Büyük söz söyleme

Evlenmeden önce evlerinde köpek beslemiş olan karım, hayvanlara bayılıyor. Senelerce eve bir köpek almak istemesine rağmen ben ona hep karşı çıktım. İçimde yer etmiş olan gizli korkum, beni hep dizginledi. Uzunca bir süre,

“Bu eve köpek giremez,” diye büyük laflar edip durdum.

“Büyük lokma yut ama büyük söz söyleme!” diyen büyüklerimizin sözleri nedense benim kulaklarımdan çıkıvermiş. Sarf edilen sözlerin aslında çok fazla bir şey ifade etmediğini, o küçücük aklımla nedense pek fazla anlayamamışım.

1999 yılında İstanbul’da, o iki korkunç depremi baştan sona kadar korkuyla yaşadık. Çaresiz kalmanın nasıl bir duygu olduğunu, saatler kadar uzun gelen saniyeler içinde çok iyi anladık. Birbirimize sarılmış bir vaziyette korkuyla öylece kaldık. Hayatımız, sahip olduğumuz her şey söylenildiği gibi sadece pamuk ipliğinle bağlıydı. Yaşadığımız büyük korku ile dünyaya olan bakışım ve görüşüm de doğal olarak etkilendi.

Zaman sadece kendi bildiği gibi ilerliyor, olacaklar zaten vakti gelince birden gerçekleşiyor. Ben kim oluyorum da zamana ve olacaklara hükmetmeye çalışıyorum?

Hayatım boyunca ne söylediysem hep tam tersi olmadı mı?

Ettiğim her büyük lafı sonradan güzelce yemedim mi?

Yaptığım her küçük hesap bana yol su elektrik olarak misliyle geri dönmedi mi?

Korktuğum her şey başıma gelmedi mi?

Korkularımla zamanı gelince yüzleşmek zorunda kalmadım mı?

Hayatımdan hayır veya bakarız laflarını çıkarmanın zamanı çoktan geldi de geçti.

Depremlerden neredeyse bir sene sonra karım tekrar köpek almak isteyince, bu sefer ona hiç karşı çıkmadım. O da vakit geçirmeden, çevresindeki bütün tanıdıklarına haber bıraktı. İki bin yılının Temmuz ayında Şarköy’de yazlıktayken, köpek ile ilgili bir haber aldık. Karımın kuzeninin iş yerinden bir arkadaşının, İrlanda Seteri cinsi köpeği yavrulamış. Yavrular, onlar için yapılan veteriner, aşı ve mama masrafları nedeniyle doğal olarak bir ücret karşılığında satılıyormuş, bu şartlarda isteyip istemediğimizi sordular.
Karım, net bir şekilde cevap verdi.

“Elimizdeki kaynaklar sınırlı, yavru bir köpek satın almak için maalesef para ayıramayız. Sadece hediye olarak verilecek bir köpeği kabul edebiliriz.”

Bir kaç gün sonra, karşı taraftan bize güzel bir haber geldi. Köpeklerin sahibi olan hanım, bize ücretsiz bir yavru vermeyi kabul etmiş. Karım nasıl heyecanlı anlatamam, sürekli olarak alacağımız yavruya isim arıyor. İrlanda Seteri cinsi köpekler kızıl kahve renkli oldukları için, ona göre düşünüp kendince fikir üretiyor. Sonunda aklımıza Tarçın ismi çok uygun geldi.

İstanbul’a geri döndüğümüzde, karımla beraber gidip bize hediye edilen yavruyu aldık.
Köpek sahibi olan Senem Hanım, onları hangi mamayla ve hangi aralıklarla beslediğini anlattı. Yaptırdığı aşılardan ve verdiği tuvalet eğitiminden bahsetti. En önemli eğitimin verilmiş olması, bizi gerçekten çok sevindirdi. Tarçın’la maceramız işte böyle başladı.
Önceleri korkumdan dolayı ona çok bağırdım, onunla çok didiştim, bazen farkında olmadan aşırı sert davrandım ama o kendini sonunda bana da sevdirdi. Evde sürekli olarak onunla ben kaldığım için sahibi olarak beni belledi, ben de onu sanki çocuğummuş gibi benimsedim. Onu her türlü beladan ve tehlikeden korumayı kendime vazife edindim.
DSC03779

O evde kesinlikle havlamıyor, çevredeki kimseyi de rahatsız etmiyor. Etrafına diş göstermeyi bile bilmeyen, iyi huylu sakin ve uysal bir köpek. Ne bizi ne de bir başkasını, yaşadığı süre içinde hiç ısırmadı. Yemeğini her zaman elimden yemesine rağmen yılışıklığı sevmeyen, insanlardan uzak duran ve kendini başkalarına çok da sevdirmeyen bir köpek o.

Aramızda sessiz ve derin bir anlaşma var. Onun yardımıyla artık tüm köpeklere ön yargılı yaklaşmıyorum, beni korkutmuyorlar.

Hayat ne kadar tuhaf tesadüfler ile dolu ki insan gerçekten çok şaşırıyor. Karımın dayısının da Whippet cinsi bir tazısı var, ismini Dük koymuşlar. Dayı Bey eşiyle birlikte yurtdışına giderken, köpeği de mecburen annesine bırakıyor. Şarköy’e yazlığa gidince, evdeki iki köpekle de ben ilgileniyorum. Yemeklerini onlara elimle ben yediriyorum. İhtiyaçları için onları dolaşmaya ben götürüyorum. Dük’ün biraz kıskançlığı var ve dışarıda bulduğu her şeyi de yemeye çalışıyor.

tarçınduk

Bir akşamüstü karım Tarçın’ı aldı, ben de Dük’ü ihtiyaçlarını gidermeleri için dolaşmaya çıkardık. Yerde atılmış bir kâğıt mendili Dük hızla ağzına aldı, yutmaya çalışıyor. Biliyorum onu yutamayacak, yutsa da çok geçmeden kusacak.
Hemen kâğıdın ucundan yakaladım, onu Dük’ün ağzından almaya çalıştım. Sinirlenen hain köpek, kâğıt mendili bırakıp başparmağımı iki tane dişiyle öyle bir ısırdı ki acısı içime işledi ve parmağım da kanamaya başladı.

Ben Dük’e yüksek bir sesle çıkışınca, karım olayın farkına vardı. Ona damlayarak kanayan parmağımı gösterdim. Şaşırdı, hemen eve döndük. Parmağım eve dönene kadar, hiç durmadan kanadı. Vakit geçirmeden pansuman yaptık. Aşılarının tam olduğunu bildiğim için, kuduz aşısına gerek duymadım. Artık bu tür şeyler bende panik yaratmıyor, rahatım. Sadece kızgınım ve olayı da kabullenemiyorum. Tarçın’dan ayırmadığım, avucumdan beslediğim bir köpeğin beni ısırmasını kendime yediremiyorum.
Anneanne ise durup dururken o sıska Dük’ün beni ısıracağına inanmıyor, üstelik bilip bilmeden ona bir şey yapmışım diye itham ediyor. Ben bir hayvana keyfi olarak zarar vermem, ona da vermedim sadece onu korumaya çalıştım.

Bu olaydan sonra o köpeği yanıma hiç yaklaştırmadım, hiçbir ihtiyaçlarıyla da ilgilenmedim. Köpekle köpek olunmaz biliyorum ama onun yaptığı hareketi, kendimce hep hainlik olarak niteledim. Ona güvenemeyeceğime inandım.
Dük bir iki sene sonra böbrek kanserinden öldü. Herkes çok üzüldü, karım ve anneanne ağladı. Ben de üzüntülerimi belirttim, ama bu sadece lafta kaldı. Onun bana yaptığı bu hainliği hâlâ unutmuyorum.

Güzel köpeğimiz Tarçın da sekiz buçuk yıl yaşadı, onu hep yanımızda tuttuk, bir başkasına bir gün bile olsun bırakmadık. O ağır epilepsi krizleri geçirip kendini kaybetmesine rağmen bir kere olsun bizlere zarar vermeyi aklından bile geçirmedi. En sonunda o küçük kalbi krizlere dayanamayarak durdu. Gözyaşları içinde onunla vedalaştık. Onu hatırladıkça hâlâ içim üzüntüyle acır, gözlerim yaşarır ama onun sevgisini ve samimiyetini hiç unutmam.

Reklamlar

One comment

  1. Sevgili Gurcan bizim de birden fazla tazimiz oldu birak isirmayi havlamalari bile yoktu ama bizde daha cok husky var ve su anda butun ailenin sevgilisi olan max gecen sene elini severken beni isirdi nedeni ise egitim icin gonderdigimiz yuvadaki adamlarin hatalariona cok kotu davranmislar

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s