Kaybolan anılar

20160730_154247Dün karımla birlikte uzun yıllar sonra ilk defa Ayasofya Müzesine ve Topkapı Sarayına gittik. Arap turistlerle birlikte buraları gezdik, çevremizde bulunan herkes cep telefonlarıyla veya dijital fotoğraf makineleriyle sürekli resim ve video çekiyorlardı. Aynı şeyleri biz de yaptık, birkaç saat içinde yüzden fazla fotoğraf çekmişiz. Eve dönünce de internette bunlardan bazılarını paylaştık.

Geçmişe dönünce fotoğraf çekmenin büyüsünü de hatırladım. Ekranda görmeden yapılan çekimler, fotoğrafçılara banyo ettirilip bastırılan resimler. Yani bugün bunların hiçbiri yok, ben de bu konu üzerine daha önce yazdığım bir yazıyı tekrar açıp okumaya başladım.

Kaybolan Anılar

Nedense bizim zamanımızda diye söze başladığımızda, sanki çok önemli bir şeymiş gibi hemen heyecanla o günleri anlatmaya başlarız. Aslında farkında bile olmadan yaşlandığımızı, hayata fazlaca katkımız olmadığını hissettiğimizi derinden anlatmaya çalışıyoruzdur. Bu zamanın bizlere oynadığı oldukça garip bir oyundur. Yaş ilerledikçe aynı olayları sürekli olarak anlatma başlıyor, beynimizde ön plana çıkan bazı görüntüler dönüp durmaya başlıyor. Bu gün anlatılan başka günlerde yeni anlatılıyormuş gibi defalarca tekrar ediliyor. İster istemez, “Bunu daha önce de anlatmıştınız,” diyerek sözleri bölüyoruz ama hayat böyle işte!

“Bir gün sizler de yaşlanacaksınız,” dediklerinde bize bu sözler çok komik gelirdi. Aslında komik olan bizim boyumuzdan büyük düşünüp konuşmamızdaymış. Maalesef artık ben de annemin öldüğü yaşa geldim. Çok şükür aklım henüz yerinde, dünya yaşımı genç olarak bile niteliyor ama bedenim bunun böyle olmadığını bana hep fısıldıyor. Bel ağrılarım, kilolarım, tepemdeki serinlik bana günlerin hızla geçtiğini gösteriyor.

Çocukluğumda böyle miydim? Ömrümüz ağaçların üzerinde geçti diye yemin etsem başım ağrımaz, o doğal meyveleri dallarından seçerek koparırdık. Yaşadığımız şehrin sokaklarında kendi başımıza hiç korkmadan oynardık, okulumuza güle oynaya yürüyerek gidip gelirdik. O zamanlar hepimiz yokluğun bilincindeydik, kimse kafamıza kafamıza vurmuyordu bir şeyleri. Herkes yamalı çorap giyerdi, onların yırtılan ucu dikiş tuttuğu sürece dikilirdi, gömlek yakaları çevrilir tekrar giyilirdi. Ayakkabıların iki kere pençeye gitmeden sizi terk etmelerine kesinlikle izin verilmezdi. İşin doğrusu buydu.

Yataklar, yorganlar ve yastıklar yazın güneşe çıkarılır ve yünleri bahçede hallaçlar tarafından çırpılırdı, maalesef şimdi ki gibi boynumuzu rahat ettiren ergonomik yastıklarımız da yoktu. İçi saman dolu, tahta sedirlerin sert arka yastıklarını eminim çoğunuz hiç görmemiştir.

Bizim nesil çarpım tablosunu ezbere bilir, aklımızdan her zaman kolayca hesap yapabiliriz. Marketlerdeki kasiyerlerin bunu abartmalarını ise anlamakta zorlanıyorum, sonuçta üç beş şeyi aklımdan toplayıp çıkartıyorum. Çocukluğumuzda evimize şimdi olduğu gibi o zaman da her gün gazete girerdi. Ülkemizdeki ve dünyadaki gelişmeleri oradan okuyup öğrenirdik. Çoğumuz okunmuş olan eski gazete kâğıtlarından unla yapıştırıp kesekâğıdı yapar, okul harçlığımızı çıkarmak için muhakkak gidip pazarlarda onları esnafa satardık.

Okullarda sınıf tahtalarına öğretmenlerimiz tarafından yazılan bilgileri, sarı saman kâğıttan defterlerimize açılmaktan ufacık kalmış kurşun kalemlerimizle geçirirdik. Gözümüzle görür ve elimizle de yazardık, bu sayede okumayı ve yazmayı da çok iyi öğrenirdik.

Evet, bizler temiz gürültüsüz yerlerde sağlıklı yaşadık, hilesiz hormonsuz yiyecekler yedik, güvenli ortamlarda büyüdük ama samimiyetle itiraf ediyorum, gerçekten de şimdi ki çocukları bazı konularda çok kıskanıyorum.

Yaşantılarının tüm önemli anları, neredeyse her dakikaları, bir şeylere kaydediliyor. Fotoğraf makineleri, kameralar, telefonlar yani her şey onların yaşamlarını belgeliyor. Onlar artık sınıflarda tahtada yazılanların sadece resimlerini çekiyorlar, yazmak çok eski bir şey. Hele mesaj olayı bambaşka, ellerinde cep telefonlarıyla sürekli bir şeyler yapıyorlar. Sokaklarda kendi kendine konuşup gülerek yürüyen insanlara bizim zamanımızda deli denirdi. Şimdi bütün insanlar delirmiş durumda, ama bu teknolojik bir olay. Kulaklık denen bir kavram var, üstelik Çin’den milyonlarcası tezgâhları doldurmuş durumda.

Bize gelince doğal olarak her şeye uyum sağlıyoruz, cebimizde paramız olmasa da cep telefonlarımız en son model. İnternet denen şeyin nasıl çalıştığını ben hiç anlamadım ama gerçekten iyi ve kullanışlı bir buluş olduğu kesin. Telgraf kullanılan zamanları hatırlıyorum da aslında ne kadar önemli bir olaymış.

Evde masada yemek yeniyor, belli ki önemli bir kutlama yaşanıyor. O arada pat kapı zili çalınıyor, kapıyı açıyorsunuz karşınızda Postacı. Telgrafınız var, dediğinde o heyecanı hissedebiliyorum. İmzayı atıp birbirinin içine ters geçirilmiş yarım kâğıdı açıyorsunuz.

‘Seneyi devriyenizi kutlarız. …Ailesi’

Şimdi hayat sıradanlaşmış, şimdiki insanlar bu kadar ince davranmayı akıl bile edemezler. Böyle incelikler yerine daha hızlı haberleşip çok kelime üretmenin peşindeler, sesli harfleri atmalar, kelimeleri kısaltmalar. Yeni oluşan plaza edebiyatı, yabancı terimlerin dayanılmaz hafifliği. Sürekli çekilen ve anında paylaşılan resimler, videolar, beğenmeler, altında mesajlar.

Bütün bunları gördükçe ne düşüneceğimi şaşırıyorum. Bakıyorum da bizim tüm çocukluğumuz sene başına iki siyah beyaz fotoğraftan hesap edilirse, toplamda da on beş fotoğrafı bulmuyor. Üstelik çoğu da netlikten uzak ve sararmış siyah beyaz resimler. Yemin ediyorum köpeğimin bile benden çok fazla çekilmiş resmi vardır, kayıt edilmiş videoları ise hiç saymıyorum. Biliyor musunuz ben yolun yarısına geldiğimde, henüz çekilmiş bir saniyelik videom bile yoktu.

Yaşadığımız günler bazen yaşayanlar tarafından, cumhuriyet, devrim, muhtıra ve darbe devirleri diye kategorize edilir. Bizler aslında radyo devrinin aydın cumhuriyet çocuklarıyız. Günün belirli saatlerinde açılan, üzerine nakışlı örtüler yakıştırılan, göstermeden dinletip hayaller kurduran o radyonun zamanındanız. Küçük dünyalar içinde büyüyerek, okuyup öğrenerek bir şekilde bu günlere ulaşmışız.

Şimdiki nesilden çok daha gerçekçiyiz, sınırlarımızın neler olduğunun kesinlikle farkındayız. Olmayacak beklentilerin, bizi hayal kırıklığına uğratabileceğinin bilincindeyiz. Borçtan ve yalandan ödümüz patlar, iftiraya uğramaktan deli gibi korkarız. Bizler işte böyle sorumlu kişiler olarak yetiştirilmişiz ama yaşanan o yoksulluk yıllarında, zaten kimsenin fazla bir şeyleri de yokmuş. Özenilecek, istenecek ne varmış ki?

Ne olduğunu bile bilmediğimiz teknolojiler, öyle dakika başı değişmiyormuş. Satın alınanlar daha dükkân kapısının çıkışında eskimiyormuş. Zaten tüketim ne demekmiş bunun bile farkında değilmişiz.

Doğumlarımız büyük bir sır içinde gerçekleşirmiş. Bebeklerinin cinsiyetini, hiç kimse önceden bilemezmiş. O zamanlar ultrason gibi görüntü sistemleri yokmuş. Eski nesillerin ve bizlerin çocuklukları, görüldüğü gibi sadece anlatılanlarda hayat buluyor. Kıyıya köşeye konulmuş bir kayıt yok belge yok, fotoğraf deseniz o da hak getire.

Bizim görmediklerimizi bizlere hatırladıkları kadarıyla anlatan insanlar aramızdan ayrıldıkça, tüm güzel anılar da onlarla beraber yok olup gidiyorlar. Kendi adıma her fırsatta yazıyorum, insanlar içlerinde kendileriyle ilgili bir şeyleri muhakkak buluyor. Ben o okulda okumuştum, ben de o yaz oradaydım, şunu hatırlıyor musun gibi geri dönüşler beni mutlu ediyor.

Bir gün ben de geldiğim gibi bu dünyadan gideceğim, hafızamda yer alan görüntüler de benimle birlikte usulca uçup gidecekler. Belki yazdıklarım bazılarına bir şeyler hatırlatıp gülümsetecek, belki de kızdıracak ama ben zihnimdekiler kaybolmadan yazıyorum. Yazmaya da aklım yerinde olduğu sürece bıkmadan devam edeceğim.

Sevgi ve saygılarımla,

21 Ağustos 2007- Gürcan Şen, PhD

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s