yüze konuştuğumuzu hatırlıyorum, yani aradan kırk uzun yıl geçmiş. Benim Feneryolu’nda yaşadığım mahalleden tanıdığım biri, onunla on iki on üç yaşlarında beraber oynar ve bisiklete binerdik. Lise bitince yollarımız ayrıldı, o Almanya’ya yerleşti ve uzun yıllar boyunca hiç haberleşmedik.

İnsan yazı yazmak istediğinde önce yaşadığı yerleri, olayları, kişileri ve bunlarla ilgili hatırladığı anıları gözden geçiriyor. Doğal olarak ben de böyle yaptım ve yirmi yıldan fazla yaşadığım Feneryolu’nu yazmaya başladım. O arada kişileri gözden geçirirken de uzun yıllardır görüşmediğim Almanya’daki arkadaşımı da hatırladım. İnternette yaptığım araştırmada onun email adresini bulup ona ulaştığımda 2008 yılının Nisan ayıydı.

Şimdi ise çok uzun yıllar sonra onun Antalya’da geldiği tatilden aramasıyla konuştuk, benim için çok büyük bir sürpriz oldu. Ona telefon numaramı yazıp gönderdiğimi bile unutmuşum. Onu bulmak için yaptığım gerçek araştırmalar ve yazışmalardan yararlanarak, yarı gerçek yarı hayali küçük bir hikâye yazmıştım, şimdi onu sizinle tekrar paylaşıyorum.

Küf kokulu mesaj

Çocukluğumu, onun bir bölümünü yaşadığım yerlerden biri olan Feneryolu’nu anlattığım ‘Koru dünyası’ hikâyemi bitirince, doğal olarak orada bahsettiğim kişileri merak ettim. Bu nedenle internette bu kişileri aramaya başladım. Almanya’da yaşadığını düşündüğüm bir kız arkadaşın da mail adresini böyle buldum. Mailimde kendimi tanıtarak, ona neden durup dururken yazdığımı anlattım. Hikâyemi ve çocukluktan bir resmimi de bu mesaja ekledim, amacım sadece merakımı gidermekti.

~/~

Almanya’da işim dışında kalan zamanımı çoğunlukla oğlumla paylaşıyorum. Bazı geceler o uyuyunca kendime bir kadeh şarap koyuyor günün yorgunluğunu üzerimden atmaya çalışıyorum. Çoğunlukla müzik dinlerken, arada da bilgisayarımı açıp internete giriyorum. Posta kutumda biriken mesajlara bakıp, onları hem okuyup hem de gereksiz olanları temizlemeye gayret ediyorum.

Yine bir gece mesajlarımı kontrol ederken, tanımadığım bir Türk’ten gelen mesaj dikkatimi çekti. Genelde virüslü olabileceklerini düşünerek, bunları pek açmam ama memleket havası işte nedense merak ederek açtım. Belki de basiretim bağlandı!

Gelen mesajı yavaşça okumaya başladım.

Merhaba,

E-mail adresini bugün tesadüfen internette, AKPT gibi bir yerde ilk defa gördüm. Umarım her şeyler istediğin gibi gidiyordur. Yoğun olduğunu ve sağlığının iyi olduğunu biliyorum. Sadece bir merhaba demek istedim. Ekte bir iki resim ve hikâye gönderiyorum. Ben de iyiyim, sağlığım yerinde.

Buyurun bakalım, karşınızda bir tane Sarı Çizmeli Mehmet Ağa!

‘Bu mesajı yazan adam kim acaba?’ diye içimden düşünürken mesajdaki ilk eki açmak için dosyanın üzerine tıklayıverdim. Bu daha önce yayınlanmış olan, bir gazete röportajının kopyası. Köpeklerinin uyutulmasına karşı olan bir çift ile ilgili olarak haber yapılmış. Konulan resimde bir çift ve aralarında da, kahverengi tüylü güzel bir köpek var. Resimdeki adam herhalde bana mesajı yazan kişi, yanındaki de eşi olmalı. İkisi de çok güler yüzlü insanlar, acaba beni nereden tanıyor olabilirler ki?

Röportajda yazılanları sonra okurum düşüncesiyle gönderilmiş olan ikinci dosyayı açtım. Bu eski siyah beyaz bir resim. Gördüğüm resim, çocukluğumu yaşadığım Feneryolu’nda çekilmiş. Resimde bizim mahallede ki eski Gazi Muhtar Paşa Korusunda, yan yana beş altı kişi bulunuyor.

Aa! Bu önde çömelmiş olan çocuk bizim bakkal Remzi Amca’nın oğlu Nihat.

Bana bu mesajı yazan kişide acaba aralarında mı?

Hangisi acaba?

Düşünüyorum da, durup dururken şimdi bu resim nereden çıktı?

Bunca yıldan sonra neden bana gönderildi?

Mesaj göndermek için bu adam neden bu kadar yıl bekledi?

Belli ki mesaj gönderen bu adamla benim bir şekilde tanışıklığım var, ama ben neden onu hiç hatırlayamıyorum?

Beynimde soru işaretleri dönüp dururken, gönderilmiş olan ‘Koru Dünyası’ başlıklı üçüncü dosyayı,  üzerine Mouse ile birkaç defa tıklayarak açtım. Bu bir hikâye ve yazan da mesajı bana gönderen kişi.

İlgisiz bir tavırla, biraz da merakla açtığım hikâyeyi okumaya başladım. Okudukça gözlerime inanamadım, ağzımdan olamaz sözleri kendiliğinden dökülüverdi. Feneryolu’nda çocukluğumun bir kısmını yaşadığım mahalle, oradaki insanlar, ben ve benim yeşil bisikletim. O bisikleti bana babaannem eskiciden almıştı, Fiorelli marka bu bisikleti pek az kişi bilirdi.

Bu adam çocukluğumun bir kısmını yaşadığım mahalledeki anılarımı, bir anda gönderdiği bu hikâye ile önüme koyuverdi. Tanrım inanamıyorum!

~/~

Bir süre yaşadıklarımı mantıklı bir şekilde düşünmeye çalıştım, filmi geriye alıp tekrar slow motion oynatmaya başladım. İnternet hesabıma tanımadığım birinden bir mesaj geldi, onu açtım ve karşımda resimler ile hikâyeyi gördüm, bir anda eskileri ve çocukluğumu yaşamış gibi oldum. İster istemez gözümün önümden, çocukluğum, Melahat Şefizade İlkokulu, babaannem, bisikletim, babamın çizim masası üzerinde pingpong oynamamız, Gazi Muhtar Paşa Korusu, bakkal Remzi Amca, yani her şey arka arkaya geçmeye başladı.

Kırk yıl düşünsem böyle bir şey ile karşılaşabileceğimi hayal edemezdim. Kafamda cevap bulamamış, o kadar çok soru var ki.

Acaba bu mesajı gönderen kişi, bana yazarken ne düşünüyordu?

Benim hikâyesindeki kişi olduğumu nereden biliyordu?

Beni nasıl ve nereden buldu?

Yaşadığım bu heyecanla, ben de kendimi hemen bir mesaj yazmak zorunda hissettim. Hiç tanımadığım ama benim çocukluğumu iyi bilen ve beni tanıyan yabancı birine, içimden geçenleri doğru biçimde aktarabilmek için önce sakin bir şekilde düşündüm. Söze nereden ve nasıl başlayacağıma karar verince, kelimeler de canlanmaya başladı.

Merhaba,

Mailini okuyunca nasıl heyecanlandım ve duygulandım anlatamam. Yazdığın hikâyeyi okurken, devamlı olarak olamaz dedim. Çocukluğumun unuttuğum detaylarını yıllar sonra böyle aniden önümde buldum, çok teşekkür ederim.

Benimle ilgili haberleri kimden aldın?

Bizim mahalleye en son ne zaman geldiğimi, inan hiç hatırlamıyorum. Ben 1979 yılından beri Almanya’da yaşıyorum. Bir birimizi en son hangi yılda gördük?

O eski fotoğraftaki kişilerden, en belirgin olarak bakkal Remzi Amca’nın oğlu Nihat’ı tanıdım. Bana tekrar yazarsan çok sevinirim, daha yazacak çok şeyler var ama şimdilik bu kadar. Yeşil bisikletimi hatırlayan pek az kişiden birisin, onu bana babaannem eskiciden almıştı. Fiorelli markaydı!

Daha ne yapıyorduk o zamanlar?

Bu arada, bana gönderdiğin ilk maili yanlışlıkla sildim.

Lütfen bana tekrar gönderir misin? Yazdığın hikâyeyi tekrar baştan okuyacaktım.

Pek çok selam ve sevgiler,

~/~

Mesajıma bir gün sonra cevap geldiğinde, gerçekten hem çok şaşırdım hem de sevindim. Çocukluğumdan beri hiç görmediğim birinin beni hatırlayabileceğini, mesajıma cevap yazabileceğini doğrusu pek beklemiyordum. Gelen mesajı heyecanla okudum, beni hiç hatırlamadığını da o an hemen anladım. Karşımda bulunan kişi mantıklı düşünerek, bu kadar anıyı yazan birinin, onu iyi tanıdığına kanaat getirmişti. Belli ki kibarlık ederek, biraz da merakla mailime cevap vermişti. Ona cevap yazıp yazmamayı kafamda fazla düşünmeden, önce yanlışlıkla sildiğini söylediği ve tekrar göndermemi istediği, ilk mesajımı ona tekrar yolladım. Sonra da neden ve nasıl mesaj yazdığımı açıklayan yeni bir mesajı ona gönderdim.

~/~

Onunla ilk haberleşmemizden üç yıl sonra Mayıs ayında birkaç gün için İstanbul’a geldim. Caddebostan Amerikan yaz kampından ve liseden tanıdığım bütün eski arkadaşlarımla, çok önceden toplantıları ayarladık. İstanbul’da onlarla bir araya gelip, karşılıklı olarak görüştük. Ne kadar da güzel oldu. Bunca insanı uzun yıllar sonra tekrar görmek, hele karşılıklı yüz yüze konuşmak süperdi!

Onları ne kadar da çok özlemişim!

Almanya’ya döndükten sonra, İstanbul’da ki toplantı resimlerinin Facebook’a konulduğunu gördüm.  Tekrar o yaşadıklarımı hatırlayıp, oğluma da okul günlerimi anlattım. O arada bir kişiden uzun zamandır mesaj gelmediğini de fark ettim, ya bir şey oldu ya da bana bir şekilde tavır yapıyor. Endişe ederek ona bir kaç mesaj gönderdim, cevabı ancak Eylül ayı başında aldım.

Merhaba,

Gönderdiğin mesajların farkındayım ama yazma havamda değildim. Öncelikle karımın dedesi yatalak hastaydı ve onunla ilgileniyorduk. Ne yazık ki evvelki hafta onu kaybettik.

Ayrıca sana da kırgınım. İstanbul’a geldiğini biliyorum, nedense benimle görüşmek istemedin. Geldiğin hafta ben de Erenköy’deydim, telefon edip geldiğini haber verirsin diye bekledim. Sen bütün eski arkadaşlarınla görüştün, ama benimle görüşmeyi aklına nedense zerre kadar bile getirmedin.

 

Adamın bana neden yazmadığı anlaşıldı, boşuna endişelenmişim. İstanbul’da onu aramamışım diye bana tavır yapıyor. Onu gerçekten tanımıyorum, üstelik yakın bir samimiyetim yok. Birlikte çocukluğumuzda yan yana çekilmiş küçücük bir fotoğrafımız bile yok. Sadece onun anlattıklarınla onu tanıyorum, ama benimle görüşme isteği ile ilgili bir sinyal alsaydım yine de onunla severek görüşürdüm. Bu konuda dikkatliyim, çünkü Türkiye’de evli insanların, bazen eski dostlar da olsalar tek başlarına görüşmek istemediklerini biliyorum. Bu düşüncelerimi kendime saklayarak, yine de kibarca ona mesaj yazdım

Başınız sağ olsun, üzüldüm. Diğer yönden İstanbul’da seninle görüşmediğim için bana kırılmana şaşırdım. Arkadaşlarımla olan toplantılarımı, daha gelmeden organize etmiştim. Senin benimle görüşmek istediğini bilmiyordum. Ne olacak şimdi?

~/~

Çocukluğumdan beri görmediğim birini, merak etmemden daha doğal bir şey olamazdı. Ancak buna rağmen ona görüşelim diye bir şey yazamazdım. Bunu herhangi birinden çekindiğim için değil, doğru olmadığı için yapmadım. Bana olumlu bir sinyal göndermediği sürece, internet vasıtasıyla tekrar haberleşmeye başladığım bir kişiye nasıl görüşelim derdim?

Çok basit bir şekilde, bana gelen mesaja cevap yazdım.

Bir şey olacağı yok, diğer hatırladığım her şey gibi bunu da hiç unutmayacağım!

Gönderdiğim bu mesajdan sonra birkaç ay aramızda hiç iletişim olmadı. Geçen zaman içerisinde, konuyu enine boyuna irdeledim. Onun beni gerçekten tanıdığına bir türlü ikna olamadım. O Almanya’da zaten var olan hayatına devam ediyordu, internet arkadaşlığıma da kesinlikle ihtiyacı yoktu.

Yakınlarımızın yıllardır bir türlü bitmeyen hastalıkları arasında, üzüntülü ve yorucu günler geçirmiştik. Bunlardan sonra etrafımızı görecek, başkalarını düşünecek halimiz de yoktu. Kendimce yapılacak olan en doğru şeyi yaparak, iletişimimizi tamamen kestim ve onu Facebook arkadaşlığımdan çıkardım.

~/~

Gönderdiğim mesaja gelen cevaba göre, bana çok kızmış ve kırılmış olmalıydı. Sakinleşmesi için bir süre ona mesaj yazmadım ve burada kendi hayatıma devam ettim. Birkaç ay sonra baktım ki, artık mail listemde yer almıyor. Beni Facebook arkadaşlığından da çıkarmış. Bu yaptığına bir türlü inanamadım, bu beni gerçekten de çok kızdırdı ve kırdı.

Ben ona içtenlikle, severek yazıyordum, o geçmişten gelen solmuş hatıralarımdaki eski bir arkadaşımdı. Onun arkadaşlığı, aslında beni pozitif yönde de etkilemişti. Anlaşılan onu tam olarak hatırlayamamam, gereksiz bir alınganlığa kapılmasına yol açtı. Ayrıca çevresinde yaşanan hastalıklar ve ölümler de onu olumsuz etkilemiş olmalı.

~/~

Yaşadığımız kötü günlerden bir süre sonra daha sağlıklı düşünmeye başladım. Her şeye çok fazla tepki gösterdiğim ortada. Geçen zamanda hatamı anlayıp tekrar yazdım, gereksiz alınganlık gösterdiğimi anlatmaya çalıştım. O da anlayış göstererek meseleyi fazla büyütmedi. Seneler sonra geldiğinde telefonla da konuştuk. Kendisini tanıttığında çok şaşırdım ama çok da sevindim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s