Ah küçük köpek

O yıllarda okullar kapanıp yaz tatili başladığında, bizim de hayatımız evin dışında oynayarak, ağaçlara tırmanarak, uçurtma yapıp oynayarak geçmeye başlardı.  Akşamları da evin yakınındaki Cumhuriyet sinemasında soluğu alırdık. Edirne zaten çok küçük bir yer olduğundan ve trafik derdi olmadan her yere rahatça gidildiğinden bizleri sınırlayan bir şey olmazdı. Mahallelerin bütün çocukları birbirlerini tanır, birlikte oyunlar oynanır ve tatlı maç rekabetleri yaşanırdı.

Arada mahallelerde yaşayan kedi ve köpekler bizlerin arkadaşı olur, hayatlarımız onlarla iç içe geçerdi. Annemin gittiği Kız enstitüsünü karşında bulunan bakkalın etrafında oynamak hoşumuza giderdi. Bizim evin köşesinde bulunmayan sakız ve gazozlar genellikle orada olurdu. Bizim bakkalda içtiğimizde kapaklarından bir şey çıkmazdı ama burada bedava gazoz bana bile çıkmıştı. Hatta bir gün Ankara gazozu kapağından hediye olarak plastik bir tabanca kazandım. O tabanca benim makaralar, uçurtmalar ve tel arabalar dışında tek oyuncağımdı. Onu kimselere elletmezdim, onunla oyun oynamak benim için büyük bir gururdu.

edirne saraçlar

İşte o bakkalın çevresinde dolaşan küçük köpek yavrusu da bütün çocukların arkadaşı olmuştu. Bu sevimli yavru tüm çocukların sevdiği, hiç çekinmeden ve korkmadan oyun oynadığı minik bir maskottu. Onu hepimiz sahiplenip benimsemiştik hatta kendimizce eğitmeye bile çalışıyorduk. O bazen koş, bazen yakala, şunu yap dediğimiz, bazen de evden getirdiğimiz yiyeceklerle beslediğimiz minik bir köpekti.

Biz pek fazla farkında değildik ama belediye tarafından halka bir duyuru yapılmış. Bizim o bakkalın oraya gittikçe oynadığımız küçük köpek yavrusunda, kuduz hastalığı varmış. Kale İçi semtinde yer alan bir mahallede, karantina ilan edilmiş. Orada oturan ve küçük köpekle temasta bulunmuş olan herkes hiç vakit geçirmeden, Edirne Devlet Hastanesinde kuduz aşısı olmaya gidecekmiş.

Anne babalarımız bu konuyu çok fazla önemsiyor, dediklerine göre bizler de gidip muhakkak aşı olmalıymışız. Olanları küçücük aklımla bir türlü anlamıyorum, neden böyle telaşlanıyorlar?

Küçücük sevimli bir köpekten bana ne zarar gelebilir ki?

Aşıların vurulacağı Edirne Devlet Hastanesi, İstanbul yolu üzerinde Ayşekadın semtine yakın. Bizim evimize göre, tam ters yönde yani şehrin girişinde. Annem çevredeki komşularıyla konuşup hemen gidişimizi organize etti. Aşıya gidecek mahalledeki diğer çocuklarla toplandık ve yürüyerek hep beraber yola çıktık.

Giderken arada bir koşup, yanımızdan geçen faytonların arkasına takılıyoruz. Eğer faytoncu gizlice arkaya takılanları fark ederse, uzun kamçısını yandan arkaya doğru şaklatıyor. Faytonun arkasında bulunan o demir üzerinde otururken, eğer çok kenarda duruyorsanız, kamçı doğruca sırtınıza gelip vuruyor. Asilikten mi yoksa salaklıktan mı bilmiyorum ama benim sırtımda da her zaman gizlemeye çalıştığım kamçı izi olurdu.

Güle oynaya devlet hastanesine geldiğimizde, öncelikle hepimizin bir deftere kaydı yapıldı. Bize verilen aşı karneleriyle birlikte gösterilen yerde sıraya girdik. Bizi susturan bir hemşire, yapılacakları anlayacağımız bir şekilde anlattı.
”Çocuklar hepiniz karnınızı açacaksınız, sırayla aşınızı yapacağız.“

Bu sözlerden sonra sırayla ve hiç korkmadan güle oynaya gösterilen odadan içeriye girdik, orada bulunan hemşire de karnımızdan aşımızı vurdu. Toparlanıp çıkarken, odanın kapısına konulmuş bir masada aşı karnemizi de imzalattık. Görevli olan hemşire, bizleri sert bir ses tonuyla uyardı.
“Yarın yine buraya gelip aşınızı yaptıracaksınız.”
O zaman anladık ki bu aşı on dört gün sürecek. Eh ne olacak, bize de oyun olsun işte.

Günler geçtikçe, şırınga ile vurulan aşının miktarının da arttığının farkına vardık. Bu iş eğlenceden çıkıp işkenceye, yani büyük bir acıya dönüşüverdi. Aşı canımızı çok yakıyor, aşıdan sonra bir süre ayaklarımız tutuluyor ve yürüyemiyoruz. Artık hiçbirimiz aşıya gitmek istemiyoruz, ama annelerimiz bu konuda çok titiz. Aşı karnelerimizi ve günlük vurulan damgaları sıkı bir şekilde takip ediyorlar.

O yaz sıcağında nihayet bütün aşılar tamamlandı ama bizler de resmen bittik. Yediğimiz on dört tane aşıyla, karnımız hem morardı hem de delik deşik oldu. İğne yerlerimiz yara oldu, çok da canımız acıdı. Yaşadığım bu acı tecrübe ile kedilere ve köpeklere daha ihtiyatlı yaklaşmam gerektiğini iyice anladım. Ancak bu sevimli hayvanlardan uzak durmam, aşıların acısı ve karnımdaki yaralar geçer geçmez hemen bitiverdi. Ben çocuğum, daha başka ne olabilirdi ki?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s